22 Şubat 2020

Ahlaksız Gazetecilik

Bir bloğa yazılacak yazı belli bir uzunlukta olmalı, twitter ise çok kısa. Ben hep arada kaldığım için pek yazı yazmıyorum. Fakat bu sefer değinmeden edemeyeceğim. Herkese malum edilen 10 yaşında bir  çocuk var. Bu çocukla ilgili en son bilmem kaç yıl önce (artık 7 yaşına mı denk geliyor bilmiyorum) attığı tweetlerden toplumun belli kesimlerine nefret yada sevgi aşılamaya çalışan bir habere denk geldim. Çocuğun ne olduğu, ne okuduğu veya ne olacağı önemsiz benim için.  Fakat kendisi anlayabilecek insanların anlayacağı oldukça basit bir şeyi bize kanıtlamış oldu. Oda gazeteciliğin ekseriyetle güvensiz ve ahlaksız olduğu.



Bu gazetecilik, 10 yaşında bir çocuk hakkında günlerdir toplumda ayrıştırıcılık yaratacak haberleri insanların gözüne sokmakta bir sakınca görmüyor. Bir çocuk hakkında insanlara nefret duygusu aşındırmaktan da geri kalmıyor. Bir çocuğun psikolojisini, insani ilişkileri, ailesi ile ilişkileri kendine ekmek ediyor.

Birde bu arkadaşların bir tanesine laf etseniz, "basında özgürlük", "Türkiye'de basına kara leke" gibi uyduruk mottolarla sizi yaşayanlar mezarlığına göndermeye çalışıyor.

Mümkünse ne gazate okuyun, ne tvde haber izleyin ne de internette ki haber sitelerinde dolaşın. Bunlar tamamen sizin psikolojinizi manipüle etmek, hedef aldığı insanların hayatını mahfetmek uğruna kar etmek üzerine kurulu bir sistem. Hiç bir birşey bilmemekten daha kötü olan şey, birazı için insanların hayatına tecavüz etmektir. Zaten hiç birşey üzerinde de bir kontrolünüz yok. Bunuda aklı başındaysanız öğrenmişsinizdir zaten.

Artık kurunun yanında yaşta yanmalı, kimse çıkıp ben işimi düzgün yapıyorum demesin. Artık bir önemi yok çünkü.

17 Şubat 2020

Ivır Zıvır 87


Yine geldik bir ıvır zıvıra. Buraya içimi dökmesem, kesinlikle rahat edemiyorum.
Evimin duvarları kırmızı diye her gelen burada nasıl yaşıyorsunuz tepkisi veriyor. Ben kimsenin evine gittiğimde beyaz duvarları görüp, aynısını söylemiyorum. Çünkü bence beyaz duvar hastane ve tuvalet belirtisi. Beyaz mobilya da öyle. Sanki tahtaya tırnağınızla cırtt sesi yapıyormuşsunuz gibi içim gıcıklanıyor.
Yaş 30’a gelene kadar herkese “arkadaş” diyorsun, 30’u geçtikten sonra sadece tanıdık oluyorlar. Arkadaş dediklerin çok daha özel bir yere konumlanıyor ve bir elin parmak sayısını geçmiyor, maalesef..

Bazı insanların kendini beğenmişliği, kibiri sinir bozucu olabiliyor. Bir insan size bir şey sorduğunda cevap vermemek kibirdir. Toplumda arada selamlaştığınız insan yanınıza gelip size bir şey sorduğunda aynı şeyi yapmıyorsanız, internette de yapmayın! Ya da yapın ya, ne mal olduğunuzu anlayalım da insan kategorisine koymayalım. Fikirlerinizi önemsemeyelim, ne dediğiniz umrumuzda olmasın.

Alerjisi olmayan insanlar gerçekten çok şanslılar. Boğaz yanması şikayeti ile dr a gittim. Penisilin alerjim olduğu için agumentin yazıp, sildi. Sonra gargara verip yolladı. 2 ilaçla geçecek boğaz yanmasının iyileşme süreci 1 hafta. Ömrümde ilk kez kanal tedavisi olacağım için iğne olmam gerekiyor. Gittiğim 4 dr da iğne yapmaktan korktu, alerji testi yapmamı istedi. 2 tüp ilaçtan iğneyle tek çizik atmak için alerji merkezi 1500tl istedi. Devlette ise alerji bölümüne randevu alamıyorum. İstanbul gibi bir metropolde bir kaç hastanede var. Bunca alerjik insan varken hemde. Yaklaşık 6 aydır aynı dişin saçma ağrısını çekiyorum. O yüzden sırf bu yüzden bile şükredebilirsiniz.

Şu hayatta yaptığım seçimlerin en kötüleri kesinlikle meslek seçimi. çocukluk hayalim olan, araba tamirciliğini gerçekleştirmek istiyorum fakat babamın "sanayi kızlara göre değil!" Lafı bana ket vuruyo 12 yaşımdan beri. Kaputu açıp, her motorun kendine özel işleyişini çözmek, ne keyiflidir oysa. Sorunu bulup, halledebilmek. Artık kafamı yoracağım bir meslek değil, fiziksel olarak yorulup, kafa olarak rahat olacağım bir mesleğim olsun istiyorum

Korona virüs yüzünden dışarı çıkamıyorum bu arada, iyice psikolojim bozuldu.



23 Ocak 2020

Bir ah.


“Oturup anlat desen, söyleyecek sözüm yok
Nerelerdeydin desen, var olduğum bir yer yok.”

Ah ne güzel söylerdi Erhan Güleryüz. Var olmadığım yerden yazıyorum size. Geçti, bak deyip yanağıma öpücük kondurmasaydı, nasıl dayanırdım bilmiyorum. İçimde her geçen gün parçalanan, kopan bir şeyler var ve her gün canımı daha da acıtıyor. Sanki bir şeyler paramparça oldu durduk yere. Ve ben, ben her kimsem, ne olduğumu, neden olduğumu, neye sebep olduğumu bilmiyorum. Ben derdimi anlatıyorum, anlatamıyorum. Dinlenmiyorum. Hiç kimse dinlemiyor beni. Bazen oturduğum yerde hissettiriyorum ama hayır, yine anlaşamıyorum. Ben anlaşamıyorum. Ben çok farklı bir frekansta konuşuyorum, çok başka..

Biz birbirimize çok iyi geldik diyorlar ya, şaşırıyorum. Nasıl? Nasıl bir insan bir insana iyi gelebilir ki? Her söylediğinizi anlayan, size her şeyi anlatan, söylediklerinizin arkasında hep bir art niyet aramayan birileriyle belki iyi gelebilirsiniz. Geçen rüyamda görmüştüm. Öyle bir şey olmuştu çünkü.



22 Ocak 2020

Ivır Zıvır 86


Ben bu ay neler yaşadım?

Öncelikle Ekşi Sözlük'te yazar oldum. Artık her yapılana daha dikkat ediyorum, unutmayın, yazarım!

Kaymakamlık sınavını kazanabildiğimi kabul etti a kişisi. Fakat yapma dedi. Nedeni ise, 1 yıl başka bir şehir, 1 yıl başka şehir olmak üzere 2 yıl staj dönemi gördükten sonra 1 yıl da yurt dışında dil eğitimi alıp, asıl gideceğim şehre atanmak gibi durumlar söz konusu olduğundan. Hani bebek var, ben varım, ben ne yapacağım gibi şeyler söyleyerek beni caydırdı. Ha, diyeceksiniz ki, sınavı geçtin de olacak mı bunlar? Hayır, bir de tüm bunlardan önce mülakat vardı ki ben mülakatta kendime güvenirim.

Kaymakamlığı rafa kaldırdığım bu günlerde, kendimi yeme-içme ye adadım.

Spora devam ediyorum, giderken bisiklet kullanmayı kafaya taktım. Fakat bisikleti alıp sokağa çıkarmaya mecalim yok. Yürümek daha kolayıma geliyor.

Ve hastalık.. umarım sizi bulmamıştır. Çünkü kiminle konuşsam başından geçmiş veya geçmekte. Hatta 2020 grip yılı bile diyebilirim. Domuz gribinin yanı sıra ilginç bir grip daha peydah oldu. Öncelikle kemik ağrısı ile başlıyor. Sunii sancıya benzer bir ağrı bu. Oturup ağlamıştım bir akşam. Sanki kemiklerimi içerden ayırıyorlardı. Ertesi gün yataktan kalkmaya mecaliniz kalmıyor. Kuru bir öksürük. Burun akıntısı, hapşırık ve deli gibi halsizlik. Ama öyle böyle değil. 2 adım atınca yere uzanasınız geliyor. Bende bebek olduğundan hasta olma gibi bir lüksüm yok. Bu yüzden hemen anneme gittik. Ha bir de 39 derece ateş. Anneme gidince akşamında bebekte hasta oldu. Sonra ben mecburen hastalığımı unutup, onun ateşini kontrol altına almaya çalıştım.

Hastalığı yaşayınca insan, gerçekten sağlığının değerini biliyor. Ben bu yaşa kadar hiç hasta olmadım diye övünüyordum. Fakat anladım ki, hastalık gerçekten insanın hayatını kabusa döndürüyormuş. Bu yüzden, artık hiçbir şeyi kafaya takmıyorum. Sizler de takmayın. Rahat bir şekilde uyuyabiliyorsanız, sağlıklıysanız, çözülemeyecek hiçbir şey yok bu hayatta!