17 Ekim 2017

Mekan Keşfi: Balkon Cafe & Kahvaltı

Uzun zamandır mekan keşfi yapmamışım. Bu vesile ile, çok sevdiğim değerli dostlarım Vildan ve Gizem ile birlikte Balkon Cafe'ye gittik..

Öncelikle mekanı nasıl bulduğumu söylemek istiyorum. Mekanı Zomato üzerinden buldum. Beşiktaş'ta bir sürü kahvaltıcı olduğunu biliyorum fakat ne zaman öylesine bir mekana girsem, hayal kırıklığı ile ayrılıyorum. Mesela normalde kahvaltısı muhteşem olan Aslı Börek'in Beşiktaş şubesi tam bir facia. O paraya o hizmet neyine yetmiyor diye düşünebilirsiniz fakat kahvaltıcılar sokağında yine aynı paraya daha iyi kahvaltılar sizi karşılıyor..

İşte gittiğim ve gerçekten inanılmaz memnun kaldığım kahvaltıcılar sokağında bulunan Balkon Cafe'den bahsedeceğim sizlere. Biz mekana pazar günü saat 10'da gittik. Balkon kısmında oturduk üçümüz. Mekanın dopdolu olması bizi şaşırtmış olsa da kalkmaya yakın dışarda oluşan sırayı görünce halimize şükrettik. Saat 12 sularında masadan kalktığımızda kapıda 15 kişilik bir kuyruk vardı. Yani daha fazla da olabilir bilmiyorum. Birisi kalksın da oturalım diye bekliyorlardı. Koskoca kahvaltı sokağında bir tek bu mekanda bu sıranın olması Zomato'daki 4 /5 puanının yanı sıra bence kesinlikle hizmeti ve kaliteli kahvaltısıydı..

Gizem ve Vildan serpme kahvaltı, ben ise kahvaltı tabağı istedim. Bir de pişi tabağı söyledik. Siparişimizi alan kişi bu siparişin çok olduğunu, serpme kahvaltı ve pişi tabağının bizi hayli hayli doyuracağını söyledi. Boşa kahvaltı tabağı söylemeyin, ziyan olur diye de ekledi. Eğer doymazsanız üzerine ben size bir şeyler getiririm de dedi. Biz şok olduk. Normalde bir işletme 50tl lik serpme+17 tl lik kahvaltı tabağı nı duyunca asla böyle bir şey söylemezdi. Nasıl olur bu diye düşünürken "bizim için para değil, sizin buradan mutlu ayrılmanız önemli" dedi. İşte o zaman anladım o sıranın sebebini..

Gerçekten harika bir serpme kahvaltı bizi karşıladı. Menemen yiyemediğim için katı yumurta istedim, haşlatıp getirdiler. İki kişilik serpme kahvaltıya üç kişilik servis açtılar ve sınırsız çay verdiler. Üstüne üstlük salam tabağına dokunmadığımızı görünce salam yiyip yemeyeceğimizi sordular, ben de yemeyeceğimizi geri alabileceklerini söyledim ki o efsane cevapla karşılaştım "o zaman bunu peynir tabağı ile değiştirelim" benim gibi peynire aşık bir insana söylenebilecek en muazzam şeydi. Koskoca bir peynir tabağı daha geldi sofraya , benim gözlerimden iki damla yaş süzüldü. Mutluluktan ölebilirim dedim vildan a. Peynirlerin kalitesi, domateslerin harikalığı, salatanın güzelliği beni benden aldı.

Diyeceğim o ki, eğer Beşiktaş'ta kahvaltı yapmak isterseniz bu mekana mutlaka uğrayın. Harika bir kahvaltısı var. Pişisi de güzelmiş, ben yemedim. Vildan bu işin ustası olduğundan onun fikrini paylaşıyorum nacizane. Artık pişiyle evde uğraşmam, canım isteyince nereye geleceğimi biliyorum dedi. Biz mekandan çok memnun kaldık. Önündeki sırada yer almak istemiyorsanız, biraz erken gelin derim ben. Hafta içi durum nasıl bilmiyorum ama en kısa zamanda tekrar gidip bakacağıma emin olabilirsiniz..

Görseller internetten altındır. Çok acıktığımdan sofrayı çekmeye fırsat bulamadım maalesef :/

12 Ekim 2017

Günlük - 15

Merhaba günlük..

Hayallerimle hayatlarım arasında gidip geliyorum son günlerde. Eskiden hayal kurmayan insanların daha mutlu olduklarını iddia ederdim. Kesinlikle öyleymiş, denedim gördüm. Bir sürü hayal kuruyor, hiç birine ulaşamayınca çılgınlar gibi üzülüyorum. Mutsuzluk büyüdükçe insanı çepeçevre saran bir sıkıntı haline dönüşüyor. 

En çok da gitmek istiyorum. İstanbul'da bile görmediğim sokak aralarında gezmek, hiç yorulmayacakmışcasına yürümek istiyorum. Sokakta bir bankta oturup simitle peynir yemek istiyorum. Çay sevmem ben, ıhlamur istiyorum. Mis gibi ıhlamur kokusu altında denizi seyretmek istiyorum. Belki şanslıysam denize ayağımı sokmak istiyorum. Hadi ama bunlar zor şeyler olmamalı insan hayatında. Ama benim için şu günlerde olabildiğince zor. Tek başıma yapmak istemediğim her şeyi tek başıma yapmam gerekiyor ve ben bu yalnızlık duygusuna itilmekten nefret ediyorum. Sanırım paylaşım yapmayı çocukken iyi öğretmişler bana. Mutluluğumu, o güzel anları paylaşmak istiyorum. paylaşım olmayınca da mutsuz oluyorum..

Bugün bir arkadaşımın eşine yapmış olduğu doğum günü sürprizini izledim. Adamcağız o kadar şaşırmıştı ki.. O an benim başıma hiç böyle bir şey gelmediği aklıma geldi. Doğum günlerini o kadar önemserken asla sürprizle karşılaşmamıştım.Belki de hiç birini hak etmiyorumdur. Galiba öyle.

9 Ekim 2017

Bunların hepsi senin için..


İnsanın kendini her an özel hissetmesi imkansızdır. Zaten öyle olsa özellik niteliğini kaybeder. Bu yüzden olabildiğince değerli anlar vardır insanın hayatında. O anların değerini genelde yaşarken anlamayız, sonrasında dank eder. Dank ettiği anda tekrar özel hissederiz kendimizi..

Ben dün kendimi çok özel hissettim. O kadar özeldim ki.. Sabah a kişisi ile kahvaltıya gittik. Gittiğimiz yer o kadar doluydu ki, masamız ikiye bölündü ve hemen yanımıza bir aile oturdu. Baba-anne ve iki kızından oluşan çok tatlı bir aileydi. Babalarının olumsuz elektriği direkt bizim masaya da yansıdı. Sadece surat asıyor, ellerini çenesine dayamış etrafa sinirle bakınıyordu. Sanırım dip dibe oturmaktan hoşlanmamıştı. Bunu fark eden 5 yaşlarında olan küçük kız o şirin ses tonuyla "babacığııımm, bizlere nee kadar da güzel bir yer buldun böyle, hepimiz sığabildik bak" dedi. O kadar tatlı bir ses tonuyla söyledi ki, o cümle bana edilse, kalkıp yanaklarını sıkarak öperdim. Baba tepkisiz.. Sonra kız tekrar babasına "babacığım çok güzel kahvaltı tabakları değil mi, içlerinde her şey var" dedi. Baba yine tepkisiz.. Sonra kız babasına yine şu an hatırlayamadığım bir şey daha söyledi fakat baba yine tepkisiz.. Annesine döndü, asık bir suratla ve az önceki ses tonu onun değilmişcesine donuk bir ses tonuyla "yumurtamı soyar mısın" dedi. O da yumurtasını aldı ve soydu..

İşte o an kendimi çok özel hissettiğim andı. Kendi çocukluğumu düşündüm hemen. Babam, tam da ben o yaşlardayken benimle harika iletişimler kurmuştu. Tam o yaşlardayken, bir hafta önce tatile gitmiş, fakat tatilin tadını babam gelemeden alamamıştık. Babamın gelmesini dört gözle beklerken o pembe gömleğiyle kapıda belirmişti. Koşarak boynuna sarılmış "babacığım gömleğin ne kadar güzel, pespembe" demiştim. Aslında çok komiğime de gitmişti. Babalar pembe giymezlerdi sonuçta. Babam benim ses tonuma benzer bir sesle "Senin için giydim güzel kızım" demişti. O an gerçekten babamın istanbul dan çıkarken beni düşünüp o pembe gömleği benim için tercih ettiğini düşünmüştüm. O kadar güzel bir duyguydu ki.. Tekrar o ana döndüm düşününce. Bir çocuk için o kadar ufak bir cümle ne kadar büyük dünyalara yelken açıyordu öyle. Benim için...

Sonra hep babam gittiğimiz yerlere bizim için gittiğini, bizimle keyif aldığını, bizsiz hiç zevkli olmadığını söyledi. Asla bizi ananemlere bırakmadı. Eğleneceksek hep birlikte dedi. Çocuksuz eğlence mi olurmuş, bizim yarımız sizsiniz derdi. Annem de tabi.. Bizi asla bir yerlere bırakıp, aklımızı onlarda bırakmazlardı. 26 yaşına geldiğimde hala annem ve babamla zaman geçirmekten hoşlanan iki kardeş olduk abimle. Hatta artık babam dalga geçerek "artık düşün yakamızdan aa" derdi. Koskoca insanlar oldunuz, biraz da kendi arkadaşlarınızla takılın. ama o kadar huzurluydu ki onların yanı..

Aile yapısının bozulmaya yüz tuttuğu şu günlerde, çocuklarınızla ilgilenin. Kazandığınız paralar, geleceği geleceği diye düşündüğünüz o kapitalizm o çocukların geleceği değil. O çocukların geleceği, onlara kendilerini ne kadar özel hissettirdiğiniz, soru sorduklarında yüzlerine dönüp onlara cevap verdiğiniz, düşüncelerini öğrenmek istediğiniz, yargılamadığınız, dinlediğiniz-anlattığınız, iletişiminizin güçlü olduğu, birlikte bir şeyler paylaştığınız zamanlardır. Eğer çocukken siz onlarla ilgilenmez, işleriniz güçlerinizin peşinde koşarsanız, büyüdüklerinde de onlar sizlerin suratına bakmaz, sevgiyi çok başka yerlerde bulmaya çalışırlar. Lütfen çocuklarınızın elini bırakmayın. Kaç yaşında olursa olsunlar..