29 Haziran 2014

Çocukluğum

John Wilhelm adında bir fotoğrafçı abimiz kızlarının fotoğrafını paylaşmış bugün. İnanılmaz beğendim. Çocukluğum kapı eşiklerinde geçtiğinden olsa gerek. Kendimi gördüm kızların gözünde. 

Çocukluğuma inecek olursak Tolstoy kadar muhteşem cümleler kuramayacağımı bilesiniz. Çünkü ben çocukluğumu abimle geçirdim. Abim her zaman muzip bir çocuk oldu ve ben onu frenlemeye çalışan abs fren sistemi. "Abi eğer böyle yaparsak çok kötü olur " cümleleri ile bırakın yapacağı eylemden vazgeçirmeyi, bir de o eyleme ortak olurdum. "Seni anneme söylicem" tehditi ise hiç bir işe yaramazdı. Çünkü asla anneme söylemezdim. Taa ki benim canımı sıkıpta "Sen görürsün" e iş bağlanana kadar. Abim görmezdi. Ben de görmezdim. 

Annem genç bir anne olduğundan olacak ki tahammül sınırları olabildiğince yüksekti. Biraz da çocuk ruhluydu diyebilirim. Babam da çocuk aşığı bir adam olduğundan, ne yaparsak yapalım her zaman haklı bizdik. Fakat buna rağmen şımarık çocuklar olmayı başaramadık. Her istediğimiz alınmadı çünkü. Babam istediğim şeyi istediğim an elde etmemin yanlış olacağını, çünkü o zaman kıymetini bilemeyeceğimi söylerdi hep. Nitekim de öyle olurdu.

Çocukluğum eğlenceli geçti. Ufak tefek bunalımlar yaşadığım doğruydu fakat bunlar hep çekirdek ailemin bir üst makamı olan sülale dolayısıyla oldu. Fakat şimdi düşünüyorum da, onlarda da hep bir hayır vardı.

Ben ilk bisikletimi 7 yaşımda aldım. Ondan öncesi ise abimin eskileri ile geçinme üzerine kuruluydu. Bisiklet kullanmaya aşık olduğum bir vakit ki bu 10 yaşlarıma tekabül ediyor, bisikletim çalındı. Hafiften bir depresyona girdikten hemen sonra yeni bisikletim alındı. O da 1 yıl kadar sonra tekrar çalındı. Sanırım biraz sarsuk bir çocuktum. Bisikletimi nereye park edeceğimi bir türlü öğrenememiştim. Derken vazgeçtim o sevdadan ve 5 yıllık paten aşkıma yelken açtım. Evde bile paten kaydığım o günlerde, inanılmaz şeyler yaşadım. Saçma sapan çocukluk ve teenager arkadaşlıklarımı o zamanlar kurdum. Fakat sonra hepsi paten aşkım gibi söndü, gitti.

Sonra dansçılığa merak salıp, dans ettim. Bir grup kurdum ki o günleri hatırladığımda hala rezilliğim dolayısıyla yerin dibine giresim geliyor. Grubumuz juri onayını alıp, dans etmeye hak kazandı. Derken dans ettim. Yaklaşık 6 aylık çalışmanın karşılığını alkış olarak alınca aradığımın o olmadığına karar verdim. Sonra voleybol denen bir meletle tanıştım ki o yaşlarda her genç kız voleybol oynuyordu. Fakat o kadar kötü oynuyordum ki, beni oyunlardan olabildiğince hızla attılar. Ben de yan sahaya ulaşıp basketbol oynadım. Yaklaşık 2,5 yıl kadar delice oynadım basketbolu. Oynamamın yegane temeli koçumuz olacak adamın 12 cm kadar uzarsınız en az demesiydi. Çocukluğum "Ooo abinle aranızda 1 yaş var, kesin geçersin onu sen" cümleleriyle geçti. Fakat abimi asla geçemedim. Basketbolla bile. 

Kocaman abimin olmasının faydalarını hep gördüm tabi. Kimsenin dokunamadığı bir insan oldum. Dokunamamak derken, ciddi anlamda değmekten bahsediyorum. Birisi yanımdan geçerken omzuma eli değse, abime dövdürttüğüm yıllar başladı. İnsanın kocaman bir abisi olunca, muhteşem oluyordu tabi. Bu kısmetlerimin kapanmasına sebep oldu fakat dedim ya, her işte bir hayır var.

Basketbolla da aradığımı bulamayınca tenise başladım. İlk oynadığım günlerde omuz tutulmaları yaşadığımdan olacak ki, çabuk vazgeçtim. Fakat en çok efor harcanan sporun o olduğuna karar verdim. Sonra asla istediğim sporu bulamayacağıma karar verdim. Hobi olarak yüzdüm. 

Sanatsal faaliyetlere yöneleyim dedim. Önce piyano çalmak istedim. Babam piyanonun apartman dairesine uygun düşmeyeceğine beni ikna etti. Kocaman bir org aldı. İstediğim şarkıları çaldıktan hemen sonra ondan da sıkıldım. Bir bahar şenliğinde Ogun Sanlısoy'dan Saydım'ı çalan bir kızla tanıştım. Kız şarkıyı gitarla çalıyordu. Hemen gitara merak saldım ve tek derdim o şarkıyı çalmak oldu. Nitekim çaldım da. Çok da zor değildi zaten. Sonra aniden gitara olan o ani aşkım da yok olup gitti. Eve gelen ufak bir çocuğa gitarımı teslim ettim. 

Sanırım delice vazgeçemediğim tek şey hayatımda oyunlar oldu. Oyunlar kendilerini geliştirdikçe, onlardan vazgeçemez oldum. Atari ile başladığım saçma maceram, hala devam etmekte. Bilgisayarla tanıştığım ilk yıllarda oynadığım JazzJack Rabbit ve midtown hep klasiğim oldu. Sonra Simcity ile devam ettim. Derken hala oynadığım Age of Emprs ile tanıştım ki, özellikle müziklerine hayran oldum.

Sanırım insan bunca şey yaptıktan sonra, bunca şey yapmanın yorgunluğunu yaşıyor. Şimdilerde ne yapsam da içimdeki boşlukları doldursam kararsızlığı içindeyim. Oturup kitap yazıyorum ama hala bir konum yok. Umarım saçmalama uzmanı olmam. Kesinlikle olmam. Tamam , oldum.

28 Haziran 2014

Ben Bugün

Yayınlarına başlık atmakta zorlanan bir ben değilimdir heralde. Kafası allak bullak olmuş biri olarak söylemeliyim ki, hayat beni son 1 haftadır inanılmaz zorluyor. Eminim sizi de öyledir. Lanet olası kapitalist sisteme,hatta federallere bağlamalıyım bu durumu belki. Hadi ama ben bugün Transformers filmine 3 saatimi harcamış insanım!

Film 3 saatlikti fakat hiç sıkıcı değildi. Bilmem kaç gözle beklediğim maymunlar cehenneminden hiç bahsetmiyorum bile. Kendisi 11 Temmuz'da vizyona girerek beni deli edecek. Zira oruçlu oruçlu gidilmez sinema denen melete. E akşam gitsek desek, nasıl gitcez? Hadi gittik diyelim, nasıl döncez? Ama bu resmen büyük bir hata.

Transformers filmi hakkında hiç bir şey söylemicem. İzlenebilir bir film. Zevkli ve bolca aksiyonlu. Kullanılan efektlere hayran kaldım ki zaten film efektlerden oluşuyor. Sonra ne mi oluyor?

Neyse efenim bırakalım bu lafları. Bugün günlerden Ramazan. Sahuru beklerken yine oyuna sarmayı planlıyorum. Ya da ne bileyim, bir şeyler yapmalıyım.

Ne demiştik en son?

25 Haziran 2014

Bir İşsizin Günlüğü


İşsizliği benden iyi kimse anlatamaz diye düşünürken, aslında anlatmanın ne kadar zor olabileceğinin bilincine vardım. Zira işsizlik anlatılmaz, yaşanır. Ve eminim ömrünüzün belli bir bölümünde mutlaka işsiz kaldınız. Şimdi o gökdeleni bol, ofisi İstanbul'u ayaklarının altında alan insanlar! Eminiz ki sizler de bir zamanlar bizler gibi işsizdiniz. İşkur kapılarında gezmediniz belki fakat mutlaka cvnizi bir internet sitesine girdiniz. Birilerinin eline verdiniz sizi bir yerlere soksun diye. Hiç biriniz ananızın karnından o cahil cuhelanın bulunduğu gökdelenlerin içine doğmadınız!

İş bulma kurumu diye bir şey yoktur. İyi yerlerde bulunan dayılar, amcalar ve komşu tanıdıklar vardır ki bunlar memleketimin her insanına nasip olmaz. Eğer o şanslı insanlardan bir tanesi değilseniz, sağlam geliri bulunan bir dedeye veya Mısır'dan gelecek olan mirasa sahip değilsiniz işte o aradığımız insan sizsiniz! İşsiz!

Memleketimde elimi sallasam öğrenciye çarptığından okuma oranı oldukça yüksek diye sevinirken, bir yandan da bu kadar okumuş insanı nerede çalıştıracağız çalışmaları başlamadı. Yapılan en büyük hata bu olsa gerek. Kalifiyeli eleman varken, kalifiyeyi harcayacak alan yok. Açılan abuk sabuk bölümleri anlatmayacağım. Çünkü eğitim değil bizim sorunumuz, eğitim sonrası öğretim.

İş arayan bir insan olarak tüm samimiyetimle söylemeliyim ki; iş yok dostlar. Biz işsizlerin hep gözü yükseklerde olur. Memur yaşantısı isteriz ama asla bir memur olmak istemeyiz. Zira memurluk, fotokopi makinesinde foto çekmekle eşdeğerdir. Her sabah aynı sabaha uyanır, her akşam aynı akşamı uyursunuz. Monotonluğun dibinin yanı sıra, bir sürü sizle eğitim seviyesi farklı farklı olup, aynı seviyeye gelen, muhtemelen devlet büyüklerinden birinin akrabası olan üst düzey insanların altında yer alırsınız. Depresyon için bir sürü sebep bulabilirsiniz çalışırken. Fakat aniden kendinizi tokatlarsınız. Devlet baba büyüktür. Her ay tıkır tıkır maaşınızı avucunuza sayar. Saydığı gibi almasını da bilir fakat o mevzu başka.

Memur hayatı yapamam deyip, sanki devlet kırmızı halılarla sizi çağırıyormuşta siz gitmiyormuşsunuz gibi davranırsınız. Hemen özel şirketlere yönelirsiniz ki orada size kan kusturulacağından haberiniz yoktur. Bir çok dalaverenin içinde bulursunuz kendinizi. Ya maaşınız yatmaz, ya da yattığını sandığınız sigortanız. Sgk'ya gider, borçsuz başınızın aslında ne büyük borçların altında debelenip durduğunu öğrenir de, kalp krizinden hallice, yalpalaya yalpalaya uzaklaşırsınız binadan. Köşe başındaki simitçi amca sizin gibi bir çok insan daha gördüğünden, artık bünyeye etkisi hiç yoktur. Hani köşe başında bayılsanız, su dökmeye gelmez başınıza.

Gördüğünüz ilk iş yerine atlamanın cezasını çektikten hemen sonra, yine devlet babaya dönmek istersiniz. Fakat işte o iş kolay değildir. Kpss derler, sizin bölümünüzden 2 kişi alırlar sınavla. Muhtemelen onlarda yanlış yapmayan, şu üniversitede inek diye aşağıladığınız, reklamları bile test usulü çözümleyen insanlardır. Girmek istediğiniz bölümde çalışan diğer 8 kişi ise, muhtemelen birilerinin, bir yerlerde tanıyıpta beğendiği, Kpss sorularının yarısını bırakın çözebilecek, okuyabilecek seviyede bile olmayan insanlardır. Onlar başta bahsettiğimiz doğuştan gökdelenlerin içine doğan insanlardır. Atalarımız da utanmamışlardır bunlar için söz uydurmuşlardır. "Para parayı çeker".  Hani küfreden birisi olsak burada ne küfürler ederiz bu konuda ama neyse ki öyle değilizdir. Çekmez anacım! Siz çekersiniz, fakat çekmiyor gibi yapar, çekmişliğin en büyük çekmişliğinde rahatça yaşarsınız.

Bir sürü yere baş vuran işsiz ne yapacağını bilemez bir halde adını vermek istemediğimiz herhangi bir marketin önünden geçerken kasiyer olmaya karar verir. Sorsan diploması vardır ve o diplomayı nasıl aldığını bir de ona sormamız gerekir. O diploma için, ne inek kızların peşinden koşmuştur, ne kopyalar çekmiştir, ne notların fotokopisini ucuza getirmek için beş sokak gerideki fotokopiciye gitmiştir O. Neyse, biz anlamayız. Diplomasıyla kasiyerlik alanında ilerler. Ya da bir çağrı merkezinde yerini alır. Olmadı başka başka yerlerde takılır. Asla o gökdelenlerin ofis katlarına çıkamaz. Aldığı maaşla, alt katlarında bulunan avm'den bir şeyler alıp, kendini mutlu etmeyi başarır. Ama işine şükretsindir. Çünkü hala iş bulamayan ve bu yazıyı yazan insan gibi insanlar da vardır. Neyse efenim, mevzu bu kadardır. Yaşasın işsizlik. İşsizim, işsizsin,işsiziz. iş.

20 Haziran 2014

Heyecan Dorukta! Magnum Altın Kelebek Ödülleri 22 Haziran'da.


Türkiye bu yıl yıldızlarını Magnum ile birlikte seçiyor. Televizyon ve müzik dünyasının en iyilerinin ödüllendirildiği Hürriyet Altın Kelebek Ödülleri, bu sene haz tutkunlarının vazgeçilmez markası Magnum işbirliğinde “Magnum Altın Kelebek Ödülleri” ismiyle düzenleniyor.

Kırmızı halı geçitinden sahne performanslarına tam bir Oscar havasında gerçekleşecek törende, gecenin sunuculuğunu Mete Horozoğlu üstlenecek. Onur konuğu ise büyük bir isim. Hollywood dünyasından tanıdığımız, dünyaca ünlü oyuncu Jessica Alba.

Ödüller 22 Haziran Pazar akşamı, muhteşem bir törenle sahiplerini bulacak. Bu törenin muhteşem olmasının bir başka nedeni de Magnum’un 25. yıl etkinlikleri kapsamında gerçekleşmesi. Jessica Alba’nın yanı sıra sahne alacak sürpriz sanatçı ve şovlar, ödüllerin heyecanına heyecan katacak.

Sanat dünyasının ünlü simaları ve iş dünyasından tanınmış isimlerle kırmızı halı röportajlarının gerçekleştirileceği gecenin ev sahipliğini Vuslat Doğan Sabancı, Hürriyet, Kanal D ve Magnum üst düzey yönetimi yapacak.

Her sene olduğu gibi Hürriyet okurlarının internet ve posta yoluyla gönderdikleri oylarla belirlenen Magnum Altın Kelebek Ödül Töreninde ödül dağıtılacak kategoriler ise şöyle:

En iyi kadın sunucu
En iyi erkek sunucu
En iyi kadın haber sunucusu
En iyi erkek haber sunucusu
En iyi yerli drama
En iyi senaryo yazarı
En iyi dizi yönetmeni
En iyi dizi müziği 
En iyi kadın oyuncu  
En iyi erkek oyuncu  
En iyi komedi dizisi  
En iyi kadın komedi oyuncusu  
En iyi erkek komedi oyuncusu  
En iyi magazin programı  
En iyi kültür-sanat programı  
En iyi Türk Pop Müziği kadın solist  
En iyi Türk Pop Müziği erkek solist  
En İyi Türk Sanat Müziği kadın solist
En İyi Türk Sanat Müziği erkek solist  
En iyi fantezi müzik kadın solist  
En iyi fantezi müzik erkek solist  
En iyi çıkış yapan solist
En iyi müzik grubu
En iyi klip
Yılın şarkısı
En iyi spor programı 
En iyi yarışma programı 

Oyuncular, müzisyenler, senaristler, yönetmenler, ve cemiyet hayatının öne çıkan isimlerinden 1500 kişinin katılımıyla gerçekleşecek büyük gece, Zorlu Center PSM’de düzenlenecek. Saat 20.00’den itibaren ise Kanal D ekranlarından canlı olarak seyredilebilecek. Türk televizyon ve müzik dünyasının en prestijli ödül töreninde görüşmek üzere.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Haziran 2014

Bir Kadın Bir Adamın Hayatını Ne Kadar Mahvedebilir Ki?



Hiç bunu düşündünüz mü? Ben düşünmedim. Fakat düşünmeme sebep olacak bir film izledim "Muhteşem Gastby". Bir aşk filmi izlemeyi beklemiyordum. Türüne, oyuncularına veya yönetmenine bakmadan izlediğim film, beni kesinlikle hayal kırıklığına uğratmadı.

Muhteşem Gastby filmi, dram ve aşk türünü içinde barındırıyor. Beni tanıyorsan, aşk filmlerinden köşe bucak kaçtığımı biliyorsundur zaten. Fakat bundan kaçamadım. Çünkü adamın aşkı o kadar büyük ve o kadar etkileyiciydi ki. Gerçek hayatta olsaydı böyle büyük bir aşk.. Ah keşke olsaydı.

Adam sevdikçe değerlenen bir kadın mı düşünürsün karşında, yoksa aşık olduğu kadının aptallığına ağlar mısın orasını bilemem. Fakat filmde Gastby sırılsıklam bir aşık, geçen 5 yıla rağmen hala eski sevgilisinin kendisini sevdiğine inanan bir adam. Aynı zamanda da hırslı, sinirli ve umut konusunda olabildiğince yetenekli. Bizim kaybettiğimiz şeyden bahsediyoruz "umut". Umut ne zor bulunuyor değil mi? Fakat filmimizin başrolü Gastby aşık olduğu kadının kendisini parası olmadığı ve kazanıncaya dek bekleyemediğinden evlendiğini bildiği halde hala kendisine aşık olduğuna inanan bir adam. Evli olan kadının çocuğu bile var fakat bu Gastby ile yasak ilişkisini durdurabilecek bir neden değil. Kadının kocası zaten karısını aldatma konusunda ise ihtisas yapmış. Tüm bunlara ek olarak kocasını aldatırken içi titremeyen kadın, olabildiğince aptal, kişiliksiz, içine kapanık,kararsız ve parıltılı evler-partiler için kendini satacak kadar berbat bir tip.

Kişilik soyutlamasından sonra eklemek istediğim ise Gastby'nin her cümlesinde "Eski Dostum" demesinde ilginç bir çekicilik söz konusu. Anlatıcı rolünde ise kadının kuzeni yer alıyor ki Spider-man rolü ile kendisine tutulduğum Tobey Maguire. Gastby'e karşı konulmaz bir hayranlık duyuyor film boyunca. Zengin insanları kast ederek "Onların hepsi yozlaşmış, sen onlardan daha değerlisin" diyerek paradan da önemli şeylerin olduğunu görebilen muhteşem bir sosyal mesaj da içeriyor film. İhtişamlı hayatları öyle berbat gösteriyor, gözünüze sokuyor ki; izlerken o hayatlardan sizler de sıkılıyorsunuz.

Aşk olayının sonucu asla mutlu bitmez,işte bu yüzden sevmem filmlerini de. Nitekim bu filmden de mutlu bir son beklemeyin. Ya da bekleyin. Çünkü Bay Gastby filmin sonunda yıllardır istediği ve umudunu kurduğu şeyi alacak. Sonunu söyleyip tüm hayalleriniz kırdığımı sanmayın. Zira mutlu sonlar her zaman mutlu olmak zorunda değildir!



İyi Seyirler Dilerim.

18 Haziran 2014

Ivır Zıvır Part 15

24 kez gidip geldim minik  odamda. Git gellerimle bir karar verip, sağlıklı olacağına inandım. Ne düşündüğümü bilmeden bir oraya bir buraya vurdum. Hani kafanın içinde milyonlarca düşünce vardır ve sen onları düşünmekten o kadar çok yorulmuşsundur ki, artık hiç bir şeyi düşünmezsin ya, öyle bir durum. Zaman geçtikçe daha da canım acıyor oysa. Düşünüp bir karara varmalıyım en kısa vaadinden. Elimden gelmeyen her şeye , elimden gelen her şeyi ekleyip çıkardıktan hemen sonra saçma bir karara düşüyorum. Söyleyeceklerim bu kadar!

Eskiden buralara güzel, komik şeyler yazardım. Artık öyle bir dünya yok. İnsan büyüdükçe harbiden her bir şey değişiyormuş. Hele de 26'nıza 1 aydan az bir zaman kaldıysa.

İşsizlikten instagram hesabı açtım: http://instagram.com/busrabairam

Film hayatı gerçekten çok ilginç. Misal, bir adam veya kadın eğer bir korku filmindeyse, bodruma inen bir kapıdan aşağıya indiyse, mutlaka başına bir iş gelir. Ya elektrik kesilir, ya elindeki fenerin pili biter, ya da karanlıklardan önce sesler gelir, sonra ne üdüğü belirsiz bir varlığın saldırısına uğrar. Aynı adam veya kadın eğer bir macera filmindeyse, aynı yere gider. Bu kez ışık asla kapanmaz. O örümcekli, karanlık,soğuk ve itici duvarlara dokunarak ilerler. Mutlaka taşlardan bir tanesini oynatır ve hiç umulmadık bir dünyaya kapı açar. Sonra mutlu mesut hiç korkmadan oraya ilerler. Onu korku filminde yapsana yiyosa. Yapamaz. Çünkü korku filminde olsaydı, o taş yerine bir el olur, kendisini karanlığa doğru çekerdi. Aşk filminde ise yine aynı karakterler aynı yere indiğinde, partnerlerinin gizli dünyalarını keşfederler. O korkunç yerde,ne hüzün vardır ne de keder. Dedim ya, film hayatı gerçekten çok ilginç.

Cuma günü en beklediğim film olan Dhoom3 vizyona giriyor. 172 dakikalık bu filme, nasıl dayanacağımı bilmiyorum fakat, gitmeliyim. Zira Aamir Khan kötü film yapmaz.

16 Haziran 2014

.

Bugün düşündüm de Bu memlekette sinir hastası olmamız için her şey en ufak ayrıntısına kadar düşünülüp tasarlanmış resmen. Neden mi? Oturup anlat desen anlatırım ama anlatma dersen anlatmam! Düşünsene! Toplu taşımaya zam geldi, biri de çıkıp "hayırdır sen ya?" demiyor. Ya da bir  sürü saçma sapan şey oluyor, yine kimse de çıt yok. Ne kadar saçma olay varsa her bir şey bizde.

Spor yapmak insanı dinçleştirir dediler, tekrar spora başladım. Ufak bir sakatlanma yaşadım. Hayat bana şimdlik çok güzel. Neyse efenim, ilerde güzel şeyler olur -belki-

Düşündükçe düşünmekten vazgeçtiğim şu günlerde, ani kararlarla ani şeyler yapabilme olabilitem mevcut. Bu da ne demek oluyor biliyor musun sayın izleyici, bilme. Çünkü bilersen, hoş olmaz.

Tshirt tasarlamaya başladığım son günlerde, sizlere doğru açılmayı da düşünmekteyim. Öncelikle hediye olarak çekilişle göndereceğim kendi tasarımım olan tshirt için beni izlemeye devam edin. Aman banane senin salak tasarımından derseniz de küsmem. Sonuçta zevkler.

Bu yazıyı neden yazdığımı bilmiyorum. Çünkü henüz bir konusu yok. Son cümlemi atarken söylemek isterim ki; belirsizliklerden nefret ediyorum!

14 Haziran 2014

Ivır Zıvır Part 14

Erkeklerin kadınları eleştirmesini kaldıramıyorum arkadaş! Bir de başı açık olup, müslümanım diyen insanların kapalı kadınları eleştirmesini. Müslümanlığım simgesi olanı başına takan o iken, sen bir Avrupalı'dan (dinini belli etmeyenden)  ayrılamıyorken, nasıl eşarbı eleştirebilirsin? Adama sormazlar mı, hayırdır bacım? Adama sormazlar mı hayırdır abicim? Sen erkek halinle kadını nasıl eleştirebilirsin? Söz konusu kadınsa , kadından çok adamın konuşması ne alaka? Sen bir kere başına taksana eşarbı, günlerce gez 38 derecenin alnında, ondan sonra gel konuş. Konuşmadan önce mümin olduğuna kesin hükmü ver ama. Kınamadan önce.

Babanemle İngilizce dublajlı Türkçe altyazılı film izliyoruz. Kendisi altyazıları okuyamadığından, rahatsız olur diye düşündüm fakat sonuna kadar izledi. Sonra haline üzüldüğümden olacak ki hemen Türkçe dublaj film açtım. Babanem "Ne diyo bunlar ya, anlayamıyorum. Neyce konuşuyorlar" dedi öz Türkçemizle. İlginç kadın, ne diyim.

Bir de kahvaltıyı yatağa getirmek gibi aptalca bir Amerikan geleneğini güzelim memleketime getirmişler, üzerine de "karını çok seviyorsan, sabah kahvaltıyı hazırlar yatağına getirirsin" demişler. Kadını sevdiğinden değil, sevmediğinden getirirsin o kahvaltıyı. Getir de yattığı yerde yediği için çarpılsın! Hem o yatak dostum! Yatmak için girilir oraya. Yemek yemenin bir adabı vardır. Alırsın güzel bir sofra kurarsın, alnından öpülürsün. Tepsiye sıkıştırıp, kadının önüne atmakla olmaz o işler!

Neyse efenim. Müslümanları bir kaça ayırmaya doymadınız, doyamadınız.

Bir de ben son günlerde çok atarlı oldum. Havalardandır inş.

12 Haziran 2014

İn'in Cin'in Top Oynadığı Film!


Kur'an da cinlerle alakalı tahmini 42 tane ayet geçiyormuş. Bu yüzden olsa gerek konu cin olunca insanı bilinmezlik koridorlarına ittiğinden olacak, olabildiğince fazla film çekiliyor. Bu konuda çekilen filmler insanı daha başka etkiliyor. Şu an vizyonda olan ilk Arapça ve İngilizce konuşulan film ünvanını alan "Cin" filmini izledim.

Film olabildiğince etkiliydi diyebilirim. İzlerken fazla etkilenmiyorsunuz fakat sonradan kafanızda yer ediniyor. Tabi ani ses çıkışları ile 3 yerde titremeniz muhtemel. Beraber izlediğim arkadaşlardan bir tanesi, bir sahneden tüylerinin diken diken olduğunu dile getirdi. Kişiden kişiye farklılık gösteriyor fakat ben gibi korku filmi meraklısı bir insansanız, üzülmeden çıkacağınız bir film bu.

Neden mi öyle dedim? Çünkü filmde klişeler kullanılmamış. Belli bir evde geçen hikayesi yok. Aksine cin bölgesine kurulmuş bir otelde geçiyor. Otel o kadar ıssız ki, inler cinler top oynuyor. Otele gelmeden önce birbirini seven eşlerin kaybettiği çocuğu ile başlıyor hikaye. Amerika da yaşayan Arap çift, kadının ailesinin yanına yani Arabistan'a dönme kararı alıyorlar. Arabistan'da kadının ailesi genç çifti karşılıyor. Sonra hep beraber cinler bölgesine inşa edilen El-Hamra oteline gidiyorlar. Otelde çift için her şey düşünülmüş. Muhteşem bir daireyle karşılaşıyorlar fakat bazı sesler duymaya başlıyorlar. Sonrasında gelişen hikayeyi ise, izlerken göreceksiniz. Daha fazla spoiler'a gerek yok.

Filmin başında , her korku filminin klişesi olan bir öldürülme sahnesi de mevcut. Cinler sidikle beslenir deyip, çişini kuytu yere eden adamın öldürülmesi ise, bizim geleneklerimize de uygun. Hani derler ya hep büyüklerimiz, akşam ezanından sonra çöp atmayın, tuvaletinizi dışarda gidermeyin gibi. Bir sahnesi ise olabildiğince etkileyiciydi. Uzun zamandır namaz kılmayan, dua etmeyen kadının korkudan dua etmesi. "Felak" suresini okumasıyla, "işte müslümanları birbirine bağlayan ortak kitap" düşüncesine savrulmanıza sebep oluyor. Her ne kadar filmde ingilizce konuşulsa da, duanın dili aynı.

Filmin sonu ise beni şaşırttı. Bekliyor gibiydim, ama beklemediğim bir sondu da aynı zamanda. Genel hatları ile filmi beğendim. Türk yapımı olan "Cin Karası" filmine gitmeyip, bizden uzak daha az korkacağımıza inandığımız "Cin" filmine gidip, kendimizle alakalı bir çok şey gördüğümüzü de eklemeliyim sanırım.

Neyse,iyi seyirler dilerim. 

10 Haziran 2014

Yay Yükseleni!

Benim gibi yengeç burcu olup yay yükseleninin ekseni altında kaldıysanız bu özellikleri sizler de taşıyorsunuzdur. Ben taşıyormuşum. Aman ne güzel. Bi bu eksikti!


"Siz hayata iyimser gözlükle bakan, asil yaradılışlı, herkesi dost kabul eden,arkadaş canlısı,sıcak kanlı ve samimi birisiniz. Olduğunuz gibi görünmekten hoşlanıyorsunuz ve insanlara çabuk inanıyorsunuz. Mert olup onları incitmekten kaçınıyorsunuz. Haksızlık yapmak sizin için dünyadaki en son iş sayılır. Başka insanlardan da böyle olmalarını beklersiniz. Hareketli, neşeli ve nüktedansınız. Bulunduğunuz ortama çabucak uyarsınız. Espriler yaptığınız gibi beğenmediğiniz şeyleri de alaya alabilirsiniz. Genel olarak sözcüklerinizde acıtmayan ama insanlara dokunduran espriler yer alır. Hıncınızı sözcüklerle almayı istersiniz. Çift karakterli ve değişken yapınız sizi iki çeşit insan yapabilir. Birincisi duygusal ve içine dönük birisidir. Çekingen ve duyarlıdır. İkincisi ise cesur,ateşli,tedbirsiz,gururu söz konusu olursa sözünü esirgemeyen birisidir. Bunlardan birisi yerine göre ortaya çıkabilir. Yükselen yay için özgürlük de çok önemlidir ve bunun kısıtlanması bile onu çılgına çevirebilir.
Yükselen Yay burcu insanı olarak seyahat etmekten, serüvenler yaşamaktan ve gezip görmekten büyük zevk alırsınız. Aslında sizin macera peşinde koşmanıza gerek yoktur zira, macera gelir sizi bulur. Her yolculuğun sonunda anlatmaya değer bir şeyler bulursunuz. Yay Yükselen ile yolculuk yapmak gerçekten zevklidir. Size yaşam pek çok şey verecektir. Öyle olaylar karşınıza çıkacaktır ki bunlardan derin deneyimler elde edeceksiniz. Bu da size hayatın sadece eğlence olmadığını gösterecektir. Yaşadığınız deneyimlerden ders alacak ve aynı yanlışları yapmamaya çalışacaksınız. Sonunda bir gün gelecek olgunlaşacaksınız. Yine de yaşamın her zamanında her zaman yaydan fırlamaya hazır bir ok gibi olacaksınız. Siz pencereleri kapalı bir evde rahat edemezsiniz. Doğa her yönü ile sizi çekecektir.
Maddi ve manevi olarak kısıtlanmak, bağımsızlığın elinizden alınması ve sorumluluk altında kalmaktan çekineceksiniz. Bu nedenle belli bir yere ve kişiye körü körüne bağlanmak sizin için değildir. Bununla beraber sevdiğiniz insan ile beraber olmak ve güzellikleri paylaşmak da size zevk verecektir. İlgi görmek ve sevilmek istersiniz. Sevdiğiniz insan her şeyini sizinle paylaşmalıdır. Bunu bulamazsanız ortamdan ayrılmak daha olumlu gelecektir. Siz ateşli bir sevgilisiniz ve sevince tam seversiniz. Hem sevgili hem de iyi bir dost olursunuz. Sevdiğiniz için her fedakarlığı yaparsınız ve onu kaybetmek istemezsiniz.Sevgide aradığınızı bulamazsanız daldan dala konabilirsiniz. Kararsız,aceleci,değişken ve meraklı birisiniz. Bunu aşkta da gösterirsiniz. Sevdiğiniz zaman cömert birisi olursunuz.
Sizi din,felsefe,astroloji ve doğa üstü konular çok çekecektir. sadece öğrenmekle kalmayıp iyi bir öğretici de olursunuz. Altıncı hissiniz de çok güçlüdür ve önceden hissederek olayları kavrayabilirsiniz. Yaşamda tanınan birisi olmak istersiniz ve hayatınızda daima daha genişleyen ve büyüyen uğraşlar yer alacaktır. Yay Yükselen size uzunca bir beden verecektir. Vücudunuz ince ve biçimlidir. Alnınız açık ve burnunuz biçimlidir. Renginiz buğday veya koyu renklidir. Saçlarınız kahve rengi veya kestane renginde olur. Erkeklerin saçları genç yaşlarda şakaklardan açılmaya başlar. Elleriniz ve ayaklarınız biçimlidir. Yay"ların şans dişleri denen ön iki dişleri daha iri ve çıkık olur. Siz de güler yüzlü ve sempatik birisi olmalısınız. "

8 Haziran 2014

Ivır Zıvır Part 13


Yaptığım cd'nin içine Sezen Aksu'dan Rakkas remix bile koymuşum. Bir de sorsanız, müzik kulağım ve zevkim çok cool'dur derim. Hadi ordan bana.

Bunun haricinde ne mi yaptım? Oturdum bi sürü tasarım yaptım. Hiç birini beğenmeyip, hepsini sildim. En sonunda aykırı butonlarımın yerini düzgün butonlar aldı. Kalbim kadar beyaz bir arka planın üzerine bir sürü cümle yazdım. Sonra "alın size site" diye sunmayı düşünüyorum. Fakat bunların hiç biri baş ağrıma son vermiyor!

Gün geçmiyor ki birisi daha evlenmesin. O kadar çok kişinin düğününü atladım ki son günlerde, düğünüme kimse gelmeyeceğinden yurt dışında falan evlenmeyi düşünebilirim. Hayat gerçekten çok zor.

Hayalimdeki evi gerçekleştirebilmek adına ufak çapta bir araştırma yaptım. Stüdyo daire arıyorum ama stüdyo da değil sanırım. Şöyle dükkan gibi bir yer. Ama dükkan değil. Depo gibi de olabilir ama o da değil. İnternete anlatıyorum, anlatıyorum, anlamıyor. Hiç şaşırmıyorum.

Başınızı her kaşıdığınızda elinde bit tarağı ile koşup gelen bir anneniz var mı sizin? Benim var. Kardeşim saçlarını uzattığından beri, eli ne zaman saçına gitse, annem tarağı ile koşup geliyo. Sanırım saçlarını kestirmesini istiyo da çaktırmıyo. Kılıksız bi tip oldu zaten. Kadın haklı.

Hiç kitap okuyamayan biri olarak söylemeliyim ki, kitap okumayı inanılmaz özledim.

Bir de bir özelliğimi yüzüme vurdu sizin tanımadığınız bir x kişisi. Herşeyi uçlarda yaşıyorsun dedi. Ya çok seviyorsun, ya da nefret ediyorsun. Hemen düzelttim, ya aşık oluyorum, ya da hiç umursamıyorum. Bu bir eşyaya karşı da oluyor, herhangi varlığı hayatta sürerlilik gösteren bir şey de. Ve en sevmediğin huyun nedir diye sorsanız, kesinlikle bu derim. Çünkü arada bir yerlerde olmak gerekiyor mutlaka. Aralarda bir yerlerde. Ya kalmak, ya da gitmek olmamalı. Hayatımı üçüncü halin imkansızlığı üzerine kurgulamaktan vazgeçmeliyim kesinlikle.

Son aylarda hatta son 1 yıldır fotoğrafçı bakış açımı kaybettim sayın izleyici. Buradan ekmek çıkar diye bakmıyorum hiç bir yere. Tasarımlar ilgimi çekiyor fakat adamlar bunu nasıl yapmış diye düşünüyorum. Bunu fotoğraflarsam, hangi açıdan bakarsam daha güzel olur diye düşünmüyorum. Sanırım ben fotoğraf çekme yetimi çoktan kaybettim. Denklanşör o kadar uzak kaldı ki parmaklarımdan, makineyi elime alınca, aldığıma pişman oluyorum çoğunlukla. Yanımda taşıdığım için kendime kızıyorum. İnsanın sevdiği bir şeyi kaybetmesi gerçekten çok acı!

Kaybettiğim en önemli şeylerden bir tanesi de çikolata. Çikolatayı bırakacağıma asla inanmazdım ki, son günlerde kesin hükmü verdim. Her şey bırakılıyormuş be gülüm. Herkesin bırakıldığı gibi. Vazgeçme meraklısı bünyeme çikolatayı da ekledim. Az önce yedim bir tane, pişman oldum. Tadı o kadar kötü bir tad bıraktı ki damağımda, eskiden 3 taneyi peş peşe yuvarlayan ben, bir çikolatayı zor yedim. Size de tavsiyem, bırakın. Neden mi? Kansızlığım sona erdi böylelikle. Komik ama öyle. 

7 Haziran 2014

4 Haziran 2014

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.



Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.



Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.



İçerik: http://durumbildirimi.com/
Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Haziran 2014

Ivır Zıvır Part 12

Skin -Faithfullness şarkısı ile olabildiğince duygusallaşıyorum. Bu derece manyağım. Youtube'de açılmış. İnanılmaz sevinç verici bir durum. Zira dinlediğim şarkılar bir elin 5 parmağını geçmiyor. Kimden şarkı istesem, yüzüme kapılar çat diye kapandı. Oturdum, youtube ye güvendim.

Spor yapmayı bıraktım. Bırakmak için geçerli sebeplerim var. Sebeplerimden nefret ediyorum. Her şeyden sıkılmaktan da. Yalnızca 10 günüm daha kaldı. Sonra her şey çok başka olacak inşallah.

Bugün ruyamda bembeyaz giyinmiş geziniyordum. Sonra ufacık bir çocuk gördüm. Çocuğa saldırmaya çalışan 2 adam vardı. Ben de çocuk zarar görmesin diye üzerine kapaklandım. Sonra birden gözlerimi açtım. Yerdeydim ve bembeyaz kıyafetlerim kan doluydu. "Çocuğa bir şey oldu mu?" diye ağlamaya başladım. O kadar ağır ağlıyordum ki, gerçekte de gözlerim yaş doldu. Sonra çocuğu gördüm, yanıma koşarak geldi, kanlı olmasına rağmen bana sımsıkı sarıldı. Sarılınca sırtımın acıdığını hissettim. "Sanırım vuruldum, hem de 3 kere" dedim. Gözlerimin kaybolduğunu hissettim ve öldüm. Sonra uyandım.

Sizin hiç güvendiğiniz dağlara karlar yağdı mı? Anlamını bilmem ama, benim yağdı. Güven duygumu falan hep kaybettim. Kaybettiğim bir sürü şeyin içinde kaybolup gitti. Oturup ağlasam,omuzum olur musun blog? Lana Del Rey dinleyelim o halde Summertime Sadness.

İnsan içindeki boşlukları neylerle doldurur? Sanırım tavsiyelere, gereksiz hareketlere, dağıılmaya, dağıtmaya, sabahlara kadar konuşmaya, akşamlara kadar ağlamaya, titremeye, dişlerimi sıkmaya ihtiyacım var. Benim benden çıkıp, başka bir yerlerde uyanmaya ihtiyacım var. Oralar her nereler ise İstanbul'dan çok ama çok uzak yerler olmalı. Aynı güne uyanmak istemediğim varlıklara karşı uyumalıyım.

Keşke var ile yok arasında bir yer olsa. Her şeyi bu kadar abartılı yaşamazdım böylece. Programlanmış gibiyim resmen. Ya çok olacak, ya da hiç.

Hayata bakış açım değişti son günlerde. Resmen Festinger'in belirttiği bilişsel uyumsuzluk abidesiyim. Festinger beni tanısaydı eğer, kuramını açıklamak için bana bakmanızın yeterli olacağını söyleyecekti. Uyumsuzluğumun getirdiği lanet duygudan ise nefret ediyorum. Şimdilerde, tüm duygulardan nefret ediyorum aslına bakarsanız. Keşke hepsi def'olup gitse içimden.

2 Haziran 2014

Ivır Zıvır Part 11

Bu ıvır zıvır kaçıncı oldu bilmiyorum. Ara bir rakam olsun istedim. İsteyince olsundu madem.

Uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarımla görüştüm. Uzun zamandır paylaşım yapmayı özlediğim insanlarmış, onu anladım. Kafam bir milyonken sadece bir tane kaldı. Anlayacağın, iyi geldi be dostum. İyi ki varlarmış, onu anladım.

Benden duymuş olmayın ama artık metrobüsler gece 12-6 arası çalışmayacakmış. Artık derken neyi mi kast ediyorum, yıl başıdan sonrasını. Ayaklanalım dedim arkadaşlara. Ne demek kaldırılacakmış. Zarar yapıyormuş metrobüsler. "Eee sen kullanıyor musun ki o saatlerde?" dediler. Kullanmıyorum ama kullanmayacağım anlamına gelmiyor. Sonra kendimi tokatladığım oturduğum yerde. Demek ki insanlar böyle zıvanadan çıkıyor dedim. Kullanmayacağım, kullanmadığım bir şey olmasına rağmen rahatsız oldum. Manyak mıyım ben?

Bilgisayar başında çokça zaman geçirmeye başladım işlerim dolayısıyla. Gece 2 sularında hala çalışıyorken,ekranda duran mouse'yi toz sanıp silmeye başladım. Kafa gidiyo tabi belli bir noktadan sonra.

Dizi izlemedikçe kendimi çok cahil hissediyorum. Dizi izleyenler kendilerine bir son verebilir mi artık? Ya da ben kendime son vereceğim!

Az önce telefonum çaldı. Bir numaraydı arayan. Yani kim olduğunu bilmediğim bir insancık. Açtım, Alo? dedim, yanındakine dönerek "Merve yanlış aramışsın kızım" gibi laf edip yüzüme kapadı telefonu. Alo'm adımı, soyadımı ve benimle alakalı her şeyi anlatacak nitelikteydi demek. 

İnsan çok sevmekten yorulur mu diye düşünürken, kendini yorgunluğun dibinde buluyor. Kesinlikle yorulur. Oturup dinlensin o vakit.

Ölü gelin filmini her izlediğimde içim acıyor. İnsanın sevdiği filmin, başrolün mutsuzluğuna eş değer olması ne kadar acıdır bilemezsiniz. Gelin ölür, ölü haliyle aşık olur, sonra bir kez daha ölür. Aman ne acı. Zaten mutlu sonların mutlu bitmesine de gerek yoktur. Kesinlikle her işte bir hayır vardır. 

Dün akşam ise Şeytanın Avukatı'nı izledim. Muhteşem bir filmmiş. İzlemeye izlemeye unutmuşum kendisini. Kibir konulu bu filmde, kendimi gördüm sanki. Sonra hemen unuttum kendimi. Çünkü son zamanlarda ciddi manada unuttum kendimi. Oturuyum anlatayım, bu ben ben değilim gibi. Çağla "Ben de diyorum neden dolu yağıyor, meğer dünyanın sonu gelmiş" dedi beni dinleyince. Neydi o şarkı: "O eski halimden eser yok şimdi".

Her şey Cumartesi başladı deyip lafa girişmek isterdim fakat,susayım ben en iyisi. Zira kafam güzelmiş, güle güle kullanırım şimdi.