27 Temmuz 2022

Pokut Yaylasında Nerede Kalınır?

 Karadeniz Turuna çıkmadan önce mart ayında bir sürü araştırma yaptım. Nerelere gidilmeli, nereler görülmeli ve neler yenilmeli diye. Yaptığım araştırmalar sonucunda bir sürü plan yapıp, mekanlar ayarladım. Bunlardan en ilginci ise pokut ta kalmış olduğumuz mekan oldu.

Pokut yaylasında evler hep toplu tuvalet banyolara sahip, köy evi şeklinde dizayn edilmiş. Çocukla yola çıkacağımız için tuvaletin ortak olması bana pek hoş gelmedi. Yine de şansımı deneyip tüm otellerle iletişime geçtim. En sonunda bir otelden bir abi bana "Pokut Helun tam da istediğin gibi, odaların içinde tuvalet banyosu" dedi. Kendi otelinden çok övdüğü bu otelin numarasını verdi bana. Ben de tamamen o kişiye güvenerek iletişime geçtim, ücretin belli kısmını gönderdim ve Temmuz ayını beklemeye koyuldum. O sırada ekşi'de çeşitli başlıklar açıldı, internet üzerinden konaklama için iletişime geçilinilen yerlerin dolandırıcılığından tutun da, oraya gidince öyle bir evin olmamasına kadar. Açıkçası gelene kadar öyle korkular içindeydim ki , hiç de korktuğum gibi olmadı.

Öncelikle Pokut yaylasından bahsetmek gerekiyor sanırım. Pokut yaylası Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinden yukarı 2000 m yükseklikte bulunmaktadır. Bu yolculuğun yaklaşık 15 km si tam 1 saatte bitmektedir. Çünkü yolları gerçekten çok kötü. Eğer 4x4 aracınız yoksa asla gelmenizi tavsiye etmeyeceğim bir yer burası. Servisler çıkıyor, onları tercih edebilirsiniz rahatlıkla. Biz çıkarken inen 10 servis aracı konvoyuna rastladık. Öyle de meşhur bir yer bu pokut. Meşhur pokut fotoğraflarını da çektik tabi ki. 

Pokut'un havası efsane güzel. Peki buraya gelince nerede kalınır? Ben size kaldığım yeri gönül rahatlığıyla önerebilirim: Pokut Helun

Pokut yaylasında çekilen meşhur fotoğrafların içinde bulunan helun muhteşem bir pansiyon otel. Sabah ve akşam yemekleri dahil olarak ücret talep ediyorlar, nitekim uygun diğer yerlere göre. Bu tip yerlerde kahvaltı ve konaklama olarak sunulan ucuz ücretlere kanmamanızı tavsiye ederim. Mutlaka akşam yemekleri de dahil olmalı, çünkü burada yenilecek yerler oldukça az ve çokça pahalı oluyor. Bunca yolu çıktıktan sonra da tek gün kalmak yerine mutlaka 2 gece kalmalısınız. Zaten gelince temiz hava bir çarpıyor, uyumadığınız kadar uyuyorsunuz. 

Kaldığımız otel o kadar temiz ve huzurlu ki, ben böyle rahat uyuduğumu bilmiyorum. Hava sıcaklığı 9 derece olmasına rağmen yanan sobanın sıcağı ve odada bulunan elektrikli soba sayesinde terler içinde uyandık :) sıcağı severim, soba sıcağını daha da çok severim. Bu tip yerlerde ısıtma sorunu olduğunu da eklemeliyim, bu yüzden geçer not aldı benden Helun.

Temizlik dersek, otel zaten yepyeni olduğu için herşey miss gibi temiz. Yan odadan birileri çıktı, anından tüm çarşaflar çıkarılıp yıkandı, asıldı, çamaşır sularıyla tuvaletler banyolar temizlendi, her yer silindi süpürüldü. Sadece 1 akşam kaldılar diye silinmeyen 5 yıldızlı otelleri düşününce efsane güzel geldi bu olay bana. Temizlik konusunda da tam not aldı Helun.

Yemekler derseniz, bir ablamız var burada, aman ne yersiniz evlatlarım, aman ne istersiniz çocuklarım modunda. Zaten Helun'da odalarım ız ve tuvaletlerimiz ayrı fakat salonumuz ve yemek alanımız ortak olduğu için sanki büyükbaba evinde gibi hissettim. Öyle iyi davrandı bize sahipleri mekanın. Çok yakın bir akrabamın evinde kalıyor gibiyim, el üstünde tutuluyor, ne istersem yapılıyor, ne bileyim şımartılıyorum :) Bu samimi ortamı bırakıp da gidesim gelmiyor hani. Bolca muhabbet ediyoruz, film izliyoruz, kahvemizi yudumluyoruz karşılıklı. Yayla evi konsepti böyle olur dedi A kişisi ama açıkçası bana bu samimiyet insanların iyiliğinden ve sevecenliğinden geldi. Yemekler de tam not aldı, tam bir anne yemeği. Hele ki 10 gündür yolda olan bizler için efsane iyi geldi.

Eğer pokut a yolunuz düşerse mutlaka yüksek bir araç temin edin, helun'da kalın, bol yürüyün, bol nefes alın ve bolca fotoğraf çekilin. İnekleri, tavukları ve keçileri de izlemeyi unutmayın. 

Meşhur pokut fotoğrafında kendimi çekmeye çalışan ben, helun oda fotoğrafları ve sunumları ile sizlere görsel bir şölen sunayım madem :)












26 Temmuz 2022

Karadeniz Turu'na Çıktık!

 Ne zamandır yoktum, çünkü yazmaya değer bir şey yaşamıyordum sanırım. Şimdi sizlere Karadeniz turumuzu özetlemek isterdim fakat hepsinde ayrı bir deneyim yaşadığımız için hepsini gün gün yazmaya karar verdim

1.  İstanbul'dan Çıkış >>Osmancık'ta kalış

2. Ordu Gezisi

3. Trabzon-Of gezisi

4.Rize Gito Yaylası

5.Rize Pokut Yaylası

6.Artvin Borçka

7.Artvin Yaylası

8.Eve Dönüş


karışık olarak yazıcam size, fikir verirler umarım :) bolca fotoğraf da paylaşıcam, hiç merak etmeyin ''

18 Mart 2022

Şubat Ayı Denebunu Kutusu

 Yaklaşık bir yıldır denebunu kutusu almıyordum. Bu ay bir yolladılar, pir yolladılar. Önceden deneme boyu olan ürünleri tam boy olarak göndermişler, sevindim şahsen. Gelelim ürün yorumlarıma..

,

Böyle bir şans olamaz. Öncelikle Fairy'den başlamak istiyorum. Fairy deterjanı uzun zamandır kullanmıyordum. Sebebi de Berna Laçin'in bir zamanlar yapmış olduğu açıklamalar ve reklam yüzü oluşu sebebiyle idi. Malumunuz Reklamcılık konusunda yüksek lisans yapıyorum, az çok tepki vereyim ama di mi? Tam Finish Quantum bitmişti ki, bu ilaç gibi geldi. Kalitesi ve temizliğini daha önce de bildiğimden tekrar gidip Fairy aldım, ne yalan söyleyim. Temizliği ve kokusu ile ideal bir bulaşık makinesi deterjanı. Quantum' a göre de fiyatı bir hayli uygunmuş, havada kaptım, paranın para olduğu şu dönemde.  ürüne puanım 9/10

Gelelim Elidor'a. Uzun zamandır şampuan konusunda sıkıntılar yaşıyordum. Denemediğim şampuan kalmamışken DP ile tanıştım. Gerçekten muhteşem bir şampuan kendisi. Tam anlamıyla fiyat performans ürünü fakat bundaki sıkıntı da kokusu. Yeterince de köpürmüyor oluşu. Ha, bir de sabun gibi bir etki bırakıyor, kurutuyor saçı. Üzerine bir saç kremi dolaştırmak gerekiyormuş. Bunu da elidor 7 etkili saç kremi ile başardım. Gerçekten söylediği gibi 3 gün koku saçınızda kalıyor (test ettim, 3 gün yıkamadım böğğğk) Ve saçların taramasını kolaylaştırıyor. İpek gibi yapıyor saçı. Bir de elektriklenmeyi sıfıra indirdi. ürüne puanım 9/10

Elidor Sağlıklı Uzayan Saçlar serisine ilk kez bakabilme fırsatım oldu. Bakın bunu denememiştim. Fakat üzerine konuşmak için şişeyi tamamen bitirmem gerekiyor sanırım. Bendeki sıkıntı saç dökülmesi. Saç dökülmesini azaltmadı. Dp ile yakaladığım durmayı, çoğalttı maalesef. Sağlık konusunda ilk yıkanınca evet çok sağlıklı, parlak saçlara sahip oluyorum fakat ertesi gün elimden kayıp gidiyor bu görüntü. Bu yüzden ürüne puanım 5/10

Gelelim çamaşır makinesi deterjanı Persil'e. Benim en büyük sıkıntım koku. Çamaşır makinesinden çıkan çamaşırlar şöyle muhteşem kokmuyor. Her seferinde yumuşatıcı kullanmak zorunda kalıyorum. Deneme boyu olan bu ürünü kullandım. O gün uyuyakaldım ve makinenin içinde unuttum çamaşırları. Böyle bir durumda leş gibi kokarlardı fakat ertesi gün baktım ki, ıslak çamaşır makinede durmasına rağmen misler gibi kokuyor. Hemen kurutmaya attım, miss gibi aldım çamaşırları. Ertesi gün hemen sipariş vermek zorunda kaldım :) 10/10 puanı hak etti.

Synsodyn diş macunu ise daha önce kullandığım ve diş hassasiyetimi arttıran bir üründü. uzun zamandır kullanmamıştım, deneme için gönderdikleri için korka korka denedim. İnanın çok iyi geldi. Fakat kokusuz oluşu ve diş fırçaladıktan sonra ağızda ferahlık hissi bırakmayışından ötürü beğenmedim. Puanım 3/10.

Laroche kremleri hakkında zaten çok iyi bir izlenimim olduğundan ve deneme boyu gönderdikleri ürünü zaten evimde kullandığımdan ötürü hemen çantama attım. Benim gibi cilt kuruluğu yaşayan bir bünyeniz varsa mutlaka Laroche Possay lipikar kremi öneriyorum. Çocuklarda da kullanabileceğiniz bu ürün gerçekten çok kötü kokuyor fakat bir o kadar da etkili. Bende egzema problemi olduğu için mecburen her akşam kullanıyorum ve inanılmaz rahatlatıyor. Bunun yanı sıra cicaplast serisi ile kızımın pişik problemini çözdüm. Özellikle pişik oluşmuşsa bir kullanımda düzelten mucize bir krem, zamanında öneren doktoru saygıyla anıyorum her seferinde. Ve güneş kremi de bir harika ama şu iğrenç kokusundan bir kurtulsak keşke. :) Puanım 10/10

Fish oil yalnızca tek bir kapsül halinde gönderilmişti. 1 kapsülle nasıl yorum yapayım bilemediğimden, ne desem yalan olur. hap gibi bir şey, çocuklara verilmesi taraftarı değilim. Balık yağı diye başka şeyleri de ağızlarına atabilirler. Hoş bir yaklaşım olmamış. Yumuşak, lezzetsiz, itici bir şey. beğenmedim 1/10

1 Ocak 2022

Dyson vs Robot Süpürge, Hangisini almalıyım?

 Son günlerde herkesin kafasında aynı soru. yaklaşık 2,5 yıldır xioami robot süpürge kullandığım için bu yazıyı yazmayı kendimi borçlu bildim. bu bir amme hizmetidir. 

Henüz Türkiye'ye gelmemişken bu robot süpürgeler, A kişisi "sen süpürmeyi hiç sevmiyorsun robotunu alıcam" deyip yurtdışından siparişle getirmişti. Her Jetgiller çocuğu gibi benim de hayalim kendi kendine süpüren süpürgeydi. Çünkü tek cümleyle süpürmekten nefret ediyorum. İçime fenalıklar geliyor. Yemek yapayım, mutfağı temizleyim, ütü yapayım ne bileyim ne varsa yapayım ama yeter ki süpürmeyim diyordum. Ve hayallerim gerçek oldu.

Aradan 1 yıl geçince dyson ortaya çıktı. Kvalidem de ondan aldı. Bir kaç kez onu da deneyimleme fırsatım oldu. Gerçekten harika çekiyor, hafif. Bunun dışında hiç bir artısı yok. Bu iki makine arasında tercih yapacaksanız eğer ihtiyaçlarınızı belirlemelisiniz. Mesela ev süpürmeyi seven bir insansanız dyson alın, keyfinize bakın. Her gün alın elinize süpürgeyi tüm evi süpürün 2 büklüm. Tek kolla tüm cihazı çektireceğiniz için önce hafif gelse de 3.odadan sonra ağırlaşıyor. Ama benim gibi nefret ediyorsanız süpürmekten, ev süpürmeyi angarya olarak görüyorsanız, evinizde kedi çocuk gibi evi kirleten varlıklar varsa, mutlaka robot almalısınız. Robot tek başına yeterli değil. Ben bunun yanı sıra 300tl'ye bir dikey süpürge aldım. Yatak odamda yükseklik konusunda sıkıntılar olacağından içeri sokmuyorum, orayı süpürme veya aniden süpürmek gerektiği zamanlar için. Mesela bir bardak kırdınız. Robota git süpür diyene kadar siz gidiyorsunuz. Fakat günlük temizlik için robot ideal.

Robotun artıları:

+ Her gün çalışıyor, bana mısın demiyor (2,5 yıl oldu)

+ Çekiş gücü çok iyi. (Alırken mutlaka model ve markaya dikkat edin. Fiyatlar oldukça yüksek. Ben roborock ve xioami tavsiye ediyorum) Halıyı kaldırarak süpürüyor ki normalde benim asla yapamadığım şeyler :)

+ Evden çıkarken evinizi derli toplu tutarsanız, çıkarken başlatırsınız o eve gelene kadar tüm evi süpürür. (Halısız eviniz varsa silme özellikli olanları da var)

+ Ev işinizi yaparken onu çalıştırırsınız, bu sırada siz başka işlerle meşgul olabilirsiniz. Ya da benim gibi kahve içerken keyifle izlersiniz. 

+ Her gün çalıştırdığınız için evde toz, pislik gibi şeyler olmaz. Gelen temizlikçi bile farkını fark eder, kendimden biliyorum.

- Süpürme işlemi oldukça uzun sürüyor. Fakat bu aslında benim için eksi değil. Zira ben hiç bişey yapmıyorum. Kendi kendine evde geziniyor kedi gibi, ardından evine dönüyor zaten. Sesten rahatsız olabilirsiniz belki, silent seçeneği de var, oldukça sessiz temizlik yapabiliyor. 

Dyson ise el kol gücü kullanımı gerektirdiği için asla tercih etmeyeceğim bir süpürge. Temizlikçi miyim ben ya? robot varken ben neden süpürcem mantığında olduğum için elbette robot tavsiye ediyorum. Ama dediğim gibi robota güvenmem ben, kendim süpürcem ancak içim rahatt eder diyorsanız diğer markalar yerine dyson alın, en azından yıllarca kullanır, çekiş gücüne hayran kalırsınız. 



8 Aralık 2021

Notlar 1

hayatta bazı insanlar asla evlenmemelidir. Evlenip

başka insanların hayatlarını , hayallerini , geleceklerini çalmamalıdır.

hayat o kadar kırılgandır ki , bazen tek bir yanlış, tek bir hata, tek bir söz paramparça eder O'nu




16 Kasım 2021

Ben Yine Geldim

Çoook uzun zaman oldu yazmayalı. eskiden ne yazardık be, her gün mutlaka bir şeyler karalardım, günlük gibi tutardım buraları. son zamanlarda yazamaz oldum. alışkanlığım kayboldu. okunmuyor da artık bloglar. o yüzden daha rahat yazabilirim sanırım. evet burası benim için günlük oldu artık. yazacağım..

Bugün annemin dizinden ameliyat olacağını öğrendim. Geçtiğimiz haftalarda bir düşük yaptım. 9 haftalıkken kaybettik. Kalp sesini duyduktan sonra düşük tehlikesi hep vardı. Fakat bir terslik vardı, kesinlikle hamile gibi hissetmiyordum. İşte hamileyken başınız döner, sabahları mideniz bulanır, canınız bir şey çeker falan ama bende hiç birisi yoktu. normal herhangi günden farkı yoktu hamileliğin. bu da bende acaba bir terslik mi var duygusu ile devam etmeme sebep oldu. Nitekim de öyle oldu. 

İnsan başına ilk gelen şeylerden inanılmaz korkuyor. Çok korktum, üzüldüm. Özellikle ağır kaldırmayayım diye çamaşırları kurutma makinesine taşırken 3 sefer yaptığımı hatırlayıp bir kerede kaldırdığımda anladım acısını. Oturup ağladım. Artık hamile değildim. İşte o an birden aklıma bir acı düştü, yakının kaybetme acısı. Allah kimseye yaşatmasın, sevdiğinin acısını. 

Sanırım söyleyeceklerim şimdilik bu kadar

yarın güzel haberlerle görüşmek dileğiyle. 





6 Ekim 2021

Çok Saçma

 Sizce de öyle değil mi? Çok saçma. Bu dünyada kadın olmak.. Aslında kadın olmak bu kadar güzelken, nasıl bu kadar saçmalaşabiliyor ki?

Mesela bir kadınsan, sabah kahvaltı hazırlamak zorundasın, öğle yemeğini düşünmen gerekiyor, akşam da.. Tüm çamaşırları yıkayıp, kurutup, ütülersin. Bulaşıkları yıkarsın. Yerleri süpürür silersin, her yerin tozunu alırsın. Her şeyi ama her şeyi yaparsın, karşılığında bir teşekkür veya bir iyi söz beklediğinde "yapmasaydın" derler. Ya da "sen ne yapıyorsun ki? her şeyi makine yapıyor" derler. 

Sabah evde ekmek yok diye sana kızarlar. Ekmek almanı istesen ya "bugün de ekmek yeme" ya da "git kendin al" derler. Oturur kendin ekmek yaparsın, sanki çok kolay bir şeymiş gibi, aman ne var ki beş dakka da yaptın işte, ne tatava yapıyosun boş yere derler. 

Gezmek istersin, araba altında git gez derler. Kahve isteseler ve sen "bak kahve makinesi orada, git bak kendin yap" desen, yemediğin laf, girilmeyen trip kalmaz. 

Evde bir şey bitse, azalsa, kaybolsa, tek sorumlusu sen olursun. Sadece sen yaşıyormuşun gibi.. Evde bir  yer pis kalsa, her yer pislik içinde olur, ele bir bez alınıp silinmez. Temizlikçi çağırsaydın diye yine suçlu sen olursun. yetişemiyorum senden yardım istiyorum deme gibi bir lüksünüz olamaz. Bu sabah canım hazır kahvaltı istiyor, lütfen hazırla, hiç halim yok deseniz, karşı tarafın gözü açılmaz olur. O derece hastadır birden, tüm gün yataktan çıkmaz. 

Hiç bir şeye hakkınız yoktur bu hayatta. Oturup kitap okusanız 3 sayfa, çocukla neden ilgilenmiyosun, neden burada uzandın lafları beyninize çakılır çivi gibi. Film izleseniz, hep film izliyor olursunuz. Film izliyor derken, oturup bir filmi izlemek değil, ütü yaparken, yemek yaparken film izlemek. Buna bile hakkınız yoktur çünkü. tuvalette biraz uzun kalamazsınız. banyo zaten çocuklar uyuyunca yapılacak olan bir lükstür. Her şey lükstür. Karşılıklı kahve içmek mesela. Sanki büyük bir lütufmuş gibi sunulur. Zaten elden telefon düşmez, iki kelime edilmez orada da. 

Geçen bi twitte bi kızcağız yazmış, elektrik faturası fazla gelince annesi kaçacak delik ararmış. başkası eklemiş, tüp bitince annesi öyle bir korkarmış ki, tüp bitti yemek yapamadım dese ayrı dertmiş, tüp alacak para istese ayrı dert. Kadın olmak öyle dertli, öyle zorlu bir yolculuk ki, ne annelik sorumluluğu biter, ne ev hanımlığı, ne de kadınlık. Yorulmak gibi bir hakkınız da yoktur üstelik. 

İlginçtir, geçen birisi kapıyı tuttu benim için. O kadar şaşırdım ki. Kapının tutulup beklenmesi, benim için özel bir şey yapılmayı o kadar olmuş ki.. Ne yapıldı benim için en son diye düşünüyorum, hiç bir şey aklıma gelmiyor. Ya büşra şunu sever, şunu da şöyle yapalım demedi kimse. Geçen gün babam pasta aldı, meyveli yiyemiyorum diye çikoatalı almış, görünce ağlamak istedim mutluluktan. Çaktırmadım. 

Müge anlı da bir kadın söylemişti, termosunun kapağını açamamış, yan masaya rica etmiş de bir adam gelip kapağı açmış, kadın buna aşık olmuş. herkes aşağıladı kadını, ne yani bundan mı aşık olunur falan dedi ama kadın o kadar boşverilmiş, o kadar yalnızlaşmıştı ki, en ufak şeyden etkilenir olmuştu, yazık.. Aslında kadınların hepsine yazık. Bunları anlatınca da kadınlar kendilerine yetemiyorlar mı diyor bazı feminist düşünceler. yetiyorlar tabi, yetmezler mi? Fakat burada sıkıntı aile olmak istersen aile olmayı başaramamanın sıkıntısı. Hani ailede biri bir yere yetişemezken biri arkasından sırtlar, yardımcı olur, beraber bir yolda yürürler ya, heh işte ona bir türlü ulaşamamak sıkıntı. Her yükü tek tarafa yüklemek, her şeyi tek başına sırtlamasına çalışmak, aptal yerine konmak, keriz olmak, kullanılmak, buruşturulmak, atılmak mevzu. 

İşte bu yüzden, kadın olmak çok saçma değil mi?



20 Eylül 2021

Mekan Keşfi: Konya - Aşk Kahve


Uzamandır yazmadığımın farkındayım. çünkü uzun zamandır bir yere gitmiyor, yeni yerler keşfetmiyordum. Taa ki a kişisi "yeter artık , iyice gülben'e benzedin, hadi sokağa" diye zorla beni tura çıkarana kadar. Evet, tura çıktık ailecek. 3,5 yaşında bir çocukla yapılacak bir iş miydi gerçekten  bilmiyorum fakat öylece çıktık yola..Neyse, bir sonraki post konusu olsun. İşte bu gezi sırasında Konya'ya da uğradık. Konya da gitmiş olduğum ve gerçekten aşık olduğum aşk-kahve hakkında yazacağım..

Malum pandemi koşulları, tamam sokağa çıktık fakat tabii ki maske mesafe kurallarının yanı sıra bazı katı kurallarım da vardı, kapalı alanlarda asla yemek yememek gibi. Bu yüzden oturacak yer bulmak benim için oldukça zor oldu. Çünkü Konya'da her yer kapalı. Kimse maske takmıyor, mesafe de Allah'lık. Neyse bir kaç kavga tartışma yaşadık bu yüzden A kişisi ile. O'na göre artık bitmiş pandemi olayı. Neyse, bana göre bitmedi. 

Bu mekanı çok sevdim, öncelikle açıkta masaları olduğu için, sonralıkla bana hiç sormadan çok harika ikramlar verdiler diye. Ben dibek kahvesi istedim, karşıma lokumun yanında ikram edilmiş kahve geldi. İstanbul'dan alışığım, 1 tane, hadi iyi bir gündeysem 2 tane lokum görmeye. Fakat bu da nesi, gördüğünüz gibi tam 3 tabak, çeşit çeşit lokum ikram edildi. Fiyatlar komik derecede az. Mekan yeterince tanıtılmamış bence, tanıtılmalı. Hani bir şehre gidince, nereye gitsem acaba dendiğinde parmakla gösterilen mekanlardan birisi olmalı. Kahve içmeyi seviyorsanız, yolunuz konya'ya düştüyse, mutlaka uğramalısınız. Çayı da güzelmiş, onu da A kişisi deneyimledi. Yalnız kahvenin yanına onca şey koyup, çayı tek başına servis etmeleri bizi bir parça üzmüş olsa da hiç önemli değil. Bu çay içenlerin sorunu. Çay içmekten nefret ediyorum, içenlere de saygı duyuyorum. Nasıl içiyosunuz o zehri ya? içilecek dert mi gerçekten :)



28 Temmuz 2021

...

 İnsan tek başına doğup, tek başına ölüyorken, neden yaşamında yalnızlığa itilir ki? Eskiden kalabalıklar arasında yalnız yaşarken, şu an yaşadığım hücre içinde yalnızım. Yalnızlıktan nefret ettikçe üzerime yapışıyor, çıkarmaya çalıştıkça sakız gibi elime bulaşıyor, yıkamaya çalıştıkça daha çok zorluyor beni.. Şimdilerde her şey zorluyor beni. Herkes zorluyor..

Yemek yapmak en sevdiğim şey iken, yemek yapmak istemiyorum bu günlerde. Oturup durmak istiyorum, sadece uyumak.. Uyumaya zamanım olmadığından uyku ile uyanıklık arasında savrulup duruyorum. Bunca mutluluğun için mutsuzlukla haşrolup duruyorum. Mutsuzluğumu hiç sevmiyorum. Kendi kendimi mahkum ettiğim mutsuzluğumda, her dakika kendimden nefret ederken buluyorum kendimi. Aynaya baktığımda o kadar çirkin bir yüz karşılıyor ki beni.. Kalbimin karanlığı yüzüme vuruyor resmen. Bir yerde okumuştum "sevilen kadın binlerce kişi arasında sıyrılır, ışığıyla aydınlatır her yeri" diye. Gerçekten sevilen kadın güzelliği diye bir şey var. Sevildikçe parlıyor kadınlar. Bense sevilmediğimi hissettiğim her dakika içimin çürüdüğünün farkına varıyorum. İçim çürüyor, inciniyorum, üzülüyorum, ağlıyorum, bağırıyorum, kapanıp kalıyorum.. 

Kahvaltı yapmayı sevmiyorum son zamanlarda. Tek başıma kahvaltı yapmaktan sıkılıyorum. Arkadaşımla yaptığım kahvaltılarım aklıma geliyor birden. Çaydan nefret etmeme rağmen 25 tane çay içiyorum. Sohbet o kadar güzel ki.. En son ne zaman çay içtim hatırlamıyorum şu an. Konuşacak hiç bir şey yok. Paylaşacak hiç bir şey yok. Zaten hiç olmamıştı belki de.. Gidecek tonlarca yer varken, tonlarca yol varken, gidilmemişti hiç bir yere. İç rahatlığıyla gezilecek sokaklara çıkılmadı. Görünmedi hiç bir yer. Keyif de vermedi zaten. Ya geç kalındı, ya da gidince beğenilmedi.

Ben paramparça oldum artık. Her yerim her yerde. Her döndüğüm köşede bir parçamla karşılaşıyorum, o kadar ıssız, o kadar terkedilmiş ki, acıyorum halime. İnsanın kendisine acımasından daha beteri var mı acaba? Kendime acıyorum, üzülüyorum, dışardan bakıp yazık diyorum. Gerçekten yazık olmuş. O kadar çok yazık bir yaşam ki. Bitmesine üzülmem.



6 Haziran 2021

Bugün günlerden umut.

 Bugün günlerden yarın, bugün günlerden umut!

Böyle bir reklam vardı, neyin reklamıydı, neydi bilmiyorum fakat slogan o kadar güzel ve o kadar akılda kalıcıydı ki, yıllardır canım ne zaman sıkılsa, aklıma hep o gelir.

Üzerine bir şeyler söylemek isterdim fakat, yalnızca umut etmek istiyorum. Her şeyin düzeleceği,bir şeylerin yoluna gireceği, normal bir hayata karşı umut etmek istiyorum.

Ben çok yoruldum.

Ben çok bunaldım.

Ben çok sıkıldım.

Duvara karşı konuşmaktan, akıntıya karşı yüzmekten, sırtıma yüklenen yüklerden, sorumluluklardan, sorumsuzluklardan çok yoruldum. Sanki koskoca dünyaya bir beni sığdıramıyorlar, bir ben herkesin gözüne batıyormuşum gibi.. Herkesin derdi sanki benmişim gibi. Ben olmasam her şey düzelecek gibi.



26 Mayıs 2021

Erken büyüyen gençlik! Sözüm sana!



 Geçenlerde lise yılları ile alakalı bir yazı yazmıştım, lise yıllarımızdaki taşkınlıklarımızdan bahsetmiştim. Ekleyecek tonlarca şeyler varken, bir kaç şey daha yazmadan edemezdim. O dönem cep telefonları yeni ellerimize almışız, kontor falan hak getire. hiç unutmam 100 kontor 20tl. ama bizim için çok büyük paralar o dönem. mesaj başı da 2 kontor gidiyordu. arkadaşlarla oturduk, bir tanemizin telefonuyla gelişi güzel numaralara çağrı atıp kapatıyoruz. karşı taraf geri aradığında ülker den aradığımızı, kendilerine hediye kolisi göndermek istediğimizi söyleyip, adreslerini isimlerini falan alıyorduk. bir de yalandan not alıyormuş gibi yapıyor, diğer birime bağlıyoruz deyip başka bir arkadaşa telefonu veriyorduk falan. bir gün bir kamyoncu amca açtı telefonu. yoldayım çocuğum kusura bakmayın falan dedi. neyse aynı şekilde söyledik, güldük eğlendik. kapattık telefonu. e numara açık tabi, adamın da işi gücü mü yok nedir, durmadan aradı arkadaşı kolim nerde diye. aramızda koli doldurup adama göndermiştik :D

lise son da, dersler boş bırakılmış, hocalar sınıfa uğramıyordu. biz de oturduk arkadaşlarla cin çağırma seansları yaptık. hocanın teki bizi bastı, malzemelere el koydu da neyse kurtulduk. kafaya bak, o dönem çok havalı geliyor tabii böyle şeyler. Sonra bir arkadaş iskambil kağıdı getirdi, batak oynamayı öğrendik. hoca gelince pat kağıtları kaldırıyoruz, kimse anlamıyor. derken bir gün okey takımı geldi okula, sıraları birleştirip okey oynadık. biz çok eğlenince 2 set daha geldi, sınıf kahvehaneye dönüştü bir gün. biz güle oynaya oynuyoruz, ders boştu. yan sınıflardan müdüre şikayet gitmiş, taş sesleri yüzünden yakalanmıştık. :)) 

Yurtta kaldığım dönem arkadaşın ağzına diş macunu sıkıp sara krizi geçiriyor şakası da yapmıştık tabii, o dönem modaydı. Sonra tüm odaların kapılarına vazelin sürmüştük. Banyo kapılarına da. Ayakkabıların  yerlerini değiştirip, tuzlukların üstlerini açardık. Böyle aptlallıklarla mutlu olurduk. 

Şimdi lise çocuklarına bakıyorum, sohbetlerine kulak kabartıyorum da, hiç eğlenmiyorlar. Kızların tek derdi nasıl daha güzel olabilirim, erkeklerin derdi ise nasıl zengin olabilirim? kızlar kendilerini tüketim toplumuna adamışken, erkekler tüketerek mutlu olacaklarını sanıyorlar. hiç bir şey paylaşmıyorlar, hiç gülmüyorlar, birbirlerine şaka yapmıyorlar. birbirlerine sadece aşkla yaklaşıyorlar. ben liseyi 1 yıl hazırlık ile 4 yılda bitirdim. 4 yıl boyunca yalnızca 2 kişi sevgili oldu sınıfımuzda. ama öyle şimdiki zamanki sevgililerden değil, filmlerdeki lise sevgililerindendi. güzellerdi ya. 

Üzülüyorum kısaca. Keşke teknolojinin bu kadar hızlı olmadığı bir dönemde yetişseydik. o kadar hızlı geçti ki herşey. o kadar hızlı yaşadık ki.. daha söyleyecek çok sözüm var ama bu kadar uzun yazıyı okuyamayacak kadar işiniz olduğuna eminim..

24 Mayıs 2021

Yazıyorum, o halde varım!

Ne zamandır yazmadığım için söylenen arkadaşlarım oldu, ah be arkadaş, sen bana bir dokun, bin ah işit. Neden mi? Bu zorlu süreçte kimin ne olduğunu anladım. Bu pandemi sanırım en çok bana yaradı. Arkadaşlarımı nasıl seçmem gerektiği, kimleri ne kadar yanıma yaklaştırmam gerektiğini çok daha iyi anladım.

Zaten yakın dostlarım biliyordur, annemle babam covid oldular. Onlarla görüştükten 3 gün sonra babamın başı ağırdı, sırtı ağırdı. Ben o zaman "eyvah" dedim. 2 gün sonra da pozitif çıktılar. Bilen bilir, bu pandemi sürecinde market hariç hiç bir yere gitmedim, annemler  hariç kimseyle görüşmedim. Annemle de 2 haftada 1 görüştük. Temaslı olduğumuzu öğrenince 10 gün nasıl geçti, bir bana sorun. Bu dönemde beni her gün arayan can dostum güzel insan Vildan ve Öznur olmasaydı nasıl atlatırdım bilmiyorum. Bunun yanı sıra ara ara Şenel de beni rahatlatmaktan geri kalmadı. Hayatındaki en önemli dostların kim deseler, onları söylerdim zaten, şimdi bana zor zamanımda destek oldukları için midir bilmiyorum x2 kez isimlerini anıyorum.

Bunun yanı sıra, defacto'dan bizim kıza bir kaç tane tshirt alayım dedim. Hatta aldığım tshirtün görselini ekliyorum. Gördüğünüz gibi normal bir tshirt gibi gözükse de alakası yoktu. Crop denilen, yanı kısa, karnı açıkta bırakan tshirtlerden geldi. Tam 3 tane. Hepsinin de görseli normal boyutlarda. Bir de bu dönemde işin yoksa değişimle uğraş.



Ayrıca kapitalizmin herşeyi çok abarttığına inanıyorum. Mesela lotus bisküvi. Bildiğiniz finger işte. Neyin tatavası bu? Tıpkı hiç bir halta yaramayan, oreo gibi. Yerine mis gibi negro var aloooo?? Toblerone hakkında hiç bir şey söyleyemeyeceğim, zira Türk çikolataları onu göz bakışlarıyla döver. Damak tadımdan mıdır nedir bilmem ama belçika çikolatası da güzel gelmiyor bana. Arkadaş var mı dünya yer yüzünden Tadelle gibi çikolata? Ne bileyim Eti Karam gibisi var mı? Bence yok. Haa bu arada Torku Banada demeden geçemeyeceğim, artık nutella yı ağzıma sürmüyorum. Geçen gün 750gr Torku'yu 3 günde bitirdim. 750 gr lık torkudan bana nasıl 2kg kaldı, başka bir yazımda anlatmak isterdim fakat inanın bilmiyorum. Keşke bilseydim..

10 Mart 2021

Ben biraz doldum sanırım

Fiyat artışları hepimizi derinden etkiledi eminim. Fakat bazı ürünlerin fiyat artışları o kadar feci bir biçimde oldu ki, her gördüğümde şok üstüne şok geçirdim. Geçen yıl kızıma indirimden 120 tl'ye aldığım spor ayakkabı, bu sene indirimde 400tl olmuş. işin kötü kısmı ise yalnızca 3 ay giymişti o ayakkabıyı. bu yaz giyemeyecek, giydirmeye çalıştığımda ayağımı sıkıyor ağlaklığına giriyor durmadan. 

Ben de gittim en uygun fiyatlı olan ayakkabıdan aldım. zaten giyeceğin 3 ay, ne diye markalara onca paralar dökeyim ki.? Ha bir de çok gezen bir aile değiliz, toplasan 1 hafta giyecek aslında.

Evet benim kanayan en büyük yaram bu aslında "gezen bir aile değiliz". hayallerim hep şu yöndeydi, bolca gezeceğim. haftasonlarını mutlaka değerlendireceğim. A kişisinin işini soranlar olmuş, yazılımcı kendisi. evden çalışıyor. yani 7-24 beraberiz. bu yüzden de gezmeyi mantıklı bulmuyor. zaten hep beraber olduğumuz için sen tek git diyor. fakat tek başıma gezmekten nefret ediyorum. ha bir de beraber yapmak istiyorum ben ya. birlikte maceralara atılmak. ciddi manada değişik yerler keşfetmek, görmediğim yerleri görmek, farklı şeyler yaşamak. yanlış anlamayın sakın, öyle uluslararası geziler değil istediğim. istanbulun arka sokaklarını keşfetmek istiyorum, istanbulun bir sahil kenarında sandalyemi atıp kahvemi yudumlarken güneşin batışını izlemek istiyorum. bazen soruyorum kendime, çok şey mi istiyorum? geçenlerde "oturup karşılıklı kahvaltı yapmak istiyorum" derken buldum kendimi. sabahlara kadar çalıştığı için (yazılımcılar hep gece çalışırlarmış) asla kahvaltıyı birlikte yapamıyoruz. tek başıma kahvaltı yapmaktan bıktım. tüm gün uyuduğu için tek başıma yaşıyor gibiyim. tek başınalığa öyle bir alıştım ki, bazen kendime şaşırıyorum. yakında tek başıma gezmeye de alışırım belki. kim bilir..