29 Aralık 2018

Günlük 20

uzun saçtan nefret eden annem, erkek kardeşime toka aldı. geldi gösteriyor "inşallah beğenir" de demeyi ihmal etmiyor. kınadığın başına gelir tamam da bu kadar da sevmek? 

lohusa depresyonundan çıktım sonunda. sabahları mutlu uyanıyorum. biraz sinir kaldı fakat o da geçecek elbet. artık aynaya baktığımda "iyy çok çirkinmişim" demiyorum en azından. hatta "güzelmişim haa" demeye başladım. yalnızca 5 kilo vermem gerekiyor fakat rahatsız da etmiyor. lohusa depresyonu berbat bir şeymiş. yeni doğum yapanlara bakış açımı değiştirdi. insan yaşamadan bilemiyor. 

çekilişimi yapacağım en kısa zamanda. bu yüzden instagrama da girdim. ivirzivirenstitusu diye bir hesap aldım. orada da sevdiğm şeyleri falan paylaşacağım. ve tabi çekilişe ek hak olmasını istedim. hadi bakalım.

bebek olduktan sonra arabaya sığamıyorduk. tek kapılı spor arabamızı satıp, aile arabasına geçiş yaptık. araba büyüdü, markası da değişti doğal olarak. bu yüzden a kişisi depresyonda. yeni arabaya alışamıyor, markasından da nefret ediyor. yapacak bir şey yok. bebekli ailelere zorunluluk arka kapı ve büyük bagaj.

eski bagajımız küçük olduğu için bebeğe kraft pop bebek arabasını almıştık. inanılmaz memnun kaldım. belki almak isteyen olursa diye görselini ekliyorum. en bebeklikten 10. ayına kadar rahatlıkla kullandık. hala kullanıyoruz. tek elle kapanıp açılıyor ve küçük bagajlara sığıyor. tekerlekleri ufak olduğu için sıkıntı olur dediler ama yaşamadık. tabi ben genelde avm gezmesi yaptığımdan olabilir. çift yönlü olması benim için en büyük artı. çocuğu görmem şart.



17 Aralık 2018

Ivır Zıvır 82

ilkokuldan beri ingilizce göseterilip nasıl öğretilemez konulu sempozyumda Türkiye örnek ülke olarak gösterilmeli.

avm otoparkında arabanızı nasıl bulamıyorsunuz anlamıyorum. numarayı hatırlamıyorsanız iner inmez fotoğrafını çekin. ben bununla yetinmeyip yandaki arabaların bile fotoğrafını çekiyorum. zira ayı gibi kapı açıp kapıyı boydan boya çizenler oluyor. aynısı arabalı feribotlarda da oluyor. bir keresinde adam öyle bir kapıyı açıp çat diye vurdu ki babamın arabasına, babam sinirle aşağıya inip adama dikkatli olmasını söyledi. adam inkar ediyor bir de. kapıyı açıp tam çizilen yere denk geldiğini görünce özür diledi. ayılığınızı illa ıspatlamak zorunda bırakmayın!

bu pazar yine herkes gezdi deli gibi. ben naptım? kızımı alıp market alışverişi yaptım. marketlerde de aşırı indirim mi vardı yoksa insanlara bir yerlerden para mı kaldı bilmiyorum ama inanılmaz sıra vardı. o kadar kalabalıktı ki kalabalıktan başım döndü.

bir ortaokuldan arandım. öğretmenlik yapmak için davet edildim. bugün gelemem yarın görüşelim dedim prensip gereği. aynı gün yapılan planlara uyamayan prensipli bir insanım neyse ki.. tekrar aradılar, başka bir arkadaş gitmiş, onunla anlaşmışlar. prensibimle işsiz kaldım.

bunu yazmaktan bıkmayacağım, sizler de okumaktan sıkılmayın lütfen. Bir oyunumun giriş cümlesi kendisi "modern savaşta, hiç bir sebep olmaksızın köpekler gibi öleceksiniz" demiş Ernest Hemingway. şu an basettiği modern savaştayız maalesef.

prima bezden nefret ettim. bu kadar leş kokan başka bez var mıdır bilmiyorum. çünkü bebiş doğduğudan beri prima kullanıyorum. önce premium kullandım. petrol koktu. aradım primayı. dediler ki havalandır geçer. kaç gün havalandırdım da azaldı koku fakat tamamen geçmedi. tutkal kokusuymuş. sonra aktif bebeğe geçtim. hem kaka sızdırıyor, hem pişik yapıyor hem de inanılmaz pudra kokuyor. fakat bez altında 4 saatten fazla kalınca o pudra kokusu iğrenç bir şeye dönüyor. ya da çişini yapınca bebek. illallah ettirdi bana. a101 in bezini çok övdüler. o da çok fena taşırdı. çocuk ensesine kadar kaka oldu. şimdi sırada minies var. onu da deneyeceğim bakalım

millet giyinip süslenip sahil kenarlarında çoluk çocuk fotoğraf çektirmeye nasıl üşenmiyo anlamıyorum.  ben evde düzgün oturup poz vermeye üşeniyorum valla.

devlet okulunda okurken dershaneye giderdim. okulda ders boş olunca bizden mutlusu yoktu. ama dershanede boş ders olunca "para veriyoruz biz buraya yeaa" diye hemen müdürün kapısına koşardık. ilme verdiğimiz önem de verdiğimiz para ile ilintili.

geçenlerde özel bir hastanede muayne saatimiz gelmesine rağmen 2 saat bekledik. 2SAAT!,
Devlet hastanesi olsaydı 15 dakika sonra başlardık bağrınmaya. insan o kadar para verince sesi de kısılıyo tabi.

istanbul a bakınca siz gölgesini görüyorsunuz belki ama ben gerçeğini görüyorum..


15 Aralık 2018

DOĞRU PARFÜME BİR TÜRLÜ KARAR VEREMEYEN ERKEKLER BURADA MI?


Parfüm seçimini doğru yapmak kadınlar kadar erkekler için de oldukça önemlidir. Tene doğru yakışan parfümü ararken aynı zamanda kişiliği de yansıtan parfüm bulmak birçok erkeğin tek başına karar veremeyeceği bir konudur. Bu konuda yardımcı olabilmek adına en iyi erkek parfümleri yazımızı sizin için derledim. Yves Rocher bu konuda adeta bir numaralıdır diyebilirim. Birçok erkeğe yakışan kokuları çıkarmakla kalmayıp stile uygun tarzdaki parfümleriyle ilgiyi üzerine çekiyor.

Bu koku seçeneklerinden birincisi: Cuir Vetiver EDT-100 mL Vetiver, Tonka Fasulyesi ve sandal ağacı birleşimi sayesinden güçlü notaları bünyesinde barındırır. Bu sayede erkekler hem çekici hem de karizmatik bir koku sahibi olurlar.
Nature EDT: Peygamber ağacı ve ardıcın birleşimi ile oluşan bu parfüm baharatsı kokuları seven erkeklerin ihtiyacına cevap verir. Ayrıca odunsu kokuları da içinde bulunduran bu koku sayesinde erkeklere haşin ve centilmen kokmalarını sağlar.

Ambre Noir: Paçuli, Kakule ve Tonka fasülyesinin birleşiminden oluşan bu koku, erkeklere haşin olduğu kadar enerjik tarz simgeler. %90'dan fazla doğal içerikten oluşan bu formül, oldukça odunsu ve yoğun kokusuyla baş döndürücü etkiye sahiptir.
Comme Une Evidence: Koku seçimi yaparken narenciye, odunsu ve baharatlı çiçek karışımlarından oluşan erkekler için özel olarak formülize edilen bu parfüm, adeta baş döndürür. Kokusuyla etkilemek isteyen erkeklerin imdadına yetişen bu parfüm kalıcılığı ile de kendine hayran bırakır.

 Hoggar EDT: Odunsu ve sıcak kokulardan vazgeçemeyen erkeklerin bayılacağı bu parfüm, içeriğindeki lavanta ile adeta benzersiz bir imaj sergiler. Eşsiz kokusu ile fark yaratan bu parfüm ile girdiğiniz her ortamda ilgi üzerinize çekilir. Ayrıca bu koku baharat içeriği ile sımsıcak bir etki yaratır.
Cuir Vetiver: Parfümün yanında duş jeli ile birlikte verilen bu set ile hem duşta hem de duştan sonrasında tertemiz ve ferah bir koku sahibi olursunuz. Bitkisel formüllü bu set sayesinde hem çekici hem de taze kokarak fark yaratırsınız. Ayrıca bu kokuyu alarak şık kutusu sayesinde kendinize küçük bir sürpriz yaparsınız.

Ambre Noir: Bir başka set halinde satılan bu eşsiz ürünler, güçlü ve maskülen erkeklerin bir numaralı tercihleri arasına girer. Paçuli ve Vetiver birleşiminden harmanlanan bu koku, odunsu olmasının yanı sıra Tonka Fasulyesi sayesinde çekici bir tutum sergiler. Hem yoğun hem de kalıcı olan bu kokular, güçlü görünmenin yanı sıra centilmen olmak isteyen erkeklerin de bayılacağı cinsten. Siz de kendiniz için en doğru kokuya karar vermek isterseniz geç kalmadan Yves Rocher web sitesini ziyaret edin.

Görseller Yves Rocher sitesinden alınmıştır.

12 Aralık 2018

Omurga Ağrısının Nedenleri


Omurgada ağrıya neden olabilecek birçok yapı vardır. Omurgadan çıkan sinir köklerinin tahriş olması, eklem sorunları, diskler veya kaslar… Bunların hepsi ağrının kaynağı olabilir. Ağrının kaynağına bağlı olarak da, bazı ağrı tipleri belirli bir hastalığın veya bir bozukluğun göstergesi olabilir. Ağrılar sırt bölgesinde yoğunlaşabileceği gibi, boyun, bel, kalça veya bacakları da etkileyebilir. 

1. Disk yaralanmaları
Omurlar, omurgayı oluşturan, birbirine kenetlenmiş kemiklerdir. Diskler de her bir omurga arasındaki boşluğu dolduran doku alanlarıdır. Disk yaralanmaları sırt ağrısının oldukça yaygın bir sebebidir. Bazı durumlarda bu diskler şişebilir, kayabilir veya kırılabilir. Bu durumda da sinirler sıkışabilir. Fıtık veya diğer adıyla disk kayması çok acı verici olabilir ve ağrı genellikle bacağa yayılır. Tedavisi için mutlaka doktora görünmelisiniz.

2. Kasların zorlanması
Kas ve bağlarda zorlanma olması, sıklıkla sırt ve omurga ağrısına neden olur. Bu durum genellikle ağır nesnelerin yanlış pozisyonla kaldırılması veya ani hareketler sonucu oluşur. Aynı zamanda aşırı aktiviteden de kaynaklanabilir. Örneğin; birkaç saat boyunca bahçede çalışırsanız veya ağır bir spor yaparsanız, kaslarınızda ağrı ve sertlik hissedebilirsiniz.

3. Yaşam tarzı
Sırt ve omurga ağrılarının nedeni çoğu zaman ne yazık ki yaşam tarzımız. Duruş bozukluğu, masa vb. başında uzun süre boyunca oturmak ve spordan uzak, hareketsiz bir yaşam sürmek hem ağrıya hem de kasların güçsüzleşmesine neden olabiliyor. Düzgün bir duruşa sahip olmak, düzenli olarak yürüyüş yapmak veya yüzmek ağrılarınızın azalmasını sağlayabilir. 


4. Kompresyon kırığı
Kompresyon kırığı, durumu hafif ile şiddetli arasında değişebilen, yaygın bir omurga kırığı türüdür. Her bir vertebral gövde diğerinden bir disk ile ayrılır. Sırt üstü düşmek veya omurgaya sert bir darbe almak, omurga gövdesi içindeki kemiğin destekleme yeteneğini aşarak kırığa sebep olabilir. Kemik yoğunluğunun kaybı ve osteoporoz adı verilen kemik erimesi rahatsızlığı da, omurlarda kırılmaya neden olabilir. Bu kırıklar ciddi bir ağrıya neden olabilir ve kompresyon kırıkları olarak adlandırılır.

5. Spinal Enfeksiyonlar (Osteomiyelit)
Osteomiyelit genellikle bakterilerin neden olduğu bir kemik enfeksiyondur. Genellikle omurgada görülür ancak enfeksiyon epidural ve / veya intervertebral disk alanlarına da yayılabilir. Tipik semptomlar; şişlik, ateş, terleme, kilo kaybı ve halsizlik ile şiddetlenen inatçı ve şiddetli sırt ağrısıdır.

Bunların haricinde fibromiyalji, skolyoz ve romatizmal hastalıklar da omurga ağrısına neden olabilir. Eğer uzun süredir ağrı çekiyorsanız ancak sebebini bilemiyorsanız, çok gecikmeden uzman bir doktordan yardım almanız en sağlıklısı olur.

Omurga ağrısı nedenleri ile ilgili, Acıbadem Hastanesi internet sitesi üzerinden daha detaylı açıklamalara ve anlatımlara ulaşabilir, konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olabilirsiniz.

Görseller google görsellerden alıntıdır. 

10 Aralık 2018

TARZINIZI YANSITAN ALYANSI BULMAK O KADAR ZOR DEĞİL


Hayat, her defasında bir adım öteye gidebilmek için yapmak zorunda olduğumuz seçimlerden ibaret değil mi? Okul, iş, arkadaş, kariyer derken, sıra eş seçimine gelir. Hayatımızı birleştireceğimiz kişinin karşımıza çıkıp da evlenmeye karar verdiğimiz anda kendimizi düğün hazırlıkları içinde buluruz. Bu defa o hep hayalini kurduğumuz büyülü “seçim” anı gelir: Alyans seçimi.
Bazen çok eğlenceli bir serüvene, bazen de kararsızlıktan ötürü korkulu bir rüyaya dönüşen alyans seçimi konusunda neyse ki aşıkların işini kolaylaştıracak uzman markalar var da üzerimizdeki yük hafifliyor. Biraz araştırma yaparak, yüzlerce özel tasarım çeşidiyle aklınıza gelebilecek her tarza hitap etmeyi başaran Altınbaş'ın bu uzman markalardan biri olduğunu görüyorum. Özellikle de Altınbaş altın alyans çeşitlerini, yanıma kahvemi de alıp bir resme dalar gibi, uzun uzun seyre dalarak incelediğimi söylesem, abartılı bulur musunuz?
Renkli Hayatlara Renkli Alyanslar
Altınbaş altın alyanslar, tarzınız ister spor, ister klasik yahut salaş olsun, ruhunuza dokunan bir modelle karşınıza çıkmayı ve hedefi on ikiden vurmayı başarıyor. Hatta alyans takma konusuna çekinceli yaklaşan çiftleri bile yaratıcı modelleriyle ayartabileceğine iddiaya girerim.
Çiftlerin uyumunu hesaba katarak, kadın ve erkek için olmak üzere ikili şekilde tasarlanan Altınbaş altın alyanslar; hem sadece sarı altın hem de sarı-beyaz, pembe, pembe-beyaz, rose ve sadece beyaz altın gibi karışık pek çok alyans modeline sahip. Renkler arasında seçim yapılabildiği gibi alyansın ne kadar ince, ne kadar sade ya da desenli, ne kadar taşlı ya da taşsız olabileceğini de yüzlerce model arasından rahatlıkla seçebilirsiniz.

Tarzları Sentezleyen Superlight Koleksiyonu
Modernliğin yenilikçiliğinden, klasikliğin nostaljisinden vazgeçemiyorsanız ve size ömrünüz boyunca eşlik edecek olan alyansınızın bu iki tarzın ortasındaki bir noktayı temsil etmesini istiyorsanız, Altınbaş’ın Superlight Koleksiyonu’ndaki altın alyans modelleri harika bir sentez oluşturuyor. Hepsi özel tasarım olan alyanslar; ister taşlı, ışıltılı, ister sade ve taşsız olarak farklı renklerde ve ayarlarda, her çifte hitap ediyor.
Estetiklik Kadar Konfor da Önemli
“Tarzıma uygun olsun, ruhuma hitap etsin; ancak bir o kadar rahat, adeta yüzük parmağımın en iyi arkadaşı olsun” diyorsanız, alyansınızı seçerken ne kadar ergonomik olduğuna da dikkat etmenizi öneririm. Ne de olsa bundan sonraki hayat yolunuzun daimi eşlikçisinden bahsediyoruz değil mi? Parmağınızın konforu ve hayat kalitenizle ilgileniyorsanız Altınbaş altın alyans modellerinden birinin seçimi mantıksız olmayacaktır. Altınbaş’ın işçiliği, yaklaşımı ve deneyimi öyle üst seviyelerde ki modellerin tamamında şıklık olduğu kadar ergonomiklik de ön planda tutulmuş. Böylece ellerinizi yıkarken, spor yaparken ya da uyurken alyansınızın sizi alıkoymadığını göreceksiniz.
Kişiye Özel Alyans Deneyimi
Altınbaş altın alyanslar, sipariş verilmesi durumunda kişiye özel olarak da üretilebiliyor. Eğer müstakbel eşinizle aranızda özel bir sembol ya da mesaj varsa buna alyanslarınızı da ortak edebiliyorsunuz. Standart olarak ise yüzük içine isim ve tarih yazdırılabiliyor. Peki, çift alyans modellerinden birini eşiniz çok beğenirse ama sizin pek içinize sinmezse ne olacak? Bu durumda alyansı tek olarak satın almanızın mümkün olduğunu ekleyeyim.
Alyans seçerken dikkat edilmesi gereken çok önemli bir şey var ki o da güvencesinin olup olmaması. "Televizyon mu alıyoruz, alyansta güvenceyi ne yapalım?" derseniz, orada durun bence. Alyansınızı güvenceli şekilde alırsanız, hem içinde ürünün tüm bilgilerinin kayıtlı olduğu sertifikayla onu korumuş olursunuz hem de ileride ölçeğiyle ilgili bir değişim gerektiğinde ya da tamire ve bakıma ihtiyaç olunduğunda, bu sertifikayla alyansınızı yerine götürebilirsiniz.

Şimdi, inceliklerle süslenmiş bir tabloyu izlermişçesine, yanımıza kahvemizi alıp arkamıza yaslanarak, AltınbaşAltın Alyans modellerini inceleyelim mi?

9 Aralık 2018

Günlük 19

bugün istanbul da harika bir hava vardı. sıcak havayı görünce mutlu olan gillerdenseniz eğer, siz de benim gibi yerinizde duramamışsınızdır. a kişisini evden dışarı çıkarmak oldukça güç. genelde pazarları akşam 5 e kadar uyumayı tercih eder kendisi.ailemi gezireyim, zaman geçireyim falan demez. fakat zor bela çıkardım dışarı. uzuuun zamandır taksim e gitmemiştim. bu yüzdendir ki yapılan devası camiiyi ilk kez gördüm. oranın bu camiiye ihtiyacı var mıydı sorusunun cevabı çokta gecikmedi, turizm açısından heralde. fakat altı kaval üstü şişhane olan şu binayı görünce gözlerime de inanamadım değil hani.

insanların yüzünü elbette kapadım. şimdi kimseyle mahkemelik olmak istemem. sonrasında devam ettik. bir sürü mağaza kapanmış, yeni mağazalar açılmış. pizza hut kapanmış. kenara çekilip usulca ağlayasım geldi. seviyordum orayı ben. hemen koşarak, daha önce de tanıtımını yapmış olduğum jadore a gittik. galatasaray lisesini geçtikten hemen sonraki ilk sokakta kendisi. o fransız müzikleri hala yerindeydi. fakat duvarlarındaki kağıtlar kaybolmuş, bembeyaz bir boya ile kaplanmış. eskiye gönderme yapan duvarın fotoğrafını çektim. hemen çikolatalı cheesecake istedim. bayat gibiydi. tabii çikolata sıcacıktı. aç olmama rağmen tadı hiç hatırladığım gibi değildi. çikolatanın da tadı bozmuştu sanki. zaten eskisi gibi kapısında kuyrukta yoktu. mekanın önüne atılan 4 masa mı kurtardı o kadar kişiyi bilinmez ama bir daha da gitmeyi düşünmediğim mekanların arasına girdi maalesef.

"Savrulup atılan, toprağın üzerinde kıvrılıp bükülen ve üzerine acıyarak basılan bir mum ışığı gibi seğirerek sönmek değil, büyük alverler çıkaran bir keyif yangınında sanki rastlantıymış gibi son bulmak istiyordu" demiş Stefan Zweig- bir çöküşün öyküsü adlı romanında. beni anlatmış resmen. insan nasıl bir ölüm hayal edebilir diye düşünürken bu cümle ile karşılaşmama tesadüf diyebilirsiniz belki fakat ben bu kadar iyisini asla düşünemezdim. işte zaten bu yüzden ben bir blog yazarıyken, O koskoca bir klasik yazarı. bir gün bir kitap yazsam da, ilerde klasik diye okutulsa diye düşünürken yeni nesil blogger ların yazdığı kitaplar aklıma geliyor, kendime gülüp geçiyorum. hadi ordan bana. ve kendime güvenimi kaybetmemde yararı olan tüm kişilere teşekkürlerimi sunuyorum.

Anladım.

Hep mutlu olacak değildik ya. Biraz da mutsuz olduk. Umursamadım. Sakindim. Hep sakin oldum. Kıskançlığım fazla sevgiden geliyor sanıyordum. Değilmiş.  Fazla sevgiziliktenmiş, anladım.

İnsan ilgiye muhtaç. Büyük ihtiyaç. Hele emek. Emeksiz yemek olmazmış. Öyle. Ve mutluk için gerçekten emek gerekiyormuş, anladım.

İnsan en umudunu kaybettiğinde daha bi vasıfsız oluyormuş. Yaptığın şeylerin görülmemesi, hiç olarak hissettiriyormuş. Hiçliğin içindeki keşmekeşi, anladım.

Kalbini paramparça etmeye bir cümle yetiyormuş mesela. Seni kaybetmeye, yok etmeye bir kelime.. Düşünerek söylenmiş şeylerden daha önemliymiş, öyle aniden gelen cümleler, anladım.

Sinir anında insan kendinden geçiyor, karşısındakini kırıp parçalıyormuş. Fiziksel olarak değil, psikolojik. Çok daha ağırmış, anladım.

Sokratesin dediği gibi bir mutluluk söz konusu değilmiş. İyi insanlarla karşılaşmaktan çok kendine uyan insanlarla birlikte olmak mutlu ediyormuş, anladım.

Anladığım o kadar çok şey var ki bugün. Ne kadar sevildiğim ve sevilmediğim, ne kadar çekildiğim ve itildiğim, ne kadar hakettiğim ve haketmediğim.. Anlamadığım tek şey ise Bihter Ziyagil ses tonuyla BEN BUNA NASIL DAYANICAM?