7 Mart 2019

Momo uydurması ve içi çürümüş topluluklar

Merhaba. Ben A kişisi. Blog sahibinin eşi oluyorum. Bu aralar canımı çok sıkan bir konudan bahsedeceğim.

Çocuk sahibi olan okurların mutlaka duyduğunu tahmin ettiğim "momo challange" yada bizde bilinen adıyla momo tehlikesi diye bir saçmalık türemiş durumda. Bende bunu geçen gün eşimin instagramda dönüp duran bir videoyu bana göstermesi ve bundan sonra youtubedan çizgi film açmıyoruz demesi ile nedir diye bir bakayım dedim.

Olayın zaten tamamen uydurma olduğunu biliyordum fakat Türkiye'de patlama noktası, @pembekurdeleli instagram hesabından Nur Parlak isimli bir şahsın içinde momo'nun rahatsız edici görüntülerinin bulunduğu bir videoyu kendi başına gelmiş gibi (yalan) kayıt altına alıp youtube videoları arasında reklammış gibi(buda yalan)  göstermesi ile oldu.

Yazının devamı okumaya vakti olmayanlar için şunu önceden söylemeliyim. Bu paylaşımı yapan arkadaşın ciddi problemleri olduğunu düşünüyorum. Neden asla kendi başına gelmemiş ve kesinlikle youtube video arası reklam olmayan ve genelde instagram, twitter vs gibi leş ortamlarda yetişkinler arasında yayılan bir videoyu bu şekilde paylaşır bilemiyorum. Bizim kültürümüzde asparagas haberleri yayıp ilgiyi üzerine çekmek tamam çok sevilen bir konudur ama yetişkin bir insan yaptıklarının ne gibi sonuçlar doğuracağını düşünebilir. (tam olarak aynı şekillerde kayıt altına alınmış yabancı instagram annelerinden bir tanesinin de videosunu şuraya bırakayım: https://www.youtube.com/watch?v=9EiYvO88XFc)

Olayın bir hoax(sazanlık) olduğu ve rapor edilen olayların tamamın kaynağının iki adet videoya dayandığı, whatsapp'tan mesaj atma vs olayının tamamen yalan olduğu falan zaten ispatlanmış durumda. Açıkçası bende bunun yalan olduğunu ispatlamaya çalışacak kadarda işsiz değilim. Zaten konumuzda bu değil. (yinede ingilizcesi olanlar ve merak edenler momo challange hoax yazıp aranabilirler)

Problem daha büyük.

Problem çekirdek beyinli yetişkinlerin tamamen uydurma olan bir durumu ilgi çekmek, reyting kazanmak yada, gelir elde etmek amacıyla olayı gerçeğe dönüştürmesi. İnternet'in dinamiklerine hakim olmayan bu eğitimsiz yetişkin kitlenin eline bir anda akıllı telefonlar, erişebilir ve hızlı internet falan verirseniz sonuç bu olur maalesef. Bir eğitim verilmesi gerekiyorsa çocuklara değil yetişkin ebeveynlere verilmesi lazım.

İnternet'te ilgi çeken bir içerik her daim troller, sevgisiz ve ilgisiz büyümüş insanlar tarafından kullanılır. Şimdi bu @pembekurdeleli arkadaşın paylaşımı, eğitimsiz sözlük yazarları ve akıllı telefona sahip cahillerin olayı patlamalı bir şekilde yayması ile elini avuçlayan bizim basında rating uğruna 7/24 bununla ilgili konuşmaya başladı. Bu vatandaşlar sayesinde milyonda bir görülme ihtimali olan malum videoda sabah akşam tvlerde, haber sitelerinde felan gözükmeye başladı tabiki.

Yahu etrafındaki bütün yetişkinlerin konuştuğu, evlatlarına hiç duymadıkları bir şey hakkında uyarı verip çocukların akıllarına kurt düşürdüğü bir ortamda çocukların bunun daha da merak etmemesi gibi bir şey olabilir mi? Ben olsam kesin bakardım yahu bunlar ne diyor diye.

Zaten baksalar da bir problem yok, bu içerik günümüzde yaşanan dejenerasyondan daha kötü etkilemiyordur çocukları. (bu arada bu momo videosunun çocukların psikolojilerini etkilediğine dair de tek bir kanıt yok, intihar eden felan da yok. Hepsi yazıyor biryerlerde ama işte cahillik bedava)

Malum içerik 1 tanediysede bu hastalıklı topluluk sayesinde artık binlerce. Emeği geçen herkesi tebrik etmek lazım. Artık yukarıda bahsettiğim troller, kötü niyetli kişiler, ilgi meraklıları vs tarafından hem yetişkinlerce hemde çocuklarca oldukça ilgi çeken bu konu için içerik üretilecek. (sömürme amacıyla)

Başka bir deyişle, gerçek olmayan "Momo" artık gerçek. 

Çünkü bu internetin yada eline sonrada telefon verilmiş cahillerin deyimiyle "sosyal medya"'nın dinamiği bu şekilde işler.

Sömürülebilecek bir nokta varsa o sömürülür. İnternet kötü bir yerdir. Her zaman kötüydü, ama eskiden kullananlar bu kadar cahil ve eğitimsiz değildi.

Velhasıl, artık ve lütfen artık yalan söylemeyin. Başınıza gelmeyen ama "kuzeninizin başına gelen" olayları ilgi çekmek adına kendinize olmuş gibi anlatmayın. Bunları yaparsanız İnternetin kötüleri sizsiniz demektir.

Yazı sert oldu ama aklınıza her zaman neşeli günlerde ki ziya karakteri gelsin. Birisi size kızımın okuldan arkadaşı izlemiş altına işemiş, tavana sıçmış falan yazdığında atma ziya diyiverin...

Not: bu arada benim türkçem berbattır. Blog camiasından özür dilerim. Eşim üstünden bir geçip düzeltir bir ara hataları:)











19 Şubat 2019

Kendi Kendim ile Mim

Yeni takipçilerimden Konuloji mimlemiş beni. Severim mimleri. O halde yanıtlarıma geçeyim :)

Bilgisayarının üstündeki masaüstü görüntün ne?


 Google'da aradığın en son şey ne?

Doğu günü pastası fiyatları. Malumunuz bebek 1 yaşında olacak. ben de doğum günü için pasta bakıyım dedim ama şöyle eli yüzü düzgün bir pasta için 400tl yi gözden çıkarmak gerekiyormuş ki, dünyanın en gereksiz şeyi. Alıcam baton pasta, oldu bitti :))

Mesajlaştığın veya konuştuğun son insan kim?

Annem. Bir konu hakkında danışmıştım :)

Tiyatroya en son ne zaman gittin?

Hatırlayamayacağım kadar çoook eskiden gittim.

Sinemaya en son ne zaman gittin?

En az 1 buçuk yıl olmuştur :/

Hangi diziyi herkes izlemeli?

Herkesin izleyebileceği kadar harika bir dizim olmadı ama herkese rahatlıkla tavsiye edebileceğim dizi: the it crowd.

En son ne tür müzik dinledin?

Klasik müzik dinledim. Harika bir spotify listem var, dileyenle paylaşırım.

Seni en çok ne çıldırtır?

Sorduğumda yanıt alamamak. Susturulmak. Yalan söylenmesi.

Ne zaman uyanırsın?

Bebek uyandığı zaman.

İnternetteki ilk adın neydi?

Hayal Meyal. Tarık Tufan'ın kitabından esinlenmiştim. Sonra hep kendi ismimi kullandım.

Favori Emojin nedir?

Kalpli gözlü smiley

Kedi mi Köpek mi?

İkisinin de yeri ayrı bende. İkisini de çok seviyorum, ayırt edemedim maalesef. Ama sanırım kediler bir tık önde olabilir.

Kuzey mi güney mi?

Aslında güney demem lazım, sıcağı seviyorum fakat nedense hep kuzey bana yakın gelmiştir. Metro çıkışlarından falan hep kuzey varsa kuzeyi tercih ederim. Orası daha sıcak sanki..

Kafanda genel olarak ne olur?

Hayatım olur. kendi kendimi acındırırım. hayaller kurarım, sonra yıkarım. bir kaç ses var içimde, onlarla konuşurum. olmamış şeyleri olmuş gibi sanırım. kavga ederim. kendimi suçlarım. bir başkası da acır. öyle saçma sapan bir düşünce sistemi. Fakat genel olarak Frankfurt okulu nu düşünürüm. keşke param olsa da ben açsam.

Komedi mi dram mı?

Gülmeye ihtiyacımız olduğu şu günlerde tabii ki komedi. dram dan nefret ediyorum. gerek yok, hayat zaten dramatik. sokağa çıkıp baktığınızda zaten dram yükselen binalarla gözünüze batıyor. Gerek yok drama. azcık gülelim

bu soruları cevaplamadan önce ne yapıyordum?

valla oyun oynuyordum. insurgency. sonra aa yazı yazayım dedim, aklıma geldii :)

yıl içindeki en favori günün hangisi?

gün olarak soruluyorsa: cumartesi. söylemesi bile tatlı. bana gezmeyi hatırlatır ama sadece hatırlatır. a kişisini sokağa çıkarmak için deveye hendek atlattırdığımdan, artık bıktım o muhabbetten. şimdilerde bana depresyonu hatırlatıyor. hayattan bunaldığımı falan. fakat tam gün isterseniz 3 temmuz olan doğum günümdür favori günüm. saçma bir şekilde bir sürpriz olacağını beklerim. fakat asla olmaz. yani 31 yıldır olmadı, artık bundan sonra da olacağını sanmıyorum :)

bu soruları cevapladıktan sonra ne yapacaksın?

tırnaklarımı keseceğim. yazarken fark ettim, baya uzamışlar. rahatsız edici şekilde yazmamı bile engelliyorlar..

İstanbul ile ilgili en sevdiğin şey?

kesinlikle değişim. her şeyi değişmesine aşığım. aynı şeylerden monotonluklardan kurtarıyor insanı.

son olarak bir sırrını paylaş?

beni çok iyi bir insan sanıyorlar ama ortaokul ve lisede insanlara yaptığım şakalar yüzünden zarar görenler de olmuştu, bayaa travma yaşayanlar da.. fakat sonra iyi bir insan oldum. Allah affetsin.




12 Şubat 2019

Sizleri Memnun Etmeye Çalışmaktan Bıktım!


bu söyleyeceklerim etrafınızdaki eşe dosta, konuya komşuya. yeter artık bırakın yakamızı. hakkımızda konuşmaktan çok daha önemli şeyler yapın. mesela kızılay a gidin kan verin, trombosit verin. içinizden pislik değil, diğer insanlara temizlik aksın. ama öyle yapar mısınız? asla.

evlenmeyiz, bu kız neden evlenmiyor dersiniz. evde kaldın artık dersiniz. seni kimse beğenmiyor mu dersiniz. evleniriz. çocuk neden yapmıyorsunuz dersiniz. yoksa olmuyor mu, bildiğimiz doktorlar var dersiniz. çocuk yaparız, daha lohusalıktayken, ikinciyi ne zaman yapacaksınız dersiniz. arayı çok açmayın dersiniz. ikinci çocuğu yaparız. üçüncü ne zaman e artık bir kızın/oğlun da olsun dersiniz. ya da bu devirde çok değil mi 3 çocuk nasıl bakacaksınız dersiniz. sonra çocukların başarısını sorgularsınız. o biter, çocukların evliliği, çocuğu vs..

evde oturursunuz, neden çalışmıyorsun dersiniz. çalışırsınız, çok çalışıyo dersiniz. iş buluruz, işimizi beğenmezsiniz hep daha iyi bir yerlerde çalışan vardır. para kazanırız, paramızı beğenmezsiniz. kilo alırız kilolu, veririz zayıf dersiniz. konuşsak çok konuşan, sussak hiç konuşmayan dersiniz. dersiniz de dersiniz.. sizleri asla ama asla memnun edemeyiz biz.

madem memnun olamayacaksınız, susun be! yeter artık. karışmayın kimsenin hayatına. size ne? siz mi bakacaksınız çocuğu, evlenip siz mi ev geçindireceksiniz? isteyen istediğini yapar. yaratan karışmıyor da, sizler kim oluyorsunuz herkesin hayatını bu derece irdeleyebiliyorsunuz?

Allah kitabında diyor ki: "Herkes kendi yaptığına karşılık rehindir". ay size ne oluyor??

bundan sonra böyle. kimseyi memnun etmeyeceğim. sefam olsun ohhhhh. bu benim hayatım deyip kahkahalarla güleceğim söylediklerinize. siz yapsaymışsınız diyeceğim. aaa sen neden yapmadın çocuk? sen neden okumadın? sen neden...... 

Görürsünüz siz!

6 Şubat 2019

Çekiliş Duyurusu!!

Çok değerli okuyucularım,

Hep yapmak istediğim fakat bir türlü yapamadığım çekilişi sonunda yapıyorum. Devamı gelecek, bu yüzden hiç merak etmeyin..


Hemen içerikten bahsedeceğim:

-Sense Vucut şampuanı
-Ithink stereo kulaklık (mikrofonlu ve bass özellikli)
-Avon care el kremi
-Avon gözkalemi
-Color Trend Ruj
-Gel kırmızı oje
-Nina isimli roman (ben okumadım, 2 tane aldım, artık alanla beraber okuruz)
-Elseve tek kullanımlık saç kremi
-Color trend renk karıştırmayan tel
-Minik cep ruju
-A kişisinin özel hediyesi Ytü ajandası ve kalemi (inanılmaz kullanışlı ben de kullanıyorum)

(Yurtdışından katılımı maalesef kabul etmiyorum. Kargosu bana aittir.)

Şimdi yapmanız gereken zorunlu şeyler:

-Blogdan beni takip etmek,
-Bu yazının altına katıldım deyip isminizle birlikte yorum yapmak ve mail adresinizi bırakmak.

Çekilişe fazladan katılmak isterseniz:

- (+1 çekiliş hakkı) blogdaki herhangi bir yazıya yorum yapmak. -yalnız bir yazı için. (belirtin yorum sonuna lütfen.)
- (+2 katılım hakkı)  Beni twitter'dan takip edin: https://twitter.com/bsrabayram
- (+2 katılım hakkı) Beni instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/ivirzivirenstitusu/
- (+3 katılım hakkı) Bu yazıyı blogunuzda paylaşın ve duyurun.

not: Tüm yaptığınız işlemleri yorum olarak ekleyin ki, kontrol edebileyim. Kazandığınız takdir de tekrar kontrol edeceğim ve yaptım denilen şeyler yapılmamışsa yedek olarak çekilen kişiye hediye devrolacaktır. 

Çekiliş 10 Mart tarihine kadar sürecek, 12 Mart'ta kazanan kişi açıklanacaktır. Mail adresinizi mutlaka yazın , kazandığınız zaman size ulaşabileyim. 2 gün içinde dönüş yapılmazsa yine yedek talihliyle devam edeceğiz.

Herkese iyi şanslar dilerim. :)

24 Ocak 2019

Anne Olmak..

Anne olmak, tuvalete istediğin zaman gittiğin ve istediğin kadar kaldığın günler ile, istediğin saatte uyuduğun zamanları özlediğin günleri özlemektir. Artık birine bağımlısındır. Ama ne bağımlılık? bu bağımlılık uyuşturucuya veya sigaraya benzemez. bu bağımlılık kalbinin kan pompalayan damarı, beyninin karar verme mekanizması, vücudunun duyumsama noktası gibi bir şeydir.

artık onu düşünmeden tek nefesiniz geçmez. uyurken aman üstü açıldı mı? aman yürürken düşer mi? aman orası tehlikeli mi? aman altı pişti mi? üşüdü mü? terledi mi? uyudu mu, uyandı mı? kakasını yaptı mı, ne renk yaptı? neden kustu? çok mu yedi? aç mı kaldı? ve daha bir sürüsü..

beyninizin bir yanı bunlarla meşgulken evde yapmanız gereken türlü iş vardır. evin beyi inatla "ne yapıyorsun ki evde boş boş oturuyorsun der." akşam geldiğinde yorgun olmanızı umursamaz. ya da neden yorulduğunuzu sormaz. ya da çocukla şöyle yarım saat zaman geçireyim de, sen git içerde bir uzan, kahve iç, için rahat bir biçimde otur demez.ne yaptın ki der..

ne yaptım?

gece 3 e kadar bebeğin uyumasını  bekledim. şimdilerde yine diş krizimiz var. dişi çıkıyor diye huysuz. uykusuzluktan halıları kemire kemire ağladı ama senin ruhun duymadı. çünkü 8 de eve geldin, yemeğini yedin, masanı aynen bırakıp odana gittin, derslerin varmış. oturdun biraz, sonra 10 gibi yattın uyudun. kapını da sıkıca kapadın ki sesimiz gelmesin.. 3 te zar zor uyudu neyse. bben de biberonlarını kaynatıp, sıcak suyunu hazırlayıp, etrafı şöyle bir toparlayıp uyudum. çünkü sabah uyandığnda evi dağınık görürsen bazen sinirlenebiliyorsun.

saat 5 te uyandı bebek yine ağlama kriziyle. ben baygınlıkla uyanıklık arasında kalktım yarım saat pişpişledim. sonra yine yattık. 1 saat olmadan yine.. sonra yine.. derken 8 de senin alarmın çaldı. çocuk yine ağlayarak uyandı. ağlıyor diye kızdın. durmadan ağlıyormuş, bak sen. yattığın yerden söylemek ne kolay. 9 da evden çıkacağını söyledin sinirle. bu demek oluyor ki 9 da önce kahvaltı hazır olmalı. bebeği zorla uyutup kahvaltını hazırladım. zorla seni kaldırdım. yarım göz, ne hazırladığımı umursamadan yiyip kalktın. masayı topladım. yemeyi unuttum ama umursamadım. sonra sen işe gittin..

bebek uyurken çamaşırlarla mı uğraşsam, etrafı mı toplasam, yemek mi yapsam, camları mı silsem diye düşünürken birden uyudum. sonra bebek yine uyandı. üstüne döke döke, bağıra çağıra yemeğini yedirdim. sonra o kaçarken ben kovalayarak üstünü değiştirdim. altını temizledim. arkamı döndüm ki, kakasını yapıyor. en iyi bezi kullanmama rağmen, belinden sızanı gördüm. aldım banyoya soktum. yıkadım bir güzel. sonra tekrar zorla giydirme çabası. oyun oynadık. durmadan ağladı, televizyonu tokatlamak istedi, kolumu çizdi, elini gözüme soktu. sonra yemek yaptık beraber. tek tek yazmamı istemezsiniz eminim. o bir ayağımda, bazen iki bacağıma sarılmış, bazen mama sandalyesine zorla oturttuğum , orada ağlarken eline bişeler verdiğim fakat yine de durmayan..

zar zor yemek yaptım. sonra sürpriz olsun diye ekler yaptım. eklerin uğraşında bebek daha da çıldırdı. gündüzleri neden uyumuyo diye üzüldü bir tarafım. gündüz uyuyan bebek mutlu olur çünkü, he bir de büyür. sonra yine yedirme.. sonra durup dururken öyle bir kustu ki, yastık yorgan her yer kusmuk. içine de gelmiş. bir daha yıkadım. her yeri değiştirdim. onları makineye attım. yıkandılar. sonra makineden çıkartıp kurutmaya götürdüm. hemen götürmem lazım, yoksa kokarlar. bu sırada bebek tehlikeli bir şey yapmasın diye hep kucağımda. o kadar zor ki hem onu, hem çamaşır sepetini taşımak. ama ben ne yapıyorum ki..

sonra çamaşırlar kuruyana kadar oyun oynadık. bir sürü terim öğretmeye çalışıyorum ama bir türlü anlamıyor. daha küçük sanırım. yürütmeye uğraştım ama yok. pat kurutma sesi. çamaşırları aldık katladık. ben katladım o dağıttı. sonra yerlerine yerleştirdik. dolabı tekrar yere indirdi. ekler soğudu, kremasını yaptım. sıkmama izin vermedi. tüm malzemeyi salona taşıdık, oynarken yaptık. sonra dolaba koyduk.yemek yemediğimi başımın ağrısından anladım. karnımın ağrımasını ise oynarken yere yattığımda fark ettim. ama önemli değil. sonuçta bişe yapmıyorum ben.

sonra oynadık. uyudu bir ara. içi geçti sanırım. hemen ütülükleri ütüledim. çünkü ütülü pantolonun olmazsa çok sinirli oluyorsun. tam ütü bitti oturacağım derken uyandı. yoğurt yedirdim belki biraz daha uyur diye, daha çok uyandı. o sırada sen aradın geliyorum diye. yemekler sen kapıdan girince sıcak olmalı. masa kurulmalı. hemen kucağımda yapmadığım pilavı yaptım. sen gelince daha pişmemişti, 10 dakikası vardı. çocuğu 5 dakika tut, dinleneyim dedim. açım dedin. yemeği hazırladım, mutfağı toparladım. yemeğini yedin, salona gittin uzanıp uyudun. çocuk bacaklarına sarıldı inip oyna diye, ama öyle bir uyudun ki, anlamadın bile. oturdum oynadım. sonra uyandın. tatlı istedin. ekleri verdim bir heyecanla. yemekteyiz programında hiç bir şeyi beğenmeyen tipler gibi hiç olmamış dedin. hani öyle bir olmamış demen var ki elinde olsa 0 puan vereceksin. hemen odana gidip kapını kapadın. ben de bebeği alıp yanına geldim, biraz zaman geçirirsin belki diye. çünkü bebek baba baba diyerek koridorda kapıya gelmeye çalıştı karanlık dinlemeden. yanına gelince neden çocuğu veriyorum diye sinirlendin. salona döndük. mamayı hazırlayana kadar çok ağladı. yanında kalmak istiyordu sinir oldu. merak edip gelmedin bile. mamayı yerken uyuyakaldı.

ben yine biberonları kaynattım, salonu toparladım. sonra geldim bu yazıyı yazdım. ama doğru söylüyorsun. ben ne yaptım ki? hatta gerçekten BEN NE YAPTIM?

bir de böyle söylenince, herkes tüm erkeklerin aynı olduğunu söylüyor. evli olmayanlar ise, bebek buldun şükret, koca buldun çok iyi insan falan diyor. bu çocuğu istememe veya babasını hazmedememe değil. olayları kabullenememe. o kadar şey yapıp hiç bir şey yapmıyormuş gibi görünmeme tepki. bak yine uyandı mesela. ağlıyor. kimin umrunda? tabi ki benim. babalar sadece gerçekten büyüyünce mi baba otluyor. ve en kabullenemeyeceğim şey, kız çocuklarının babaya düşkünlüğü. her şeyi annen yapsın, gece gel baştan aşağı anneni kus, yeri gelsin annenin eline işe. ama sonra git, babanı sev. olacak iş değil. bu çocuklar gerçekten saf.

29 Aralık 2018

Günlük 20

uzun saçtan nefret eden annem, erkek kardeşime toka aldı. geldi gösteriyor "inşallah beğenir" de demeyi ihmal etmiyor. kınadığın başına gelir tamam da bu kadar da sevmek? 

lohusa depresyonundan çıktım sonunda. sabahları mutlu uyanıyorum. biraz sinir kaldı fakat o da geçecek elbet. artık aynaya baktığımda "iyy çok çirkinmişim" demiyorum en azından. hatta "güzelmişim haa" demeye başladım. yalnızca 5 kilo vermem gerekiyor fakat rahatsız da etmiyor. lohusa depresyonu berbat bir şeymiş. yeni doğum yapanlara bakış açımı değiştirdi. insan yaşamadan bilemiyor. 

çekilişimi yapacağım en kısa zamanda. bu yüzden instagrama da girdim. ivirzivirenstitusu diye bir hesap aldım. orada da sevdiğm şeyleri falan paylaşacağım. ve tabi çekilişe ek hak olmasını istedim. hadi bakalım.

bebek olduktan sonra arabaya sığamıyorduk. tek kapılı spor arabamızı satıp, aile arabasına geçiş yaptık. araba büyüdü, markası da değişti doğal olarak. bu yüzden a kişisi depresyonda. yeni arabaya alışamıyor, markasından da nefret ediyor. yapacak bir şey yok. bebekli ailelere zorunluluk arka kapı ve büyük bagaj.

eski bagajımız küçük olduğu için bebeğe kraft pop bebek arabasını almıştık. inanılmaz memnun kaldım. belki almak isteyen olursa diye görselini ekliyorum. en bebeklikten 10. ayına kadar rahatlıkla kullandık. hala kullanıyoruz. tek elle kapanıp açılıyor ve küçük bagajlara sığıyor. tekerlekleri ufak olduğu için sıkıntı olur dediler ama yaşamadık. tabi ben genelde avm gezmesi yaptığımdan olabilir. çift yönlü olması benim için en büyük artı. çocuğu görmem şart.



17 Aralık 2018

Ivır Zıvır 82

ilkokuldan beri ingilizce göseterilip nasıl öğretilemez konulu sempozyumda Türkiye örnek ülke olarak gösterilmeli.

avm otoparkında arabanızı nasıl bulamıyorsunuz anlamıyorum. numarayı hatırlamıyorsanız iner inmez fotoğrafını çekin. ben bununla yetinmeyip yandaki arabaların bile fotoğrafını çekiyorum. zira ayı gibi kapı açıp kapıyı boydan boya çizenler oluyor. aynısı arabalı feribotlarda da oluyor. bir keresinde adam öyle bir kapıyı açıp çat diye vurdu ki babamın arabasına, babam sinirle aşağıya inip adama dikkatli olmasını söyledi. adam inkar ediyor bir de. kapıyı açıp tam çizilen yere denk geldiğini görünce özür diledi. ayılığınızı illa ıspatlamak zorunda bırakmayın!

bu pazar yine herkes gezdi deli gibi. ben naptım? kızımı alıp market alışverişi yaptım. marketlerde de aşırı indirim mi vardı yoksa insanlara bir yerlerden para mı kaldı bilmiyorum ama inanılmaz sıra vardı. o kadar kalabalıktı ki kalabalıktan başım döndü.

bir ortaokuldan arandım. öğretmenlik yapmak için davet edildim. bugün gelemem yarın görüşelim dedim prensip gereği. aynı gün yapılan planlara uyamayan prensipli bir insanım neyse ki.. tekrar aradılar, başka bir arkadaş gitmiş, onunla anlaşmışlar. prensibimle işsiz kaldım.

bunu yazmaktan bıkmayacağım, sizler de okumaktan sıkılmayın lütfen. Bir oyunumun giriş cümlesi kendisi "modern savaşta, hiç bir sebep olmaksızın köpekler gibi öleceksiniz" demiş Ernest Hemingway. şu an basettiği modern savaştayız maalesef.

prima bezden nefret ettim. bu kadar leş kokan başka bez var mıdır bilmiyorum. çünkü bebiş doğduğudan beri prima kullanıyorum. önce premium kullandım. petrol koktu. aradım primayı. dediler ki havalandır geçer. kaç gün havalandırdım da azaldı koku fakat tamamen geçmedi. tutkal kokusuymuş. sonra aktif bebeğe geçtim. hem kaka sızdırıyor, hem pişik yapıyor hem de inanılmaz pudra kokuyor. fakat bez altında 4 saatten fazla kalınca o pudra kokusu iğrenç bir şeye dönüyor. ya da çişini yapınca bebek. illallah ettirdi bana. a101 in bezini çok övdüler. o da çok fena taşırdı. çocuk ensesine kadar kaka oldu. şimdi sırada minies var. onu da deneyeceğim bakalım

millet giyinip süslenip sahil kenarlarında çoluk çocuk fotoğraf çektirmeye nasıl üşenmiyo anlamıyorum.  ben evde düzgün oturup poz vermeye üşeniyorum valla.

devlet okulunda okurken dershaneye giderdim. okulda ders boş olunca bizden mutlusu yoktu. ama dershanede boş ders olunca "para veriyoruz biz buraya yeaa" diye hemen müdürün kapısına koşardık. ilme verdiğimiz önem de verdiğimiz para ile ilintili.

geçenlerde özel bir hastanede muayne saatimiz gelmesine rağmen 2 saat bekledik. 2SAAT!,
Devlet hastanesi olsaydı 15 dakika sonra başlardık bağrınmaya. insan o kadar para verince sesi de kısılıyo tabi.

istanbul a bakınca siz gölgesini görüyorsunuz belki ama ben gerçeğini görüyorum..