19 Kasım 2019

Prematüre bebek sahibi olmak

İnsanın bu dünyada korktuğu ne varsa başına gelirmiş. Benim hep geldi. Hamile kaldığım an, erken doğumdan korktum. Ama nasıl bir korku. Çok yakın bir arkadaşımın başına gelen talihsiz olaydan olsa gerek, hep erken doğum olacak korkusu ile geçirdim günlerimi..

7. aya geldiğimde, bir akrabamıza ziyarete gittik. Arabayı park ettikten sonra, inip düz yolda yürürken bir köpek gördüm. İçim bir irkildi, sonra bana doğru geliyor sandım, ayaklarım birbirine karıştı ve karın üzeri yere düştüm. Ahh o korkuyu bir bilseniz. Al işte, erken doğacak dedim. Henüz 31 haftalıktı. Hemen en yakın hastaneye koştuk. Hiç bir sorun yoktu. Yolda giderken karnımı salladım, oynadı hemen. Doktorum hareketlerini arada bu şekilde takip etmemi istemişti. 3 gün boyunca takipte kalındı, bir sorun yok denip eve gönderildim.

Hamileliğim boyunca yattım. Bir sorun yoktu fakat ne yemek, ne içmek ne de gezmek istiyordum. 10 kilo aldım. 35. haftama geldiğimde ise, sabah uyandığımda belime bir sancı girdi. A kişisi evde tek başına doğurma, en iyisi seni annene bırakayım dedi gülerek. O gün doğuracağımı ikimiz de düşünmemiştik gülerken..

Akşama doğru doğumun başladığını belirten su geldi. Su gelince sanki kafamdan aşağı kaynar sular döktüler. Hep 8 ay, en tehlikeli zaman derlerdi. Henüz ciğerleri gelişmeye başladığından, bizi sorunlar bekleyecekti..

En yakın hastaneye gittik hemen. Devlet hastanesi olduğundan, moralimi daha da bozup, kendi hastanemize bizi gönderdiler. Kendi hastanem Üsküdar'da ben Kağıthane'deydim. O sırada A kişisi de geldi. Hemen atladık arabalara karşıya geçmeye çalışıyoruz fakat ne mümkün? A kişisi de sağ taraftan gitmiyor, trafikte bekliyordu. Ben bir bağırdım can havliyle, "yahu ne bekliyorsun, başka ne zaman kullanacağız bu yolu?" En sağ şeritten dörtlüleri yakarak gitmeye çalıştık. Kar yağıyordu hafif hafif. Hemen polis bizi durdurdu. Dedim "doğuruyorum, salın bizi" Polis hemen "aaa hemen devam et devam" dedi gülerek. 

Hastaneye giderken doktorumla konuştum. "Sen hiç merak etme, bir sorun olursa da yoğun bakımda bakar, büyütür veririz bebeğini" dedi. Biraz rahatlama geldi açıkçası. Hastaneye gittik. Sabah, sunii sancı eşliğinde, normal bir biçimde, hiç bir uyuşturucu almadan doğum gerçekleşti. Doktorum epidural yapmak istese de, doğum olayının insanın başına bir kaç kez geleceğinden, bu hissi bir daha yaşayamama korkusu ile asla kabul etmedim. Deneyim, deneyimdi. Çocuk doğar doğmaz ağlayınca rahatladım. Dedim bir şeysi yok demek ki, öyle derler ya..

Çocuğu giydirip, kuşatıp benden önce odaya gönderdiler. Odaya giderken, çok büyük bir başarı yapmışım gibi, hiç tanımadığım bir sürü insan koridorda beni tebrik ediyordu. Normal doğurmuş aa, diyolardı. Özel hastane olduğundan, normal doğum çok görülen bir şey değildi. Halbuki dünyanın en güzel duygusuydu o an. O ağırlığın üzerinden çekip gitmesini hissetmek, sonra bir kuş gibi hafif olmak.. Odaya gider gitmez bebeği gördüm. Ağzından köpükler çıkıyor, suratının rengi mora dönüyor gibiydi. Bu çocuğun nesi var dedim. O sırada hemşire geldi, aaa deyip çocuğu aldı, götürdü. 15 dakika sonra kıyafetlerini geri getirdiler. Çocuk yoktu. Giydirilen kıyafetlerini elime verip, yoğun bakıma aldıklarını, doktorun gerekli açıklamayı yapacağını söylediler..

Doktor geldi. Nefesinin durduğunu, şu an makine desteği ile nefes alabildiğini, 2900 kg doğmasına rağmen neden böyle olduğunu anlayamadığını söyledi. Galiba duyduğum en kötü cümlelerden bir tanesiydi bu. Tamam düzelecek mi dedim, bilmiyorum dedi. Hiç beklemiyorduk bu kiloda.. 

O an dünya başıma yıkıldı. Ne yapacağımı bilemedim. Döndüm uyudum. 

Akşam bebeğini görmeye gir dediler. Hiç görmek istemedim. Oldum olası zaten hasta çocuklara karşı bir iç sızım var, kendi çocuğumu o halde görmek istemiyorum dedim. Zorla beni yanına gönderdiler. Beni hissetmesi lazımmış.. Yanına girdim.  Aman Allahım gördüğüm en güzel şeydi. Hiç bağ kuramasam da, çok güzel bir bebekti. o an içime bir acı oturdu. Birden benim işte bu duygusu geldi. Alıp kucaklamak, götürüp koklamak istedim ama dokunmam yasaktı..

Ertesi gün hastaneden çıktım. Çıkarken aldığımız tüm kıyafetleri geri götürmek nasıl bir duygudur, yaşayan bilir. Ben çocuğumu hastanede bırakıp, eve döndüm mecbur. A kişisi ile tek başımıza evdeydik. Hava soğuk olduğu için beni çok hastaneye götürmek istemediler. Ben de bir gitmek istiyordum, fakat sonra, onu tekrar o halde görmeye dayanamayacağımı düşünüp vazgeçiyordum.

Aradan 5 gün geçti, hala aynı durum.. Hala nefes alamıyor. Yanına gidiyorum, yüz üstü yatırmışlar, bir zorlanıyor ki nefes alırken.. Bir de sarılık olmuş, gözlerini kapatıp ışın veriyorlar.. Hala kucağıma almaya izin yok ama bir pencereden içeri elimi sokup dokunmama izin veriyorlar. Dokunuyorum ama sanki iğne batırıyorum ona. Öyle irkiliyor. Dışarı çıkıp ağlıyorum, bir daha dokunmuyorum rahatsız olmasın diye..

6. gün artık doktor hala neden düzelmediğini sorguluyor. Bu kadar büyük doğan premetüre çocuk, nasıl hala düzelemez diyor. o öyle dedikçe, düzelmeyecek heralde diyorum. Yanına giriyorum. Burnunda, ağzının içinde ve topuğundaki kablolar sanki benim canımın parçasında sanıyorum. Sonra bakıyorum, ağzının içindekini çıkarmak istiyor. Burnundakini eliyle itmeye çalışıyor. Nefret ediyor onlardan.. Ben de ediyorum.

7. gün ayaklarının topukları ve kollarındaki morarmaları görüyorum. heyecanla soruyorum hemşireye, normal diyor. sanki benim kollarımı morartmışlar gibi canım acıyor. Hala her yerinde kablolar var ve çok rahatsız. Tutabilse, tutup koparacak.

8. gün, ben tamamen normale dönüyorum. sanki hiç doğum yapmamışım gibi. Fakat bebek  hala düzelmiyor derken, yanına gittiğimde kafasında kocaman bir fanus görüyorum. beynimden vurulmuşa dönüyorum. Fanusun içinde daha bir sinirli. Korkuyla hemşireye döndüğümde, merak etmemi artık yarı yarıya nefes alabildiğini, iyiye gittiğini söylüyor.

9. günün akşamı telefon geliyor, yarın kıyafetlerini alıp gelin, artık çıkabilir bebek diyorlar. O an sabah olmucak sanıyorum. Sonra aniden kalbime bir bıçak saplanıyor. Ben bu bebeğe nasıl bakacağım, nasıl koruyacağım, neler yapacağım diye..

Anneliğin o muhteşem dünyasındaki, kocaman sorumluluk duygusu altında eziliyorum aniden. Hemşire bebeği elime verdiğinde tutamıyorum. Annem alsın diyorum. Sanki dokunursam, yine irkilecek, canını acıtacağım, ne bileyim bir şeyi yanlış yapacağım sanıyorum. Annem alıyor bebeği. Emziremiyorum da. Annem besliyor, altını değiştiriyor, uyutuyor, gazını çıkarıyor. Bense hiç uyumadan, nefes alması kesilirse diye başında bekliyorum. Halisilasyonlar görüyorum. Artık annem zorla uyutuyor beni.. Sonra bir gün bir şey için uyandırdığında "Anne öldü mü çocuk" diyorum. Öyle korkulu, öyle bedbaht, öyle kabus dolu 40 gün geçiriyorum. Her dakikam çocuğa bir şey olacak korkusu ile geçiyor. Doktor 3 ay kimseyi yanına kabul etme, bu çocuk prematüre, henüz bağışıklık sistemi oturmadı diyor. 

Kimseyi kabul etmiyoruz. Ben içime kapandıkça kapanıyorum. Annem gidiyor, kayınvalidem geliyor. Çocuğa bakmaya o devam ediyor. Asla beni zorlamıyorlar. Çocuk 2 aylık olunca, artık bu çocuğa senin bakman lazım diyorlar. Çocuğa bakıyorum, baya kendini toparlamış. Kucağıma alıyorum. Annesiyim ben, artık Allah ın bana emaneti diyorum o an. İşte o an içimden bir şeyler kopuyor ona karşı. Bu kez de kimseye vermiyorum onu. 

Şu an bu bebek neredeyse 2 yaşına geldi. Burada anlatamadığım, daha nice şeyler yaşattı bana. Annelik güzel olduğu kadar zormuş da.. Anne olunca anladım evet.. Annem ne kadar değerli bir kadınmış öyle. Keşke erkekler de anne olabilseler.. Ancak o zaman anlayacaklar hayatlarındaki kadınların değerini..

6 Ekim 2019

Ben Kimim? -2-

Ben kim miyim? Ben benim. Aslında normal bir insan. Fakat bu günlerde kendisinden olabildiğince nefret eden bir insan.

Sebebi ise, hala kim olduğumu bilmiyor oluşum. Geçmişimde tanıdığım insanlarla tekrar karşılaştığımda, ya görüşmeyeli neler yapıyorsun dediklerinde cevap veremiyorum. Çünkü onca şey yapıp, onların gözünde hiç bir şey olmayı başardım. Nasıl mı?

Liseyi özel bir lisede (şimdi olmayan yabancı dil ağırlıklı lisede) okudum.. O dönem beni tanıyanlar bilir, ingilizceyi anadil seviyesinde konuşur, ingilizce ile alakalı bir şeyler okumak isterdim. fakat üniversite sınavına girerken, artık büyüdüğümü hissedip (tabi şimdi yeni nesil bu duyguyu da bilmez, başörtüsü sorunu vardı) başörtümü çıkarmak istemediğimi fark ettim. Üniversite okumayacağım dedim..

Babamın zoruyla Kamu Yönetimine yazıldım. Ona göre kaymakam olup, tüm dünyayı düzeltecektim. Öyle iyi bir insanım ben.  Bu okul tam 7 yıl sürdü. Çünkü o sırada tekrar üniversiteye girip, bu kez de Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünü kazanmıştım. Orada gazetecilik ve dergicilik alanlarında ufaktan araştırmalar yapıp, okul dergisi çıkarmaya çalışırken, aslında bu işi pek de sevmediğimi fark ettim. Belediye'de biraz takıldıktan sonra fotoğrafçılık yapıp, tekrar sınava girip bu kez derslerimi de saydırabileceğim paralel bölüm olan Görsel İletişim Tasarım bölümüne geçiş yaptım. 4 yıllık üniversiteyi ne kadar zorlasam da 2 senede değil ama 2,5 senede bitirdim. Grafik tasarım da diyebileceğiniz bu bölümde uğraşırken, özel bir dershanede İktisat bölümü ile alakalı derslere girip, x üniversitesindeki bir hocamdan asistanlık teklifi aldım.

O dönem ise birden yüksek lisansa, üniversite hocalığına dadandım. Gözümle gördüğüm torpil olayından sonra o hayale de küsüp, arkamı dönüp çıktım üniversiteden. Torpilin olmayacağına inandığım, öğretmenlik mesleğine geçmeye karar verdim. Gittim Pedagoji eğitimini de tamamladım. Utanmadım, oraya bile ders saydırdım. Ömrüm danışman hocalarla geçti. Bu sırada bir tezim, bir bitirme projem, bir bitirme çalışmam oldu. Bitirme projem videoart'tı. Yani kısa film. O dönem de yönetmen mi olsam diye düşünsem de, bu konuda hiç bir adım atmadım. sadece Sinefesto'da sinema yazarlığı yaptım. Yazdığım yazıları çok da iç açıcı bulmadılar bence :) Orayla gönül bağımı tutarak, ayrıldım..

Son olarak ise, Afrika'ya yardım için gidecekken A kişisiyle tanışıp evlendim. 27 yaşındaydım. 30 yaşımda bir kızım oldu. 

Şu an 31 yaşındayım. 

Ben bu dünyada; kaymakam, akademisyen, öğretmen, öğrenci, fotoğrafçı, yönetmen, halkla ilişkiler sorumlusu, grafik tasarımcı, art direktör ve sinema yazarı olmak istedim. Hiç birini hakkıyla yerine getiremedim..

Fakat şimdi oturup çalışıp Mali Müşavirlik sınavların girip; Mali Müşavir olma hayaline tutuldum. Orası da okul gibi dedi Mali Müşavir arkadaşım. Umarım öyledir. Çünkü ben en çok okumayı sevdim. Okutmayı sevdim. Öğretmeyi sevdim. Yardım etmeyi sevdim..

Bana dua edin, artık sorduklarında : şöyleyim diyebileceğim bir mesleğim olsun elimde. En çok da kaymakam olmamı dileyin. Çünkü dünyadaki tek kahramanım, yani babamın, benimle alakalı tek hayali bu! Hem de makam için değil, yanlış anlamayın. İnsanlara yardım etmem için, zalimden mazlumu ayırmam için, yetimlerin elinden tutabilmem için. İnsanlığımın gerçek anlamda insanlık kazanabilmesi için.

Bu da çektiğim video art:




Bu yazıya da en çok bu görsel yakışır. Çünkü şu yerde ne olursa olsun okumaya çalışan kız varya, heh işte o ben.

29 Eylül 2019

Ben Pişmanım

Pişmanlık duyduğunuz şeyler var mı şu hayatta? ben de o kadar çok ki.. şimdi anlatsam, buradan oraya yol olur. Olur, evet.

Geçenlerde a kişisi sordu bana. bundan geçmişe gitme şansın olsa, nereye gidersin ve neleri değiştirirsin diye. hemen düşündüm. elbette lise yıllarıma dönmek isterdim. o yılları tekrar yaşamak ve yaptığım tüm seçimleri değiştirmek isterdim. daha çok çalışırdım. bu akılla ah bir gitsem o yıllara..

a kişisine sorduğumda ise, o hiç bir şeyi değiştirmeyeceğini söyledi. çok şaşırdım. oysa ben her bir şeyi değiştirirdim..

insanın kendi hayatını sevmemesi, kendiyle alakalı bir durum değil, etrafındakilerle alakalı kesinlikle. bunu yaşayınca daha iyi anlıyorsun.

soruyorum size, hangi yıla dönmek isterdiniz ve neden? ha bir de, neleri değiştirirdiniz hayatınızda?


21 Eylül 2019

Ivır Zıvır 85

şuraya oturup iki kelime ıvır zıvır yazamayacaksam, kapatıp gideyim bu blogu. yazamadım evet. ama bir sorun neden yazamadın diye. baktım, kimse sormamış. bu beni bir parça üzdü açıkçası
eskiden yazmış olduğum bir kitabı buldum, ona devam ediyorum. roman gibi bir şey. çerezlik bir kitap. öyle okuyunca ufkunuzu açacak güzellikte, size bir şeyler katacak betimlemeler içeren bir kitap değil. anlayacağınız zaman kaybı. fakat beni bir rahatlatıyor ki anlatamam..

bebek 1.5 yaşında oldu. geçenlerde artık bu kadar büyüttüm, kendime de zaman ayırmalıyım deyip spora yazıldım. bugün ilk sporumu yaptım. spor yapmak bünyeye gerçekten çok iyi geliyor. bakın akşamında eskiye döndüm, oturup burada yazmak istedim. özledim burayı. özlediğimi fark ettim. şimdi tek tek yazılarınıza bakacağım.

bugün çağla ile sözleştik bir de. haftaya buluşacağız. ne kadar zaman oldu, en son ne zaman görüştük hatırlamıyorum. fakat gerçek dostluklar da böyle değil midir? en son ne zaman görüştüğünüzü bilmezsiniz, ilk görüşmenizde kaldığınız yerden devam edersiniz.

dost dedim de, uzun zamandır görüşmediğim eski bir dostum geldi aklıma. onu aramadığım için beni silip, engelleyen dostum. bazen dost sandıklarınızın aslında dostunuz olmadığını da anlıyorsunuz. işte o anlayış anı, insana çok fena koyuyor..

ha bir de koskoca bir tatil geçti. gezdim mi? gezdim. gördüm mü? evet. anlatacağım mı, tabii ki.. :)

bu bir başlangıç yazısı olsun. kış geldi, havalar soğudu. moraller limonu. e biz de burdayız. alın çayınızı gelin.

ben geri döndüm!


6 Haziran 2019

Mekan Keşfi: Adeks Beşiktaş

Merhaba dostlar, sizlere yeni bir mekan önermek istiyorum.

Beşiktaş'a gittiniz ve nerede yiyeceğim diye düşünüp duruyorsunuz. Burada gerçekten çok iyi mekanlar var fakat bu akşam yediğim dürümden sonra, dürüm yemek istiyorsanız şiddetle tavsiye edebileceğim yer burasıdır diyebilirim.

Adeks..

Burası aslında bir internet kafe fakat muhteşem bir mutfağı var. A kişisi genelde burada takıldığından hep burada yemek yiyor ve asla pişman olmuyormuş. Ben de bu akşam burada dürüm yedim. Cajun dürüm olarak geçiyor menüde ve tavuklu. İçine ekstra kaşar da eklettim. Çok muhteşem bir tat oldu. ağzınıza alınca dolu dolu tavuk ve kaşar tadının yanında bilmediğim muhteşem bir acımsızlık da söz konusu. fakat kesinlikle rahatsız edici hiç bir şey yok.. patates ile servis ediliyor ve kesinlikle mideyi rahatsız edici şekilde fazla değil. Olabildiğince doyumlu

Görselini ekliyorum, beşiktaş a giderseniz mutlaka uğrayın ve bana anlatın diyorum.


27 Mayıs 2019

Sigaradan nefret ediyorum.

Sigaradan nefret eden kaç kişiyiz bilmiyorum ama en çok nefret eden benim sanırım. Zira alerjim var. ne zaman tıkanacağım hiç belli olmuyor maalesef. Bu yüzden nefretten öte bir şey hissediyor olabilirim.

bugün 40 yılın başı a kişisi ile dışarı çıktık. bebeği anneme bıraktık. az önce annem aradı, uyumuş. tüm gün hastaydı zaten, uyuması bir mucize. içim rahat bir şekilde bir cafeye oturduk. Derken aniden yan masada bir ayı sigara içmeye başladı. ister istemez öksürmeye başladım. bu kez bana dönerek üflüyor ya da bana öyle geliyor. bu nasıl bir densizlik diye kalkıp bağırmak istiyorum ama dedim ya, bu akşam çok güzel ve ben mahvetmek hiç istemiyorum. duman dedektörü olayı çalışıyor mu bilmiyorum ama sanırım bunu deneyeceğim.

sigara külliyen yasaklanmalı aslında. satılmamalı. iftar sonrası evimin camını açamıyorum. alt komşum cama çıkıp sigara içiyor ama sanki bizim salonda oturmuş tüttürüyor. sigara kokusundan önce ben, sonra bebek etkileniyor. inip söylesen, sen de bebeğinin ağzını tıka diyebilir diye korkuyor insan. tamamen yasak olsa, satılmasa, hem onlar kurtulsa, hem de ben. bağımlılar için özel şeyler yapsalar, ne bileyim kokusuz sigara gibi..

o kadar sinirliyim ki, anlatamıyorum sanırım. bir de mekanlara köpeklerle gelenler var ki onlar ayrı bi muamma. off dağ başına gitsem ancak rahatlarım.

16 Mayıs 2019

Enerji Tasarrufu İçin İnverter Klima Modellerini Tercih Edin


Enerji Tasarrufu İçin İnverter Klima Modellerini Tercih Edin

Yılın tüm mevsimlerinde ortamın istenen ısıda kalması için kullanılan klimalarda enerji tasarrufu çok büyük önem taşıyor. Özellikle yıl boyunca aralıksız klima kullananlar için seçilen klima modelinin enerji ihtiyacı çok daha fazla önem kazanıyor. Bu nedenle sizlere önerimiz diğer klimalardan daha az enerji kullanan inverter klima modellerini seçmeniz olacak. Bu klimalar düşük enerji kullanımına karşın maksimum performans sergileyebiliyor.

Klimaların en yüksek enerjiyi ortam sıcaklığını istenen derecede tutmak için yeniden devreye girdiklerinde kullandıkları anlaşıldı. Zira inverter klima modelleri de bu tespitin ardından geliştirildi. Klimaların ortam sıcaklığı değiştiğinde yeniden devreye girdiklerinde kullandıkları bu enerji kalkınma akımı olarak adlandırılıyor. İnverter klimalar ise kalkınma akımına ihtiyaç duymuyor. Çünkü ortam sıcaklığı istenen düzeye geldiğinde de rölantide çalışmaya devam ediyor ve bu sayede durup yeniden çalışması da söz konusu olmuyor.

İşyerleri İçin İnverter Klimalar Daha Avantajlı!

Artık çok sayıda klima üreticisinin klasik tip klima üretimini durdurduğunu ve inverter klima üretmeye başladığını belirtelim. Özellikle işyerleri için inverter klima modelleri çok daha avantajlı bir seçenek! İşyerlerinde kullanıma uygun olan, seçkin markalar tarafından geliştirilen klima modellerini en uygun fiyatla satın almak isteyenler rotasını Avansas internet sitesine çeviriyor. Çünkü işyerlerinin tüm ihtiyaçlarını eksiksiz bir şekilde karşılamaları için 5 binden fazla ürün çeşidini kullanıma sunan Avansas, klima ihtiyacını da uygun fiyatla karşılama ayrıcalığını müşterilerine yaşatıyor.

Baymak, Samsung ya da Sinbo (Sinbo klima markası değil )gibi güvenilir markaların inverter klima çeşitleri için minimum düzeyde bütçe ayırmak kafi! Aynı zamanda Avansas’ın çok cazip ödeme seçenekleri sunduğunu bilmeyenler için aktaralım. Klima ihtiyacını karşılamak için yüksek rakamlarla ödeme yapmanız gerekmiyor. Sadece doğru adresten alışveriş yaparak en kaliteli ürün modellerine en cazip fiyatlarla sahip olabilirsiniz.

Avansas İstanbul içi siparişleri 1 iş gününde kendi araçları ile teslim ediyor. Acil olarak klima satın almanız gerektiğinde de bu sitenin ideal bir seçim olacağını aktaralım. Ayrıca “stokta yok” sürprizi Avansas’ta yok! Detaylıca incelediğiniz her ürün için sipariş verebiliyor ve kısa zamanda kapınıza kadar gelmesini sağlayabiliyorsunuz.