18 Nisan 2017

Yalan Söylemek


Yalan söylemek: aldatmak, gerçeğe aykırı olan söz söylemek..

"Ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana  her şey isyan etmelidir. Eşya bile. Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır."

demişti Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda Peyami Safa.. Hatta eklemek isterim. Yalana şahit olan yer ve gök dile gelmelidir. "Aldatıyor seni, aslında bu böyle" demelidir. Fırtına çıkmalıdır, gök kararmalıdır, şimşekler çakmalıdır etrafta. Allah bir işaret göndermelidir "bak bu işin aslı böyle" diye.. İç sızıntısının haricinde bir işaret..

Arkadaşımın başına geldi, aldatıldı. Aldatılmanın nasıl bir duygu olduğunu hep birlikte o an tattık. Ne yapacağımızı bilemedik, nasıl akıl vermeliydik? Karşı taraf inatla yalanlıyor, öyle bir şeyin olmadığını söylüyordu. Bir masaya oturdular. Diz dizeydiler. Gözlerinin içine bakarak "ben öyle bir şey yapmadım" dedi. Arkadaşım elindeki telefonu uzattı ve mesajları gösterdi. Mesajları gördükten sonra tekrar göz göze geldiler ve kız ona yan masadan bizim bile duyabileceğimiz şiddette bir tokat attı. O tokat kalbimize vurulan bir kamçı gibiydi. O kadar hiddetlendirmişti ki bizi, kalkıp hırpalamak istedik. Ben arkadaşımı kolundan tuttum, O beni bileğimden. Kalkmadık.. Arkadaşım çılgınca ve sinir harbine karışmış bir halde ağlarken çekip gitti sevdiği adam.. Aslında artık sevdiğine de pek emin değildik.. Eğer bir yalan varsa işin içinde, eriyip gidiyordu yaz sıcağına atılmış buz gibi.. 

Arkadaşı teselli etme sırası gelmiş olsa da, çocuğun peşinden koşup "neden?" diye sormak istedim. Hiç bir mantıklı açıklaması yoktu aldatmanın.. Bir insan bir insanı sevmekten vazgeçebilirdi, başka birini sevmeye başlayabilir ve artık onunla olmak isteyebilirdi. Bunları gelip söylerdi açıkça, herkes yoluna giderdi. Neden yalanlarla örülü, ikili ilişkiler kurmak isterlerdi ki? Akademik makale yazıyormuş gibi konuşmak istedim. Ya da bir polismişim de, sorguya çekiyormuşum gibi. Neden? Neden söylememişti artık O'nu sevmediğini. Çünkü seven insan aldatmazdı, yalan söylemezdi. En azından bize böyle öğretilmişti. Bizde bağlılık yemini vardı asla dille söylenmeyen fakat kalben inandığımız.. Sizde neden böyle değildi? Biz kadınlara mı özeldi tüm bunlar?

Erkeklere tonlarca laf söylediğim bir vakitten sonra başka bir kız arkadaşımın da aldattığını öğrendim. Hemen tüm düşüncelerimden feragat ettim. Oturdum, genelledim.. İnsanoğlu olarak çok bozulmuştuk. Kadın veya erkek olarak değil, hepimiz olarak birbirimizi kandırmaya koşullanmıştık. Bir evi kiralarken, bir araba alırken, bir pantolonu beğenirken, bir meyve seçerken hep yalanı tercih ettik. "Tatlım çok yakışmış." "Ooo güle güle kullan harika!" "Bir tane bile çürük meyve bulamazsın" lar ile yaşadık. Biz en başta kaybettik.. Şimdi kime, neyi, neden soruyorum diye düşünüyorum..

Yalan söylemek, güvenmemek en büyük sorunumuz bu günlerde.. Güvenmiyoruz kapıdaki komşumuza, yanımızdaki adam/kadına, anamıza-babamıza. Bu devirde baban olsa güvenmeyeceksin cümleleriyle büyüdük çünkü. Ben güvenmiyorum bunca yalanı gördükten sonra kimseye. 

15 Nisan 2017

Benim Babam Bir Kahraman


Uzun zaman olmuş (10 gün). Şuraya bir selam bile vermeyi unutmuşum. Blog yazılarınızı okuyup okuyup kaçmışım. Arada içime kapanmam gerekiyor ya, heh işte o günlerdeymişim aslında.Her zaman olduğu gibi yine "babam" kaldırdı beni bu yorgunluktan.

Sizleri bilmem ama benim kahramanım babam. Yani ne kadar iyi ve güzel şey varsa o yapmıştır. Her cümlesi hayata dair ders niteliği taşır. Çocukken anlayabileceğim dil de konuşurdu, şimdi de anlayabileceğim dil e ulaştı. Çocukken de her dediğini yaptım,şimdi de.. Üç günde bir "yaz kızım" derdi bana hakim edasıyla. Yolda gördüğü olayları anlatır, yazmamı isterdi. Galiba en çok yazmamın sebebi O'ydu. Şimdi ayrı yerlerde olduğumuzdan olacak ki "yaz kızım" diyen yok bana. Fakat yazmamı sağlayan biri var "babam"

Benim babam bir kahraman!

Bugüne kadar benim kahramanımdı. Artık başka birinin daha kahramanı. Geçen gün Mecidiyeköy'de yürürken bir binanın en üst katında dumanların yükseldiğini, bir çocuğun da camın kenarından sarktığını görmüş. Hemen binaya çıkmış. Bakmış insanlar kapıya yığılmış, kapıyı kırmaya çalışıyorlar. Bir tanesi babama dönmüş ve "lütfen gelmeyin, kalabalık yapmaya gerek yok" demiş. Babam bakmış, birisi çekiçle açmaya çalışıyor, diğeri de tekme*tokat. Adam öyle tekmeler atıyormuş ki , babama göre ayağı zedelenmiş olabilirmiş. Babam bakmış böyle olmayacak, alt kata koşmuş. Adama üst katta yangın çıktığını, büyükçe ve sağlamca bir şey olup olmadığını sormuş. Adam da yangın tüpünü getirmiş. Tam babam arkasını döndüğü sırada adam "bir tane de boş büyük var" demiş. Babam hemen almış eline. Üst kata çıkmış. % tüp darbesiyle çelik kapıyı açmışlar çok şükür. O kadar çok duman çıkmış ki evden.. Allah'tan çocuk akıllı bir çocukmuş, cama çıkmış. Hemen alıp çıkmışlar.. Babam bakmış çocuk hüngür hüngür ağlıyor. Korkma falan derken çocuk kedisinin içerde kaldığını söylemiş. Babamlar da hemen gelen itfaiyeye söylemişler. Galiba kedi dumandan bayılmış. Patates kızartırken alev almış, yanmış ev..

Babam bu olayı telefonda anlattığında o kadar mutlu oldum ki.. Kahraman olma isteğim ve bir yerlerde bir şey oluyorsa oraya mutlaka atılma isteğimin babamdan olduğuna emin de oldum. Annem umursamaz yürür giderdi çünkü. Ben de yardım etme aşkıyla koşardım. 

Yardım etmek harika bir duygu. Ben bu duyguyu babamdan öğrendim. O huzuru bir çok kez hissettim. Umarım birbirimize yardım ettiğimiz, birlik olduğumuz, birbirimizin olumsuz veya eksik yanlarıyla dalga geçmek yerine onları örttüğümüz nice günlerimiz olur.

Kendinize çok iyi bakın, yardım etmekle kalın :)

5 Nisan 2017

Mekan Keşfi: Garda Cafe

Merhaba sayın okuyucu, uzun zamandır aranızda yoktum. Umarım beni ve keşiflerimi özlemişsinizdir. 

Bu kez size Kadıköy'de bir mekandan bahsedeceğim: Garda Cafe. Mekanın en büyük özelliği Haydarpaşa Gar'ından esinlenerek tasarlanması. Özellikle giriş kapısı Haydarpaşa'yı aratmayacak seviyede. Bu mekanı tercih etmemin ilk sebebi bu olmuştu. İkinci sebebi ise organik kahvaltı söylemleri..

Bu günlerde organik şeyler yiyemiyoruz azizim. İnsan ister istemez organik kelimesini duyunca önce bir kulak kesiliyor, sonra hemen orada yemek istiyor. Yemek isteyen her kişi gibi fiyatlardan çekiniyor. Söyleyim, bu mekanda çekinmenize gerek yok. 

Fiyat konusunda anlaştığımıza göre, gelelim yiyeceklere. İddia ettikleri kadar lezzetliler. Organikliği fark edecek kadar iyi olmasam da lezzet konusunda oldukça meraklıyımdır. Özellikle beyaz peynirler konusunda. Mekana oturur oturmaz bir çift içeri girdi ve kız erkeğe "Ya burada yiyelim, ya da kahvaltısı güzel olan bir yer daha var oraya gidelim" deyip gittiler. Beş dakika sonra geri dönüp oturdular. Koskoca sokakta onlarca kahvaltıcı varken en iyi iki yerden birini tercih etmenin haklı gururu ile kahvaltılarını yaptılar.

Mekan da her masanın yanında fiş var. Bu harika bir şey. Günümüzde şarja bağlı yaşıyoruz ne de olsa robotlar gibi. Sormadım ama eminim wifi de vardır. Bunca fişin bir anlamı olmalı ama değil mi?

Benim kahvaltım serpme kahvaltı idi. Serpme kahvaltısında : ezine peyniri, diyarbakır örgü peyniri, lavaş peyniri, van otlu lavaş peyniri, siyah ve yeşil zeytin, bal kaymak, Edremit zeytinyağı, balıkesir tereyağ, ev yapımı reçel, soslu biber kızartma, kahvaltı salatası, güveçte kaşarlı patates, soslu sosis, pişi, sahanda yumurta ve sınırsız çay vardı. Tüm malzemeler taze, sıcak servis edilecekler ise sımsıcaktı. Lezzet abidesi bu kahvaltıdan sonra akşam dahil olmak üzere hiç yemek yiyemedim. O derece de doyurucu.Serpme kahvaltı iki kişilik bu arada, tek başınıza yemeye kalmayın, ya da benim gibi yanınızda az yiyen bir arkadaşla gitmeyin :))

Kadıköy'e gittiğinizde nerede kahvaltı yapacağız diye düşünmenize gerek yok. Çünkü Garda Cafe tam ağza layık. Google map sizi direkt kapısına götürüyor, ben öyle gittim fakat yine de adres vermem gerekirse: rasimpaşa mah, karakolhane caddesi no:51

Afiyet olsun :)

30 Mart 2017

Günlük-8


Bazen insan kendini inanılmaz yalnız hissediyor. Bugün tıpkı benim başıma geldiği gibi.. Ve en büyük korkumun yalnız kalmak olduğunu hatırlıyorum hemen. Çocukluğumdan beri asla yalnız kalmayan, kalmamaya çalışan beni hatırlıyorum. Yaşadığım en büyük yalnızlık aklıma geldikçe daha çok nefret ediyorum.

Küçük yaşlarda yaşamış olduğum yanlış anlama sonucu, ailemi kaybettiğimi sanıp koskoca dünyada daha da ufalıp minicik olduğum ve yalnızlıktan ölmenin var olmadığı kadar, o duyguyu hissettirdiği o zamanları hatırladım yine. Ölmemiştim yalnızlıktan ama ölmenin ne demek olduğunu anlamıştım. Kimsenin olmadığını bilmenin vermiş olduğu o iğrenç duygusuzluk duygusu.

Eskisi gibi değil hiç bir şey. Az önce lise yıllığımı okudum da, ne kadar karamsar, ne kadar can sıkıntıları ile dolu bir insanmışım. Sonraları düzeldim sandım. Düzelmeyi insanlarla iletişime geçerek buldum. Yalnız kalmaktan uzaklaşarak. Ne kadar çok konuşursam, o kadar çok yalnız kalmıyordum. 

Çok da yorgun hissediyor insan.. Sanki çok uzun zamandır hiç tatil yapmamışım gibi.. Ya da hep tatildeymişim gibi. Aslında bir çok şeyi düşünüyormuşum ve düşünmekten beyin hücrelerimi yakmışım gibi, ya da hiç düşünmeyip tüm beynimi öldürmüşüm gibi.. İçim kendi kendine paramparça olmuş da tüm parçalar es kaza ayakta kalmış organlarıma zarar veriyormuş gibi ya da mutluluktan ölecekmişim gibi.. İkisinin ortası asla olmayacak gibi. Ya orada kalacağım , ya da burada gibi.. Siyah ile beyaz gibi. 

Yalnızlığın getirdiği şu "hiç bir işe yaramıyormuşum" hissi gibi, ya da kimsenin umrunda değil gibi. Yok efendim, odaklanamıyorum gibi. Zaten şu elimi her suya soktuğumda neden acıdığını anlamayıp, şimdi kabuk tutmuş yarayı fark etmem gibi.. Bir yerlerde bir şeyler var gibi..

25 Mart 2017

Çekilişlere Katılma Sorunsalı


Bu günlerde bende büyük bir bağımlılık oluştu sayın okuyucu. İndirimli ve çekilişli şeylere dayanamıyor, katılıyorum. Kimisine göre bu bir tür "fakirlik" belirtisi. Olabilir. Fakat tutamıyorum kendimi. Çünkü bana hiç bir şey çıkmıyor!!

Bu yaşıma kadar bir çok çekilişe katıldım. Hatta geçenlerde katıldığımız organizasyonda kendi ellerimle topladım her çekiliş kuponunu.  Alın işte gerçek çekilişti. Fakat bana yine ÇIKMADI!!

O günden sonra ne görsem katılır oldum. Gerek sosyal medya, gerekse normal hayatta olmak üzere o kadar çok çekilişe katıldım ki, ajandam arkadaşlarımla görüşme günlerimden çok çekiliş sonuçlarını kontrol etme ile doldu taştı..

Mesela arabayla giderken aniden radyo programcısı "Eğer applicationımızı indirirseniz ve üye olursanız, bir çekiliş hakkı kazanacak, yapılan çekilişle bir talihli araba kazanacak dedi." gideceğim yere varana kadar unutmamak için kendi içimde tekrarladım aplication'ı. Hemen kaydoldum. Sonuç: Yine çıkmadı!

Çıkmadıkça daha çok hırslanıyor, daha çok katılıyorum. Magnum çubukları ile başladığım bu yolculukta geriye ne Nescafe bıraktım, ne de site üyeliği.. Hatta geçenlerde bizim burada alışveriş merkezinde 150tl ve üzeri alışveriş yapanlara çekilişle araba veriyorlardı da son gün tek nefeste 150tl 'lik alışveriş yaptım. Tabi ki çıkmadı.

Bugünlerde Gold a sardım. sosyal medya üzerinden türlü çekilişler yapıyorlar. Bana neden çıkmıyor arkadaş? Bloglarda da katılıyorum, yok! Bu lanet olası hayal kırıklığını yaşamamak ve yaşatmamak için çekiliş yapmıyorum blogumda. Bir gün yapacağım ama hala hayal kırıklıklarımı atlatamadım. Maalesef durum şu: 100 kişi katılır, ödülü 1 kişi alır.. Neden ismimi göremiyorum ki hiç bir çekilişte? Hele şu tatile çok ihtiyacım olan günlerde, tatil çekilişi yapan gurmelerin çekilişlerini neden kazanmıyorum..

Biri bana dur desin. Desin ki çıkmıyo büşra, hayat mamat meselesi değil. Demek ki şansın yok senin. Bırak bu işleri. Takma kafaya. O zaman bırakırım belki. Ama ya çıkarsa? :S 

Demek insan böyle kumara alışıyor. Allah beni bu dertten kurtarırken, sizler de elinizden geleni ardınıza koymadan bana laf sokabilirsiniz. Buyrun: :))

24 Mart 2017

Günlük-7

Bugünlerde o kadar yoğunum ki günlük, buraya hangi birini anlatsam bilemiyorum. Diyeceğim o ki, yoğunluk iyidir. İnsanı tüm depresyondan ve sıkıntıdan çekip götürüyor. Başınıza aynı anda beş iş sarın ve sonrasında değmeyin keyfine..

Bugün tüm yoğunluklarımın sonuna geldim. Dolayısıyla burdayım. Huzurla başımı yastığa koyacağım şu gecede, herkesle helalleşmenizi, ailenizi sevmenizi, yanınızdaki insanı bir daha hiç görmeyecekmiş gibi öpmenizi dilerim. Hayat çok kısa ve bir o kadar da hızlı.

15 Mart 2017

Vatan Borcu Nedir?


Bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yere vatan denmektedir. Vatan borcu ise, halk ağzında askerlik görevidir. Evet halk ağzında. Aslında vatan borcu o kadar değildir. 

Vatan borcu yalnızca 18 yaşını doldurmuş erkeklerin boynuna yüklenen bir ödev değildir, olamaz. Bu vatanda yaşayan, nefes alan,  bu ulusun bir parçası haline gelen, tüm toplumun görevidir vatan borcu. Bir vatan da yaşamak, doğar doğmaz başımıza gelen durumdur ve hepimiz bu vatana borçluyuzdur.

Peki ama nedir bu vatan borcu, nasıl ödenir?

Hiç merak etmeyin. Bu vatana, bu millete hayırlı evlat olmakla ödersiniz bu borcu. Madde madde sıralayalım o halde:

Vatanını sahiplenmek! Bu vatan bizim vatanımız. Bizim toprağımız. Bizim öyle ya da böyle doyduğumuz ve aynı zamanda doğduğumuz yer. İster seversiniz, ister sevmezsiniz, fakat bu vatanı sahiplenmek sizin en büyük görevinizdir. Hocamın da söylediği gibi göçebe bir topluluk Türk milleti fakat artık bu vatan bizim. Göçebileceğimiz başka bir vatanımız, başka bir toprağımız yok. Artık burası bizim ve buraya gözümüz gibi bakmalıyız.

Kırmızı ışıkta durmak! İnanması güç değil mi? Evet, kırmızı ışıkta durmakta bir vatan borcu. Düzeni korumak, trafik kurallarına uymak olarakta genişletebilirsiniz siz bunu. Bugün Beşiktaş'ta gördüm. İnsanlar kırmızı ışıktayken yola atlayıp topyekün karşıya geçtiler. Ben inatla durunca arkamdakiler itiştirip, uflayıp puflayıp yola atıldılar. Arabaların hakkı olan yolu zapt ettiler. İşte bu vatan borcunu ödeyememek demekti aslında. 

Yerlere çöp atmamak! Evet eminim çöpçülerin de yapması gereken işler vardır , boş durmasınlar diye atıyorsunuz bu çöpleri yerlere-denize. En önemlisi de denize. O atıklarınızı denize dökerken ve damıtmazken hiç korkmuyor musunuz ben bu vatana ıhanet ediyorum, ben evimde yere çöp dökmezken, kimyasal atıkları sulara katıp çocuklarıma içirmezken koskoca memlekete bir şekilde zarar veriyorum diye düşünmüyoruz. Çünkü neden? Çünkü vatan borcunu 18 yaşımızı doldurduğumuzda askere giderek ödedik!

Hayır efendim ödemedik! 

Hepimiz bu vatanın okullarında okuduk, yollarında gezdik, sokak aydınlatmalarında yürüdük, hastanelerinden faydalandık. Evet hepsi vergilerimizle oldu. Şu an aldığımız her şeye ödediğimiz o vergilerle o elektrikler yanıyor, okullarda kitaplar bedava dağıtılıyor, okullar geliştirilmeye çalışılıyor. Hepimizin hakkı olan bu vatan için aslında durmadan çalışıyoruz fakat korumasını bilmiyoruz.!

Sanırım ilk şık en önemlisi burada. Bu vatan bizim! Yerlerine çöp atmadığımız, lüzümsuz ışıkları kapattığımız, insanlara iyi davrandığımız, iyi vatandaş olduğumuz bu vatan bizim. Kamu mallarına zarar verirken milyonlarca insanın da hakkı olan bir şeye zarar verdiğimizin bilincine vardığımız, parklardaki çiçekleri koparırken aslında evimizdeki saksıdan bir çiçek kopardığımızın farkında olduğumuz, çimenlere basarken öldürdüğümüz her yeşilliğin bir nefesi kestiğini anladığımız günlerin çok da uzakta olduğunu düşünmüyorum.

Bu vatanı biz korumazsak, gelip başkaları korumaz. Vatan bilincini çocuklarımıza, insanlarımıza aşılamak, tüm kurallara uymak dileğiyle yazıyorum bu yazıyı. Mevzuyu siyasi bir yere bağlamaya çalışan yorumlara da cevap yazmayacağımı açıkça belirteyim. Burada olay vatan sevgisi, vatan borcu. Vatan borcunu ödemekte ise erkeklerden çok doğru bireyler yetiştirecek olan kadınlara görev düşmektedir. Umarım vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirip, vatanımıza hayırlı olacak icatlar yapan bireylerle dolu olur buralar. 

Dipnot: Vatan borcunu ödemek için askere giden ve orada bizi korurken şehit olan tüm şehitlerimizden Allah razı olsun ve Allah hepsine rahmet, ailelerine sabır versin.