28 Temmuz 2021

...

 İnsan tek başına doğup, tek başına ölüyorken, neden yaşamında yalnızlığa itilir ki? Eskiden kalabalıklar arasında yalnız yaşarken, şu an yaşadığım hücre içinde yalnızım. Yalnızlıktan nefret ettikçe üzerime yapışıyor, çıkarmaya çalıştıkça sakız gibi elime bulaşıyor, yıkamaya çalıştıkça daha çok zorluyor beni.. Şimdilerde her şey zorluyor beni. Herkes zorluyor..

Yemek yapmak en sevdiğim şey iken, yemek yapmak istemiyorum bu günlerde. Oturup durmak istiyorum, sadece uyumak.. Uyumaya zamanım olmadığından uyku ile uyanıklık arasında savrulup duruyorum. Bunca mutluluğun için mutsuzlukla haşrolup duruyorum. Mutsuzluğumu hiç sevmiyorum. Kendi kendimi mahkum ettiğim mutsuzluğumda, her dakika kendimden nefret ederken buluyorum kendimi. Aynaya baktığımda o kadar çirkin bir yüz karşılıyor ki beni.. Kalbimin karanlığı yüzüme vuruyor resmen. Bir yerde okumuştum "sevilen kadın binlerce kişi arasında sıyrılır, ışığıyla aydınlatır her yeri" diye. Gerçekten sevilen kadın güzelliği diye bir şey var. Sevildikçe parlıyor kadınlar. Bense sevilmediğimi hissettiğim her dakika içimin çürüdüğünün farkına varıyorum. İçim çürüyor, inciniyorum, üzülüyorum, ağlıyorum, bağırıyorum, kapanıp kalıyorum.. 

Kahvaltı yapmayı sevmiyorum son zamanlarda. Tek başıma kahvaltı yapmaktan sıkılıyorum. Arkadaşımla yaptığım kahvaltılarım aklıma geliyor birden. Çaydan nefret etmeme rağmen 25 tane çay içiyorum. Sohbet o kadar güzel ki.. En son ne zaman çay içtim hatırlamıyorum şu an. Konuşacak hiç bir şey yok. Paylaşacak hiç bir şey yok. Zaten hiç olmamıştı belki de.. Gidecek tonlarca yer varken, tonlarca yol varken, gidilmemişti hiç bir yere. İç rahatlığıyla gezilecek sokaklara çıkılmadı. Görünmedi hiç bir yer. Keyif de vermedi zaten. Ya geç kalındı, ya da gidince beğenilmedi.

Ben paramparça oldum artık. Her yerim her yerde. Her döndüğüm köşede bir parçamla karşılaşıyorum, o kadar ıssız, o kadar terkedilmiş ki, acıyorum halime. İnsanın kendisine acımasından daha beteri var mı acaba? Kendime acıyorum, üzülüyorum, dışardan bakıp yazık diyorum. Gerçekten yazık olmuş. O kadar çok yazık bir yaşam ki. Bitmesine üzülmem.



6 Haziran 2021

Bugün günlerden umut.

 Bugün günlerden yarın, bugün günlerden umut!

Böyle bir reklam vardı, neyin reklamıydı, neydi bilmiyorum fakat slogan o kadar güzel ve o kadar akılda kalıcıydı ki, yıllardır canım ne zaman sıkılsa, aklıma hep o gelir.

Üzerine bir şeyler söylemek isterdim fakat, yalnızca umut etmek istiyorum. Her şeyin düzeleceği,bir şeylerin yoluna gireceği, normal bir hayata karşı umut etmek istiyorum.

Ben çok yoruldum.

Ben çok bunaldım.

Ben çok sıkıldım.

Duvara karşı konuşmaktan, akıntıya karşı yüzmekten, sırtıma yüklenen yüklerden, sorumluluklardan, sorumsuzluklardan çok yoruldum. Sanki koskoca dünyaya bir beni sığdıramıyorlar, bir ben herkesin gözüne batıyormuşum gibi.. Herkesin derdi sanki benmişim gibi. Ben olmasam her şey düzelecek gibi.



26 Mayıs 2021

Erken büyüyen gençlik! Sözüm sana!



 Geçenlerde lise yılları ile alakalı bir yazı yazmıştım, lise yıllarımızdaki taşkınlıklarımızdan bahsetmiştim. Ekleyecek tonlarca şeyler varken, bir kaç şey daha yazmadan edemezdim. O dönem cep telefonları yeni ellerimize almışız, kontor falan hak getire. hiç unutmam 100 kontor 20tl. ama bizim için çok büyük paralar o dönem. mesaj başı da 2 kontor gidiyordu. arkadaşlarla oturduk, bir tanemizin telefonuyla gelişi güzel numaralara çağrı atıp kapatıyoruz. karşı taraf geri aradığında ülker den aradığımızı, kendilerine hediye kolisi göndermek istediğimizi söyleyip, adreslerini isimlerini falan alıyorduk. bir de yalandan not alıyormuş gibi yapıyor, diğer birime bağlıyoruz deyip başka bir arkadaşa telefonu veriyorduk falan. bir gün bir kamyoncu amca açtı telefonu. yoldayım çocuğum kusura bakmayın falan dedi. neyse aynı şekilde söyledik, güldük eğlendik. kapattık telefonu. e numara açık tabi, adamın da işi gücü mü yok nedir, durmadan aradı arkadaşı kolim nerde diye. aramızda koli doldurup adama göndermiştik :D

lise son da, dersler boş bırakılmış, hocalar sınıfa uğramıyordu. biz de oturduk arkadaşlarla cin çağırma seansları yaptık. hocanın teki bizi bastı, malzemelere el koydu da neyse kurtulduk. kafaya bak, o dönem çok havalı geliyor tabii böyle şeyler. Sonra bir arkadaş iskambil kağıdı getirdi, batak oynamayı öğrendik. hoca gelince pat kağıtları kaldırıyoruz, kimse anlamıyor. derken bir gün okey takımı geldi okula, sıraları birleştirip okey oynadık. biz çok eğlenince 2 set daha geldi, sınıf kahvehaneye dönüştü bir gün. biz güle oynaya oynuyoruz, ders boştu. yan sınıflardan müdüre şikayet gitmiş, taş sesleri yüzünden yakalanmıştık. :)) 

Yurtta kaldığım dönem arkadaşın ağzına diş macunu sıkıp sara krizi geçiriyor şakası da yapmıştık tabii, o dönem modaydı. Sonra tüm odaların kapılarına vazelin sürmüştük. Banyo kapılarına da. Ayakkabıların  yerlerini değiştirip, tuzlukların üstlerini açardık. Böyle aptlallıklarla mutlu olurduk. 

Şimdi lise çocuklarına bakıyorum, sohbetlerine kulak kabartıyorum da, hiç eğlenmiyorlar. Kızların tek derdi nasıl daha güzel olabilirim, erkeklerin derdi ise nasıl zengin olabilirim? kızlar kendilerini tüketim toplumuna adamışken, erkekler tüketerek mutlu olacaklarını sanıyorlar. hiç bir şey paylaşmıyorlar, hiç gülmüyorlar, birbirlerine şaka yapmıyorlar. birbirlerine sadece aşkla yaklaşıyorlar. ben liseyi 1 yıl hazırlık ile 4 yılda bitirdim. 4 yıl boyunca yalnızca 2 kişi sevgili oldu sınıfımuzda. ama öyle şimdiki zamanki sevgililerden değil, filmlerdeki lise sevgililerindendi. güzellerdi ya. 

Üzülüyorum kısaca. Keşke teknolojinin bu kadar hızlı olmadığı bir dönemde yetişseydik. o kadar hızlı geçti ki herşey. o kadar hızlı yaşadık ki.. daha söyleyecek çok sözüm var ama bu kadar uzun yazıyı okuyamayacak kadar işiniz olduğuna eminim..

24 Mayıs 2021

Yazıyorum, o halde varım!

Ne zamandır yazmadığım için söylenen arkadaşlarım oldu, ah be arkadaş, sen bana bir dokun, bin ah işit. Neden mi? Bu zorlu süreçte kimin ne olduğunu anladım. Bu pandemi sanırım en çok bana yaradı. Arkadaşlarımı nasıl seçmem gerektiği, kimleri ne kadar yanıma yaklaştırmam gerektiğini çok daha iyi anladım.

Zaten yakın dostlarım biliyordur, annemle babam covid oldular. Onlarla görüştükten 3 gün sonra babamın başı ağırdı, sırtı ağırdı. Ben o zaman "eyvah" dedim. 2 gün sonra da pozitif çıktılar. Bilen bilir, bu pandemi sürecinde market hariç hiç bir yere gitmedim, annemler  hariç kimseyle görüşmedim. Annemle de 2 haftada 1 görüştük. Temaslı olduğumuzu öğrenince 10 gün nasıl geçti, bir bana sorun. Bu dönemde beni her gün arayan can dostum güzel insan Vildan ve Öznur olmasaydı nasıl atlatırdım bilmiyorum. Bunun yanı sıra ara ara Şenel de beni rahatlatmaktan geri kalmadı. Hayatındaki en önemli dostların kim deseler, onları söylerdim zaten, şimdi bana zor zamanımda destek oldukları için midir bilmiyorum x2 kez isimlerini anıyorum.

Bunun yanı sıra, defacto'dan bizim kıza bir kaç tane tshirt alayım dedim. Hatta aldığım tshirtün görselini ekliyorum. Gördüğünüz gibi normal bir tshirt gibi gözükse de alakası yoktu. Crop denilen, yanı kısa, karnı açıkta bırakan tshirtlerden geldi. Tam 3 tane. Hepsinin de görseli normal boyutlarda. Bir de bu dönemde işin yoksa değişimle uğraş.



Ayrıca kapitalizmin herşeyi çok abarttığına inanıyorum. Mesela lotus bisküvi. Bildiğiniz finger işte. Neyin tatavası bu? Tıpkı hiç bir halta yaramayan, oreo gibi. Yerine mis gibi negro var aloooo?? Toblerone hakkında hiç bir şey söyleyemeyeceğim, zira Türk çikolataları onu göz bakışlarıyla döver. Damak tadımdan mıdır nedir bilmem ama belçika çikolatası da güzel gelmiyor bana. Arkadaş var mı dünya yer yüzünden Tadelle gibi çikolata? Ne bileyim Eti Karam gibisi var mı? Bence yok. Haa bu arada Torku Banada demeden geçemeyeceğim, artık nutella yı ağzıma sürmüyorum. Geçen gün 750gr Torku'yu 3 günde bitirdim. 750 gr lık torkudan bana nasıl 2kg kaldı, başka bir yazımda anlatmak isterdim fakat inanın bilmiyorum. Keşke bilseydim..

10 Mart 2021

Ben biraz doldum sanırım

Fiyat artışları hepimizi derinden etkiledi eminim. Fakat bazı ürünlerin fiyat artışları o kadar feci bir biçimde oldu ki, her gördüğümde şok üstüne şok geçirdim. Geçen yıl kızıma indirimden 120 tl'ye aldığım spor ayakkabı, bu sene indirimde 400tl olmuş. işin kötü kısmı ise yalnızca 3 ay giymişti o ayakkabıyı. bu yaz giyemeyecek, giydirmeye çalıştığımda ayağımı sıkıyor ağlaklığına giriyor durmadan. 

Ben de gittim en uygun fiyatlı olan ayakkabıdan aldım. zaten giyeceğin 3 ay, ne diye markalara onca paralar dökeyim ki.? Ha bir de çok gezen bir aile değiliz, toplasan 1 hafta giyecek aslında.

Evet benim kanayan en büyük yaram bu aslında "gezen bir aile değiliz". hayallerim hep şu yöndeydi, bolca gezeceğim. haftasonlarını mutlaka değerlendireceğim. A kişisinin işini soranlar olmuş, yazılımcı kendisi. evden çalışıyor. yani 7-24 beraberiz. bu yüzden de gezmeyi mantıklı bulmuyor. zaten hep beraber olduğumuz için sen tek git diyor. fakat tek başıma gezmekten nefret ediyorum. ha bir de beraber yapmak istiyorum ben ya. birlikte maceralara atılmak. ciddi manada değişik yerler keşfetmek, görmediğim yerleri görmek, farklı şeyler yaşamak. yanlış anlamayın sakın, öyle uluslararası geziler değil istediğim. istanbulun arka sokaklarını keşfetmek istiyorum, istanbulun bir sahil kenarında sandalyemi atıp kahvemi yudumlarken güneşin batışını izlemek istiyorum. bazen soruyorum kendime, çok şey mi istiyorum? geçenlerde "oturup karşılıklı kahvaltı yapmak istiyorum" derken buldum kendimi. sabahlara kadar çalıştığı için (yazılımcılar hep gece çalışırlarmış) asla kahvaltıyı birlikte yapamıyoruz. tek başıma kahvaltı yapmaktan bıktım. tüm gün uyuduğu için tek başıma yaşıyor gibiyim. tek başınalığa öyle bir alıştım ki, bazen kendime şaşırıyorum. yakında tek başıma gezmeye de alışırım belki. kim bilir..

 


 

29 Ocak 2021

Sonunda Bitti

 Bu ay o kadar yoğun bir dönem yaşadım ki, çok şükür. Çok şükür diyorum çünkü tatlı yoğunluktu bu. 1 ay içinde 4 tane makale yazmam gerekiyordu, aynı zamanda bir derginin de mizanpajı da yetişmeliydi. dergide baya hatalar yapmış olsam da yine de bitirdim çok şükür.

şimdi gelelim makale işine. makaleyi hocama gönderdim, yüzde 20 intihal var düzelt diye mail attı bana. başka bir sürü üniversite gördüm, böyle iyi bir hoca görmedim, inanın. normalde düşük not verir, kabul etmez. fakat bu hoca düzeltmem gereken yerleri bile tek tek göndermiş. intihali 2 ye düşrdüm çok şükür. 

tüm dersleri vermiş oldum böylelikle. bir hocam da danışmanlığına beni almak istediğini, danışmanım hocaya 2 öğrenci vereceğini, benim de enstitüye mail atmam gerektiğini söylemiş. çok mutlu oldum arkadaş.

aklıma hep babam geliyor bu günlerde. eskiden beri çalışmama izin vermez, sadece oku der. oku ama para kazanma, çünkü para kazanmaya ihtiyacın yok. var baba dediğimde, neye ihtiyacın var söyle der, neye ihtiyacım varsa o kadar para çat diye çıkarır verirdi. bırak ihtiyacı olanlar çalışsınlar, başkalarının haklarını gasp etme, sen çalışırsan, o işe gerçekten ihtiyacı olan bir insanın önünü kapatırsın. Çok şükür sen istediğini alabiliyorsun, derdi. keşke herkes sen gibi olsa be baba. evden çalışıp paramı sağa sola gönderiyorum, çünkü eşimin kazancı yeterli. çocuğumu sağa sola bırakıp işe gitmek istemiyorum. fakat evde boş boş oturmak da istemiyorum, bana göre değil. çalışıyorum, geliştiriyorum durmadan kendimi. hem yarın öbür gün çalışmaya ihtiyacım olursa, yetkin bir insan olayım diye, hem de evden çalışarak önceliğimin çocuğum olduğunun farkına varabilmek için.

bu dünyaya çocuk getirmek gerçekten çok önemli bir durum. kimse umursamıyor ama aslında geleceği inşaa ediyor anneler. anneler nasıl şekillendiriyorsa hamuru, öyle şekil alıyor. bu yüzden aslında eğitim önce anneye verilmeli. anneler eğitilmeli ki, çocuklar da eğitimli çocuklar olsun. annelere bunca yük yüklenmemeli. hem evi çevir, hem temizlik yap, hem misafir karşıla sülale ile aranı iyi tut, arkadaşların olsun, fazla gülme, çok konuşma, işe git, sağa sola bakma, onu yapma, bunu yap diye türlü türlü emirle çevrilmemeli kadın. huzur bulmalı. huzur bulan kadının evi huzurlu olur, huzurlu evde büyüyen çocuk o huzuru tüm dünyaya sarar. 

Hadi görüşmek üzere.



27 Aralık 2020

Bazı bazı bilgiler

Bazı bloglara girdiğinizde izleyiciler bölümünün tam olarak karşımıza çıkmadığı oluyor. bu gibi durumlarda o blogu izlemeye alamıyoruz. Bu proplemi çözebilmek içinse hemen işaretlediğim "sonraki" ye tıklıyoruz. böylece tüm liste ve takip kanalı karşımıza çıkıyor.

 




Geçenlerde Kadıköy’e gittim. Bir kahve içeyim dedim, malum sokakta yeme-içme benim için bitmişti. Gideceğim yere 2 saat erken gittiğim için, zaman geçirmem gerekiyordu. Herkes gibi aklıma ilk Starbucks geldi. Aslında hiç sevmem ama karton bardak ve steril olduğu düşüncesiyle hemen oraya gittim. Tam karşısında Viyana Kahvesi olduğunu gördüm. Starbucks yeni açıldığı için önünde 15 kişi sıra bekliyordu. Viyana kahvesinde kimse yoktu. Buradan çıkarılacak 2 sonuç vardı, ya çok pahalıydı, ya da kahvesi starbucks dan bile kötüydü. Zira starbucks bence kesinlikle iyi kahveye sahip değil. Hemen oraya yönlendim, menüsüne baktım, fiyatlar oldukça yüksekti. Hemen bir Viyana Kahvesi istedim, tatlı, yumuşak içim, bol köpüklü ve çikolatalı olduğu için elbette. Fiyatı yanlış hatırlamıyorsam 17,5 veya 19,5 tlydi. Fakat her yudumu için değerdi. Mesela yarın sadece o kahveden içmek için tekrar orayı ziyaret edeceğim 😊

 

Bugün poğaça yaptım. Mayasını kaynar süte ekledim. Kesin kabarmayacak deyip, üzerine tüm malzemeyi de ekledim. Bazen insan bile bile hata yapar ya, işte öyle bir şey. Aslında benim mantık “ya tutarsa” mantığıydı. Zira mayalı herhangi bir şey yapan insan bilir ki, çok sıcak veya çok soğuk bir maddeye mayayı eklerseniz maya bozulur ve kesinlikle kabarmaz. 2 saat bekledim, kabarmadı. İnternette baktım, hep kurtarma çabaları oda sıcaklığından dolayı şişmeyen hamurlar içindi. Benim derdim ise yanlış kullanım. Bir kişi ekmek yap demiş. Ben de onu denedim. Yapışmayan bir tavaya, yağ bile koymadan, bezeler alıp hafif unla merdane yardımıyla açarak pişirdim. Efsane ekmekçikler oldu. Arasına tereyağ, peynir sürünce ohhh miss. Kalanı da sabah tost yapıcam. Daha önce başıma geldiğinde koskoca hamuru çöpe atmıştım. Bu yüzden yazayım ki, başınıza gelirse mutlaka böyle yapın 😊

Şimdi ben haksız mıyım??

"Eskiden bu hayatta en kötü şeyin yapayalnız kalmak olduğunu düşünürdüm. Hayır, değil. Hayattaki en kötü şey, seni yalnız hissettiren insanların arasında kalmak" (Worlds Greatest Dad) 

O kadar haklısın ki.. İnsan yalnız hissedince dünyası kesinlikle başına yıkılıyor. Ben asla yalnızlık insanı değilimdir misal. ben insan severim, insanlarla bir arada olmayı severim. Bir şeyler yapmayı severim. Paylaşımı severim. Anlatmayı çok severim. En çok da konuşmayı severim..

Böyle toplu gruplar olur ya, muhabbet döner birden grubun amacıyla alakasız. Ama ne tatlıdır o muhabbet. Hani misafirliğe gidersin de, kapıdan çıkınca ayrılmamak için kapı önü muhabbeti yaparsın ya, öyle bir tatlılık. Sonra gruptan biri çıkar der ki “arkadaşlar böyle muhabbet ediceksiniz özele geçin, bildirim gelip duruyor rahatsız oluyorum”. İşte ben bu gibi durumlarda o kişinin ağzını burnunu dağıtmak istiyorum 😊 en azından laflarımla yani. Fiziksel olarak değil tabi ki.. fakat bir şey yapamıyorum. Suskunluk sarmalı bu sanırım.




20 Aralık 2020

Sevili Günlük 5

 

Merhaba sevgili arkadaşlar, öncelikle bir duyuru paylaşayım: geçenlerde sevgili ahsen’in yaptığı yorum sayesinde Telegram üzerinden Blogger Türkiye grubuna katıldım. Telegram indirip, arama çubuğuna Blogger Türkiye yazınca hemen eklenebiliyorsunuz. Orada güzel paylaşımlar yapıyor, bloglar arası etkileşimi çoğaltıyoruz.

Harika bir iş olmuş bu, çünkü bloglar yavaş yavaş ölüyorlar maalesef. Bu şekilde ayakta kalması için uğraşan arkadaşlar gördükçe aralarında bulunmaya çalışıyorum. Harikasınız!

Bunca boş zamanım varken yetişemediğim onca şey nasıl oluyor bilmiyorum. Öğrenmek istediğim, yapmak istediğim o kadar şey var ki.. anlatmakla bitmez. Bu hastalık hepimizin üstüne ölü taprağı attı ne yazık ki..

Bugün Kış Uykusu’nu izledim. O kadar seviyorum ki Nuri Bilge Ceylan filmlerini, izlememek için hep erteliyorum. İzlerken de ara veriyorum, bitmesin istiyorum. Bitince kalbime bir taş oturuyor nedense. Öyle içine giriyorum filmin, ayrılmak zor geliyor oyunculardan. Hakkında söyleyecek onca şey varken, hiç bir şey söyleyesim gelmiyor girdiğim depresyon yüzünden.

Eğer yengeç burcu iseniz, depresyona girmek için sebebiniz çoktur. Aman bunda da ne var dediğiniz milyonlarca şeyden dolayı depresyona gireriz biz.

Bu arada, hamburger günüydü bugün. Yine efsane hamburgerimden yaptım, tarifi burada:

tık tık 

Bir de son olarak birinin twitter da @kskobi’nin yazmış olduğu twitle kapatıyorum günü:

“Geçinmeye gönlü olan geçinir, anlaşmak isteyen orta yolu bulur, telafi etmek isteyen eder, önemseyen gösterir. Kısacası ben böyleyim diye bir şey yok, ben sana karşı böyleyim diye bir şey var.”

Sevgili Günlük 4


Öyle rüyalar görüyorum, öyle saçma yerlerde buluyorum ki kendimi, ben bile kendime şaşırıyorum.

Bu sabah yine saçma bir rüya ile uyandım. Geçmişi özlemekten bıktım. Keşke dediğim tonlarca şey varken hayatımda umut çok uzak bir kavram.

Bugün o kadar boş geçti ki, gerçekten anlatacak hiçbir şey yok. Pazartesi diş doktoruna gideceğiz. Bu zamanda hiç yapmak istemediğim şey diş tedavisi fakat diş hekimi arkadaşım ve gerçekten çok dikkat ediyor. Maske üzerine gaz maskesi takıyor işlem yaparken, üstüne de siperlik. Bu yüzden içim rahat. Fakat ömrümde ilk kez kanal tedavisi yaptırdım, 2 gün ağrısından ağladım.

Tezim için illa yabancı kaynaktan yararlan diyor hocam. Yabancı kaynağın fiyatı 45 dolar. Neyse ki bir arkadaş farklı kaynak göndermiş sağolsun.

Ayrıca en sevdiğim Hababam Sınıfı Ahmet’in repliği ile günümüzü kapatıyorum:

"evet sana söylüyorum. hatta sana, sana hepinize be... rezil iğrenç yaratıklar... hiç mi insanlık yok sizde ha? nedir bunlar ha nedir? nasıl yollarsınız bu pislikleri o tertemiz insanlara... onlar kitap istiyor, kalem istiyor, okul istiyor okumak istiyor... onlara yardım elinizi uzatacağınıza bir de utanmadan, sıkılmadan alay ediyor, küçük görüyorsunuz. aslında alay edilecek küçük görülecek birileri varsa o da sizlersiniz. hiçbir işe yaramayan asalak gibi yaşayan sizler. utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürmek isterdim ama ondan da anlamazsınız ki siz."


18 Aralık 2020

Sevgili Günlük 3

Sevgili günlük

bugün sabah yine 11 de uyandık. çünkü gece yatışımız genelde 4 oluyor. gerçekten günü değişik yaşıyoruz, ne günün, ne gecenin bereketi var. sanki hep gece hava. gerçekten kış ayından çok bunaldım. zaten bu kısıtlamalar, maskeler, bu hastalık, insanı ciddi anlamda depresyona sokuyor.

öğle yemeği için fırında patates ve köfte yaptım. kurtarıcı yemek resmen. yanına da pilav, ohh miss. evde bulgur kalmamış. markete gidesim hiç ama hiç yok.

online alışverişe sardığım şu günlerde hepinize tüm bildiğiniz platformları unutup amazon 'a yönelmenizi öneriyorum. Amazon prime üyesi olmak için ayda 9 tl veriyorsunuz ve yaptığınız tüm alış verişler kargosu bedavaya geliyor, kulaklarınıza belki inanmayacaksınız ama ertesi gün de elinizde aldığınız ürün. ben bir akşam rotring kalemler indirimde diye kalem aldım. ertesi gün pazar'dı, pazar günü saat 11 de kalem elimdeydi. Ayrıca amazon prime ile bir sürü dizi ve filme de ulaşabilirsiniz. netflix gibi gelişmiş bir arayüzü olmasa da, gayet güzel bir platformu var. Mr robot harika bir dizi. hazır bulmuşken önereyim :)

Çok değerli Deep blogunda benden bahsetmiş, o kadar iyi geldi ki.. Efsane geri döndü dostlar, artık hepinizi merakla okuyorumm :)

 


17 Aralık 2020

Özledim be!


Özledim be günlük,

Yıl 2005.. lisedeyiz. bordo converseler ayağımızda, kapüşonlu sweetleri formanın üzerine giydiğimiz için aykırıyız. zaten spor ayakkabı da yasak. okuldan çıkmışız dershaneye yetişmeye çalışıyoruz. kulağımda çilekeş çalıyor-körpe. en yakın arkadaşımla gülüyoruz, deli gibi yağmur yağıyor, ayaklarımız sırılsıklam, üstümüz başımız çamur içinde. koşarken kokoş kürklü teyzelere çamur sıçratıyoruz, bilmediğimiz küfürleri sıralıyorlar. biz yine gülüyoruz. hamurabi ye giriyoruz o ıslaklıkla. hamurabi bana 3 poğaça diyorum, satıcı abi sinirleniyor. hamurabi pastanenin ismi oysa. biz yine gülüyoruz.

eğlenecek o kadar çok şey var ki, gülecek onca çok şey var ki.. ağzımıza çamurlar giriyor kahkaha atarken, çok mutluyuz, çokça umutluyuz. gece kulaklıkla yatıyorum. kulağımda yine çilekeş. sabah uyandığımda kulaklığın parçalanmış parçalarını kulağımdan çıkarmaya çalışıyoruz. yine gülüyoruz kahvaltıya inerken. harika arkadaşlarım oluyor.

Yıl 2008.. iktisat bölümünden bi kızla tanışıyorum. o kadar ukala ki, asla arkadaş olmam ben bunla diyorum. fakat öyle bir arkadaş oluyoruz ki, yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyor. beraberce cami ye koşuyoruz, en önden yer kapıyoruz. kimse yoksa camide hoplayıp zıplıyoruz. bir sürü insanla tanışıyor, bir sürü olaya karışıyoruz. harika günler yaşıyoruz. şehir şehir dolaşıyoruz, sürüsüyle arkadaşımız oluyor.

başka üniversite okuyorum, bu kez başka arkadaşlar buluyorum. yıl 2011. kızın teki beni arıyor, kanka ben kayboldum diyo. ne kankası diyorum içimden. yıllar gçiyor, biz hala kankayız. ders arası taksime gidiyoruz, her seferinde kapüşonunu suratına kapatıyor tanınmamak için. her yerde kameralar var diyor. gülüyoruz. o ıslak hamburger yiyor, ben döner. ya da pizza hut a gidiyoruz, ben akdeniz, o 4 mevsim.

başka bir birimle taınşıyorum. şehir şehir geziyorum yine. bir sürü yetim çocuğum oluyor. hepsini ayrı seviyorum. sabahın 5 inde kalkıyorum, akşamın 12 sinde eve geliyorum ama asla yorulmuyorum. bir sürü fotoğraf çekiyorum, editliyorum, haberini yazıyorum. ah ne güzel günler..

çok güzel günlerim olmuş diyorum. daha yazamadığım bir sürü olayım, harika bir gençliğim akıp gidiyor elimden. şimdiki gençleri düşünüyorum da, kesinlikle yaşamıyorlar. akıllarında aşk, ceplerinde tüketim kültürü. özlüyorum o günleri. sadece arkadaşlığın, paylaşımın, güzel günlerin olduğu ve gerçekten güldüğümüz o güzel günleri..

beni o günlere getiren şarkıyı ekleyim, ve mutsuzuluğumun sebebi de muhtemelen bu. geçen gün annem söyledi, harika bir gençlik yaşadın, daha iyisi olamazdı :(

 


16 Aralık 2020

Sevgili Günlük -2

 Uzun zamandır yazmadığım için beni unutmuşsunuz :) hemen bir güncelleme getiriyorum kendim hakkında..


Tüketmekten bıkmadığımız şu günlerde bloggerların başına gelenlerden de bahsetmeden edemeyeceğim. Zaten zar zor yazıyoruz, bir de görsel telif hakkı çıktı başımıza. Daha önce böyle bir durumdan haberdar olduğumdan hep kendi çektiğim fotoğrafları paylaşmaya dikkat ettim fakat bu kez durum çok ciddi. Bazı blogger arkadaşların evine tebligat gelmiş. Özellikle karikatür paylaşan arkadaşlar, gidip neden paylaştıklarını anlatmak zorundalar. sanki buradan çok para kazanıyormuşuz gibi 7 bin ile 14 bin arası fiyat istiyorlarmış. Bilginiz olsun, görsel kullanırken çok dikkat edin.

Ben bugün ne yaptım? Bugün yine dersim vardı. Bir tane sosyal sorumluluk projesi yazıyorum. Saçma bir film izledim. (in the heart of sea) filmin ismi. Ay zaman kaybı resmen. Sonra zamanım yeterince kaybolmamış gibi oturup ağır romantik'i izledim. Galasında yapılan gaf a uygun bir film olmuş, bu konuda başka da bir şey söylemeyeceğim. 

Blogumun temasını değiştirdim, umarım beğenirsiniz.

Bugün et yemeği yaptım. yanına da salçalı makarna. salçalı makarna asla yapamayan bir insan olarak bir tariften yararlandım. Pilav gibi pişirdim makarnayı, yani suda haşlayıp süzmeden suyu ile pişirdim, harika muazzam bir şey oldu..

Blogger buluşması teklifim hala geçerli :) İsteyenler haber etsin, bir online buluşma hazırlayalım.