Ivır Zıvır 79

Ne zamandır yazamamıştım, durun yazayım artık..

geçen bir arkadaş burada yazdığım yazılardan olsa gerek "boşan da biz de kurtulalım sen de" dedi gülerek. her şakanın altında bir gerçek aradığımdan hemen bir açıklama yapmak istedim. benim ruh halim her zaman melankoliktir. markette annesinden çikolata istediğinde çikolata alınmadığında koşarak çıkıp ağlayan bir insanım ben. mutlaka dert edinecek bir şey bulurum. üzülürüm, kafaya takarım. a dersiniz ama ben arkasındaki b yi görürüm. a kişisiyle dışarda bizi görseniz "ki ikimizi bir arada gören insanların söylemlerine göre konuşuyorum" çok uyumlu, birbirine aşırı düşkün olarak tanımlarsınız. fakat gelin görün ki, ben bazen uyuz oluyorum a kişisine ve kafkanın da dediği gibi üzüntülü olduğum zamanlarda çok yazıyorum :) genelde burada kötü şeyler yazdığımdan hepiniz a kişisinden nefret ediyor, beni mutsuz ve umutsuz bir insan olarak görüyor olabilirsiniz. millet sosyal medyada o kadar iyi göstermeye alışmış ki kendini, benim gibi eleştirel bakan insanlar rahatsız edici olabiliyor. yok efendim öyle bir dünya. her çift elbette kavga eder, barışır, küser, anlaşabilir veya anlaşamaz. ben burada anlaşamadığım konuları yazıyorum. anlaşamadığımın 3 katı anlaşabildiğim konu var ki evlendim. hatta şimdiye kadar tanıdığım insanlarda en çok anlaştığım insan kendisi. son zamanlarda evde durmaktan kafayı yediğimden sarabildiğim tek kişi olan kendisine sardığımdan aramız limoni olabilir. evet öyledir. ama zamanla düzelir bence :)

iş konusuna gelince. freelance çalışıyorum. bir çok maaşlı arkadaşın kazandığından fazla kazanabiliyorum. mesela bir işten 15 bin alabilirken bazen hiç bir iş yapmayıp hiç para alamayabiliyorsunuz. fakat çok şükür geçinebileceğim kadar kazanıyorum ve sevdiğim işi yapıyorum. en önemlisi evdeyim. freelance çalışıyorsanız en güzel yanı hep evdesiniz fakat en kötü yanı ise hep evdesiniz.

psikolojik sorunumun sebebi ise bebeğe karşı aşırı korumacı davranmam. 15 yaşındayken gittiğim psikiatrist annelik iç güdülerimin ve koruma isteğimin çok yüksek olduğunu , bunu dizginlemem gerektiğini söylemişti ama olmadı asla. arkadaşlarla tatile çıktığımızda elimde kapşonlularla, şunu giyin oraya çıkmayın, öyle yapmayın diye diye kendisinden soğutan bir insanım ne de olsa. şimdi bebeğe de aynılarını yapıyorum ve hayattan soğumasını istemiyorum. düşünsenize durmadan sizi korumak için kısıtlayan bir anne. annem bana öyle şeyler yapsaydı eminim dayanamazdım.

araç kullananlara dikkat diyorum. artık cezalar arttırılmış çok şükür. en çok da makas atanlara ve telefonla konuşanlara verilecek cezalara sevindim. zira telefon kullanımı çok arttı ve yurt dışında yapılan bir araştırmaya göre alkollü araç kullanmakla eş değer bir dikkat kaybına yol açıyor. bu yüzden daha da çok ceza verin, dokunmasınlar şu melete.

zayıf insanlara gerçekten şaşırıyorum. hayır şişman değilim ben. hala 36 beden giyiyorum. ama şu 0 bedenler varya, onlar nasıl öyle oluyor yahu? arkadaş yemiyor musunuz hiç? mesela ben geçen akşam yarına bu kadar taze kalmaz deyip 15 tane ekleri hop diye yedim. siz 1 tane yiyip doydum mu diyorsunuz gerçekten?

geçen akşam arabadan bir şey almaya gidiyordum. normalde evde bile sürme çekmeden durmayan ben, o gün sürmesiz bir halde, en iğrenç kıyafetlerimle ve tuvalet terliği gibi lastik terlikle apartmandan çıktım. saat 11 di ve normalde bile sessiz sakin olan , dışarda kimseyi göremediğim sitede sanırım yönetim toplantısı falan vardı. tüm apartman kapının önünde muhabbet halindeydi. ayak üstü herkesle konuşmak zorunda kaldım o halde.

yakında bebek oyuncakları hakkında yazı yazacağım. alıp kullandığım şeyler hakkında. ne bileyim oto koltuğu arabası falan.. belki birilerine faydam olur. çünkü çok araştırdım. özellikle arabasından ve koltuğundan çok memnunum. başkaları da faydalansın. ama asla instagram annesi olmayacağım, rahat olun.


Burası da çalışma masam. :) 

Uzuun zamandır röportaj yapmamıştım.


JDSezer Adlı Blog sahibi ile gerçekleştirdiğimiz röportaj :)

Merhabalar Büşra Hanım kendiniz tanımlarmısınız?
3 temmuz ‘da doğduğumdan olsa gerek yazı severim. 30 yaşındayım. 3 yıllık evliyim evliyim. 7 aylık 1 kızım var. Kitap okumak benim için bağımlılık. Bazen kitap okumaya acıktığımı hissediyorum. 4 üniversiteden eğitim almış fakat diğer bölümler yerine Grafik Tasarım Öğretmenliğimi ön planda tutmayı seven, öğretmeyi amaç edinmiş bir insanım. Bisikletim var, onunla zaman geçirmeyi, bolca gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi, değişik yemekler tatmayı, yeni insanlar tanımayı aşırı severim. Hadi şurada toplanacağız dense koşarak giderim. Her yengeç burcu kadını gibi aileme düşkünüm, duygusalım, yemek yapmaya aşığım. Benim için en büyük terapi yemek yapmak sanırım. Bir de fotoğraf çekmek var ki, bu eylemi gerçekleştirmediğim zaman kendimi suçlu hissederim. Bir zamanlar profosyonel anlamda uğraşmış olsam da şimdilerde kendim için fotoğraf çekiyorum. Yeni bloglar okumayı seviyor, insanların hayatına bir şekilde dahil olmaktan kendimi alamıyorum.

Blogger olmak için hikayeniz ne zaman ve nasıl başladı?
Blogger olmam lisedeki en yakın arkadaşlarımdan bir tanesinin “yahu sen çok güzel yazıyorsun, gel sana bir blog açalım orada da yaz millet okusun” demesiyle başladı. Baktım okunuyorum, güzel yorumlar da alıyorum. Ben de yazdım.

Blog yayınlarının hepsini siz mi yazdınız? genellikle neler üzerine yazıyorsunuz?
Blog yayınlarımın hepsini ben yazdım. Genellikle günlük yaşamda beni rahatsız eden konular hakkında yazıyorum. Bazen gittiğim ve sevdiğim mekanların yanı sıra film paylaşımı da yapıyorum. Fakat okuyucular en çok beni okuyorlar. Sanırımm hayatımı çokça paylaşmaktan çekinmiyorum 😊

Başarılı bir blogger yazarı olmak için neler yapmak lazım? Sizin ön planda ki başarınızın sırrı nedir? Herkes başarılı bir blogger yazarı olabilir mi?
Kişisel blog yazarı olarak başarılı mıyım bilmiyorum ama özel hayatın insanların ilgisini çektiğini söyleyebilirim. Çünkü aslında insanlar kendilerini okumayı, kendilerinden bir şeyler bulmayı seviyorlar. Özellikle acılarını paylaşan insanlar her zaman daha çok okunuyor. Acı ve ölüm insanoğlunun her zaman favorisi olacaktır fıtrat gereği.

Sizin severek takip ettiğiniz blogger'lar var mı? varsa kimlerdir?
Severek takip ettiğim bloggerlar var elbette. Fakat son günlerde yazılarını okuyamasam da isimlerini paylaşmaktan onur duyarım.

Handan: ailesiyle severek okuduğum, gezmelerine iç geçirdiğim, çocuklarıyla ilişkisine aşık olduğum, paylaşımlarını beğendiğim çok sevdiğim insandır kendisi. Bebişimi biraz büyütünce buluşacağım onunla 😊 Sitesinin linki: https://metebilge.blogspot.com/

Çıplak yazar: farklı tarz yazıları ile kendimi kaybediyorum. Çoğunlukla yazılarını paylaşır paylaşmaz okumam. Aradan zaman geçince peş peşe okur kitap gibi bitiririm. Sitesinin linki: https://ciplakyazar.com/
Nabrut: aşk hikayeleri ve tanışma hikayeleri ile gönlümü feth etti kendisi. Kore dizileriyle alakam olmadığı için o yazılar hariç her yazısını keyifle okuyorum. Hatta benim A kişisiyle tanışma hikayem de var sitesinde. Buyrun sitesinin linki: https://www.nabrut.com/

Deep: her blogda yorumlarını görüp beğendikten sonra sitesindeki seçkilere ve blog keşiflerine olan hayranlığım için takibindeyim. İşte linki: http://sadevederin.blogspot.com/

Uzmanamator: gündelik şeylere ufak nükteler katan, okudukça okutan bir blog. Buyrun: http://24saattenibarethayat.blogspot.com/

Sibelynka: kendini yorum bloğu olarak tanımlıyor ve bu tanımı sonuna kadar hak ediyor: http://sibelynka.blogspot.com/

Kadriye: kendine uygun çizgisi ile, her telden yazı yazıyor. http://www.bizkimizkadiniz.com/

Acemi Demirci: gezdiği gördüğü yerleri paylaşırken bir iç çekiyorum. https://acemidemirci.blogspot.com/

Kağıt salıncak: film kitap gezi üçgeninde kavramsallaşan bir bloğu var. Yani tam benlik: https://kagitsalincak.blogspot.com/

Kiremithanem: hayatını keyifle okuduğum, filmleri ve yemekleri ile tam bir yaşam bloğu. Seviyorum. http://www.kiremithanem.com/

Ece evren: ece ablam anlatılmayacak kadar güzel hikayeleri bulunan, şiirlerini paylaşan bir bloğa sahip. Makalelerini de okumadan geçemem. https://www.eceevren.com/

Özlem Kutlu: yeni tanıştığım, görmeden sevdiğim, içimin kaynadığı, her şeyimi paylaşmak istediğim blog dostum. O da hayatını çok tatlı bir şekilde gözlerimizin önüne sererken, her yazısında aa aynı ben dememi de sağlıyor. http://yinebirgunbizboyle.blogspot.com/

Herteldeşef: makale tadında, harika ve uzun cümlelere sahip bir blog kendisi. Hayatını mı paylaşıyor, film mi dizi mi derken, aynı benim gibi hayatta uyuz olduğu şeylere de yer veriyor. http://herteldensef.blogspot.com/

Syrakusa belafonte: zorla adını yazabildiğim, cümlelerini okumaktan keyif aldığım, betimlemelerine hasta olduğum, benzetmeleri hayranlık uyandıran blog yazarı. Okumaya doyamayacaksınız eminim: http://syrakuza.blogspot.com/

Ebem kuşağı: muhteşem denemelere yer veren blog arkadaşımız. Kahvenizi alın ve denemelerin tadını çıkarın. http://burasihayalkahvesi.blogspot.com/

Beyaz yakalı: bloguma yaptığı yorumlarla tanıdım, bloğunu çokça sevdim.günlük tarzında fakat eğlenceli bir anlatıma sahip kendisi. O da evli mutlu çocuklu 😊) https://egeninikiyakasi.blogspot.com/

Hepsi reklam yazısı olmuş gibi olabilir ama sevdiğim şeylerin reklamını yapmayı seviyorum kimse kusura bakmasın. Unuttuğum bloglar da olabilir. Zira 150 tane blog takip ediyorum. Kusura bakmasınlar, sizleri de izlemeye devam edeceğim.

Sizinle iletişim geçmek isteyen okuyucularımız hangi bağlantılar kullanabilir?
Benimle iletişime geçmek isteyen okuyucular

 veya blogum üzerinden yorum yoluyla iletişime geçebilirler. Her daim cevap veririm. Hiç üşenmem yoktur 😊


Tüketiciyim, Memnunum.

Bu kez memnuniyetimi anlatacağım sizlere. Öncelikle epeyce zaman geçmesine rağmen geçenlerde başıma gelen olayı anlatacağım. İçim şef'in kremasından satın aldım. Eve geldiğimde kremanın taş kesilmiş olduğunu görünce aradım içim'i. Onlarda ev adresimi istediler ve gerekeni yapacaklarını söylediler. 3 paket almıştım, 3 ü de aynı çıktı. Tüm ürünleri geri alıp bana 4 paket süt getirdiler sağ olsunlar. Aslında krema olmasını tercih ederdim ama hiç bir şey de getirmeyebilirlerdi.

Gelelim Torku'ya.  Migros online'dan yaptığım alışveriş ile Torku süzme peynir aldım. 2 paket aldım ve buz dolabımda aynı yerde sakladım. ikinciyi açtığımda donmuş olduğunu fark ettim. aradım hemen torku yu. merak ettiğim yiyilebilir mi sorusuydu. anlattım derdimi. telefondaki bayan asla yememem gerektiğini ve saklanma koşullarından böyle olacağını söyledi. 2 gün önce aldığımı söyledim. malumunuz bana 450 gr mlık süzme peynir 1 gün gidiyor :/ o zaman aldığım yere iade etmemi ve yenisini vermelerini söyledi. fakat onunla uğraşamam dedim ki gerçekten uğraşamazdım. bir daha online mağazayla iletişime geç, derdini anlat gelsinler gitsinler falan. ohooo. o zaman adresinizi söyleyin dedi. söyledim. eski peyniri aldılar yerine aynısından verdiler. ben şok. işte torku'nun güzelliği dedim. seviyorum bu markayı. sadece markanın kullanıpta beğenmediğim ürünü helvası. helvayı Koska gibi yapan yok'

Koska demişken. Koska'nın marka gibi marka olduğunu yine ürün değişiminde anladım. bu kez aldığım ürün pekmez. cam kavanozda aldığım için kapağı açtığımda tık sesi gelmedi. hani konserve değil ama yine de içime bir kurt düştü. aradım koskayı. gayet güzel ilgilendiler. hemen ürünü çöpe atmamı, muhtemelen kapak kapanma aşamasında sıkıntı olduğunu ve parti ismini söyleyip o parti çıkan ürünleri inceleyeceklerini söylediler. adresimi verdim ve bana görseldeki gibi bir paket gönderdiler. hayır helvanıza zaten hastayım şu 500gr lık helva bana iki gün dayanıyor, bir de böyle yapıp beni yiyip bitirdiniz. kusura bakma torku göz bebeğimsin fakat koskanın tahini pekmezi helvası gibisi de yok. hepiniz kazanın anacım. ananızın ak sütü gibi helal olsun verdiğim her kuruş. 

diğer tüm üreticilere sözüm. insan hayatıyla ilgili bir iş yapıyorsunuz. lütfen ürününüzün arkasında durun ve tüketicilerin sıkıntılarını dinleyin. çözümler bulun. mutlu tüketici mutlu üretici demektir. 

Ben Burdayım!




Çok değerli özlem beni uyardı. Yazmıyorsun artık nerelerdesin dedi? 

evdeyim. evet evdeyim. insan evde yazacak hiç bir şey bulamazken yapacak onca şeyi nasıl buluyor bilemiyorum. ev işleri hiç bitmiyor. burada sözlerim beylere! eşlerinize yardım edin. ne bileyim çamaşır asın mesela. ya da uyanınca yatağınızı toplayın. yemeğinizi yediğinizde sofranızı toplayın. hayır yediğiniz şeyleri makineye atmanızı beklemiyorum elbette. ama en azından sofranızı toplayıp masanızı silebilirsiniz. çamaşırları renklerine göre ayırın kirliye atarken. ya da boşverin, en azından çıkardığınız yerde bırakmayın. kışlıklarınızı çıkarıp dolabınıza yerleştirin. yerleşmiş dolaplarınızı bozup düzeltilmesini beklemeyin. elbette bozulacaktır fakat düzeltin. yere bir şey döktüğünüzde üzerine basıp evde gezinmeyin. her yer toz olmasın. tüm evi süpürmenizi beklemiyoruz elbet. en azından döktüğünüz yeri süpürün. Ketıldan son su alan sizseniz ve suyu bittiyse ekleyin. sabahları erken kalktıysanız kahvaltı hazırlanması için beklemeyin. bir şeyler koyun işte sofraya. haftada bir de olsa yemek yapın. hadi ayda 2 olsun. kendi çamaşırlarınızı ütüleyin en azından. tüm çamaşırları ütülemenizi elbette bekleyemeyiz. ama giyeceklerinizi ütüleyin. masanızın tozunu alın. toz toprak içinde çalışmak istemiyorsanız arada bir de olsa bir beze bakıyor. hafif nemlendirip silin. çöplerinizi çekmecelere tıkıştırmak veya mutfağın lavabosunun içine atmak yerine çöp kutusuna atın. durun daha bebeğe gelmedim.  bebeğiniz varsa eğer arada bir gezdirin, sevin, onunla zaman geçirin. altını değiştirin demiyorum ama sırtı terlemişse bir atlet değiştirebilmeyi bilin. 

daha fazla anlatamayacağım. bunların hepsini ve çok daha fazlasını biz kadınlar yapıyoruz zaten. üzerine bir de ilgi ve sevgimizi vermek zorundayız. her zaman mutlu görünmeliyiz. her zaman halimizden memnun bir halde takılmalı, az yemeli, zayıf ve fit olmalı, kendimize bakmalı ve bakımı asla ihmal etmemeli, zeki ve her konuda bilgili olmalı, çevik her şeye göğüs gerecek kadar da güçlü olmalıyız. biz kadınların erkeklerden istediği biraz ilgi, biraz iyi niyet, biraz da ev işlerinde yardım olmalı. şu yukarda yazdıklarımdan bir kaçını bile yapmanız yeterli bizim için.

he bu arada. 15 gündür a kişisi yok :( gidince anladım ki şu yukardakilerden yapıyormuş o da bir şeyler :)) bedelli askerlik yapıyor kendisi. Cuma dönecek kısmetse. o gittikten sonra a bebek çok değişti. emeklemeye başladı. bir yerlere tırmanmaya çalışıyor ve bolca düşüyor. benim panikler daha bir artmaya başladı. tanıdığı bildiği bir psikolog olan varsa lütfen bana bilgilerini ulaştırsın. ya da belki bi psikolog takipliyordur beni. ay hadi lütfen olsun öyle bişey. zira çocuğa şimdiden hayatı zindan etmeye başlamış gibi hissediyorum kendimi. yardıma ihtiyacım var.

Aslında ben 2

Sonra bebek bakımı başlıyor. Ani ağlamaları a dayanamıyorum. Ne oldu annecim diye dalıyorum. ah keşke konuşabilse, şuram ağrıyor diyebilse.. çoğunlukla ateşi çıkınca keşke benim çıksa diyorum. 

bir önceki yazımda a kişisi beni gömüyor, psikolojik şiddet uyguluyor diyorum ya, benden çok kendine de uyguluyor. o daha zor oluyor. benden bir şey olmaz diyor. oturup kendini üzecek bir sebep buluyor. sen doktora yapan, akademisyensin diyorum, tüm bildiğim iyi yönlerini saydıkça sayıyorum fakat bir türlü kabullenmiyor. sen benim gibi tipsizle nasıl evlendin diyor. tekrar ve tekrar konuşuyorum, anlatıyorum. bu daha da zorluyor beni. 

ilk 3 ay kimseyi kabul etmiyorum. bebeğin doktoru izin vermiyor, bağışıklık sisteminin oturması içinmiş. sonra da pek görüşesim gelmiyor kimseyle. çünkü çocuğuma dokunacaklar. a kişisi de artık kucağına alıyor, sevmek istiyor, bu kez de ben vermiyorum. genelde ben mutfaktayken alıyor, öpüyor. ama nedense sinir oluyorum. dokunmasın istiyorum. zamanında gülmüştü ya. sanırım babalık duygusu yeni oturuyor..

a bebek 6 aylık şimdi. a kişisi bedelli askerliğe başvuracak diye yine bir depresyon aşaması yaşadı. ondan çok beni, dolayısıyla bebeği de etkiledi. askere gidince öleceğini, zehirleneceğini falan söyleyip durdu. ailecek üzüldük. umalım ki bir şey olmasın. a bebeğin üzerine titrer oldu. akşamları daha çok zaman geçiriyor, sabahları öpüp kokluyor. tabii bunda a bebeğin artık bizi tanıyor oluşu ve gözümüzün içine bakarak gülmesi de olabilir.

en büyük tutkusu a kişisinin, oyun. hani oyun kadın olsaydı kesinlikle onunla evlenir, çok da mutlu olurdu. sanırım bir çeşit bağımlı. eve gelir gelmez çalışma odasına geçer bilgisayarını açar mutlaka. geçen gün alışverişe gittim a bebekle. artık markette olsa az az dışarı çıkabiliyorum. dönüşte bebek arabada uyudu. ben de a kişisini aradım, gelip kapıdan bebeği almasını, her şeyi taşımamın olanaksız olduğunu söyledim. bebeği dışarda kucağıma alamıyorum pek, düşüreceğim korkusu hala devam ediyor maalesef. a kişisi koşarak geldi bebeği aldı gitti. ben arabayı kapatıp eve girdim ki pat diye bir ses. sonra ağlama sesi. bebeği aceleyle yatağına koyarken yatağın içine yüz üstü düşürmüş. yatak en alt kademede olduğunda ya canı acıdı, ya da korktu bilmiyorum. bayaa ağladı. baktım ki a kişisi oyuna yetişmek için acele etmiş. o kadar sinirlendim ki.. sırf oyuna yetişmek istediği için..

hayatımızdan bilgisayarları çıkarmak isterdim fakat o bilgisayar müh ben grafiker. ikimizin de işi bilgisayarlarla. çalışma odamıza giren internet cafe gibi dese de, bazen keşke internet hiç olmasaymış diyorum. ne bileyim televizyon falan da olmasa. o zaman a kişisi o kadar mutlu ki.. gündemi takip ediyor, dünyayı izliyor, sokaktaki insanların birbirine davranışları gözlemleyip bunlara üzülüp eve gelip depresyona giriyor ve günlerce bu durum devam ediyor. aslında olabildiğince duygusal fakat bir o kadar da katı. çok düşünceli, aynı zamanda düşüncesiz bir ayı. çok ince ruhlu fakat çok da kaba. anında düşündüğünü söyleyebilecek kadar da acımasız. hani sana cevap hakkı doğdu yaz iki satır desem, yazamayacak kadar da yeteneksiz. bu arada, ben anlatıyorum ya böyle, dün kendimi sordum. menapoza giren kadın çekilmezliği varmış bende. hem sinirli hem duygusalmışım. bir de beni ona sormak lazım. 

Duvarla Konuşmak.


Ben bu eylemi bu günlerde çokça yapıyorum. evde oturmak başıma vurmuş olduğundan olabilir. o kadar çok şeyi özlüyorum ve o kadar çok şeyden geri kalıyorum ki, anlatamam. bunda kimsenin suçu yok, tüm suçlu benim. sanki herkes çocuğu olunca ben gibi eve kapanıp kalıyor. çift ekran bilgisayarıyla dışardan iş alıp para kazanıyor. yo . hayat sokakta akıyor ve ben hiç birine yetişemiyorum.

bu zamanlarda çokça duvarlarla konuşuyorum. a kişisi de bu duvarlardan bir tanesi. mesela diyorum ki "çay ister misin?" yanıt yok. "bugün naptın" yine yanıt yok. "bugün bir şeyler mi yapsak" yine yanıt yok. ona sinirle çıkıştığımda kafasında bana cevap verdiğini falan söylese de müneccim olmadığım için kafasının içindeki sesleri duyamıyorum. dolayısıyla kendi kendimle konuşup duruyorum. mesela çay içer misin dedikten hemen sonra evet deyip gidip çay demliyorum. 

alıştım bu duruma derken geçenlerde uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla konuştuk. insan soru sorunca, cevap alınca inanılmaz mutlu oluyor. bundan mutlu olacağımı hiç düşünmezdim ama diyalog kurmayı o kadar özlemişim ki, hiç bitmesin istedim. saatlerce sürsün. benim kadar konuşmayı seven bir insan var mıdır bilmiyorum ama keşke olsa. hiç susmasak böyle sabahlara kadar konuşsak. anlatmaktan bıkmasak, dinlemekten de, cevap vermekten de. o kadar çok konuşasım, o kadar çok anlatasım var ki oysa.. 

duvarla konuşmaktan fikirlerimin olmadığını falan düşünmeye başlamıştım ki, o arkadaş çok iyi geldi. birden kendime olan güvenim geri geldi. karşınızdaki insan söylediklerinizi umursamıyor, yanıtlamıyor, geri bildirim alamıyorsanız, artık söylediklerinizin bir önemi kalmıyor çünkü. demek ki gereksiz konuşuyormuşum deyip daha az konuşuyorsunuz. daha az konuştukça en mükemmel özelliğiniz olan konuşmayı bastırdıkça sinirleniyor, sinirlendikçe agresif hal ve hareketler sergiliyebiliyorsunuz. e sonuç: çekilmez bir büşra.

silkelen dedim kendime. aldım çocuğu sokağa çıktım. ilk yokuşta korktum, eve geri döndüm. çocuğuma bir şey olacak korkusunu üzerimden atamıyorum bir türlü evet ama yavaş yavaş yenmeye çalışıyorum. mesela yarın yarısına kadar çıkacağım yokuşun. sonra yokuşun başındaki cafe ye gidip oturacağım. aklımda milyonlarca korku olacak belki. yokuşta arabayı tutamazsam, ya arabasına sinek girerse, ya arı? Allah'ım aklıma mukayyet ol..

neyse. sonuç şu ki: hepiniz mutlu insanlar olun. sevin, sevdikçe sevilin. herkes mutlu olsun fakat pimpirikli olmasın. rahat canlı olun. başarılı olun hayatta. yapamadığım her şeyi yapın. sizin sayenizde ben de mutlu olayım. diyorum ya, artık duvarlara anlatmaya başladım derdimi. adalet biraz büyüsün, belki ona  anlatırım daha mutlu olurum. ya da kendime anlatacak arkadaşlar bulurum. bilmiyorum.

şimdi konuşma zamanı.

Ivır Zıvır 78

Uzun zamandır yazamıyorum, bebekli olmak böyle bir şey çünkü.

Seçim muhabbetleri bir bitse de kurtulsak.. Mesela şu yollarda yüksek seslerle gezen, saçma müzikli arabalardan nefret eden bir ben miyim bilmiyorum ama; o araçları görüp hangi partiye oy atacağına karar verecek insan olacağını sanmıyorum. olsa bile o partiye oy atmaktan vazgeçer, o derece sinir bozucular..

Yeni doğum yapmış insanlara kilolarıyla alakalı bir şey söylemeyin. Çocuklarının kiloları hakkında da bir şey söylemeyin. Bebekleri de ellerinden öpmeyin! suratından öpmüyorum diyen herkes elinden öpüyor, çocukta elini ağzına götürüyor. Suratından öpün daha iyi. Bak yaz ayındayız, bacaklarından öpün. Hem daha zevkli, gerçekten bak..

Bir önceki yazımda bahsettiğim kişi eşinden ayrılma kararı aldı. Baya üzüldük fakat yapacak bir şey yok. Bazen bitince bitiyor demek ki.. Neyse ki çocukları yok.

Çocuk varsa hayatınızda özgürlük konusunu bir kaç kez düşünün bence. Çünkü özgürlük denen şey artık kesinlikle yok. Çocuk ne derse o.

Televizyonda izleyecek bir şey bulamıyorum, tıpkı eski günlerdeki gibi.. oyun oynamayalı o kadar oldu ki; steam mail attı sizi özledik diye..

A kişisi kesinlikle yardımcı olmuyor. Ay akademisyen, genelde evde, ne güzel diyorlardı. Yoo. Çocuğun başını okşamaya bile gelmiyor çoğunlukla. Hep ben çağırmak zorunda kalıyorum. Yalnızca çok ağlayınca neden ağlattığım konusunda kızmaya geliyor :) Bebekte ağlamayı çok seviyor, tıpkı ben. Canı ağlamak istediği için ağlıyor. Sonra oturup ben de ağlıyorum. Anlatırlardı da mal mı bunlar derdim, değillermiş.. İnsanın gerçekten ağlayası geliyor.