20 Mayıs 2018

Evlilik Hayali Kurmayın!

Hayal kurmak: var olmayan şeyleri düşünüp, bunların başınıza geleceğini ummaktır. Zira hayal kurarsınız, gerçekleşirse mutlu olursunuz, gerçekleşmezse, mutsuz. 

İnsan evlenmeden önce hayal dünyasında yaşıyor evlilik konusunda. Zaten toplumumuzda eğer evlenmediysen hayat başarın ne olursa olsun %50 yi geçemezsiniz. İsterseniz nobel ödülü alın, hele ki kadınsanız, evli değilseniz, aldığınız ödüller-başarılardan çok evli olmadığınız konuşulur. Evlilik insan hayatına yapılan büyük bir dayatmadır. Siz de bu dayatmaya dayanarak hayaller kurarsınız..

Evlenince her şeyi birlikte yapacağız.. Gitmediğiniz-gidemediğiniz yerlere beraber gitmenin hayalini kurarsınız. Görmediğiniz yerleri birlikte görmeyi, birlikte bir şeyler yaşamayı düşünürsünüz. Fakat öyle mi olur? Hayır. Hayat gayesi, düşünce farklılıkları, maddi sıkıntılar, manevi ayrılıklar, farklı istekler buna engel olur..

Siz her ne kadar ruh eşimi buldum derseniz deyin, iki kişinin aynı anda aynı şeyi istemesi imkansızdır. Eğer istemekte ısrarcı olursanız mutsuz olursunuz. Mutsuzluk ise hem kendinize hem de karşınızdakine zarar verir.

Eşlerin en büyük sıkıntısıdır ilgisizlik.. Yine hayat gayesi, farklı bakış açıları dolayısıyla evlendikten sonra "aman nasıl olsa evlendik, ne ilgisi?" şeklinde düşünmeye başlayabilirsiniz. Durum bundan çok farklıdır oysa. İlgisizlik insanı en büyük hayalkırıklığına uğratır bir anda. Beklediğiniz herşey yolunda gitmiyormuş hissi verir. Dünya başınıza yıkılır kısaca. Abartılacak bir durum değildir oysa. Fakat gel gör , kendine sor bakalım öyle mi? Değil.

Keşke hayal kurmasanız, böylece hayal kırıklığı da yaşamazsınız. Hayat hepinize güzel olurdu ha?

3 Nisan 2018

Ivır Zıvır 77

Bunca zamandır nerede olduğumu merak eden çok değerli blogger arkadaşlarım hiç kimseye teşekkür ediyorum. Şaka şaka, hepinizin işi-gücü var. Uğraşacak tonlarca şeyden sonra "yahu bu Büşra neden yazmadı" diye düşünecek haliniz yok. Zaten instagram da çoğunuzu takip ediyor ( beni bulana mutlaka geri dönüş yapıyor) paylaşımlarınızı son hız beğeniyorum..

Pekii nerdeydim ben? Bileniniz vardır, belki de yoktur ama hamileydim ben.  Kız çocuğum beklediğimizden çok daha erken geldi. Mart sonu bekliyorduk ki Şubat sonunda bizimle karşılaşmak istedi. Allah öyle nasip etti. 8 aylık doğumun verdiği nefes zorluğu dolayısıyla da 8 gün yoğun bakımda kaldı. Takdir edersiniz ki, o dönem boyunca bayaa zorluk çektik. Hatta hala alışmaya çalışmaktayım. Premature bir bebek en korktuğum şeydi, nitekim başıma da geldi. İlk zamanlar dokunamadım kendisine. Ama bana en çok koyan şey, bebeğin doğduğunda kıyafetlerini istemeleri ve çocuk nefes alamayınca yoğun bakım kapısından o kıyafetleri bana geri verişleri. Halaa olmasına rağmen giydirmiyorum onları. Onlara o derece sinirliyim, o derece agresifim.

İnstagram annesi olmak istemediğimden olsa gerek hiç bir yerde paylaşım yapmadım. Hala arkadaşlarım doğumu bekliyorlar. Bir çoğu ise çocuğum olacağından habersiz. Eski zamanlardaki gibi yaşıyorum hayatı. Aslında bazılarının yaptığı gibi ultrason kağıdını paylaşabilir, doğum fotoğrafını paylaşıp yüzüne ayıcık-kalp falan koyabilir, ayak izini paylaşabilirdim. Çocuğum sağlıklı olsun da hiç bir şey gözümde yok oysa ki..

Annelikten ne anladın derseniz, şimdilik hiç bir şey diyebilirim. Yoğun bakımda biberonla beslendiği için emzirme olayına giriş yapamadık. Çene kasları çabuk yoruluyor, emme işlemini gerçekleştiremiyor. Anneme göre annelik duygusu emzirme ile pekişen bir şey. Fakat düşünüyorum da, evlatlık alıp kendi annesinden çok çocuğunu seven kadınlar bu devirde. Ben şu an hayal alemindeydim. Hiç bir şeye inanamıyorum. Annemlerin evden gitmemesi için dua ediyorum, tek başıma bakabileceğime kesinlikle inanmıyorum.

Çocuk yapmak isteyenlere de ufak bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bolca gezin, bolca yürüyün, bolca koşun, bolca spor yapın; ondan sonra çocuk yapın. Çünkü bunların hiç biri yapılmıyor doğru dürüst. Yaklaşık 1-1,5 yıl kadar uzak kalıyorsunuz tüm bunlardan. Fakat O'nun kokusunu duyduğunuzda diğerlerinin hiç bir değeri kalmıyor, bakın bu da bir gerçek. Ama yok içimde ukte kalır diyorsanız, hevesinizi almadan büyük işlere adım atmayın, benden söylemesi :)

Ha bir de kolik olmuş benim kızım. Bu yüzden anne karnını dinletiyorum akşamları uyusun-sakinleşsin diye. Sizlere de açayım, ben uyuyorum, kendisi uyumuyor :)


1 Mart 2018

Türk Dizilerinin Verdiği Mesajlar

1- İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin.

2- Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.

3- Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını bozmalısın.

4- Kötüler daima güçlüdür iyiler ezilmeye mahkumdur.

5- Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.

6- Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.

7- Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve orta okul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.

8- Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı

9- Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan baş rol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı.

10- Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.

11- Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının gelininin  kuyusunu kazmalı

12- Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı.

13- İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri olmamalı.

14- Sıradan ortalama bir hayat yoktur.Ya diptesindir ya tepede.Bunun ortası yoktur.

15- Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.

16 - Hep lüks özendirilmeli herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı yalılar villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli.. Hep kapitalizm hep kapitalizm.. 

17-Ülkede herşey yolunda gidiyor verilmesi gereken bir mesaj ve  anlatılacak birşey de yok.

Alıntıdır...

18 Şubat 2018

İlla Güzel mi Olmak Lazım?

Güzellik: estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik.

Böyle diyor google sorar sormaz. Günümüzdeki güzellik kavramına bakacak olursak, herkesin aynı olması. Kadınlarda kalkık bir burun, kendinden çok başkalaşmış makyajlı gözler, aynı tip kaşlar, çıkık elmacık kemikleri, dolgun dudaklar, zayıf vucüt hatları, büyük göğüsler, yuvarlak bir popo. Erkeklerde kaslı vucüt, esrarlı bakışlar, sert yüz hatları veya bebek yüzlü olmak, boy, post ve endam.. Güzel denilen herkes artık belli kalıplara girmiş durumda. Tüm yüzler ve vücutlar aynı kıvama sokulmak için uğraşılmakta. Estetik cerrahlar aynı burunları herkese takıyor, yanaklara dolgu yapıyor ve deyim yerindeyse köşeyi dönüyorlar.

Peki gerçekten güzellik kavramı bu mu ve hayatta güzellikten önemli bir kavram yok mu?

Günümüzde yok denecek kadar az. Artık herkesin derdi kendini dış görünüşüyle beğendirmek. Fakat çok sevdiğim bir söz vardır "unutma, kıyafetlerinle karşılanır, fikirlerinle uğurlanırsın." Dış görünüş önemli değildir'e getirmeyeceğim burada konuyu. Bakımlı olmak, kıyafetlerine özen göstermek, hareketlerine dikkat etmek önemli fakat var olan vucutsal özelliğiniz ve Allah'ın size bahşetttiği şeyler çok daha güzeller.

Annem bana küçükken bir şeyi başaramadığımda "kızım sen aptal mısın?" derdi. Bunu ciddi ciddi sorardı. Yaptığım en saçma hareketlerde bu soruyu sorar, cevap vermemi beklerdi. Değilim derdim, hareketimi anlamlandırırdım. Sonra anlamsız hareketlerden kaçınmaya başladım. Çünkü en büyük korkum, insanlar arasında aptal durumuna düşmekti. Böyle yapa yapa, artık insanları da kategorilere ayırmaya başladım. Aptal insanlar ve akıllı insanlar. Yaptıkları ve söyledikleri anlamlı olan insanlar akıllıydılar, diğerleri aptal. Aptal insanlara dayanamıyor, dış görünüşü nasıl olursa olsun söyledikleriyle ilgileniyordum. Sapsoseksüel diyorlar hatta buna. 

Belki bendeki çok uç bir durumdur fakat zeki insanlara dayanamıyorum. Bence illa güzel olmak, kapitalist sistemin dayattığı güzellik kavramına uymaya çalışmak aptallığın daniskası. Bu yüzden dudaklarını şişirmiş, göğüslerine silikon taktırmış insanları görünce (ciddi sağlık sorunu olmadıkça veya ciddi manada bu durum psikolojisini bozmadıkça kişinin) acıyorum. Ve genelde bu insanlar hayatlarını boş yaşayan, oturup konuştuğunuzda kozmetikten öteye muhabbet açamayacak olan insanlar. Konuştuğunuzda cümlenizin ne olduğunu anlamaya çalışan, üzerine laflar edebilen ve hatta sorular sorabilen insan benim için dünyanın en güzel insanıdır. 

Bu yüzdendir ki, dış görüntünüzün hiç bir anlamı yok. Oturun, konuşun, kendinizi en iyi şekilde ifade edin. Okuyun, araştırın kendinizi geliştirin. Üniversiteye gidin, kurslara gidin, sosyal ortamlara katılın, yardım kuruluşlarına bakın, topluluklarda yer alın. İşte bunlar, estetik cerraha vereceğiniz binlerce liranın, çekeceğiniz ameliyat sıkıntılarının, bir kaç yıl sonra tekrar operasyon geçirmek zorunda kalacağınız gerçeğinin çok daha önünde olan şeyler. Tercih sizin. Bence zeka önemli. Peki ya sizce?


17 Şubat 2018

Artık Yeter!

Ben susmuyorum, sizler de susmayın. Artık bu tecavüz olayına bir dur diyelim. Şu dünyaya bir çocuk o kadar zor geliyor ki.. Şu günlerde bunu daha da iyi anladım. Düşünmek bile istemediğimiz şeyler, gözlerimizin önünde olup bitiyor ve sonra o kişiler ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar. Diziler, filmler, reklamlar veya gördüğümüz her ne ise bunlar mı insanları zıvanadan çıkardı, yoksa hep mi böyleydiler, bilmiyorum. Fakat son günlerde bu dünya da çocuk olmanın, kadın olmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorum.

Çocuğun her şeyin önünde olacak dediklerinde inanmazdım. Annem hep "anne olunca anlayacaksın beni" derdi, anlamazdım. Daha henüz anlamaya başlıyorum. Bugün okuduğum tecavüz haberinden sonra bir veya iki saat kendime gelemedim. Boş boş gezindim evin içinde. Düşünsene düğüne gidiyorsun, her şey harika. Çocuğunun uykusu geliyor. Uyutup bir odaya bırakıyorsun. Belki bir akrabanın evi, belki her zaman uyuttuğun bir oda o çocuğa mezar oluyor. Varlığın biri, ki nasıl hitap edebileceğimi bilmiyorum, 3 yaşındaki el bebek gül bebek büyüttüğün bebeğe tecavüz ediyor. Bir de buna istismar diyorlar. Çocuğun ölüp, gömüldüğünü okudum. Daha beter oldum. Peki ya annesi? Annesi de sinir krizi geçirmiş, bir aracın önüne atmış kendini, hastanedeymiş.

Sonra Ayşe Arman'ın röportajını okudum. Öz babasının tecavüz ettiği çocuğa da şahit olduk milletçe. Karısına yaptıkları yetmezmiş gibi, kızına da neler yapmış neler. Bu varlıklara caydırıcı bir ceza verilmedikçe, bu haberleri okuyacağız işin kötüsü. Millet kafayı yedi, o halde düzelmeleri ve silkinmeleri için çok ciddi cezalar almalılar. Yetkililer artık buna bir çare bulmalı. Kısassa kısas, idamsa idam. Hepimiz birilerinin annesi, babası, ablası, kız kardeşi, en yakın arkadaşıyız. Lütfen duyarlı olalım. Etrafımızdaki insanların sesini duyalım, duyuralım. 

Söyleyecek onca şey varken, içimiz parçalanırken, daha yazamayacağım.


8 Şubat 2018

Güven Meselesi

Bir arkadaşım yazmış," güvenmemeyi güvendiklerinden öğreniyorsun". Doğru. Hem de o kadar doğru ki.. Bugün başka, yarın başka bir şeyle karşılaşıyorsun. Aslında hayallerin hep başka şeyler oluyor ama olanlar bambaşka. Sonra uçsuz bucaksız bir boşluk. 

Güven meselesi o kadar zor kurulan bir müessese iken, bir o kadar da kolay yıkılıyor. İnşaası bu kadar zor olan bir yapının, yıkılması ufak bir depreme bakıyor maalesef. Bu yüzden ilmek ilmek işlemek gerekiyor tüm duyguları. 

Güvendiğim insanları düşünüyorum da.. Sonra güvenmekten ne kadar korktuğumu hatırlıyorum. Çocukken bana yapılan yamuktan olsa gerek. Artık kimseye güvenmek istemiyorum. Sanki herkes bir yerlerde yalanlar söylüyor, arkamdan dolaplar dönüyor, benden habersiz bir şeyler oluyor. Çocukluğumu bilmeyenler için söyleyim; ailemin öldüğü söylenmişti, artık bizim kızımız olacaksın denmişti ve 15 gün kadar ailemin yasını tuttuktan sonra ailem dönmüştü. Ailemin beni tatil amacı ile gönderdiği babanemlerde olmuştu bu olay. O gün bugündür her söylenene inanmadım. Sonra tüm insanlardan nefret ettim. Hatta o kadar büyük bir travma yaşamıştım ki, etrafta böcekler görüp, yere basamamıştım. Sonra her şeyin saçma bir "sözüm ona şaka" olduğunu öğrenince tüm insanlardan nefret etmiş, zaman zaman "keşke herkes ölse" diye dua etmiştim. 

Zamanla hepsi geçti. Güven duygum geri gelmedi. Güvendiğim insanlar belli başlı insanlar oldu ama hani derler ya "gözüm kapalı güvenirim", heh işte öyle biri asla olmadı. Olmayacakta. Herşeyi çocukluğuma borçluyum. Çocuk yetiştirirken, bir çocuğa bir şey söylerken, dikkat edin diye söylüyorum bunları. Söylediğiniz en ufak şey, en ufak masal onların beyinlerinde açılmaz yaralar açabiliyor. Bir hocamın kardeşinin pamuk prenses hikayesinden etkilenip asla elma yememesi gibi.. Hayat yeterince zorken, bir de sizler çocuklar için zorlaştırmayın. Çocuklar, en savunmasız, en saf, en duru varlıklar. Ve unutmayın ki, aslında onlar birer ayna'. Sadece ve sadece sizin yansımanızı gösteriyorlar.

Hazır güven demişken; düğn izlediğim filmdeki repliği de paylaşayım. 
"Aslında aldatılmak önemli değil. Aldatılmak her şekilde gerçekleşen bir eylem. Asıl insanı sarsan, bunu fark etmek. Fark ettikten sonrası önemli" Yalan söylemeyin, çocukların güvenini sarsmayın.


4 Şubat 2018

Günlük 18

yazılarınızı okuyup yorumlamak yeni bir yazı yazmaktan çok daha kolay geliyor bana.. havalar bozulmaya başladı çok şükür, belki de bu yüzden..

rüküş mü rüküş giyinen ve bunun moda olduğunu iddia eden bir arkadaşımı, bir komedi sayfası paylaşıp "nolur buna moda demeyin" demiş. hani görür belki kendine çeki düzen verir diye düşündüm fakat sonra nedense üzüldüm. rezillik diz boyu..

kafam o kadar bir dünya ki, bazen bazı insanların saçma sapan hareketlerine anlam veremiyorum. umrumda olmayan insanlar umrumdaymış gibi triplere falan giriyorlar.. yahu ben seninle ilişkiyi keseli yıllar olmuş, sen hala neyin derdindesin acaba? bir de hayatımdan çıkardığım insanları umursamayı bıraktığımı çok iyi bilen bir kişisin sen, neden ha neden?

dün 5 aylık yiğenimi annesi bize bırakıp gitti. çok korktum. emanet çocuk bakmak gerçekten çok zor. gözümü üzerinden ayırmadım. aman bişey yapmasın falan diye düşünürken, üzerine yattığı çarşafı alıp ağzına sokmaya çalıştı. ben de hafifçe elinden çekip aldım. Aman Allah'ım sen misin alan. bir sinirlendi, bir ağlamaya başladı ki. durduramadım. bana bakıp bakıp sinirlenip ağladı. sanırım dişi kaşınıyordu :)

çocuklarla iletişim gerçekten çok zor. umarım öğrenebilirim yakın zamanda. :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...