16 Ağustos 2018

Duvarla Konuşmak.


Ben bu eylemi bu günlerde çokça yapıyorum. evde oturmak başıma vurmuş olduğundan olabilir. o kadar çok şeyi özlüyorum ve o kadar çok şeyden geri kalıyorum ki, anlatamam. bunda kimsenin suçu yok, tüm suçlu benim. sanki herkes çocuğu olunca ben gibi eve kapanıp kalıyor. çift ekran bilgisayarıyla dışardan iş alıp para kazanıyor. yo . hayat sokakta akıyor ve ben hiç birine yetişemiyorum.

bu zamanlarda çokça duvarlarla konuşuyorum. a kişisi de bu duvarlardan bir tanesi. mesela diyorum ki "çay ister misin?" yanıt yok. "bugün naptın" yine yanıt yok. "bugün bir şeyler mi yapsak" yine yanıt yok. ona sinirle çıkıştığımda kafasında bana cevap verdiğini falan söylese de müneccim olmadığım için kafasının içindeki sesleri duyamıyorum. dolayısıyla kendi kendimle konuşup duruyorum. mesela çay içer misin dedikten hemen sonra evet deyip gidip çay demliyorum. 

alıştım bu duruma derken geçenlerde uzun zamandır görüşmediğim bir arkadaşımla konuştuk. insan soru sorunca, cevap alınca inanılmaz mutlu oluyor. bundan mutlu olacağımı hiç düşünmezdim ama diyalog kurmayı o kadar özlemişim ki, hiç bitmesin istedim. saatlerce sürsün. benim kadar konuşmayı seven bir insan var mıdır bilmiyorum ama keşke olsa. hiç susmasak böyle sabahlara kadar konuşsak. anlatmaktan bıkmasak, dinlemekten de, cevap vermekten de. o kadar çok konuşasım, o kadar çok anlatasım var ki oysa.. 

duvarla konuşmaktan fikirlerimin olmadığını falan düşünmeye başlamıştım ki, o arkadaş çok iyi geldi. birden kendime olan güvenim geri geldi. karşınızdaki insan söylediklerinizi umursamıyor, yanıtlamıyor, geri bildirim alamıyorsanız, artık söylediklerinizin bir önemi kalmıyor çünkü. demek ki gereksiz konuşuyormuşum deyip daha az konuşuyorsunuz. daha az konuştukça en mükemmel özelliğiniz olan konuşmayı bastırdıkça sinirleniyor, sinirlendikçe agresif hal ve hareketler sergiliyebiliyorsunuz. e sonuç: çekilmez bir büşra.

silkelen dedim kendime. aldım çocuğu sokağa çıktım. ilk yokuşta korktum, eve geri döndüm. çocuğuma bir şey olacak korkusunu üzerimden atamıyorum bir türlü evet ama yavaş yavaş yenmeye çalışıyorum. mesela yarın yarısına kadar çıkacağım yokuşun. sonra yokuşun başındaki cafe ye gidip oturacağım. aklımda milyonlarca korku olacak belki. yokuşta arabayı tutamazsam, ya arabasına sinek girerse, ya arı? Allah'ım aklıma mukayyet ol..

neyse. sonuç şu ki: hepiniz mutlu insanlar olun. sevin, sevdikçe sevilin. herkes mutlu olsun fakat pimpirikli olmasın. rahat canlı olun. başarılı olun hayatta. yapamadığım her şeyi yapın. sizin sayenizde ben de mutlu olayım. diyorum ya, artık duvarlara anlatmaya başladım derdimi. adalet biraz büyüsün, belki ona  anlatırım daha mutlu olurum. ya da kendime anlatacak arkadaşlar bulurum. bilmiyorum.

şimdi konuşma zamanı.

3 Temmuz 2018

Bugün benim doğum günüm.


iyi ki doğdun iyi ki varsın sözlerine hiç bu kadar ihtiyaç duyacağımı düşünmemiştim. o kadar çok duyuyordum ki.. bu yıl da öyle oldu. hiç beklemediğim, asla kutlamaz dediğim insanlar doğum günümü kutladı, a kişisi hariç.

bir insan nasıl bu kadar kötü hissedebilir, nasıl kendini çöp gibi görür, nasıl değersizleşir bugün o kadar iyi anladım, o kadar güzel fark ettim ki; kelimelerim yetersiz kalıyor. 30 yaşında oldum ben. dile kolay. insan nedense 30 yaşında olunca daha bir duygusallaşıyor. evden çıkarken özellikle bugün işe gitmeyeceği için erken gelmesini söyledim. arabası yoktu, yakında bir yere yemeğe götürürüm seni dedi. kapıdan çıkarken zorla doğum günümü kutlattım.

öğleden sonra konuştuk, arkadaşlarıyla buluşacağını kısa süreceğini söyledi. nedense aklımca sürpriz yapıcak diye bekledim. mutlaka bir sürpriz hazırlığı olmalıydı. bu birlikte geçirdiğimiz 4. doğum günümdü ve ne kadar önemli olduğunu her yıl hatırlatıyordum ne de olsa. ama hayır. sürpriz yoktu ucunda. bunu bilgisayarını kapatmak için odasına girdiğimde açık olan whatsapp'tan öğrendim. arkadaşlarının grubunda "e madem büşranın doğum günü acelemiz yoktu başka bir gün buluşsaydık" ı okudum. şu başından aşağı soğuk su dökülen insanlara döndüm. o dakikadan beri başımın arkasında saçma bir ağrı var. insan ne yapıyorsa kendine yapıyor. bunun en güzel örneği. eve akşam 10:30'da geldi. hiç bir şey söylemedi. benim moralim bozuk diye trip attı.

belki de hiç bir önemi yoktur artık. bu yazı burada dursun da, ilerde döner, neye üzülmüşüm diye tekrar üzülürüm belki. anlatmam lazım yoksa çatlarım. kendimi değersiz, gereksiz, sevilmeyen, nefret edilesi, doğum kilolarını atamamış, besleme kılıklı, bakımsız, boşvermiş, pasaklı, iğrenç bir insan gibi hissediyorum. sokakta yatan insanlar eminim çok mutludurlar. neden bilmiyorum ama o aklıma geldi şimdi. halime şükretmem lazım sanırım. hala kendi içimde kendimle alakalı bir umudum var. insan umutsuz yaşayamaz. bir gün bir şey olacak ve her şey çok değişecek.

21 Haziran 2018

Ivır Zıvır 78

Uzun zamandır yazamıyorum, bebekli olmak böyle bir şey çünkü.

Seçim muhabbetleri bir bitse de kurtulsak.. Mesela şu yollarda yüksek seslerle gezen, saçma müzikli arabalardan nefret eden bir ben miyim bilmiyorum ama; o araçları görüp hangi partiye oy atacağına karar verecek insan olacağını sanmıyorum. olsa bile o partiye oy atmaktan vazgeçer, o derece sinir bozucular..

Yeni doğum yapmış insanlara kilolarıyla alakalı bir şey söylemeyin. Çocuklarının kiloları hakkında da bir şey söylemeyin. Bebekleri de ellerinden öpmeyin! suratından öpmüyorum diyen herkes elinden öpüyor, çocukta elini ağzına götürüyor. Suratından öpün daha iyi. Bak yaz ayındayız, bacaklarından öpün. Hem daha zevkli, gerçekten bak..

Bir önceki yazımda bahsettiğim kişi eşinden ayrılma kararı aldı. Baya üzüldük fakat yapacak bir şey yok. Bazen bitince bitiyor demek ki.. Neyse ki çocukları yok.

Çocuk varsa hayatınızda özgürlük konusunu bir kaç kez düşünün bence. Çünkü özgürlük denen şey artık kesinlikle yok. Çocuk ne derse o.

Televizyonda izleyecek bir şey bulamıyorum, tıpkı eski günlerdeki gibi.. oyun oynamayalı o kadar oldu ki; steam mail attı sizi özledik diye..

A kişisi kesinlikle yardımcı olmuyor. Ay akademisyen, genelde evde, ne güzel diyorlardı. Yoo. Çocuğun başını okşamaya bile gelmiyor çoğunlukla. Hep ben çağırmak zorunda kalıyorum. Yalnızca çok ağlayınca neden ağlattığım konusunda kızmaya geliyor :) Bebekte ağlamayı çok seviyor, tıpkı ben. Canı ağlamak istediği için ağlıyor. Sonra oturup ben de ağlıyorum. Anlatırlardı da mal mı bunlar derdim, değillermiş.. İnsanın gerçekten ağlayası geliyor.

20 Mayıs 2018

Evlilik Hayali Kurmayın!

Hayal kurmak: var olmayan şeyleri düşünüp, bunların başınıza geleceğini ummaktır. Zira hayal kurarsınız, gerçekleşirse mutlu olursunuz, gerçekleşmezse, mutsuz. 

İnsan evlenmeden önce hayal dünyasında yaşıyor evlilik konusunda. Zaten toplumumuzda eğer evlenmediysen hayat başarın ne olursa olsun %50 yi geçemezsiniz. İsterseniz nobel ödülü alın, hele ki kadınsanız, evli değilseniz, aldığınız ödüller-başarılardan çok evli olmadığınız konuşulur. Evlilik insan hayatına yapılan büyük bir dayatmadır. Siz de bu dayatmaya dayanarak hayaller kurarsınız..

Evlenince her şeyi birlikte yapacağız.. Gitmediğiniz-gidemediğiniz yerlere beraber gitmenin hayalini kurarsınız. Görmediğiniz yerleri birlikte görmeyi, birlikte bir şeyler yaşamayı düşünürsünüz. Fakat öyle mi olur? Hayır. Hayat gayesi, düşünce farklılıkları, maddi sıkıntılar, manevi ayrılıklar, farklı istekler buna engel olur..

Siz her ne kadar ruh eşimi buldum derseniz deyin, iki kişinin aynı anda aynı şeyi istemesi imkansızdır. Eğer istemekte ısrarcı olursanız mutsuz olursunuz. Mutsuzluk ise hem kendinize hem de karşınızdakine zarar verir.

Eşlerin en büyük sıkıntısıdır ilgisizlik.. Yine hayat gayesi, farklı bakış açıları dolayısıyla evlendikten sonra "aman nasıl olsa evlendik, ne ilgisi?" şeklinde düşünmeye başlayabilirsiniz. Durum bundan çok farklıdır oysa. İlgisizlik insanı en büyük hayalkırıklığına uğratır bir anda. Beklediğiniz herşey yolunda gitmiyormuş hissi verir. Dünya başınıza yıkılır kısaca. Abartılacak bir durum değildir oysa. Fakat gel gör , kendine sor bakalım öyle mi? Değil.

Keşke hayal kurmasanız, böylece hayal kırıklığı da yaşamazsınız. Hayat hepinize güzel olurdu ha?

3 Nisan 2018

Ivır Zıvır 77

Bunca zamandır nerede olduğumu merak eden çok değerli blogger arkadaşlarım hiç kimseye teşekkür ediyorum. Şaka şaka, hepinizin işi-gücü var. Uğraşacak tonlarca şeyden sonra "yahu bu Büşra neden yazmadı" diye düşünecek haliniz yok. Zaten instagram da çoğunuzu takip ediyor ( beni bulana mutlaka geri dönüş yapıyor) paylaşımlarınızı son hız beğeniyorum..

Pekii nerdeydim ben? Bileniniz vardır, belki de yoktur ama hamileydim ben.  Kız çocuğum beklediğimizden çok daha erken geldi. Mart sonu bekliyorduk ki Şubat sonunda bizimle karşılaşmak istedi. Allah öyle nasip etti. 8 aylık doğumun verdiği nefes zorluğu dolayısıyla da 8 gün yoğun bakımda kaldı. Takdir edersiniz ki, o dönem boyunca bayaa zorluk çektik. Hatta hala alışmaya çalışmaktayım. Premature bir bebek en korktuğum şeydi, nitekim başıma da geldi. İlk zamanlar dokunamadım kendisine. Ama bana en çok koyan şey, bebeğin doğduğunda kıyafetlerini istemeleri ve çocuk nefes alamayınca yoğun bakım kapısından o kıyafetleri bana geri verişleri. Halaa olmasına rağmen giydirmiyorum onları. Onlara o derece sinirliyim, o derece agresifim.

İnstagram annesi olmak istemediğimden olsa gerek hiç bir yerde paylaşım yapmadım. Hala arkadaşlarım doğumu bekliyorlar. Bir çoğu ise çocuğum olacağından habersiz. Eski zamanlardaki gibi yaşıyorum hayatı. Aslında bazılarının yaptığı gibi ultrason kağıdını paylaşabilir, doğum fotoğrafını paylaşıp yüzüne ayıcık-kalp falan koyabilir, ayak izini paylaşabilirdim. Çocuğum sağlıklı olsun da hiç bir şey gözümde yok oysa ki..

Annelikten ne anladın derseniz, şimdilik hiç bir şey diyebilirim. Yoğun bakımda biberonla beslendiği için emzirme olayına giriş yapamadık. Çene kasları çabuk yoruluyor, emme işlemini gerçekleştiremiyor. Anneme göre annelik duygusu emzirme ile pekişen bir şey. Fakat düşünüyorum da, evlatlık alıp kendi annesinden çok çocuğunu seven kadınlar bu devirde. Ben şu an hayal alemindeydim. Hiç bir şeye inanamıyorum. Annemlerin evden gitmemesi için dua ediyorum, tek başıma bakabileceğime kesinlikle inanmıyorum.

Çocuk yapmak isteyenlere de ufak bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bolca gezin, bolca yürüyün, bolca koşun, bolca spor yapın; ondan sonra çocuk yapın. Çünkü bunların hiç biri yapılmıyor doğru dürüst. Yaklaşık 1-1,5 yıl kadar uzak kalıyorsunuz tüm bunlardan. Fakat O'nun kokusunu duyduğunuzda diğerlerinin hiç bir değeri kalmıyor, bakın bu da bir gerçek. Ama yok içimde ukte kalır diyorsanız, hevesinizi almadan büyük işlere adım atmayın, benden söylemesi :)

Ha bir de kolik olmuş benim kızım. Bu yüzden anne karnını dinletiyorum akşamları uyusun-sakinleşsin diye. Sizlere de açayım, ben uyuyorum, kendisi uyumuyor :)


1 Mart 2018

Türk Dizilerinin Verdiği Mesajlar

1- İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin.

2- Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.

3- Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını bozmalısın.

4- Kötüler daima güçlüdür iyiler ezilmeye mahkumdur.

5- Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.

6- Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.

7- Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve orta okul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.

8- Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı

9- Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan baş rol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı.

10- Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.

11- Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının gelininin  kuyusunu kazmalı

12- Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı.

13- İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri olmamalı.

14- Sıradan ortalama bir hayat yoktur.Ya diptesindir ya tepede.Bunun ortası yoktur.

15- Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.

16 - Hep lüks özendirilmeli herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı yalılar villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli.. Hep kapitalizm hep kapitalizm.. 

17-Ülkede herşey yolunda gidiyor verilmesi gereken bir mesaj ve  anlatılacak birşey de yok.

Alıntıdır...

18 Şubat 2018

İlla Güzel mi Olmak Lazım?

Güzellik: estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik.

Böyle diyor google sorar sormaz. Günümüzdeki güzellik kavramına bakacak olursak, herkesin aynı olması. Kadınlarda kalkık bir burun, kendinden çok başkalaşmış makyajlı gözler, aynı tip kaşlar, çıkık elmacık kemikleri, dolgun dudaklar, zayıf vucüt hatları, büyük göğüsler, yuvarlak bir popo. Erkeklerde kaslı vucüt, esrarlı bakışlar, sert yüz hatları veya bebek yüzlü olmak, boy, post ve endam.. Güzel denilen herkes artık belli kalıplara girmiş durumda. Tüm yüzler ve vücutlar aynı kıvama sokulmak için uğraşılmakta. Estetik cerrahlar aynı burunları herkese takıyor, yanaklara dolgu yapıyor ve deyim yerindeyse köşeyi dönüyorlar.

Peki gerçekten güzellik kavramı bu mu ve hayatta güzellikten önemli bir kavram yok mu?

Günümüzde yok denecek kadar az. Artık herkesin derdi kendini dış görünüşüyle beğendirmek. Fakat çok sevdiğim bir söz vardır "unutma, kıyafetlerinle karşılanır, fikirlerinle uğurlanırsın." Dış görünüş önemli değildir'e getirmeyeceğim burada konuyu. Bakımlı olmak, kıyafetlerine özen göstermek, hareketlerine dikkat etmek önemli fakat var olan vucutsal özelliğiniz ve Allah'ın size bahşetttiği şeyler çok daha güzeller.

Annem bana küçükken bir şeyi başaramadığımda "kızım sen aptal mısın?" derdi. Bunu ciddi ciddi sorardı. Yaptığım en saçma hareketlerde bu soruyu sorar, cevap vermemi beklerdi. Değilim derdim, hareketimi anlamlandırırdım. Sonra anlamsız hareketlerden kaçınmaya başladım. Çünkü en büyük korkum, insanlar arasında aptal durumuna düşmekti. Böyle yapa yapa, artık insanları da kategorilere ayırmaya başladım. Aptal insanlar ve akıllı insanlar. Yaptıkları ve söyledikleri anlamlı olan insanlar akıllıydılar, diğerleri aptal. Aptal insanlara dayanamıyor, dış görünüşü nasıl olursa olsun söyledikleriyle ilgileniyordum. Sapsoseksüel diyorlar hatta buna. 

Belki bendeki çok uç bir durumdur fakat zeki insanlara dayanamıyorum. Bence illa güzel olmak, kapitalist sistemin dayattığı güzellik kavramına uymaya çalışmak aptallığın daniskası. Bu yüzden dudaklarını şişirmiş, göğüslerine silikon taktırmış insanları görünce (ciddi sağlık sorunu olmadıkça veya ciddi manada bu durum psikolojisini bozmadıkça kişinin) acıyorum. Ve genelde bu insanlar hayatlarını boş yaşayan, oturup konuştuğunuzda kozmetikten öteye muhabbet açamayacak olan insanlar. Konuştuğunuzda cümlenizin ne olduğunu anlamaya çalışan, üzerine laflar edebilen ve hatta sorular sorabilen insan benim için dünyanın en güzel insanıdır. 

Bu yüzdendir ki, dış görüntünüzün hiç bir anlamı yok. Oturun, konuşun, kendinizi en iyi şekilde ifade edin. Okuyun, araştırın kendinizi geliştirin. Üniversiteye gidin, kurslara gidin, sosyal ortamlara katılın, yardım kuruluşlarına bakın, topluluklarda yer alın. İşte bunlar, estetik cerraha vereceğiniz binlerce liranın, çekeceğiniz ameliyat sıkıntılarının, bir kaç yıl sonra tekrar operasyon geçirmek zorunda kalacağınız gerçeğinin çok daha önünde olan şeyler. Tercih sizin. Bence zeka önemli. Peki ya sizce?


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...