15 Ağustos 2017

Hastalık

Galiba insanın hasta  da olması gerekiyor sağlığının değerini anlayabilmesi için.. Yaklaşık bir haftadır hastayım. Bir gece acile gitmek zorunda kaldım ve ömrümde ilk kez serumla tanıştım. Aslında sedyeye dördüncü kez yattığımı da fark ettim. İlk ikisi küçükken geçirdiğim ufak tefek kazalar yüzünden dikiş içindi, bir diğeri de peniselin testi yüzünden di ki, o zaman ölüyorum sanmıştım. Aşırı duyarlıymışım meğer.

Doktora ilk kez olduğunu söyleyince yüzüme gülümsedi. Şaka maka 29 olmuştuk. Aman ben hasta olmam, hasta nası oluyorsunuz falan diye soruyorken insanlara, hastalığa yakalanıp (salgın hastalık) ölücem galiba diye ağlarken, aslında her geçen gün öldüğümün farkına vardım. Yahu bizim gibi öleceğini bilip hiç ölmeyecek gibi yaşayan başka bir canlı var mı acaba? İşin kötü yanı ölüme her gün giderken, ölümü kendimize yakıştırmıyor oluşumuz. Neyse, hastalıklar gerçekten çok can yakıcı, sıkıcı ve üzücü. Allah tüm hastalarımıza şifalar versin. Geçmiş olsun dileklerinizi tüm içtenliğimle kabul ederken, son 1 haftadır yazdığınız tüm yazıları da kaçırdığımı üzülerek belirtmek isterim. Kendinize dikkat edin, salgın kol geziyor, aman diyim yakalanmayın..

5 Ağustos 2017

Sanane ne Giydiğimden?


Çok sinirliyim sayın okuyucu. Her nerede ne yapıyorsanız, mutlaka sizler de bu baskı altındasınızdır. Hele ki kadınsanız.. Erkekseniz de öyle aslında. Modaya uygun giyinirsiniz tiki olursunuz, giymezsiniz köylü. Sanki köylü milletin efendisi değilmiş gibi aşağılarlar bir de utanmazlar. 

Bizler ne yaparsak yapalım yaranamayız şu gözünü sevdiğim toplumsal hayatında. Fakat en çok da kadınlar batar göze. Benim göze batmam 16 yaşlarımdayken oldu. Durun önce yazının çıkış noktasına geleyim. Biliyorsunuz geçenlerde #kıyafetimekarışma yürüyüşü yapıldı. Yorumlara baktığımda örtülü kadınların bir sıkıntı çekmediği, bir şey yaşamadıkları falan söylendi. Durun sizlere yaşadıklarımı anlatayım.

Öyle örtü meraklısı bir ailem yoktu. Fakat çekirdek ailem dine çok yakındı. Babam perşembe akşamları mutlaka Kur'an-ı Kerim okurdu. Annem de imam hatipli olduğundan dini konuda oldukça bilgili ve bu bilgiyi ilginç bir şekilde bize akseden bir insan. Babam annemi tanımadan önce dinden uzak (onların ailesinde öyle dine yakın bir insan bulunamaz) bir adamdı. Annemle hayatı değiştiğini her fırsatta söyler :) Mevzu bu değil. Çekirdek ailemizde oldukça mutluydum. Asla örtünme konusunda bir fikir ortaya atılmadı. Çevremde, arkadaşlarımda, akrabalarımda, kuzenlerimde falan örtülü bir kız görmek imkansızdı. Hatta nasıl bir lisede okuduğumu ( Solcu liselim-disiplin hatırası ) yazımda bahsetmiştim. 

Bir gün hayattan zevk almamaya başladım.Bir çok şeyi erkenden sorgulamaya başladım. En önemli sorunum "bu hayattan ne istediğim" di. İstediğim hiç bir şey kalmamış gibiydi. Alınabilecek her şeyi almış, oynanabilecek her şeyle oynamış, yüzmeyi öğrenmiş, bisiklete binmiş, paten kaymış, basketbol takımına girmiş, piyano çalmayı öğrenmiştim. O boşluktayken neden bu hayattayım düşüncesi sardı her yanımı. Babama sordum, "oku öğren" dedi, Kur'an-ı gösterdi. Annem de aynısını söyleyince okumaya başladım. Okudukça içime bir sıcaklık geldi. Sonra namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. Yine etkilenmemem adına üst komşu kızdan öğrendim namazı. Nedense zorlamaktan ödleri kopuyordu. 

Bir gün artık örtünmem gerektiğini hissettim. Belki önümdeki kızın poposuna bakıp "off şuna bak" diye yanındakine gösteren adam yüzünden, belki de eğildiğinde göğüslerine bakmak için gözlük takan genç yüzünden. Babam hep "sen özelsin" diyordu. O kadar çok demişti ki, kendimi o kadar özel hissettim ki, sokaktaki adamın herhangi bir yerime bakması beni rahatsız etti. Fakat öyle uzun pantolonlar, uzun kollu tshirtler giyemeyeceğimi biliyordum. Bir anahtarı olmalıydı bunun, zorunda olmalıydım örtmenin. Bir sabah kalktım ve aileme "kapanmak istiyorum" dedim. Babam düşünmem gerektiğini, ani bir karar vermemem gerektiğini söyledi. Annem ise, lise de zor olacağını (malum o dönem başınızı kapamanız yasak) okul bittikten sonra, hatta üniversiteden sonra daha rahat olacağımı söyledi. Ben kapanınca rahat olacağım dedim. 

Kimlik değişimine uğramış gibiydim. Evde başka, dışarda başka. Sanki ilk zamanlar herkes bana bakıyordu. Ailede bulunan herkes saçma sapan şeyler sormaya başladı. "Yok kim kapadı beni, yok kimin etkisinde kaldım, yok erkek arkadaşım varmış da o kapatmış, yok bilmem ne". bir sürü sorunun altında "yahu Müslümanım ben, örtünmek istedim örtündüm" diyordum fakat nedense kimse Müslüman bir kadının kendi isteğiyle örtündüğünü, Allah'ın rızasını göz ettiği, kendini dışardaki erkeklere karşı korumaya aldığını düşünmüyordu. Mutlaka dünyevi bir çıkarım vardı.. Ailede değişik cümlelere maruz kaldım o dönem. "kapalı falansın ama yine de iyi kızsın" diyenler oldu, "galiba saçı döküldü, ondan örtündü" de diyen oldu.

Ben bunları hiç takmadım. Fakat asıl ban karışılan yer okul oldu. Her gün gittiğim okulum bana zindan gibi gelmeye başladı. Okula giriyor, tuvalette başımı açmak zorunda kalıyordum. Bu kabullenemez bir şeydi. Resmen kimlik değiştirmem isteniyordu. Fakat henüz yeni kapalı olduğumdan o kadar da canımı acıtmıyordu. Taa ki bir gün müdür, kapalı kızlarımız okulun 100 mt ötesinde başlarını açsınlar çünkü okul çevresi de kamusal alandır diyene kadar. Koskoca okulda kapalı 3 kişiydik ve iki sokak ötede sokağın ortasında başımı açmam isteniyordu. Bakın bu kıyafetime karışılan en iğrenç şeydi. Sokağın ortasında başınızı açmak..

Üniversite ise çok farklı değildi. İtü kampüsünü bilirsiniz belki, oraya girerken solda bir prefabrik ev vardı. İçinde başınızı açmadan kampüse bile giremezdiniz. Diğer okulumda tuvalette de başımızı açmamıza izin veriyorlardı. Okula girerken güvenlik kontrolünde vebalı hasta gibi mutlaka kenara çekilir, güvenlik tarafından gösterilen yerde başımızı açmak zorunda kalırdık. Şimdi o günler aklıma geldiğinde bir hayal gibi, kabus gibi geliyor. Öyle bir şey yaşanmamış olmasını diliyorum. Yaşamadım, hayır diyorum. O kadar iğrenç bir duygu ki, hani zorla birisi pantolonu çıkar, iç çamaşırını da çıkarıp pantolonun üstüne giy demesi gibi bir duygu. 

O karanlık günlerin birinde, abimin okuluna gittiğimde de kampüse alınmadım. Öğrenci değilim dedim, olsun dediler. Başörtüsü bu kadar büyük sorun nasıl oldu, nasıl geldi oralara bilmiyorum. Fakat en büyük sıkıntıyı dedemi hastaneye kaldırdıklarında yaşadık. Ziyarete giremedik, gata'ydı çünkü. Oğullarının yemin törenlerini izleyemeyen annelerden biri değildim fakat kuzenimin düğünü askeriye de olduğu için giremeyenlerden bir tanesiydim. İşin en kötü kısmı ise, kimsenin ne giydiğini umursamazken, benim ne giydiğimin insanların gözüne bunca batmasıydı. 

O dönemler çok sıkıntı çektim. Bir ara okula gitmekten vazgeçtim, 1 yıl kadar hiç bir yere çıkmadım. Sanki parklarda kamusal alan diye, oralara da giremeyecektim. Her girdiğim yere "acaba buraya girebilecek miyim" diye düşünmeye başladım, paranoyaklaştım.. O günleri yaşamış bir insan olarak, bugün birinin kıyafetine laf edildiğinde katlanamıyorum işte. Kim ne giyerse giysin, kendini nasıl ifade ederse etsin (ki bence kıyafet kendini ifade etme yöntemlerinin başında gelir)kimseyi alakadar etmez. İsteyen mini eteğini giyer, isteyen etek bile giymez sadece çorapla gezer, isteyen çorapta giymez, isteyen başını kapatır altına kısacık bir dar pantolon giyer, isteyen başını omuzlarının üstüne doğru kapatır, isteyen çarşafını giyer, isteyen şalvarını, isteyen göğsünü gösterir, isteyen kapatır. 

Allah hepimize bir seçim hakkı tanımışken, insanlar birbirine bu baskıyı uygulama hakkını kendilerinde nasıl buluyor ha? Bırakın kadınlar da erkekler de kendileri nasıl istiyorsa öyle giyinsinler. Yanlışsa, o kişinin yanlışı olsun; doğruysa o kişinin doğrusu. Ha illa uyarmak istiyorsan, tatlı dille uyarırsın, kendi doğrunu anlatırsın, onunkini dinlersin fakat kimse kimseye zorla, yasakla bir şey yaptırmamalı.