26 Mayıs 2017

Bunu yazasım var diye yazdım

Dün online oyunda oynarken Amerika'lı bir adam, düşmanla karşı karşıya iken, suratına el bombası attı. Tabi karşı taraftaki adam bunu öldürdü, sonra bomba patladı kendisi öldü. Ben de adamı öldürmek yerine suratına bomba atan adama "akjdlksajdklaj" şeklinde güldüm. Adam "askjdalkdjalksjdk ? " yazdı bana. Dünyanın her yerinde bunun random gülme olduğunu sanıyordum, değilmiş. Onlar sadece "hehe" diye gülüyorlarmış. bizde çeşitli versiyonları var diye muhabbete girecektim ki vazgeçtim. Çünkü Türk olmak harika gülüşleri gerektirir.

Fakat şu günlerde ilgimi çeken bir olay var. "Pembe Metrobüs". Olay oldu, şaşırdım.. Tüm kadınların bundan mutlu olacağını sanmıştım. Hatta bu fikri ortaya atan ilk insanlardan birisi ben bile olabilirdim. O derece savunuyordum bunu. Metrobüse binenler bilir, boş olduğu saatler gün içinde 2 saati geçmez. Yani günün hangi dakikalarına denk geliyor bilmiyorum ama ben boş bir metrobüsle karşılaştığımda sokağa çıkma yasağı mı var diye düşünüyorum. Öyle boş dediysem, ayakta rahatlıkla yer bulabileceğim boşluktan bahsediyorum. Oturabileceğiniz boşluktan değil.. Neyse, malumunuz kalabalıkta dip dibe gidiyorsunuz. Erkekli kadınlı ite kaka.. Diyorlar ki otobuslerde taciz olmasın, erkekleri eğitelim. Valla eğitimli erkeklerle karşılaşıyorum. Adamcağız değmemek için ayaklarını kafasında taşıyacak, o derece ezilip büzülüyor. Kadınlar da adamlara değmemek için demirlere veya başka kadınlara yapışıyor. Yapılan bir araştırmaya göre kadınlar otobuse bindiklerinde erkeğin yanına oturma olasılıkları %5 iken, kadının yanına oturma olasılıkları %95 lere kadar ilerliyor. Kadınlar olarak hem erkeğin yanı, hem de kadının yanı boşsa kadının yanını tercih ediyoruz. Peki pembe metrobüs neden bu kadar rahatsız ediyor?

Açıkçası bu olayda erkekler rahatsız olur sanmıştım. Lacivert metrobüs isterdim ben olsaydım. Çünkü onlara ikinci sınıf insan muamelesi var şu an. Kadınlar ayrıcalıklı hem pembe metrobuse biniyorlar, hem de diğerine. Ama erkekler? Onlar bomboş da olsa binemezler pembeye.

Kadınların en büyük sıkıntısı pembeye binmezlerse taciz istiyorum imajı vermek.. Yahu böyle saçma bir düşünceyi özellikle üç saat düşünsem yine bulamazdım sanırım. Metrobüs bu ayol. İstediğine bin. Aile yeri var dedikleri restaurant ta özellikle kadınları üst kattaki aile bölümüne gönderseler bile, alt kaltta oturmaya benzer bu. Fark etmez yani. Melekler kahvesinde vardı öyle bir uygulama hiç unutmam. damsız girilmeyen alt kat vardı. Kadınlar girerdi, erkekler tek giremezlerdi. Fakat ben hep üst kata otururdum. Önemli değildi benim için çünkü. Metrobus te öyle bir şey. Abartılacak bir şey yok. Kadınlara yapılan bir ayrıcalık bu. Çünkü biz özeliz. Çünkü biz güzeliz :)

17 Mayıs 2017

Günlük- 9


Benim kadar unutkan var mıdır aranızda bilmiyorum ama her şeyi unutuyorum. Misal bugün evlilik yıldönümüm olduğunu haftanın başında hatırlayıp "çarşamba bişeyler yaparım" demiştim. hani sürpriz falan yapıcaktım. normal kızlar gibi erkekten beklemem sürpriz ben. çünkü a kişisinde sürpriz kavramı yoktur. insan elindekini bilince buna göre hayal kurmuyor sanırım.:) fakat gel gör ki ben de umursamadım ve unuttum sürpriz yapmayı. aslında aklımda bir kaç bir şey vardı. hepsi uçup gittiler. hiç bir şey yapmadım. kendimi 10 yıllık evli gibi hissediyorum. hani belli bir noktadan sonra aman be of derler ya, öyle bir şey oldu. sanki evde ilkokul çağında çocuklar var, bir sürü dert varken "benim bugün özel günüm" ağlaklığına giremiyor gibiyim. sanırım benim için tek özel gün var doğum günüm. ikincisi de ölüm günüm olur heralde ama ben anlamam yüksek ihtimalle.

doğum günleri gerçekten çok özeller. düşünsene dünya denen yere adım atmışsın. dönüşün yok, burdasın artık. bir şekilde yaşıyorsun, devam ediyorsun.

bunun haricinde bugün istiklal'e de gittim. o kadar da korkulacak bir durum yokmuş. gayet çalışmalar devam ediyor. tabi ben cihangir e geçmek için istiklalin arka sokaklarını kullandım ki, oraları inanılmaz özlediğimi fark ettim. nedense taksimi başka seviyorum. ama burada yaşar mısın desen, asla yaşamam. gider görür dönerim. benim hayalimdeki ev müstakil bahçeli ve dağ başında bir ev. her şeyden ve herkesten uzak. denize yakın bir yer. böyle evde birini mutfağa çağırdığında avazın çıktığı kadar "mutfağa gelseneee" demeyi istiyorum. aman birisi duyacak kaygısı yaşamadan bağıra çağıra şarkı söylemek ne güzel olur. ya da müziğin sesini sonuna kadar açıp kimseyi rahatsız etmemek. ya da arabayı park ettiğinde yanındaki ayı kapıyı açarken dikkat etmeyip kapının ağzına etmeyeceğini bilmek. evet bu başımıza geldi çünkü. sağlı sollu iki kapının da ağzına edilmiş son 3 ayda. insanlarımız mı öküzleşti, yoksa içlerinde merhamet mi kalmadı bilmiyorum ama araba mahvoldu. 

eğer bu yazıyı okuyor ve arabaya binerken yanınızdaki arabanın kapısına çarpmamak için çaba harcamadan küt diye kapıyı açıp diğer arabanın canına okuyorsanız, ve o araba benim, babamın, eşimin dostumumsa hakkımı helal etmiyorum. sizler de etmeyin! bunu sosyal sorumluluk projesi falan yapalım. 

bugünlük bu kadar. sizlere müzik falan hediye etmek isterdim ama ruh halimi tanımlayacak bir müzik gelmedi aklıma şu an. siz de varsa alırım bir dal :)

12 Mayıs 2017

Ivır Zıvır 64


Anne ben büyünce evlenicem.

Komşunun kızı bu cümleyi kuruyormuş durmadan. Küçüklüğümü hatırladım da ben de hep öyle derdim. Büyüyünce ne olacaksın diye sorduklarında "evlenicem ben" derdim. Herkes aaa ayıp falan derdi. Ayıplayanların hepsi evli kadınlardı. Bu yüzden söylediklerini pek dikkate almazdım. En çok da halam "evlenmem" diyenden korkun, ağzında olan evlenmez derdi. Sanırım haklıydı da.. Evlilik ile alakalı ciddi bir durum olunca kaçacak delik arardım. Çocukluk planlarıma göre 19 bilemedin 20 yaşımda evlenecektim. 25 yaşıma geldiğimde artık o hayallerin eseri bile yoktu. Sonuç: 27 yaşımda evlendim. Evdeki hesap çarşıya kesinlikle uymadı :)

Anne ben okumucam, göndermeyin beni okula.

Her iki günde bir bu cümleyi kurardım. Okuldan nefret ederdim ben ilk okuldayken. Sonra ortaokulda da nefret ettim. Ortaokulda kendime yeni uğraş alanları buldum (spor, dans vs) o zaman biraz sever gibi oldum. Fakat liseye geldiğimde beni okulda zorla tutuyor gibilerdi. O zamanlar "baba beni okula gönder" kampanyası vardı. Babama "baba beni okuldan al" diye ağlardım. Beni zorlamazlardı. Devlet bana 20 gün devamsızlık hakkı vermişti 19,5 günü kullanmama ses etmezlerdi. Halam yine gelip en çok bundan korkun, en çok bu okuyacak derdi. Çoğunlukla ağlayarak okula gider, eve koşarak gelirdim. Okuldan kaçacağım zaman da eve koşardım. Sonuç: 3 üniversite diplomam, çeşitli eğitimlerim var ve yaklaşık 21 yıldır okuldayım. Yine çocukluk hayalleri gerçekleşmedi Allah'tan:)

Annee kapıyı açç.

Şimdiki nesil gibi bilgisayar başında değildim ben. Çocukluğum sokakta geçti. Çıkmaz bir sokakta oturuyorduk. O zamanlar kim zengin, kim fakir bilmezdik, çünkü siteler yoktu şimdiki gibi. Aramıza çitler çekilmemişti hayvanlar gibi. Üst komşumuzun şoförü vardı, daha üst komşumuz kirasını ödeyemezdi. Fakat bir o kadar güzeldi o günler.. Sokakta oyun oynarken aniden çişin gelirse eğer "Anneee kapıyı aç" diye avazın çıktığı kadar bağırırdın. Az önce bir çocuk annesine bağırdı. Hemen içimden dedim çişi geldi heralde :) O yollardan biz de geçtik ne de olsa.

Anneler günü kutlu olsun.

E bunca anne dedikten sonra günlerini kutlamanın zamanı geldi de geçiyor bile. Anneler baş taçlarımız. Kaç yaşında olursak olalım her zaman muhtaç olduğumuz insanlar kendilerini. Allah başınızdan eksik etmesin, sizleri de yavrularınıza bağışlasın.

Artık bir şey yapmam lazım.

Bugünlerde bir yerlerden başlamam gerektiğine inanıyorum. Fakat nereden nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Umarım Allah bana bir yol açar ne diyelim.

İstiklal çok kötü olmuş.

İstiklal caddesi bundan 7 yıl önce de kötüydü anacım. Ben o zamanlar beyaz masa da stajdaydım. Durmadan şikayet alıyorduk o yollar hakkında. Bir gün yürüyeyim dedim. Yolda 4 kez ayağım takıldı, düşme tehlikesi geçirdim. Bi profosor aramıştı hiç unutmuyorum: en çok turist çeken bölgemizin yerlerine bakın lütfen, bir şeyler yapın demişti. Olayın takipçisi olmak istedim, çünkü parkelerin bir çoğu kalkmış, bazı yerleri bozulmuştu. Hemen yanımdaki arkadaşlardan bilgi almaya çalıştım. Çok büyük bir proje olduğunu ve gündemlerinde olduğunu söylediler. Fakat esnaf yapılacak çalışma yüzünden karşı çıkıyordu. Buna çok şaşırmıştım. Bölüm bölüm yapsanız olmaz mı demiştim. O zaman yama gibi olur ve yıllardır bakımsız orası dediler. Alt yapı çalışmaları da olduğu için oldukça zorlu bir süreç denmişti. Şu an o sürecin içindeyiz. Umarım çok daha güzel olur. Son bir yıldır hiç gitmediğim için ne durumda şu an bilmiyorum:)

Bazı şarkılar çok güzeller.

Az önce yıllar önce dinlediğim şarkıyı dinledim tekrardan. Son olarak onu ekliyorum ve huzurlarınızdan ayrılıyorum :) Bir başka ıvır zıvır da görüşmek dileğiyle :)


11 Mayıs 2017

Sürat Kargo'nun Kargoyu Getirememesi


İnternetten alış-veriş yapmayı çok seviyorum. O kadar çok alış veriş yapıyorum ki, kargo şirketlerinin her birinin elemanı ile tanışık olduk nerdeyse. Mutlaka birisi bir gün kapımı çalmak zorunda kalıyor. Hatta bazen a kişisinin adına alış veriş yapıyorum, gelen kurye elemanı kapıyı ben açtığımda (genelde a kişisi açar) " a abi nasıl,nerelerde" falan diyor.

Fakat gelin görün ki en son yaptığım alış veriş neticesinde Sürat Kargo sayesinde illalah etme derecesine geldim. Olayı anlatıyorum..

Kardeşime doğum günü hediyesi olsun diye bir kalem almaya karar verdim. İstediği kalem sadece n11'de vardı. En son yaşadığım n11 rezaletinden sonra oradan alışveriş yapmayacağım desem de, fiyatın makullüğü sebebi ile aldım.( ürün bu ) Ayın 4'ünde siparişi verdim. Ayın 5'inde kargom Sadabad şubesine çıkmak üzere yola çıktığını öğrendim mesaj ile. Ertesi gün yani ayın 6'sında kargonun şubeye ulaştığını ve dağıtıma çıkacağını gördüm. Kargo takip numarasından takip ettiğimde dağıtıma çıktığını gördüm. Fakat cumartesi olduğu için, dağıtılmayacağını düşündüğümden Pazartesi yani ayın 8'inde dağıtılır dedim. Pazartesi günü bekledim, gelen olmadı. Salı bekledim, gelen olmadı. Çarşamba aradım (ki ayın 10'u bu arada) kargo yetkilisi bana bir saniye bakayım dedi ve telefonu beklemeye almadı. Konuşmalarına şahit olmak zorunda kaldım "O kargoyu vermiştim size götürmediniz mi" dedi, içerden bir adam "yoo" dedi. Sonra telefona geldi ve "bugün size iletilecek kargonuz" dedi.

Güvendim, fakat güvenmekle büyük bir hata yaptığımı fark ettim. 3 gündür evde beklediğim yetmiyormuş gibi yine gelmedi. Bugün ayın 11'i ve kargom hala gelmedi. Bugün aradığımda elemanların yeni olduğunu, işleri yetiştiremediklerini ve çok yoğun olduklarını söyledi. Bugün mutlaka getireceklerini söyledi..

Bugün de gelmezse ne yapacağım bilmiyorum. Fakat burada eğer kargo ile iş yapan birileri okuyorsa beni, sürat kargo gibi işinin ehli olmayan, amatörce işler yapan şirketlere kargo verirken tekrar düşünmelerini rica edeceğim. Böyle saçma iş olmaz. Gelecek olan bir kalem ve doğum günü geçti kardeşimin. Hala gelecekte ben de gidip çocuğa hediyesini vereceğim. İptal etmek istemiyorum çünkü yine bir bekleme süresi olacak yeni kalemin gelmesi için..

Diyeceğim o ki, hediyelerinizi son dakikaya saklamayın, kargo ile iş yaparken şirketinizi düzgün seçin.

Günlük-8


Yaptıklarınızdan değil de yapmadıklarınızdan pişman olursunuz derler hep. Durup düşünürüm arada bu cümleyi. Yapmadığım şeyler aklıma gelir, iyi ki de yapmamışım derim. Eğer iyi kisini göremiyorsam bunda vardır bir hayır derim. Hayır olayına o kadar inanırım ki..

Bir de en büyük kusurumun insanları kınamak olduğunu söylemiştim değil mi? Evet öyle. İnsanları durmadan kınıyorum ve kınadığım başıma geliyor durmadan. Spora gittiğim dönem kadının birisinin cildinde bulunan lekelere bakıp "yahu neden bir doktora gidip çaresini bulmuyor" demiştim içimden. Aradan biraz zaman geçti, güneş alerjim çıktı ve güneşe çıktığım an krem kullanmadıysam leke çıkmaya başladı. Uzunca bir süre lekelerle uğraştım. Sebebi ise gerizekalı bir cildiyecinin yanlış ilaç vermesi oldu. Bu cildiyecileri bir türlü anlayamıyorum. Hem o kadar puan kazanıp en yüksek bölümü kazanıyorsun, hemde bir lekeyi geçirecek ilaç yazamıyorsun. Hani benim sorunum öyle çok farklı bir sorun da değil. Güneş lekesi.. Eminim her 10 kişiden 2 si bu yüzden geliyordur zaten.

Doktorluk gerçekten zor bir meslek. Özellikle bu işi yapacak olanlar isteyerek yapmalı. Mesela A kişisinin ameliyatını yapan doktor, doktor gibi doktor. Bu işi severek yaptığı o kadar belli ki.. Hakkında ayrıca yazı yazacağım. Fakat öğrendiğim en mühim şey, işini severek yapmak..

Aslında ne yaparsanız yapın, severek yapın. Öğretmenlikte öyle mesela. Zorla size bir şeyleri öğretmenizi sağlayamayız. Eğer bu işi sevmiyorsanız, yapmayın! Parası iyi değil, uğraşları bitmiyor.. Yapmayın bu mesleği yapamıyorsanız.

Mesleklere de saydırdığıma göre şimdi de cahil insanlara saydırayım. Daha cümle kurmayı bilmiyor, bu insanlara yazı yazdırıyorlar bir de.. İnsanlar bunları moda ikonası diye takip ediyor. Moda ikonası olacak insan gerek kişiliği, gerekse içsel gelişimi ile kendini geliştirmiş insan olmalı. parası var diye en pahalı yerlerden giyinen, en bilindik terzilerden elbise diktiren insanlar moda ikonası olmamalı. Moda gibi iğrenç bir şeyi, daha da iğrençleştirmemeli.. Hele o renk uyumsuzluğu, saçma sapan kıyafetler.. Of.

Onlara da saydırdığıma göre artık gidebilirim. Bu günlerde ayı gibi yiyiyor, hiç doymuyorum. Birinizin nazarı değse de, şu yeme olayıma bir son versek. Nefret ediyorum amele gibi yiyip, amele gibi çalışmadığım için yediklerimin kilo olarak dönmesinden!

8 Mayıs 2017

Günlük - 7

Merhaba sayın okuyucularım. Biliyorum oldukça ara verdim yazmaya. Hastaneler koşturmacalar falan derken, a kişisi ameliyatı atlattı çok şükür. Fakat herkesin söylediği gibi önemli olan ameliyat sonrası.. Şimdilerde o sıkıntılarla uğraşıyoruz ve dua bekliyoruz.

Bunun haricinde mühim bir şey yok. Yaklaşık bir haftadır evden sadece markete çıkıyorum ve inanılmaz hoşuma gidiyor bu durum. Evimi özlemişim resmen. Tatil gibi bir şey aynı zamanda benim için.. Fakat Allah güzel tatiller nasip etsin hepimize yine de.

Evde bulunduğum süre zarfında bitirmek istediğim filmler, oynamak istediğim oyunlar ve dikmek istediğim elbiseler etrafımda dönerken, yine hiç birini yapamadığımın farkına varıyorum. Elbise dikmeyi çok istiyorum fakat bir türlü yapamıyorum. Keşke dikiş dersi alabilsem.. Annem zamanında demişti de umursamamıştım. Bak lazım oldu işte!

7 Mayıs 2017

Typewriter Sounds Kullanımı

Merhaba sayın okuyucu. Sizlere çok severek kullandığım bir Chrome eklentisinden bahsedeceğim. Eğer sizler de tarayıcı olarak chrome kullanıyorsanız ve benim gibi daktilo seslerine hasta iseniz, dediklerimi yaptıktan sonra çok memnun kalacaksınız :)


Şimdi sizlere linki veriyorum: Typewriter Sounds bu linkte uzantı mevcut. Buradan chrome'a yükle dedikten sonra yükleniyor. Ve chrome 'de şöyle bir ikon yer alıyor:

Bu ikona tıklayıp kapatabilir veya chrome'da sağ tarafta bulunan üç noktaya tıklayarak diğer araçlar>uzantılar bölümünden tamamen kaldırabilirsiniz..

Artık sizin klavyenizin de daktilo sesleri mevcut. Yazdıkça yazasım geliyor. Yalnız blogspot kontrol panalinde yazı yazarken, oluştur kısmı değil de HTML kısmında yazı yazarken sesleri duyabiliyorsunuz. Bu yüzden burada yazarken HTML ile yazmanız daha uygundur. Bir sorununuz olursa bana her şekilde ulaşabilirsiniz. Kullanan veya kullanacak olan varsa yorum olarak yazarsa çok sevinirim. Kendinize iyi bakın :)

4 Mayıs 2017

Ivır Zıvır 63


Bugün sizlere bazı kelimeleri ve durumların benim için anlamlarını anlatacağım. :)

Grip olmak: 
Bulaşıcıdır. Evde birisi olmaya görsün. Herkes aynı anda olup da bir kerede aradan çıkmaz bu melet hastalık. Herkesi tek tek gezer ve günlerce hastalık koridorlarda gezer durur. Gerçekten can sıkıcıdır. Sizi tüm sosyal hayattan izole eder.

Hatırlayamamak:
Size söylenen veya yapmanız gereken konuları unutmak. Unuttuktan sonra geri bildirim vermeniz gereken o an hatırlama durumu. Karşılıklı hayal kırıklıkları ile sona erer.

Küçükken babanın iş yerine gitmek:
Yapılan en harika şeydir. Paranın suyu nereden geliyor, değirmen nerede dönüyor bilirsiniz. İstediğini yiyip içmektir. Baş köşeye geçip insanlara emirler yağdırmaktır, el üstünde tutulmaktır.

Lakap:
Kullanılmasından hoşlanmam. Yapmayın şöyle şeyler, öğrenciler hakkımda ne diyor, beni ne olarak lakaplandırdılar merak ediyorum doğrusu.

Meşhur:
Geçen derste çocuğun biri "hocam size imza vereyim mi" deyip bir kağıdı imzalamaya başladı. "Neden ki, sen kimsin" dedim. "bilmem ne dizisinde oyuncuyum hocam, izlemiyo musunuz" dedi. "Dizi seyretmiyorum ben" dedim. "Televizyonda mı seyretmiyorsunuz" diye aşağıladı. "Hayır televizyonum da yok" dediğimde tüm sınıf gülüp "seni tanımıyor hoca işte rezil oldun askjdalkdj"dediler.

Hastane:
Allah başımızdan eksik etmesin, düşürmesin de.. Doktorlara sabırlar da versin.. Zor meslek, zor yer.

Küfreden Kadın:
Samimiyetsizlik abidesidir. Ağzına hiç yakışmaz ama bazı güruhların hoşuna da gider hani. Ne diyelim.

Çay+simit+peynir:
Ayrılmaz üçlü. Çorlulu Ali paşa medresesinde çok iyi gider. O nargile dumanı eşliğinde kızartılmış simit ve karper peynir..





27 Nisan 2017

Araba Alma Tamirci Al!


Sanırım günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi arabalar. Mübareklerin derdi bitmiyor. Benzinlerini doldursanız, bir yerleri bozuluyor. Kaza yapmasanız bile biri gelip size çarpıyor. Park halinizdeki aracınızın tamponuna sürtüyor. Hiç bir şey olmasa silecekleriniz bozuluyor, farları patlıyor, fren balatası bitiyor, yağının tazelenmesi gerekiyor.

Benim babam araba tamircisi. Motor ustası. Çocukluğumdan beri dükkanına gitmeye aşığım. Çocukluğumdan beri olmak istediğim yegane meslek araba tamirciliği. Çocukluğumun en güzel günleri babamın iş yerinde geçmiştir diyebilirim. Babam bildim bileli işe giderken uçarak gider. "Bugün tekrar doğsam yine araba tamircisi olurum, yine annenizle evlenirim" der hep. Keşkesi yoktur hayatta. Bu yüzden olsa gerek hep araba tamircisi olmak isterdim. Babam bu işi bu kadar seviyorsa, mutlaka vardır bir çekiciliği derdim..

Babam tulum giyiyor diye çok özenirdim, annem de bana kırmızı bir tulum almıştı. Babam önümde elleri cebinde giderken, arkasında tulumumla aynı adımları atmaya çalışır, üst ceplerine babam gibi ellerimi sokar, o koca adımları yakalamaya çalışırdım. Hep arkasında yürürdüm aynı hareketleri yapabilmek için.. Bir araba gelir, babam önce gelen kişiyle tokalaşıp hoşgeldin dedikten sonra hemen eline bir bez alır, kaputu açar ve tüm parçaların üstünün tozunu alırdı. Toz alırken motorun sesini dinler " bunun sorunu şu" derdi. Ya da arabayı o kocaman makine ile havaya kaldırır, altından tekerleğe ince uzun bir çubukla bakardı. Doktorların endoskopi makinesi tarzında bir şeydi o çubuk. Babam bir şey görmez ama oradan gelen sesle sorunu çözerdi. Onu o halde görünce hep o kadar bilmek istedim. Üç üniversite okudum ve hala okuyorum ama bir şey olduğunda hala babam kadar bilgili olmadığımın farkına varıyorum.

Araba alma tamirci al cümlesi ise babamın dükkanının bir köşesinde hep asılıdır. Tamircinin kötüsü yapılan kötü evlilik gibidir çünkü. Sizin ayaklarınızı asla yerden kesmez. Babamın dükkanında geçirdiğim günlerde en büyük zevklerimden bir tanesi ise, başka bir dükkana gidip "ben Z. ustanın kızıyım" demektir. Bir büfesi vardır köşe başında, oraya gider "Z usta'nın hesabına yazın lütfen" deyip çeker gider ve sonra eve geldiğimde anneme "anne hep babamın ordan alış veriş yapalım, çünkü hiç para harcamıyoruz" demektir o günler.

Geçenlerde arabamızda bir sorun oldu. Normalde "aman ne yapacağız" diye aranacağıma, hemen babama gittik. Babam yine çocukluğumdaki gibi açtı kaputu "bu kaputun içi neden bu kadar pis" diye kızdı :) Aranızda kaputun içini açıp yıkayan veya silen var mı gerçekten :) "Arabanın içi pimpis, dışı kuş bokundan görünmüyo, bir de kaputu açıp içini mi silcektik" dedim hemen. Babam sorunu dinlemeden koyuldu yine silmeye tüm motor parçalarını. Sonra da hemen halletti sağ olsun.

Çocukluğum aklıma geldi. Hemen büfeye gitmek istedim. Babama döndüm, "kendimi tanıtıyım mı" dedim. O kadar tatlı güldü ki, "tanıt ama şimdi büyüdün tanımazlar ki seni:) ama Z ustanın kızıyım" de dedi. Büyüdüğümden olacak , demedim :) diyemedim. Ama o sokakları özlediğimi fark ettim. Yine tamirhaneye döndüm, ve yine "ya baba ben araba tamircisi olmak istiyorum" dedim. babam "deet" dedi gülerek. Hala çocuk sanıyor beni. Babamın yanındaki usta "ne benim oğullarda var, ne de ustanın oğullarında sendeki bu heves" dedi. "Keşke erkek olsaymışsın, artık tamirci kalmadı memlekette" Aslında burada iş var dedim. Bir kere insan el işiyle uğraşınca stresi atıyor. O parçaları çıkarıp, tekrar birleştirmek.. Bir araba vardı orada tüm motoru sökmüşler. Düşünsene koskoca motor.. Motor demişken, abim de makine mühendisi oldu, şu an uçak parçaları falan yapıyor. Ama hala mekanik bir sıkıntı olduğunda açıp babamı arıyorum. Abimin eline alıp yapamadığı şeyleri babam yapıyor. Baba olmak bunu gerektiriyor ha? :) Bir de mühendisin eline yakışmıyor o tornavida. Ama benimkine yakışıyor. Neden kadınlar tamirci olamıyor ha? Geçenlerde 3 kapılı dolap sipariş ettim, evde oturdum bir gün boyunca yaptım. O kadar zevkliydi ki, anlatamam. Babam gelince elinden tutup odaya götürdüm, inanmadı. Bunu sen yapamazsın dedi. Ama yaptım dedim. O kadar gurur duydu ki.. Bak beni okul köşelerinde harcıyorsun, ben tamirci olmalıyım diyorum. Anlatamıyorum. Mühendis olsaydın diyor ama mühendis de olmak istemiyorum ki.. Ben masa başında çizim yapmak istemiyorum :)

Şaka bir yana, tekrar bu dünyaya gelsem, tekrar okuduğum bölümleri okur, yaptığım seçimleri aynen seçerdim. Yanı sıra, bu günden sonra tamirci de olmak isterdim. Çünkü harika bir meslek benim gözümde. Belki babam harika bir tamirci olduğu içindir.

Ha bu arada, bu bir reklam yazısı değildir. Benim arabama bile zorla bakar babam. Maalesef arkadaş-akraba işleri falan yapmaz :) Prensip işiymiş. Şimdi freelance çalışırken anladım babamın neden böyle yaptığını. Başka zaman da bu konuyu anlatırım he :)

23 Nisan 2017

Yok

Yazamıyorum dostlar, yazıp yazıp siliyorum. Bana ne oldu böyle bilmiyorum. Aslında çok sinirliyim, aynı zamanda da değilim. İki şehrin hikayesi gibi bir öyle- bir böyleyim. Biri beni durdursun lütfen. Ya da düzeltsin. Tam beş yazı yazıp sildim inanabiliyor musunuz? hiç birini paylaşmaya değer bulamadım. bunu paylaştığıma göre diğerlerinin niteliklerini düşünebiliyor musunuz?

a kişisi çok hasta son günlerde. iki haftadır hastanelerdeyiz. Allah hastaneleri başımızdan eksik etmesin, bir yandan da bizi oralara düşürmesin. Fakat eğer depresyondaysanız, en güzel tedavi olan hastanelere gitmenizi öneririm. Hiç bir şey kalmıyor insanda. Ne duygu ne duygusuzluk.

18 Nisan 2017

Yalan Söylemek


Yalan söylemek: aldatmak, gerçeğe aykırı olan söz söylemek..

"Ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana  her şey isyan etmelidir. Eşya bile. Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır."

demişti Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda Peyami Safa.. Hatta eklemek isterim. Yalana şahit olan yer ve gök dile gelmelidir. "Aldatıyor seni, aslında bu böyle" demelidir. Fırtına çıkmalıdır, gök kararmalıdır, şimşekler çakmalıdır etrafta. Allah bir işaret göndermelidir "bak bu işin aslı böyle" diye.. İç sızıntısının haricinde bir işaret..

Arkadaşımın başına geldi, aldatıldı. Aldatılmanın nasıl bir duygu olduğunu hep birlikte o an tattık. Ne yapacağımızı bilemedik, nasıl akıl vermeliydik? Karşı taraf inatla yalanlıyor, öyle bir şeyin olmadığını söylüyordu. Bir masaya oturdular. Diz dizeydiler. Gözlerinin içine bakarak "ben öyle bir şey yapmadım" dedi. Arkadaşım elindeki telefonu uzattı ve mesajları gösterdi. Mesajları gördükten sonra tekrar göz göze geldiler ve kız ona yan masadan bizim bile duyabileceğimiz şiddette bir tokat attı. O tokat kalbimize vurulan bir kamçı gibiydi. O kadar hiddetlendirmişti ki bizi, kalkıp hırpalamak istedik. Ben arkadaşımı kolundan tuttum, O beni bileğimden. Kalkmadık.. Arkadaşım çılgınca ve sinir harbine karışmış bir halde ağlarken çekip gitti sevdiği adam.. Aslında artık sevdiğine de pek emin değildik.. Eğer bir yalan varsa işin içinde, eriyip gidiyordu yaz sıcağına atılmış buz gibi.. 

Arkadaşı teselli etme sırası gelmiş olsa da, çocuğun peşinden koşup "neden?" diye sormak istedim. Hiç bir mantıklı açıklaması yoktu aldatmanın.. Bir insan bir insanı sevmekten vazgeçebilirdi, başka birini sevmeye başlayabilir ve artık onunla olmak isteyebilirdi. Bunları gelip söylerdi açıkça, herkes yoluna giderdi. Neden yalanlarla örülü, ikili ilişkiler kurmak isterlerdi ki? Akademik makale yazıyormuş gibi konuşmak istedim. Ya da bir polismişim de, sorguya çekiyormuşum gibi. Neden? Neden söylememişti artık O'nu sevmediğini. Çünkü seven insan aldatmazdı, yalan söylemezdi. En azından bize böyle öğretilmişti. Bizde bağlılık yemini vardı asla dille söylenmeyen fakat kalben inandığımız.. Sizde neden böyle değildi? Biz kadınlara mı özeldi tüm bunlar?

Erkeklere tonlarca laf söylediğim bir vakitten sonra başka bir kız arkadaşımın da aldattığını öğrendim. Hemen tüm düşüncelerimden feragat ettim. Oturdum, genelledim.. İnsanoğlu olarak çok bozulmuştuk. Kadın veya erkek olarak değil, hepimiz olarak birbirimizi kandırmaya koşullanmıştık. Bir evi kiralarken, bir araba alırken, bir pantolonu beğenirken, bir meyve seçerken hep yalanı tercih ettik. "Tatlım çok yakışmış." "Ooo güle güle kullan harika!" "Bir tane bile çürük meyve bulamazsın" lar ile yaşadık. Biz en başta kaybettik.. Şimdi kime, neyi, neden soruyorum diye düşünüyorum..

Yalan söylemek, güvenmemek en büyük sorunumuz bu günlerde.. Güvenmiyoruz kapıdaki komşumuza, yanımızdaki adam/kadına, anamıza-babamıza. Bu devirde baban olsa güvenmeyeceksin cümleleriyle büyüdük çünkü. Ben güvenmiyorum bunca yalanı gördükten sonra kimseye. 

15 Nisan 2017

Benim Babam Bir Kahraman


Uzun zaman olmuş (10 gün). Şuraya bir selam bile vermeyi unutmuşum. Blog yazılarınızı okuyup okuyup kaçmışım. Arada içime kapanmam gerekiyor ya, heh işte o günlerdeymişim aslında.Her zaman olduğu gibi yine "babam" kaldırdı beni bu yorgunluktan.

Sizleri bilmem ama benim kahramanım babam. Yani ne kadar iyi ve güzel şey varsa o yapmıştır. Her cümlesi hayata dair ders niteliği taşır. Çocukken anlayabileceğim dil de konuşurdu, şimdi de anlayabileceğim dil e ulaştı. Çocukken de her dediğini yaptım,şimdi de.. Üç günde bir "yaz kızım" derdi bana hakim edasıyla. Yolda gördüğü olayları anlatır, yazmamı isterdi. Galiba en çok yazmamın sebebi O'ydu. Şimdi ayrı yerlerde olduğumuzdan olacak ki "yaz kızım" diyen yok bana. Fakat yazmamı sağlayan biri var "babam"

Benim babam bir kahraman!

Bugüne kadar benim kahramanımdı. Artık başka birinin daha kahramanı. Geçen gün Mecidiyeköy'de yürürken bir binanın en üst katında dumanların yükseldiğini, bir çocuğun da camın kenarından sarktığını görmüş. Hemen binaya çıkmış. Bakmış insanlar kapıya yığılmış, kapıyı kırmaya çalışıyorlar. Bir tanesi babama dönmüş ve "lütfen gelmeyin, kalabalık yapmaya gerek yok" demiş. Babam bakmış, birisi çekiçle açmaya çalışıyor, diğeri de tekme*tokat. Adam öyle tekmeler atıyormuş ki , babama göre ayağı zedelenmiş olabilirmiş. Babam bakmış böyle olmayacak, alt kata koşmuş. Adama üst katta yangın çıktığını, büyükçe ve sağlamca bir şey olup olmadığını sormuş. Adam da yangın tüpünü getirmiş. Tam babam arkasını döndüğü sırada adam "bir tane de boş büyük var" demiş. Babam hemen almış eline. Üst kata çıkmış. % tüp darbesiyle çelik kapıyı açmışlar çok şükür. O kadar çok duman çıkmış ki evden.. Allah'tan çocuk akıllı bir çocukmuş, cama çıkmış. Hemen alıp çıkmışlar.. Babam bakmış çocuk hüngür hüngür ağlıyor. Korkma falan derken çocuk kedisinin içerde kaldığını söylemiş. Babamlar da hemen gelen itfaiyeye söylemişler. Galiba kedi dumandan bayılmış. Patates kızartırken alev almış, yanmış ev..

Babam bu olayı telefonda anlattığında o kadar mutlu oldum ki.. Kahraman olma isteğim ve bir yerlerde bir şey oluyorsa oraya mutlaka atılma isteğimin babamdan olduğuna emin de oldum. Annem umursamaz yürür giderdi çünkü. Ben de yardım etme aşkıyla koşardım. 

Yardım etmek harika bir duygu. Ben bu duyguyu babamdan öğrendim. O huzuru bir çok kez hissettim. Umarım birbirimize yardım ettiğimiz, birlik olduğumuz, birbirimizin olumsuz veya eksik yanlarıyla dalga geçmek yerine onları örttüğümüz nice günlerimiz olur.

Kendinize çok iyi bakın, yardım etmekle kalın :)

5 Nisan 2017

Mekan Keşfi: Garda Cafe

Merhaba sayın okuyucu, uzun zamandır aranızda yoktum. Umarım beni ve keşiflerimi özlemişsinizdir. 

Bu kez size Kadıköy'de bir mekandan bahsedeceğim: Garda Cafe. Mekanın en büyük özelliği Haydarpaşa Gar'ından esinlenerek tasarlanması. Özellikle giriş kapısı Haydarpaşa'yı aratmayacak seviyede. Bu mekanı tercih etmemin ilk sebebi bu olmuştu. İkinci sebebi ise organik kahvaltı söylemleri..

Bu günlerde organik şeyler yiyemiyoruz azizim. İnsan ister istemez organik kelimesini duyunca önce bir kulak kesiliyor, sonra hemen orada yemek istiyor. Yemek isteyen her kişi gibi fiyatlardan çekiniyor. Söyleyim, bu mekanda çekinmenize gerek yok. 

Fiyat konusunda anlaştığımıza göre, gelelim yiyeceklere. İddia ettikleri kadar lezzetliler. Organikliği fark edecek kadar iyi olmasam da lezzet konusunda oldukça meraklıyımdır. Özellikle beyaz peynirler konusunda. Mekana oturur oturmaz bir çift içeri girdi ve kız erkeğe "Ya burada yiyelim, ya da kahvaltısı güzel olan bir yer daha var oraya gidelim" deyip gittiler. Beş dakika sonra geri dönüp oturdular. Koskoca sokakta onlarca kahvaltıcı varken en iyi iki yerden birini tercih etmenin haklı gururu ile kahvaltılarını yaptılar.

Mekan da her masanın yanında fiş var. Bu harika bir şey. Günümüzde şarja bağlı yaşıyoruz ne de olsa robotlar gibi. Sormadım ama eminim wifi de vardır. Bunca fişin bir anlamı olmalı ama değil mi?

Benim kahvaltım serpme kahvaltı idi. Serpme kahvaltısında : ezine peyniri, diyarbakır örgü peyniri, lavaş peyniri, van otlu lavaş peyniri, siyah ve yeşil zeytin, bal kaymak, Edremit zeytinyağı, balıkesir tereyağ, ev yapımı reçel, soslu biber kızartma, kahvaltı salatası, güveçte kaşarlı patates, soslu sosis, pişi, sahanda yumurta ve sınırsız çay vardı. Tüm malzemeler taze, sıcak servis edilecekler ise sımsıcaktı. Lezzet abidesi bu kahvaltıdan sonra akşam dahil olmak üzere hiç yemek yiyemedim. O derece de doyurucu.Serpme kahvaltı iki kişilik bu arada, tek başınıza yemeye kalmayın, ya da benim gibi yanınızda az yiyen bir arkadaşla gitmeyin :))

Kadıköy'e gittiğinizde nerede kahvaltı yapacağız diye düşünmenize gerek yok. Çünkü Garda Cafe tam ağza layık. Google map sizi direkt kapısına götürüyor, ben öyle gittim fakat yine de adres vermem gerekirse: rasimpaşa mah, karakolhane caddesi no:51

Afiyet olsun :)

30 Mart 2017

Günlük-8


Bazen insan kendini inanılmaz yalnız hissediyor. Bugün tıpkı benim başıma geldiği gibi.. Ve en büyük korkumun yalnız kalmak olduğunu hatırlıyorum hemen. Çocukluğumdan beri asla yalnız kalmayan, kalmamaya çalışan beni hatırlıyorum. Yaşadığım en büyük yalnızlık aklıma geldikçe daha çok nefret ediyorum.

Küçük yaşlarda yaşamış olduğum yanlış anlama sonucu, ailemi kaybettiğimi sanıp koskoca dünyada daha da ufalıp minicik olduğum ve yalnızlıktan ölmenin var olmadığı kadar, o duyguyu hissettirdiği o zamanları hatırladım yine. Ölmemiştim yalnızlıktan ama ölmenin ne demek olduğunu anlamıştım. Kimsenin olmadığını bilmenin vermiş olduğu o iğrenç duygusuzluk duygusu.

Eskisi gibi değil hiç bir şey. Az önce lise yıllığımı okudum da, ne kadar karamsar, ne kadar can sıkıntıları ile dolu bir insanmışım. Sonraları düzeldim sandım. Düzelmeyi insanlarla iletişime geçerek buldum. Yalnız kalmaktan uzaklaşarak. Ne kadar çok konuşursam, o kadar çok yalnız kalmıyordum. 

Çok da yorgun hissediyor insan.. Sanki çok uzun zamandır hiç tatil yapmamışım gibi.. Ya da hep tatildeymişim gibi. Aslında bir çok şeyi düşünüyormuşum ve düşünmekten beyin hücrelerimi yakmışım gibi, ya da hiç düşünmeyip tüm beynimi öldürmüşüm gibi.. İçim kendi kendine paramparça olmuş da tüm parçalar es kaza ayakta kalmış organlarıma zarar veriyormuş gibi ya da mutluluktan ölecekmişim gibi.. İkisinin ortası asla olmayacak gibi. Ya orada kalacağım , ya da burada gibi.. Siyah ile beyaz gibi. 

Yalnızlığın getirdiği şu "hiç bir işe yaramıyormuşum" hissi gibi, ya da kimsenin umrunda değil gibi. Yok efendim, odaklanamıyorum gibi. Zaten şu elimi her suya soktuğumda neden acıdığını anlamayıp, şimdi kabuk tutmuş yarayı fark etmem gibi.. Bir yerlerde bir şeyler var gibi..

25 Mart 2017

Çekilişlere Katılma Sorunsalı


Bu günlerde bende büyük bir bağımlılık oluştu sayın okuyucu. İndirimli ve çekilişli şeylere dayanamıyor, katılıyorum. Kimisine göre bu bir tür "fakirlik" belirtisi. Olabilir. Fakat tutamıyorum kendimi. Çünkü bana hiç bir şey çıkmıyor!!

Bu yaşıma kadar bir çok çekilişe katıldım. Hatta geçenlerde katıldığımız organizasyonda kendi ellerimle topladım her çekiliş kuponunu.  Alın işte gerçek çekilişti. Fakat bana yine ÇIKMADI!!

O günden sonra ne görsem katılır oldum. Gerek sosyal medya, gerekse normal hayatta olmak üzere o kadar çok çekilişe katıldım ki, ajandam arkadaşlarımla görüşme günlerimden çok çekiliş sonuçlarını kontrol etme ile doldu taştı..

Mesela arabayla giderken aniden radyo programcısı "Eğer applicationımızı indirirseniz ve üye olursanız, bir çekiliş hakkı kazanacak, yapılan çekilişle bir talihli araba kazanacak dedi." gideceğim yere varana kadar unutmamak için kendi içimde tekrarladım aplication'ı. Hemen kaydoldum. Sonuç: Yine çıkmadı!

Çıkmadıkça daha çok hırslanıyor, daha çok katılıyorum. Magnum çubukları ile başladığım bu yolculukta geriye ne Nescafe bıraktım, ne de site üyeliği.. Hatta geçenlerde bizim burada alışveriş merkezinde 150tl ve üzeri alışveriş yapanlara çekilişle araba veriyorlardı da son gün tek nefeste 150tl 'lik alışveriş yaptım. Tabi ki çıkmadı.

Bugünlerde Gold a sardım. sosyal medya üzerinden türlü çekilişler yapıyorlar. Bana neden çıkmıyor arkadaş? Bloglarda da katılıyorum, yok! Bu lanet olası hayal kırıklığını yaşamamak ve yaşatmamak için çekiliş yapmıyorum blogumda. Bir gün yapacağım ama hala hayal kırıklıklarımı atlatamadım. Maalesef durum şu: 100 kişi katılır, ödülü 1 kişi alır.. Neden ismimi göremiyorum ki hiç bir çekilişte? Hele şu tatile çok ihtiyacım olan günlerde, tatil çekilişi yapan gurmelerin çekilişlerini neden kazanmıyorum..

Biri bana dur desin. Desin ki çıkmıyo büşra, hayat mamat meselesi değil. Demek ki şansın yok senin. Bırak bu işleri. Takma kafaya. O zaman bırakırım belki. Ama ya çıkarsa? :S 

Demek insan böyle kumara alışıyor. Allah beni bu dertten kurtarırken, sizler de elinizden geleni ardınıza koymadan bana laf sokabilirsiniz. Buyrun: :))

24 Mart 2017

Günlük-7

Bugünlerde o kadar yoğunum ki günlük, buraya hangi birini anlatsam bilemiyorum. Diyeceğim o ki, yoğunluk iyidir. İnsanı tüm depresyondan ve sıkıntıdan çekip götürüyor. Başınıza aynı anda beş iş sarın ve sonrasında değmeyin keyfine..

Bugün tüm yoğunluklarımın sonuna geldim. Dolayısıyla burdayım. Huzurla başımı yastığa koyacağım şu gecede, herkesle helalleşmenizi, ailenizi sevmenizi, yanınızdaki insanı bir daha hiç görmeyecekmiş gibi öpmenizi dilerim. Hayat çok kısa ve bir o kadar da hızlı.

15 Mart 2017

Vatan Borcu Nedir?


Bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yere vatan denmektedir. Vatan borcu ise, halk ağzında askerlik görevidir. Evet halk ağzında. Aslında vatan borcu o kadar değildir. 

Vatan borcu yalnızca 18 yaşını doldurmuş erkeklerin boynuna yüklenen bir ödev değildir, olamaz. Bu vatanda yaşayan, nefes alan,  bu ulusun bir parçası haline gelen, tüm toplumun görevidir vatan borcu. Bir vatan da yaşamak, doğar doğmaz başımıza gelen durumdur ve hepimiz bu vatana borçluyuzdur.

Peki ama nedir bu vatan borcu, nasıl ödenir?

Hiç merak etmeyin. Bu vatana, bu millete hayırlı evlat olmakla ödersiniz bu borcu. Madde madde sıralayalım o halde:

Vatanını sahiplenmek! Bu vatan bizim vatanımız. Bizim toprağımız. Bizim öyle ya da böyle doyduğumuz ve aynı zamanda doğduğumuz yer. İster seversiniz, ister sevmezsiniz, fakat bu vatanı sahiplenmek sizin en büyük görevinizdir. Hocamın da söylediği gibi göçebe bir topluluk Türk milleti fakat artık bu vatan bizim. Göçebileceğimiz başka bir vatanımız, başka bir toprağımız yok. Artık burası bizim ve buraya gözümüz gibi bakmalıyız.

Kırmızı ışıkta durmak! İnanması güç değil mi? Evet, kırmızı ışıkta durmakta bir vatan borcu. Düzeni korumak, trafik kurallarına uymak olarakta genişletebilirsiniz siz bunu. Bugün Beşiktaş'ta gördüm. İnsanlar kırmızı ışıktayken yola atlayıp topyekün karşıya geçtiler. Ben inatla durunca arkamdakiler itiştirip, uflayıp puflayıp yola atıldılar. Arabaların hakkı olan yolu zapt ettiler. İşte bu vatan borcunu ödeyememek demekti aslında. 

Yerlere çöp atmamak! Evet eminim çöpçülerin de yapması gereken işler vardır , boş durmasınlar diye atıyorsunuz bu çöpleri yerlere-denize. En önemlisi de denize. O atıklarınızı denize dökerken ve damıtmazken hiç korkmuyor musunuz ben bu vatana ıhanet ediyorum, ben evimde yere çöp dökmezken, kimyasal atıkları sulara katıp çocuklarıma içirmezken koskoca memlekete bir şekilde zarar veriyorum diye düşünmüyoruz. Çünkü neden? Çünkü vatan borcunu 18 yaşımızı doldurduğumuzda askere giderek ödedik!

Hayır efendim ödemedik! 

Hepimiz bu vatanın okullarında okuduk, yollarında gezdik, sokak aydınlatmalarında yürüdük, hastanelerinden faydalandık. Evet hepsi vergilerimizle oldu. Şu an aldığımız her şeye ödediğimiz o vergilerle o elektrikler yanıyor, okullarda kitaplar bedava dağıtılıyor, okullar geliştirilmeye çalışılıyor. Hepimizin hakkı olan bu vatan için aslında durmadan çalışıyoruz fakat korumasını bilmiyoruz.!

Sanırım ilk şık en önemlisi burada. Bu vatan bizim! Yerlerine çöp atmadığımız, lüzümsuz ışıkları kapattığımız, insanlara iyi davrandığımız, iyi vatandaş olduğumuz bu vatan bizim. Kamu mallarına zarar verirken milyonlarca insanın da hakkı olan bir şeye zarar verdiğimizin bilincine vardığımız, parklardaki çiçekleri koparırken aslında evimizdeki saksıdan bir çiçek kopardığımızın farkında olduğumuz, çimenlere basarken öldürdüğümüz her yeşilliğin bir nefesi kestiğini anladığımız günlerin çok da uzakta olduğunu düşünmüyorum.

Bu vatanı biz korumazsak, gelip başkaları korumaz. Vatan bilincini çocuklarımıza, insanlarımıza aşılamak, tüm kurallara uymak dileğiyle yazıyorum bu yazıyı. Mevzuyu siyasi bir yere bağlamaya çalışan yorumlara da cevap yazmayacağımı açıkça belirteyim. Burada olay vatan sevgisi, vatan borcu. Vatan borcunu ödemekte ise erkeklerden çok doğru bireyler yetiştirecek olan kadınlara görev düşmektedir. Umarım vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirip, vatanımıza hayırlı olacak icatlar yapan bireylerle dolu olur buralar. 

Dipnot: Vatan borcunu ödemek için askere giden ve orada bizi korurken şehit olan tüm şehitlerimizden Allah razı olsun ve Allah hepsine rahmet, ailelerine sabır versin.

12 Mart 2017

Bloglar arası Röportaj


Merhaba sayın okuyucu. Sevgili Annesi'nin Prenses'i -nin yapmış olduğu etkinlik olan bloglar arası röportaj a bende katıldım. Hiç tanımadığımız bloggerlar ile tanışıp röportaj yapma fırsatı bulduk. Çıkan eşleştirme sonucunda bana Özlem Kutlu çıktı. İlk kez gezindiğim blog hakkında sorular sormam gerekiyordu fakat ben dayanamadım bir sürü soru sordum. İnsan merak ediyor sonuçta :) İşte sorduğum sorular ve çok değerli blogger arkadaşımız Özlem'in verdiği cevaplar :)

1- Özlem Kutlu Kimdir, neler yapar? iş-güç-okul vs :)
1986 Üsküdar doğumluyum. Bilgisayar programcılığı ve Bilgisayar mühendisliği mezunuyum. Bir dönem yazılım uzmanı olarak çalıştım. Bir dönem meslek lisesinde ücretli bilgisayar öğretmenliği yaptım. Ama şu an farklı bir alanda çalışıyorum. Yazılıma ve bilgiislemcilige ara verdim.

2- Neleri yapmaktan hoşlanıp, nelerden nefret edersiniz?
Yapmaktan hoşlandığım seylerin basinda, kendimle başbaşa olmak var. Kendimi dinlemek, günlük yazmak ya da puzzle yapmak, veya herhangi bir hobi ile birlikte sadece kendime vakit ayırmak en sevdiğim şey şu hayatta. Kitap okumayı, bazen film izlemeyi, ilginç yerler gezmeyi, ilginç hayat hikayelerini okumayi, bazen de örgü örmeyi severim.
En nefret ettigim şey dedikodudur. Karşımdaki insanın sürekli şikayet ediyor olması da beni hayattan soğutur. Herkes kendi işine, kendi yoluna baksın isterim. Bir söz okudum geçenlerde "kendinizi geliştirmek ile o kadar meşgul olun ki başkalarını eleştirmeye vaktiniz kalmasın". Bunu herkes uygulayabilse keşke.

3-Olmak istediği şeyle, olduğu yer arasında fark var mı? (polis olmak istiyodum ama avukat oldum gibi )
İngilizce öğretmeni olmak istiyordum ama bilgisayar mühendisi oldum. Arada cok fark var. Onca yıl sonra tekrar sınava girip İngilizce öğretmenliği hayalimi gerçekleştirmeye çalıştım ama tutmadı.

4-Sevdiği müzik türü? Dinlemeden ölmemelisiniz dediği filmin ismi?
Yabancı pop severim. Ama Müslüm babayı da dinlerim, ruh halime göre değişiyor :)
İzlemeden ölmeyin diyeceğim bir film, Truman show olabilir. 

5-Kendini en çok anlattığına inandığı film veya kendini en çok bağdaştırdığı film karakteri nedir?
500 days of summer filmindeki kızın karakterini kendime benzetiyorum. Bu filmden haberimin oluşu da zaten bir kiz arkadaşımın beni ona benzetmesiyle olmuştu. Gelgitli karakteri var onun da baya. Beni en çok anlatan film de bu sanırım.

6-Asla unutamam dediğin bir anıyı anlatır mısın?
Kuzenlerimle onlarin bahcesinde oynarken yengemin bize sütlü sekerli ekmek yedirmesi :)) neden bilmiyorum ama hep aklımda.

7-Kaç kardeşsiniz?
Üç kardeşiz. Ben büyüğüm.

8-Aşka inanır mısın? Hiç aşık oldun mu?
Aşka inanırım. Evet aşık oldum, acısını da çektim. Yine çıksın yine olurum :) iflah olmaz bir potansiyel aşığım.

9- Geçmişe gitme ve tekrar yaşama şansın olsa hangi döneme gitmek isterdin?


Üniversitedeyken bir arkadaş ile ders sonrası akşam Kadıköy rıhtıma inmiştik. Kalabalığın içinde kafamıza göre takılmıştık çok keyiflidi. Üniversite zamanım eğlenceli geçmişti, o döneme geri dönmeyi isterdim.

Verdiği yanıtlardan dolayı özlem'e teşekkür ediyorum. :) Ve tabii böyle bir etkinlik düzenlediği için prenses'e de . :)

9 Mart 2017

Mekan Keşfi: Mondo Lounge


Evet sayın okuyucu. Bir mekan ile daha karşınızdayım. Bu mekan çok yeni. Açılalı henüz 15 gün olmuş fakat her şeyi ile on numara beş yıldız.

En son söyleyeceğimi ilk söyledim değil mi? Öncelikle mekanı nasıl bulduğumu anlatayım. Yine bir grupanya keşfi ile. Menüleri ve fiyatları oldukça uygundu. Hatta dışarıda aldığımız burger fiyatlarından çok çok daha iyi ve çok çok daha temiz..

Öncelikle temizliğine bakmak lazım mekanın, masaların düzeni, tabakların sunumu, bardakların su lekesizliği, yerlerin temizliği ile kesinlikle geçer not alan bir mekan burası.

Çalışanların güler yüzlülüğü, yardım severliliği ve işlerini yapmadaki titizliği ise bir harika. He evet, bu saydığın özellikler bir sürü mekanda var dediğinizi duyar gibiyim. Doğru da söylüyorsunuz. Buraya gelmek için en büyük sebebiniz kesinlikle hamburgeri olmalı..

Ben tavuk wrap, A kişisi ise hamburger menü yedi. İkisi de ayrı ayrı 19 TL. Fotoğrafta gördüğünüz gibi servis edildi. Yani içecekler dahil 38 TL verdik. Daha önce Karaköy'de yediğimiz hamburgerleri ve verdiğimiz fiyatları düşününce (hamburger başı 32 TL vermiştik) burası bize bedava gibi geldi. Açıkçası bu kadar iyi olacağını hiç de düşünmemiştim. Tabii bu grupanya fiyatı. Sanırım normalde içecekler dahil 30 TL. Herhangi bir burgerciye gidip iğrenç yağlarında pişen patatesini yiyeceğinize, harika aşçısı bulunan bu mekanı tercih etmenizi kesinlikle öneririm. Çünkü bu güne kadar (kendim evimde yaptığım dahil) yediğim en iyi hamburgerdi. Tadı damağımda kaldı diyebilirim. Hatta keşke bitmese dedim. Wrap da süperdi. Fakat hamburger mutluluktan gözden yaş getirtecek seviyede bir şeydi. Malzemeden kaçınılmamış, görsellerinde bulunan aynı hamburgeri ellerini korkak alıştırmadan hazırlamış bir mekan burası. Sırf bu yüzden fotoğraf çektim sizin için.

Hamburgerin lezizliğinin yanı sıra, kolaların servisi de beni benden aldı. Daha önce buz ve limon atıp neden içmemişim diye kendime kızmama da sebep oldu. Yazarken hamburger yine aklıma geldi. Hamile olsam bu saatte tekrar mekana gider, bir kocaman hamburger daha yerdim. Sanırım hamileler bu konuda çok şanslı :)

Mekan Sefaköy'de bulunuyor gitmek isterseniz. Adını yazarsanız navigasyona direkt çıkıyor zaten. İki seçeneğiniz var ya Şili'deki Mondo'ya gitmek, ya da Sefaköy Şenlik Mah. Eski Halkalı Cad. No 3/14 Florya Bakırköy'de bulunuyor. Metrobusle de ulaşımı kolay sanırım. Yahu gidin buraya. :))


Facebook sitelerine baktığımda tatlılarının da muazzam olduğunu gördüm. Keşke yeseymişim, bak şimdi. Neyse giderim ben buraya yine.








Ben O kadınlardan değilim!


bizim milletin genel özelliği  her şeyi genellemek! ( burada ben de yapıyorum eleştirdiğim şeyi) yok efendim kadınlar öyle kadınlar böyle. geçenlerde evlilik kurumuna adım atacak bir arkadaş sormuştu evlilik dönemimi, nasıl geçtiğini falan. çok yıpranmışlar.. dert yanıyordu. yıpranma sebeplerini sordum da, şok oldum. kimse kimsenin anasına-babasına küfretmemişti çünkü. mevzular o kadar saçma, o kadar gereksiz ve o kadar maddi şeylerdi ki..

neymiş efendim, erkek tarafı hayallerindeki evlilik teklifini yapmamış. evlilik teklifi yaptı mı diye sorunca şaşırdı. hemen sordu a kişisi yapmadı mı diye.. evlenme düşüncemiz olmasaydı görüşmezdik zaten dedim. ciddi bir adım atmak için tanışma süreciydi bizimkisi. aaa olur muymuş öyle bir şey, o flörtmüş. yahu biz ne zaman bu kadar bayağılaştık?dedim. alakası yok dedi. yatta yaptığı teklifi beğenmiyor haspam. hayır bunu da okuyacak bir de :) haspamsın tabi.

neymiş efendim, istediği tek taşı almamış dedi bir başkası. istediğin tek taş mı vardı? diye şaşırdım. aa harbi sen neden takmıyorsun tek taş? diye şaşırarak sordu. çünkü istemedim. hiç bir özelliği olmayan, türlü zorluklarla çıkarılıp bir sürü insanın kanını taşıyan bir elmas parçasını millete hava atma veya statü gösterme sembolü gibi parmağımda taşımayacağımı söyledim. bunu a kişisine söylediğimde ağzı açık dinleyip, inan tek taş istiyorum ağlaklığına girseydin almayacaktım, çünkü aynısını düşünüyorum demişti. şimdi ellerde beş taşlar, tek taşlar, üçlü taşlar görünce cidden içsel olarak gülüyor, saçma ego tatminini üst üste taktığı elmas yüzüklerle tatmin eden insanlara biraz da acıyorum. sonra yaşayamadıklarını yaşıyor garipler diyerek gülerek geçiyorum. hele o arkadaşa yuh diyorum. adam gitmiş, beğenmiş almış. özel bir yüzük değil ama en azından sizin için özel olmalı. neymiş efendim beğendiği başka bir taşmış. yok kenarlarında altın kaplaması mı varmış neymiş. neyse, anlamam o mevzulardan, anlamakta istemem açıkçası. ama verdiğim hediye karşısında o tepkiyle karşılaşan bir erkek olsaydım, eminim yüzüğü geri alır, değerini (aldığım hediyeye verilen değer-maddi değil) bilecek bir kıza verirdim.

neymiş efendim, düğünde beline bağlanacak kırmızı kuşak öylesine bir kuşakmış. arkadaş nedir o kırmızı kuşak takıntısı. alın kızımı hediye paketi yaptım, bugüne kadar büyüttüm, hiç kimseyle de bir şey yaşamadı paketleyip veriyorum size gibi bir anlamı yok mu yani? beyaz bir gelinlik, kırmızı bir kurdele tam bir hediye paketi! bir de ağlamalar sızlamalar. yok efendim o an çok duyguluymuş. hadi be kızım, biz senin ne hikayelerini biliyoruz. bırak bu ayakları demek istiyor insan da, diyemiyor. o yüzden bir anlamı yok o kırmızı kurdelenin. takmayın şunu. hatta iğrenç bir şey bana sorarsanız.

neymiş efendim düğün bilmem ne mekanında değilmiş. yatıp kalktığım en önemli konu da bu olsa gerek. düğün istemeyen iki kişiydik.. başkalarının düğünlerine bile katlanamazken, başkalarını bu katlanılmazlık sorunsalına itmek istemediğimden asla istemedim düğün. neyse ki a kişisi de ben gibi çıktı. zaten bu düğün olayını ayı gibi abartmanın anlamını da çözemedim. yılbaşlarına, sevgililer gününe, anneler gününe falan kapitalist sistem diyen insanların hepsi çılgınlar gibi düğün organizasyon şirketleri arıyorlar. bizim düğün kültüründen uzak, saçma sapan düğünlerde buluyoruz biz de kendimizi ayıp olmasın diye. ya pasta limonata, ya da ayaküstü yenilen saçma sapan yiyeceklerle karşılaşıyoruz. mutlaka içkiden kafayı sıyırmış bir dayıyı sahnenin tozunu attırırken izleyip, bir insanın daha ne kadar alçalabileceğini falan düşünüyoruz. ah şu kadınlar..

kadınların istekleri bunlarla da sınırlı kalmıyor efendim. gelinlik mevzusu var ki, bunun bile modası çıkmış. gelinlik dediğin özel bir elbisedir -ki bana göre onun da bir anlamı yok. ama modaya uyuyor kızlarımız. bir yaz boyunca herkesin üzerinde aynı tip gelinliği görebiliyorsunuz. hele bir model vardı ki, artık görünce kusma isteğiniz mide de değil, direkt ağızdan başlıyordu. şöyle gelinin üzerine kussam da rahatlasam diyordunuz. neyse, gelinliktir her genç kızın hayalidir. fakat neymiş, markalı olacakmış. 15 bin tl ye beğendiği gelinliği almazlarsa, evlenmeyecekmiş. ulan sanki gavurdan mal kaçırıyor. iki saat giyeceğin bir elbise için 15 bin tl annenin evinde veriyor muydun diye sorarlar adama? tabii bir daha asla giyemeyeceğin, satsan satılmayacak, atsan atılmayacak bir elbise bu.

gel gelelim ayakkabısından, gelin makyajı, gelin kuaförü ve fotoğraf çekimine kadar bir sürü saçma şey. ay düşündükçe çıldırıyorum. bu kadınların dilini çözmek gerçekten çok zor bir kadın olarak. 

bugün emekçi kadınlar günü mesela. ama kadınlarımız işçi kadınların çektiği dertleri anlatmak adına sokaklarda çılgınlar gibi şarkı söyleyip dans ediyorlar. ilginç bir dışavurum tabi. ölen kadınlar, şiddet görenler, psikolojik şiddete maruz kalanlar, mobbing yaşayanlar, taciz-tecavüz görenler falan hep yarın aynı şeylere devam edecekler. 8 mart dünya kadınlar günü ile 9 mart günü arasında hiç bir fark yaşamayacaklar. 

çünkü bizim kadınlarımızın kafasındaki düşünceler çok başka. çünkü bizim kadınlarımız sırf komşu kadından daha zengin görünebilmek için, arkadaşlarına hava atabilmek için, başkalarına üstünlük taslayabilmek için yaşıyorlar. az önce okuduklarınız ufak bir düğün hazırlığında yaşattırdıkları ufak tefek şımarıklıklar. ben de yaşatıyorum saçma sapan şımarıklıklar. gereksiz isteklerle donaltılmış beyinlerimizde, yapmamız gereken en önemli şeyi unutuyoruz. "düzgün bir nesil yetiştirmek" . günümüz kadınının en önemli görevinin doğru bir nesil yetiştirmek olduğuna inanıyorum. şimdi kafanızda ne varsa durun bir düşünün. o elde etmek istediğiniz şey gerçekten sizin yararınıza mı, yoksa milletin ne diyeceğinin korkusuna mı? gerçek amacınız ne bu hayatta? elinize kat kat taşlı yüzükler takmak, çeşit çeşit elbiseler giymek, ilginç mekanlarda yemek yiyip arabayla seyahat etmek mi? evinizi ve aile kurumunuzu arkaya atıp, gönlünüzün istediği ya da başka türlü söyleyim, medyanın sizi yönettiği şekilde yaşamak mı? yoksa benim söylediğim gibi muhteşem nesiller üretip, gelecek kadınlara prensesler gibi davranacak, harika icatlar yapacak, üretimin önünü açacak çocuklar yetiştirmek mi?

tercih sizin. siz harika kadınlarsınız ve eminim kendiniz için en iyi olanı yaparsınız.

3 Mart 2017

Netflix ve Blutv Karşılaştırması


Merhaba sayın okuyucu

Sizleri de yakından ilgilendiren bir konu hakkında yazmak istedim bugün. İnternetten film izlemek.. Telif haklarına ve kopyacılığa karşı koymak adına Netflix'e üye olmuştum. Fakat içerikleri beni fazla tatmin etmemişti. Hatta son zamanlarda üyeliğimi sonladıracağımı söylüyordum. Henüz sonlandırmadan blutv ile karşılaştım. Haftalık ücretsiz deneme sürümü vardı, bir haftadır onu da kullanmaya başladım. Aralarındaki farkları ve güzellikleri sizlerle de paylaşmak istedim. Hem belki okur, gördüğüm eksiklikleri düzeltirler.

Altyazı Seçeneği

Netflix'in en sevdiğim özelliği altyazı seçeneği olsa gerek. Altyazı olarak çoğunlukla İngilizce ve Türkçe seçebiliyorken, buna Arapça'yı da eklemişler. Çoğu film Türkçe seslendirmeli olarak karşımıza çıkıyor ki benim baktıklarımın %95'i diyebilirim. Özellikle dizi izlerseniz, bir sonraki bölüme geçtiğinizde seçiminizi hatırlıyor ve eski seçtiğiniz seçime göre devam ediyor. Örneğin Gossip Girl'ü Türkçe dublaj izliyordum, ikinci bölüme geçtiğinde yine Türkçe dublaj seçeneğiyle izlemeye devam ettim.

Blutv'de ise Türkçe dublajı bulunmayan Türkçe altyazı seçeneğini ayarladığım Big Bang Theory'i izledim. Bir sonraki bölüme geçtiğimde tekrar film anadiline döndü ve altyazıyı tekrar belirlemek zorunda kaldım. Başka filmlere geçtiğimde de her film kendi dilinde yayınlanıp, alt yazı seçeneğini tekrar seçmek zorunda bıraktı. Önemsiz bir özellik gibi gözükse de, mutfakta yemek yaparken dizi seyrettiğimden her bölümde tekrar bu işlemi yapmak beni sıktı açıkçası. Fakat altyazı boyutunu seçme özelliğinin olduğunu da belirtmeliyim. Netflix'de bu özellik yok.  3 farklı boyuttan birini seçebiliyorsunuz.

Hd Film Seçeneği

Netflix'de de Blutv'de de Hd film özelliği mevcut. Fakat Hd film izlerken Blutv daha yavaş kalıyor, donmalar yaşıyorum. Aynı bilgisayarda iki ayrı sekme olarak açtığım için bunun internetten veya bilgisayardan kaynaklanmadığını kullandıkları server dolayısıyla olduğunu da belirtmek isterim. Netflix bu konuda daha iyi bir servere sahip sanırım demek çok da yanlış olmaz.

Size Özel Öneri Filmler

Netflix'e üye olduğunuzda ve üye girişi yaptığınızda size bir film listesi gösteriyor ve bu filmler içinden sevdiklerinizi seçmenizi istiyor. Sonrasında giriş yaptığınızda filmleri drama,komedi,korku gibi kategorilere ayırdığı bölümde "Büşra için en iyi seçimler" kategorisi altında sevdiğiniz filmlere paralel filmler veriyor ki genelde benim izlediğim ve gerçekten çok sevdiğim filmler listeleniyor. İzlemediklerimi de izliyorum ve hiç üzülmüyorum.

Blutv'de bu tip bir kategori seçimi veya sevdiğiniz filmleri seçmeniz gibi özellikli şeyler istenmiyor. Burada da kategoriler var fakat kategoriler biraz daha farklı. Mesela "katilin uşak çıkmadığı filmler" gibi ilginç kategoriler yer alıyor ki bu benim bayaa bir ilgimi çekti. En çok da "Sevgi neydi, sevgi emekti" kategorisine güldüm diyebilirim :)) Vurdulu kırdılı filmler kategorisi gibi ilgi çekici ve bir o kadar bizden kategorilere sahip.

Otomatik Geçiş Özelliği

Netflix'in en sevdiğim özelliği bu olsa gerek. Bir dizi izlerken bölüm biter bitmez 10 saniye içinde diğer bölüme geçeceğine dair bir uyarı alıyorsunuz. Dilerseniz başka bir filme geçiyorsunuz, devam etmek isterseniz bekleyip sonraki bölüme geçiyorsunuz. Ya da play'e basıp direkt yeni bölüme geçebilirsiniz. (dediğim gibi seçtiğiniz alt yazı veya dublaj özelliği otomatik geçilen diğer bölüme de aynen yansıyor)

Blutv'de böyle bir özellik yok henüz. Bölümünüz bitince sol üst köşeden bölüm seçebilirsiniz. 

Kaldığın Yerden Devam Et Özelliği

Netflix'in beni asıl feth eden özelliği bu. Çünkü evde iş yaparken, ya da bir şeyle meşgul olurken izlediğim filmi oturup bir kere de bitiremiyorum. Durdurup başka işe devam ediyorum. Durduğum saniyeden devam etmem için bir kategori oluşturuyor. "Büşra,İzlemeye Devam Et" diyor bu kategoriye. Filmime aynen bıraktığım yerde ya web sitesinden, ya smart tv'den ya da cep telefonumdaki application'dan aynen devam edebiliyorum. Eski izlediğim filmler de aynen bu kategoride yer aldığından, izlediğim filmleri de tekrar görebiliyorum. (benim gibi isim hafızası olmayan biri için süper özellik)

Blutv'de ise filmin kaldığı yerden devam etmemi sağlayacak bir kategori oluşturuyor fakat dizilerde bu durum böyle olmuyor. Yani bir film izliyorken yarısında kapadıysanız, orada gözüküyor fakat dizilerin hangi bölümünde kaldığınızı asla göstermiyor. Kaç gündür big bang theory yazmaktan sıkıldım açıkçası. O kategoride yer almadığı ve kaldığım bölümü göstermediği için her seferinde bölüm bölüm geçip kaldığım bölümü bulmaya çalışıyorum. 

Film Çeşitliliği

Netflix'in orjinal dizileri ve filmleri oldukça fazla olmasına rağmen, çok sevdiğim filmleri fazla bulamıyorum. Hani film çeşitliliklerini biraz daha arttırsalar tadından yemeyeceğim. Dizileri Türkçe dublaj yaptıkları için geç gelmesi söz konusu oluyor. Fakat her hafta bir sürü film eklediklerini de söylemeden geçemeyeceğim. Film çeşitlilliğini her geçen gün arttırıyor olmaları benim için artı bir puan.

Blutv'yi bir hafta kullandığım için yeni eklenen filmler hakkında bir bilgim yok. Fakat hep bilindik, adını duyduğumuz ve izlemek istediğim filmlerin olduğunu söylemeliyim. Televizyonda verilen filmler ağırlıkta olsa da, film çeşitliliği konusunda buraya da kısır diyebilirim. 

Canlı Yayın İzleme

Netflix'de böyle bir özellik yok, açıkçası benim gibi televizyon izlemeyi sevmeyen biri için olumsuz bir özellik değil, öyle bişey istesem açar televizyon izlerim sonuçta

Blutv'de ulusal kanalları canlı olarak izleyebilirsiniz.

Telefon Uygulaması Özellikleri

Netflix'in de Blutv'nin de Google Play'den indirebileceğiniz uygulamaları mevcut.  İkisini de indirdim. Netflix'i zaten aktif olarak kullanıyordum. Bu yüzden ilk onunla başlayacağım. Web sayfasında kullanılan tüm özellikleri aynen buraya da aktarmayı başarmışlar. Buna artı olarak ise ağlamak isteyebileceğiniz bir özellik eklemişler "çevrimdışı izleme". dizimin üç bölümünü bu şekilde indirip, yolda giderken izleyebildim. Benim gibi uzun yolculuklar yapan insanlar için ideal bir sistem diyebilirim. Çevrim dışı izleme özelliğini kullanarak telefonunuza filmleri indirebilir, rahatlıkla izleyebilirsiniz.

Blutv'de çevrimdışı izleme özelliği maalesef yok. Web sitesinde bulunan özellikler aynen buraya da aktarılmış. Fakat çevrimdışı izleme özelliği olmadığı için application farkı ortaya konulmamış.

Liste Oluşturma

Her iki uygulama da kendinize ait liste oluşturabiliyorsunuz.

Birden Fazla Profil Kullanımı

Netflix'de birden fazla profil oluşturup kendinize özel sayfa yaratabiliyorsunuz. En başta sevdiğiniz filmleri seçtiğiniz için, size yönelik filmler gösteriliyor. Ve de daha önce de bahsettiğim gibi, kaldığınız yerden devam edebilmeniz ve izlediğiniz-izliyor olduğunuz filmleri görebilmeniz adına kişisel bir hesabınızın oluşturulması harika bir şey oluyor. Mesela a kişisinin ayrı bir profili (malum ayrı filmleri ve dizileri takip ediyoruz) benim ayrı bir profilim mevcut. Tek mail adresi ile giriş yapıp, kendi profilimize girip kendi filmlerimizi görebiliyoruz. Bunun en güzel yanı ise çocuğunuz varsa onun için de bir profil oluşturup, ona göre filmler seçebiliyor oluşunuz.

Blutv'de böyle bir kullanım yok. 

Fiyatlandırma

Netflix'in Basic, Standart ve Premium özellikli seçenekleri var. Ben Basic kullanıyorum. 
Basic: aylık 16 TL, Hd değil (öyle çok düşük bir kalite değil hd ile farkı anlaşılamayacak kadar az) aynı anda tek ekranda izleme yapabiliyorsunuz.
Standart: 28TL, Hd görüntü var fakat UItra Hd yok. Aynı anda 2 farklı ekranda izleme fırsatınız oluyor
Premium: 40TL, Hd ve Ultra Hd özellikleri mevcut. Aynı anda 4 farklı ekranda film izleyebiliyorsunuz.

Blutv tek ekranda izleme özelliğine sahip ve hd,sd özelliklerinden istediğinizi seçerek her ay 10 TL ödeme koşuluyla sahip oluyorsunuz.

Not: tek erkan, çift ekran farkı ise şöyle oluyor: mesela ben kendi bilgisayarımda bir film izlerken a kişisi başka bir bilgisayarda başka bir film izleyebiliyor. Netflix'e ilk üye olduğumda Premium ile başlamıştım ve hem televizyonda hem de telefonda farklı filmleri aynı anda izleme manyaklığını gerçekleştirmiştim. :))

Dip Not: Blutv ve Netflix üyeliğinizin olması başka yerlerde de hesabınızı açıp izleme güzelliğini sunuyor. Mesela bir filmi izlerken misafirliğe gitme durumunda kaldığınız. Eğer gittiğiniz evin televizyonu smart ise, orada hesabınızla giriş yapıp, kaldığınız yerden filminize devam edebilirsiniz :)

Son not: Blutv için:  https://www.blutv.com.tr/ adresini
Netflix için : https://www.netflix.com/tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

2 Mart 2017

Rahat Bir Nefes İçin



Merhaba sayın okuyucu.

Bugün sizlere bir ürün tanıtacağım. Breathright Lavanta..

Özellikle geceleri nefes alma sorunu yaşadığımı sıkı takipçilerim biliyorlardır zaten. Geceleri nefes alamadığım için, uykumu asla tam alamadığım yüzünden doktora gitmiş, uyku apnesi şüphesi dolayısıyla bir gece hastanede uyumuş ve başlangıç seviyesinde olduğum ortaya çıkmıştı. Burun kemiğimin iç kısma doğru büyümesi yüzünden özellikle yatar durumda olduğum zamanlarda nefes almam zorlaşıyor maalesef.

Bu yüzden breathright bantı daha önce de kullanmıştım. Bu bantın özelliği, burnunuza yapıştırdığınızda burun deliklerinizi gerilip açıyor oluşu. Yani bant burun kanatlarınızı gererek yukarıya doğru hafif çekerek, daha rahat nefes almanızı sağlıyor.

Bu yeni üründe lavanta özelliği eklenmiş. Çok da güzel olmuş. Akşam yatarken burnuma takar takmaz bir ferahlık duydum. Hemen A kişisine de taktım , "oha harikaymış" dedi. Ciddi anlamda fresh bir nefes almanızı sağlıyor bu lavanta kokusu. Lavanta kokusunu da çok severim zaten. :))

Gece rahatlıkla uyumama fırsat veren Breathright sayesinde kabus da görmedim :)) çünkü genellikle rüyamda ya suyun altında olup nefes alamayıp uyanıyorum, ya da gökyüzünden yere düşerken hava basıncını kaldıramadığımdan nefessiz kalıp uyanıyorum. Demek ki doğru nefes almayı da sağlamış.

Rahat bir nefes sloganı ile çıktığı yolda, rahat nefesi en azından bana yaşattığı için teşekkür ediyorum.

26 Şubat 2017

Merhaba! Ben Kapitalizm


Ben Kapitalizmim ve kızlarınızı Barbie'lerle büyüttüm, sizden estetik operasyon için para istiyorlarsa bu şaşılacak bir durum değil

Ben Kapitalizmim ve çıkarlarım uğruna üstünüze moda endüstrisini saldım!Sonuç: 17 yaşındaki kızların %78'i dış görünüşlerinden rahatsız.

Ben Kapitalizmim ve bir kadının bir moda dergisini 15 dakika karıştırması kendi vücuduna duyduğu memnuniyetsizliği %50 artırmaya yetiyor!

Ben Kapitalizmim ve işyerlerinde çalışıyor olmak yerine protesto gösterilerine katılan insanlar beni çıldırtıyorlar!Dünya çapında yükselen anarşi, bu inatçı protestolar da neyin nesi? Yeni Apple ürünlerini beğenmediniz mi?

Ben Kapitalizmim ve bakış açınızı öyle bir değiştirdim ki, hırsız ve elitist bir CEO'nun hayat hikayesi sizin için "azim ve başarı hikayesi".

Ben Kapitalizmim ve ortalama bir insanın günde 5.5 saat TV izlediği bir toplumda alaşağı edilmek gibi bir kaygım yok!

Ben Kapitalizmim ve Steve Jobs tabii ki çok önemli biriydi, ancak %1'inizin ihtiyacı olan makineleri ucuz işçilerle üretmekte çok mahirdi.

Elbette bütün kapitalistler birer "aziz" gibi konuşacaklar, tıpkı Bill Gates gibi, 150 milyon dolarlık 66.000 m2 bir evde yaşayan bir aziz.

İnsan haklarını falan unutup kapitalizme iyice dalın! Fred Shuttlesworth da Steve Jobs gibi dün öldü ama hanginiz onu tanıyorsunuz ki?

Ben Kapitalizmim ve dün en mutlu günlerimden birini yaşadım, bencil bir kapitaliste, gaddar bir patrona aziz muamelesi yapmanız müthişti!

Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden ortalık miras kavgaları yüzünden kanlı bıçaklı olmuş akrabalarla dolu.

Hepiniz birer yalancısınız çünkü kendinize istediğiniz şeyi elde edince mutlu olacağınızı söyleyip duruyorsunuz.

Her yıl 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz bir koşu bandının üstünde fazla yediklerinizi eritmek için ter döküyorsunuz!

Ben Kapitalizmim ve benim yüzümden dünyada 600 milyon obez ve 1.4 milyar aç insan var!

Ben Kapitalizmim ve Starbucks için kahve temin eden bir çiftçinin oradan bir bardak kahve satın alabilmesi için 3 gün çalışması gerek!

Ben Kapitalizmim ve Batı dünyasından her yıl 3.5 milyon kişi Uzak Doğu'ya seks turlarına gidip çocuklarla ilişkiye giriyorlar!

Ben Kapitalizmim ve Uzak Doğu'da 6-12 yaş arası kızlar 200$ gibi  bir miktarla seks kölesi olarak satılıyorlar.

Ben Kapitalizmim ve "serbest piyasa ekonomisi" dünyanın en büyük yalanı.

Ben Kapitalizmim ve Amerikalıların %24'ü eğer milyarder olmaları için gereken bu olsaydı bütün ailelerini reddedebileceklerini söylüyor.

Ben Kapitalizmim ve kadınlara sesleniyorum! Lütfen birer obje haline geldiğinizi aklınıza getirmeden Victoria's Secret'a koşun.

Victoria's Secret ülkelerime Türkiye de ekleniyor, incecik bir parça çamaşıra 80$ verince çok çok mutlu olacağınızı garanti ediyorum!

Ben Kapitalizmim ve bütün zavallı kölelerim yarın akşam Vogue Fashion's Night Out'un tadını çıkaracaklar mı?

Ben Kapitalizmim ve 15 yaşındaki bir çocuğun iPad alabilmek için böbreğini sattığını duyunca zevkten dört köşe oldum!

Ben Kapitalizmim ve Madonna'nın sadece Londra'da 8 evi var, ortalama 600 evsize barınak olabilecek büyüklükte.

Ben Kapitalizmim ve Tayland'da Disney fabrikası için çalışan bir çocuğun Disneyland'e girecek parayı çıkarması için 55 gün çalışması gerek.

Afrika kıtası dünyanın altın rezervlerinin %90'ını elinde bulundurmasına rağmen, dünyada sadece 4 tane Afrikalı milyarder var.

Ben Kapitalizmim ve Afrika kıtasından her sene 8.5 milyar $ değerinde pırlanta çıkıyor, kıtanın açlık sorununu çözmeye yetecek miktar...

Ben Kapitalizmim ve siz pırlantalara bayılırsınız, Hindistan'da 1 milyon kişi günde sadece 1.2 dolar kazanarak o pırlantaları üretirken.

Dünyayı sarışın kadınların güzel olduğuna inandırdım, bu yüzden Asya kıtasında 300 milyon kadın düzenli olarak beyazlatıcı sabun kullanıyor.

Ben Kapitalizmim ve sizin hayatlarına özendiğiniz Hollywood yıldızlarının % 64'ü kokain bağımlısı.

Ben Kapitalizmim ve yılda 20 milyon çocuk açlıktan ölürken siz aynı tişörtü haftada iki kez giymeye utanıyorsunuz.

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, artık farkına varın, taptığınız tek tanrı benim!!!

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar 5 yıldızlı Kabe manzaralı otellerinde, "ibadet" ederlerken?

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, Müslümanlar kutsal topraklarına gittiklerinde bile alışverişe koşarken?

Ben Kapitalizmim ve siz hangi tanrıdan bahsediyorsunuz, bütün dünya Hristiyan bayramı Noel'i sırf alışveriş yapıp eğlenmek için "kutlarken"?

ABD'de 7 milyon evsiz insanın olduğundan kimsenin haberi yok çünkü TV'de gördüğünüz Amerikalıların hepsi havuzlu villalarda yaşıyorlar.

Ben Kapitalizmim ve yine başardım! Bütün kadınları dolapları tıka basa dolu olduğu halde giyecek hiçbir şeyleri olmadığına inandırdım.

Dünya nüfusunun %50'si dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %1'ine sahip.

Dünya nüfusunun %1'i dünya kaynaklarının ve zenginliklerinin %50'sine sahip.

Ben Kapitalizmim ve bankacılar benim evlatlarım.

Amerikalıların %85'i ekonomik durumlarını iyileştirebilecekse faşist bir hükümeti seçebileceklerini söylüyor. İşte kapitalin gücü!

Amy Winehouse gibi bağımlılara acırken hepinizin birer bağımlı olduğunu unutmanız ne kadar komik, zavallı tüketim bağımlıları!

Ben istediğim kadını elde ederim, biraz altın, biraz pırlanta, biraz şan şöhret, birkaç güzel vaat, tamamdır.


Anonim Alıntıdır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...