30 Mayıs 2016

Ivır Zıvır Part 52

Bazı insanlar gerçekten çok şanslılar. Dünya'yı gezme şansına sahip olanlardan bahsediyorum tabii ki. Geçenlerde bir video gördüm, kendimden geçtim. Adamın teki ufak kızı ile dünyayı geziyordu ve dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyordu. İşte bu:


Hayalim bu sanırım. Değişik yerler görmek, değişik insanlar tanımak, değişik yemekler tatmak. Dilimi bilmeyen insanların yüzüne bakarak bütün derdimi tasamı anlatmak. O an aklımdan ne geçiyorsa onu söylemek ve saçmalamak..

İnsan hayaller kurarken gerçekten destek almadan atıyor. Benim kutuplara gidip yaşama fikrim gibi.. Hayır insan seven bir insanım ben. Kutuplarda yılda iki kez uçak gelen bir yerde ne yapabilirim ki? Tüm yıl düşünsenize, dağın başında, buzulların arasında yaşıyorsunuz. Bir postane işi vardı hatta. Ciddi ciddi baş vurmayı düşünüyordum. Neyse ki geçti o sevda

Diğer sevdam ise Afrika'ya gitmekti.

Yapmak istediğim onca şey varken, neden onca şey yapmıyorum ve bunca şey yapıyorum. Hayat gerçekten zorluklar ekseni. Önemli olan "insan" olmak..

İnsan olmayı beceremeyen varlıklarla yaşadığımız şu evrende; olan olaylar beni gerçekten hayrete düşürüyor. Metro da yaşanan olayı duydunuz mutlaka. Hepimiz tek başımıza seyahat ediyoruz bir şekilde.. Hele ki şehirler arası otobüste olacak iş mi? İnsan ne dese bilemiyor.. Ama geçenlerde güzel bir şey oldu. Nesrin Cavadzade sosyal medyayı çok düzgün kullanan sanatçılardan bir tanesi. Kendisine sosyal medyadan gelen tacizlere bir çözüm bulmuş. Geçenlerde tacizcileri bir galeri de yayınlayacağını duyurmuş. Tacizciler cinsel organlarının fotoğraflarını falan gönderiyorlarmış. Bunları isimleri ile teşhir edecekmiş. Tabii ödleri kopmuş tacizcilerin. Kopsun anacım. Keşke daha büyük yaptırımlar olsa; keşke..

Kadın olmak zor bu devirde. Kadınların kadınlara tahamülü yok, bir de erkek ırkından medet umuyoruz. Yok öyle bir dünya. Kadınlar da çok çirkef günümüzde. Yaptıkları yanlışları yalanlarla örtmeye çalışıyorlar. Yalanları yüzlerine vurulunca sağdan soldan size saldırıyorlar. Hatalıyım kardeşim, sağol diyeceğine; hiç alakası olmayan bir konuda gelip "ama senin de öyle yeaa " diyebiliyorlar.

Neyse gençlik. Onca okul oku, onca insanla içli dışlı ol, onca çalış, onca koştur; sonra karşına cahil cühela çıksın sen şok ol. İlkokul mezunlarının tanıdıkla işe alındığı bir ülkede yaşıyoruz ne de olsa. Adalet; Allah tarafından gerektiği zaman mutlaka yerini bulacaktır. Haksız kazançlarınıza sizler devam edin.

Ayrıca çocuk doğurmak öyle kolay bir iş değil! Anlayana.

27 Mayıs 2016

Din Elden Gidiyor..

Bir zamanlar laiklik elden gidiyor ağlaklığı yapan teyzeler vardı. Şu an aynı ağlaklığın paralelinden devam edeceğim; din elden gidiyor. Ciddi manada gidiyor.. Öyle böyle değil..

Daha az önce örtülü bir blogger'ın saçlarını boyayıp; paylaştığını gördüm. Her açıdan saçlarını çekmiş ama Allah razı olsun yüzünü göstermemiş. Başka postlarda yüzünü de görmüşüz gerçi ama onun için sorun değil bu. İnternet alemindeki türlü insanların onun için namahrem olduğu bilincine varamamış. Ya da gerçekten günümüzün örtülüsü. Ya da diyorsunuz ya sosyetik kapalı..

Nedir sosyetik kapalı?

Modayı yakından takip eden, makyajını eksik etmeyen, örtünmenin bilincini algılama kapasitesi olmayan, kadın-erkek ilişkilerinde seviyesini koruyamayan vs.. vs..

Bu kadınlar toplumumuzda her geçen gün sinir bozucu bir şekilde artış göstermektedirler. Namaz kılmazlar misal. Ama güzelce örtünürler. Popoları ortadadır. Ojelerini de sürerler, rujlarını da.. Özellikle rujlar vazgeçilmez parçalarıdır. Çünkü dudaklar önemlidir. Kaşlar kaldırılır, burna hızma takılır. "Ziynetlerinizi örtün" der ayet. Fakat ziynet olabilecek her şeyi ortadadır. Kadını kadın yapan tüm şeyler.. Düğünlerde, özel günlerde örtülerini açarlar kimisi. İşte kimisi de internette ifşa ederler kendilerini. Bir şekilde beğenme hırslarını sergilerler..

Zenginleri de vardır bunların. Pahalı arabalar, burnu havada yürümeler, etrafındakileri hor görmeler. Bir de yalandan yardım kermeslerine, yardım gezilerine felan giderler bunlar. Ay ben çok duyarlıyım der ama ufak bir çocuk mendil satsa suratına bakmaz. Hele bi de elbisesine dokunsa, cırlar olduğu yerde.

Bir de bu tiplerde kimse beni çekemiyor tribi vardır. Sanırsın ki, tüm dünya onların peşinde. Böyle bir afralar, bir tafralar. Yok beni çekemeyenler anten taksıncılar..

İnsanı dinden imandan soğutan bu tipler; bu dünyayı olabildiğince güzel yaşadıklarını sanırlar. Halbuki dindar kesime yapıştırdıkları iğrenç yafta, yaptıkları ve dindar olmayan kesime de verdikleri imaj yüzünden elbette Allah diğer tarafta layıklarını verecektir. Ben şahsen hakkımı helal etmiyorum bu tip örtüme kötü laf getirenleri.

Sadece kadınlar mı sanıyorsunuz? Hayır! Bir de bunun erkek versiyonu var. Elinde tesbihi, sakalı ve arabasının anahtarı ile türlü haltlar yiyip, ben el değmemiş kız alıcam muhabbetindedirler. Geçenlerde arkadaşım söyledi; adam şöyle şöyle yaptı ama sorsan dinden imandan başka şey konuşmaz. Umre'ye bile gitmiş. Bir de Umre'ye gitme modası çıktı bunlarda. Oraya gidince bir temizleneceğim düşüncesi.. Allah kabul etsin de; gelince düzel be güzel kardeşim..

Toplumsal ve birlikte yaşamak olduğumuz şu ülkede; insanlara gösterdiğiniz hareketler, yaptıklarınız ve yapacaklarınız tüm dini sorgulatıyorsa eğer; bir dönüp kendinize bakın. İnsanlar size bakıp "İslamiyet böyle miymiş?" deyip, sizin yaptığınız o saçmalıklara inanmaya başlarlarsa; işte o zaman aslında bizim korkmamız gerekiyor.

Müslüman kadın kendini korur, kendini gizler, kendini ifşa etmez. Bunun örtü veya örtüsüzlükle alakası yok. Ama eğer illa örtü takacağım diyorsan ; örtüye uygun davranacaksın. Hiç bir şeyde aşırıya kaçmayacaksın. Örtündüysen de düzgün örtüneceksin. Layıklıyla örtünene laf getirmeyeceksin.

"Örtünmüşse bu onun tercihi, nasıl istiyorsa öyle yapar"cı bir insan olan beni bile çileden çıkardıysanız; vay bana vaylar bana.

23 Mayıs 2016

Ivır Zıvır Part 51

Bugünlerde deli gibi film çekiyorum. Teslimime az kaldı. Kurgu başında sabahlarken; filmimden her dakika nefret ediyor, soğuyorum. İnşallah kabul ederler. Etmezlerse, ne diyeceğimi bilmiyorum. Filmi savunabileceğimi de sanmıyorum. Sanatsal bir film bu arkadaş. Video art. Ben size eğlence vadetmiyorum, Ben size mutluluk da sunmuyorum. Ben size sıkıntı, bunalım ve dert gönderiyorum.

İşler, güçler, yoğunluklar derken; bıktım araba direksiyonunda verdiğiniz pozlardan. He evet, çok iyi araba kullanıyorsunuz. Trafiğin nabzı sizden sorulur. Her yere arabanızla gidiyorsunuz ama bıktım. Gerçekten bıktım. Direksiyon başında şarkı söylemenizden, arabanızın logosunu göstermenizden, dinlediğiniz kezban şarkılardan, hep bıktım..

Sırf şu yukarıdaki nedenlerden dolayı kapatmayı düşünüyorum snapchat ve facebook'u. Gereksiz insanlar silsilesiyle muhattab olmak zorunda kalmak çok kötü. Sanırım bu da benim imtihanım. Sizler tatmin olacaksınız diye girmediğim günah kalmadı burada. Ne gerizekalılığınız kalıyor bende, ne görgüsüzlüğünüz.

Görgüsüzlük tabi. Sözlenir, sözlüsünün evlenme teklifini gözümüze sokar. Nişanlanır, nişan fotoğraflarını boy boy seyrederiz. Evlenir, tüm fotoğrafları tek tek sosyal medyaya yükler. Balayına gider, neredeyse gerdek gecesini bile paylaşır. Çocuğu olur, özel yeri hariç her şeyini görürüz ve kaç aylıksa o ayın rakamı yanına saçma sapan objelerle yazılır. İşe gider, iş derdini anlatır. Seyahat eder, yolculuğun sıktığını söyler. Sanki bizler zorla göndermişiz gibi.. Çocuğu yaramazlık yapar, gelir anlatır iletisinde. 1 yaşında çocuğun doğum günü olur, ona şiirler, yazılar döşer sanki anlayacakmış gibi.. Neyin peşindesin dostum? Neyi ıspatlamaya çalışıyorsun. Anladık çok mutlusun. Çok iyisin. Evin var, araban var, kocan var, çocuğun var, işin var, geziyorsun.. Dört dörtlüğü de geçmiş hayatın, otur bi mutluluğunu yaşasana. Neyin ıspatı bu? Çek arabanı önümden. Ya da sen dur, ben gideyim

Kesinlikle sosyal medya insanı günaha sokuyor. Instagram da kendini teşhir etmekten zevk alan kadınlar-kızlar, göğüslerini ortalık yere atanlar, popolarını sergileyenler, çocuklara makyajlar yapıp; çocuk teşhirciliğine soyunurlar.. Soyunmadık yerleri kalmaz, başka şeyler yaparlar.. Yok anam yok, konuşmayım ben iyisi..

İyi olan her şeyin bittiği şu dünya da, umarım güzel şeyler de oluyordur. O kadar güzeller ki, biz görmüyoruz bence. Çünkü çirkin olan ne varsa; gözümüze sokuluyor, kör oluyoruz.

Teşekkürler kapitalizm! Her dakika sana küfrediyorum. Seni sevmiyorum. Senden nefret ediyorum ve bundan hiç rahatsızlık duymuyorum.

19 Mayıs 2016

Yer Keşfi:Taşlıhan Restaurant & Butik Otel

Bir yer keşfi ile tekrar karşınızdayım sayın okuyucu. Taşlıhan Restaurant ve butik otel. 

Bundan bir yıl kadar önce bu mekanı keşfetmiş ve gitmeyi kafaya koymuştum. Ancak gitmek nasip oldu. Giderken köprü trafiğine takılınca dönmeyi çokça düşündüm. Hatta köprüden önce son çıkış yazısını görünce de oradan sapmak, Ortaköy'de bir yerde yemek yemeyi hayal etmek istesem de olmadı. Yola çıkmıştık bir kere sonuçta..

Trafiksiz bir saati tercih ederseniz veya avrupa yakasında değilde anadolu yakasında ikamet ediyorsanız ulaşım çok daha kolay olacaktır. Fakat gelin görün ki, mekan gözümde o kadar iyi yer edindi ki; kesinlikle o trafiği çekmeye değerdi.

Anadolu Feneri- Beykoz'da yer alan mekanın iç tasarımı oldukça güzel. Eskitme köşeler, koskoca bir akvaryum, muhteşem boğaz manzarası.. Bir insanın isteyebileceği her şeyi içinde barındırıyor. Tabii mescidinin olması da beni 12'den vurdu diyebilirim. Büyük bir bahçesi var ve bahçede bir sürü masa. İç masaya oturdum, manzaram kapandı korkusu yok, çünkü tamamen boğaza karşı konumlanmış durumda. He bir de ormanın kokusu ve o kuşların cıvıltısı İstanbul'un iğrenç stresi ve egzoz kokusundan çekip alıyor sizi.

Gelelim yemeklere.. Meze olarak getirilen haydari yediğim en güzel haydariydi net. Ancak bir haydari bu kadar güzel olabilirdi. Ve de cömertçe servis edildi. Ben de yemekten çekinmedim, öyle bir gömüldüm ki, ana yemek gelene kadar doydum. Mezenin içinde ayrıca ezme, zeytinyağlı sarma,barbunya ve salata vardı. Ben zeytinyağlı sarma ve salata yemediğimden haklarında pek bir şey söyleyemeyeceğim fakat a kişisi çok iyi olduğunu söyledi.

Normalde balık ile ünlü olsa da ben balık yemediğimden köfteyi tercih ettim. Akçaabat köftesine inanılmaz beğendiğim köftesi bir harikaydı. Kızarmış patates ve pilav ile servis edilmişti. Son olarak da baklava servis edildi. Baklava dondurmasıyla oldukça iyiydi. Ve tabi çok açık çay. Bunca şeyin üzerine gidebilecek en güzel şeydi o manzaraya karşı..

Mekanda kalabiliyorsunuz da. Geceliği 200 tl imiş. Açıkçası kalmayı düşünüyorum yakın bir zamanda. Eğer vaktiniz varsa; gidip bir görün derim. Kahvaltısı da muhteşemmiş. 

Gitmek isteyenler için :Adres: Menekşe Sok. No:6, Anadolufeneri/Beykoz/İstanbul

17 Mayıs 2016

Mutluluk Neydi?

Son zamanlarda mutlu olduğum günleri hatırlamaya çalışıyorum. Bu gerçekten benim için zor oluyor. En son ne zaman mutlu olduğumu bile bilmiyorum. İçimi kemiren iğrenç bir şey var. Durmadan beni kötüye, hep daha kötüye iteklemek isteyen ve zorla da olsa bastırmaya çalıştığım o iğrenç şey.

Çok küçük yaşta onunla tanıştım ben. Sonra birisi daha çıktı karşıma. O çok daha iyi niyetli. Bir de ben. Üçümüz aynı bedene hapsolmuş gibiyiz. Karar aşamasında sesleri daha yüksek çıksa da; normalde de beni rahat bırakmayan, huzursuz eden yanları var. Evde oturup sakince kafa dinlemek diye bir şey yok bende. Mutlaka kafamın içinde gezinin milyonlarca düşünce söz konusu. İyileri bir taraftan duyuyor, kötüleri diğer taraftan duyuyorum. Kötüler canımı her zaman daha çok yakıyor. Ya şöyleyse, diyor kötü. Aslında muhtemelen böyle oldu deyip konular hakkında hikayeler üretiyor. İyi taraf olmasına imkan yok dese de sesi hep cılız çıkıyor. Nefes alamıyorum, ağlamak istiyorum, mutsuz oluyorum..

Lisedeyken hep kötü olanın sesini dinlerdim. O ne derse o doğruydu. Sonra iyi sesi dinlemeye başladım. Herkes tarafından onaylanıp, sevilmek çok daha hoşuma gitti. Ama bir şeyi yanlış yaptığım an, herkes sanki onca iyiliği yapmamışım gibi davranıyor, bana hak etmediğim davranışı sergiliyordu. İşte o zaman kötü çıkıyordu ortaya. Beni bıraktın da ne oldu diyordu. Bak, insanoğlu topraktan yaratıldı ve her an çamurlaşabilir.

İyilik ile kötülük zinciri içinde kırılmayı bekleyen bir metal parçası gibiyim. Mutsuzum, umutsuzum. Kafamın içindeki o iğrenç sesleri duymamak için bir zamanlar metal müzik dinlerdim delicesine. Bugünlerde de kulaklığı takıp, son ses dinliyorum. Yalnız hissediyorum. Kötü olan yalnız hissetmemin sebeplerini bir bir sıralıyor. Dİnlemek istiyorum, ama dinledikçe kötü taraflara gideceğimden korkuyorum. Belki de iyi, bilmiyorum.

Mutluluk denen şeyi aramaya çalışmaktan vazgeçmeliyim belki de. Belki de mutluluk bir zamanların yanılsaması. Ya da ben gerçekten borderline'm ve asla mutlu olamayacağım. Belki bir gün, bir yerde öldüğümde herkesten çok mutlu olacağım.

16 Mayıs 2016

6 Haziran!

a kişisinin doğum günü
hastanede ilk kez yatacağım gün
ramazanın birinci günü
tez savunmamın günü

sanırım bu 6 haziran benim için gerçekten sansasyonlu geçecek. bana dua edin lütfen :/

15 Mayıs 2016

İhtiyacınız olan mobil uygulama


akıllı telefonlar ile hayatımıza giren mobil uygulamaların bazıları gerçekten gerekli uygulamalar. bunlardan bir çoğunu eğlence için kullansak da ihtiyacınız olan ve henüz yapılmamış olan mobil uygulama mevcut mu acaba?

mesela ben son günlerde günlük yemek pişirme menüsü sunacak olan bir uygulama tasarlama aşamasındayım. çünkü gerçek bir ihtiyaç evde yemeğini kendisi yapanlar için. benzer uygulamalar var fakat ayrıştıracak bir kaç özellik de ekleyeceğim.

kullandığınız,olmazsa olmaz veya olsaydı keşke dediğiniz mobil uygulamaları alalım.

10 Mayıs 2016

Eskiye Dönmek

hayat gerçekten çok ilginç .
durup dinlendiğim yer ortaokulu okuduğum okulun önü. buraya neden böyle saçma bir bank koymuşlar bilmiyorum ama yaklaşık yarım saattir yürüyordum. artık ayaklarıma kara sular inmişti ki bu bankı farkettim. oturayım dedim. bu sıcak havada serinlik ağacının altında bulunan muhteşem bankla böylece tanışmış oldum. karşımda ortaokul yıllarım varken neler anlatacağımı hiç bilemedim şahsen. 

hayat gerçekten çok ilginç bir varlık. ne zaman nerede insanın başına ne geleceği hiç ama hiç belli olmuyor. aslında çok ilginç hayallerim vardı benim. okulu bitirir bitirmez Afrika'ya gidip oradaki insanlarla tanışıp hemen ardından ölecektim. muhtemelen bir hastalık bana bulaşacaktı ve arkamda bir sürü beni seven yetim çocuk olacaktı. fakat gelin görün ki şu an ortaokulu okuduğum okulun karşısına geçmiş, sizlere bu satırları yazıyorum. 

mutluluk ile mutsuzluk arasında ince çizgide gidip geleceğini bilmeden ailesinin zoruyla okumaya gelen çocukları izliyorum ilginç bir biçimde. belki yıllar sonra onlarda buraya gelip benim gibi eski günlerini yad edecekler. Hadi hayırlısı gençler.. Hayat hala çok güzel.

Ivır Zıvır Part 50

Keşke daha az konuşabilsem. Ama yook, illa düşündüklerimi çat diye söyleyeceğim karşımdakine. Alınır mı gücenir mi hiç düşünmeyeceğim. Ah o ince düşünceli kızcağızlar yok mu? Onlara ayrı hastayım. Ne dediklerine dikkat ederler, aman karşımdakini kırmayayım diye sakin sakin konuşurlar, seslerini yükseltmezler. Azıcık sizden bana da bulaşsın be.

Bir de bana dağınıklık bulaşmış bir zamanlar. Ruhum dağınıklıkla sakinleşiyor. aradığım şeyi dağınık olan yerde daha kolay bulabiliyorum. Çünkü nereye koyduğumu biliyorum.

Sinirlenince içimde boya yapma hırsı beliriyor. Böyle elime versinler o an koskoca bir fırça, tüm duvarların rengini değiştirebilirim. Ya da yağlı boya yaparım eski günlerdeki gibi. Bugün gittiğim yerde yağlı boya tüplerine baktım da; ben almayalı bayaa pahalılaşmış meletler. Özledim o günleri. Fırçanın tuval üzerinde dans etmesini. Çizdiğim şeyleri benden başka kimsenin anlamamasını. Kendimi ifade etmeyi ya da edememeyi..

Bir de keşke bu kadar kafayı takmasaydım bir şeylere.. Ne kadar çok bilirsen canın o kadar acır, o kadar mutsuz olursun demişti biri bir zamanlar. Şimdilerde ona o kadar çok hak veriyorum ki. Aklımın bir karış havada olduğunu eklemişti. O zamanlar öyleydi, mutluydum da işin güzel yanı. Sanırım artık daha iyi anladım büyümenin nasıl bir duygu olduğunu. Büyüdüm ve öğrendim. Öğrendikçe ve büyüdükçe mutlu olmanın ne kadar zorlaştığının bilincine vardım. Zaten bize gülmeyi hatırlatan çocuklar da olmasa çekilmez bu hayat.

Çekilmez ama Allah ölümün de hayırlısını versin. Zira ben rüyamda dün; koskoca bir binanın altında ezilerek öldüm. Rüya olduğunu biliyordum, ölmeyeceğim ne de olsa diyordum. Bir kenara pustum ve binanın yavaşça üzerime yıkılmasını bekledim.Sonra da nefessizliğimle uykudan uyandım. Yine uyku apnesi nöbetiydi tabi.. İnsomnia başlangıcında olmamın da etkisiyle; uyusam da hep uykusuzum. Hep uyuma isteği. Gerçekten sinir bozucu..

Sinir bozucu bir diğer şey ise Ösym. Arkadaş neden böyle saçma sorular soruyorsunuz. Pazar günü Ales'e girdim.. Daha önceki girdiğim ales te zor yetiştirmiştim soruların cevaplarını. Biraz yavaş yavaş çözmüştüm, sindire sindire.. Bu kez son dakikaya bırakmamak adına hızlıca çözdüm soruları. Saate baktım; gözüm öyle dönmüş ki 11.30 gördüm. 12 de bitecekti sınav ve ben daha ikinci bölümün bir kaç sorusunu çözmüştüm. Bir depar attım. Bitti, optik okuyucuya da geçirdim. Saate tekrar baktım 11'di. İlkinde nasıl yanlış görmeyi başardım ve aslında kaçtı bilmiyorum. Sınavın bitmesine 1 saat kala sınavım bitmişti. İşin kötü yanı, bazılarını okumaya falan üşendim, atlaya atlaya okudum. Sonra dedim, bu böyle olmayacak. Geri dönüp tekrar çözeyim, nasıl olsa 1 saatim var. Amaan dedim sonra; boşver nasıl olsa çalışmadın hiç, bi halt olmayacak, boşa zaman kaybı. Çık burdan, ilerde bi müze var; onu gezersin. İçimdeki ikinci sesi dinledim ve çıktım sınavdan. Kapıya çıktığımda ilk çıkan ben olduğumdan herkes bana Madonna'ymışım gibi baktı. Ben de Madonna gibi davrandım.

8 Mayıs 2016

Başlarım Anneler Gününüze!

Oldum olası karşıyım kapitalist sistemin dayatmalarına. özellikle böyle özel olduğu söylenen günlere ayrı sinirliyim. sevgililer günü, anneler günü ve babalar günü. bunlar kadar toplu sünnet töreni çakması bir mevzu daha yok. insanların duygusunu sömüren, yalancı, gereksiz ve bir o kadar da saçma günler..

bugün anneler günüydü. tüm anneler özeldi. tüm sosyal medya mecralarında gördük; herkes annesine sayfalarca yazılar döktürdü. hayır ama canım benim; daha dün annenin arkasından saydırmıyor muydun tüm kezbanlığınla. hani seni hiç bir yere göndermiyordu. hani hiç anlaşamıyordunuz. hani seni hiç anlamıyordu. şimdi ne oldu da o senin en yakın arkadaşın oldu? hani sana hep kızıyordu, hiç bir yere göndermiyordu, şimdi nasıl oldu da hayatta seni en iyi anlayan kişi annen ilan edildi?

Ah bu saçma ve yalaka sevgi gösterileri. herkes okudu ve mutlu oldu evet. senin annen hakkında yazdığın o saçma, üstün körü, samimiyetsiz cümlelerinin hepsine o kadar mutlu oldum ki anlatamam. ayyy dedim kendi kendime, ne kadar da iyi arkadaşlarmış. ne kadar da iyi anlaşıyorlarmış. demek ki bu güne kadar anlattıklarının hepsi yalanmış.

kapitalist sistemin harcama endüstrisine verdiğimiz tüm emekler için ayrıca teşekkür ederim. alınan çiçekler, hediyeler ve diğerleri. kapitalizm artık çok daha mutlu bir canavar ve tüm kanımızı emmeye devam ediyor son hızla. sisteme ayak uydurmak için yaptığın samimiyetsizlikler ise cuk diye oturuyor her yere..

hayır bir de anne bu. anne.. hayattaki en önemli varlıklardan bir tanesi. yaşayan ve seni herkesten çok seven, kollayan kadın. senin annen var evet, fakat ya annesi olmayan o insanı düşündün mü? annesini yeni kaybetmiş, ya da yıllar geçmiş olsa da kalbindeki acısı daha da büyümüş, gelinliğini görmemiş, elinden tutmamış insanı düşündün mü;? hayır, düşünmedin. umrunda değil çünkü kapitalist sistem sana kutla dedi. sen de hediyeni aldın, yetmedi paylaştın. paylaştın ki hediye almamış olanın annesi üzülsün, seneye de o alsın. o da yetmedi, tüm güzel anılarını anlattın. gözlerimizden yaşlar getirdin annemiz olmasına rağmen. gözümüze soktun tüm samimiyetsizliğinle. yarın sabah yine evden çıkarken annenle kavga etmeyecekmiş gibi duygusal cümleler ettin. 

kutlamıyorum efenim anneler gününü. benim annem özel bir kadın, en az annesi olmayan kadınlar ve adamlar kadar. siz kutlayın ama samimiyetsizliğinizi gözümüze sokmayın.

3 Mayıs 2016

Neydim, ne oldum


Yaşlıların şu meşhur lafı hep beni benden almayı başarmıştır. Ne oldum değil, ne olacağım diye düşün!

Çocukluğumdan beri yaşlılarla takılan bir insan olarak bunu hep amaç edinmişimdir. Yaşlılar dediysem, öyle 85 yaşlarındaki insanlar değil; benden yaşça büyük olan insanlardan bahsetmekteyim. Bu yüzden hep ne olacağımı düşündüm. Mesela ben küçükken polis olmak isterdim. Ortaokulun son sınıfına kadar bu amaçla yaşadım. Büyüyünce polis olacaktım ve süperkadın olarak tüm sokaklara korku salacaktım. Kötülerin azılı düşmanı, iyilerin kahramanı..

Sonra lise için polis okuluna başvurmak istediğimde matematik hocamın, ay pardon Türkçe hocamın etkisiyle vazgeçtim. Sen öğretmen olmalısın dedi bana. Yine bir ne olacağım korkusu aldı beni. Oturdum, öğretmen olma hayalleri kurdum. Üniversite sınavına ilk girdiğimde öğretmenliğe tutmadı puanım İstanbul içinde. Branş okumak istemediğimden yalnızca 5 tercih yaptım ve hepsi öğretmenlik.. Tabi hiç biri olmadı. Sonraki sene hala ne olacağım korkusu vardı içimde. Psikoloji okumaya karar verdim bu kez. Çünkü lisedeki mantık hocamı çok seviyor, mantıklı bir insan olmak istiyordum. Tekrar sınava girdim.

Babam beni karşısına aldı; kızım sen Kaymakam ol en iyisi dedi. Babamın kızıydım ben. Yine ne olacağım korkusuyla Kaymakam olmaya karar verdim. Sonra Kamu Yönetimini okumaya başladım. Baktım ki ben bu okulu bitiremeyeceğim, dersler çok saçma. Tekrar sınava girdim. Bu kez annem beni karşısına aldı. Kızım sen sosyal bir kızsın; Halkla ilişkiler okumalısın dedi. Ben yine ne olacağımı düşündüm. Anneme hak verdim. Benim kadar halkla ilişkili olmak isteyen başka bir insan yoktu heralde. Sonra annemin tercihi ile Halkla ilişkiler ve Reklamcılık kazandım. 2. senesinde Kamu Yönetiminden de mezun oldum. Kaymakamlık sınavına girmeye karar verdim ama ne olacağım korkusu izin vermedi. Halkla ilişkilerin staj döneminde aslında halkla ilişkiler okumak istemediğime karar verdim. 3. senesinde de Görsel iletişim tasarıma geçtim. Çünkü bir tek o bölüme geçtiğimde bir çok dersimi saydırabilecektim.

Bir çok dersi saydırıp 4 yıllık üniversiteyi 2 yılda bitirebilme azmini gösterdikten sonra kızım sen şimdi ne oldun sorusuna asla kısa bir cevap veremedim. Mesela, öğretmen oldum diyebilirdim. Ama hayır; ben kamu yönetimi mezunu, halkla ilişkiler ve tanıtım mezunu, görsel iletişim tasarımcıydım. Sanırım en sonunda ne olduğuma karar verdim. Fakat bu kez de insanlar görsel iletişim tasarımcıyı tanımadı. Grafikerim dedim. 2 yıllık mezunu heralde deyip aşağılandım.

Bu arada fotoğrafçılık kursları, bilgisayar eğitimleri de aldım. İngilizce öğretmenliği de yaptım bir ara bir dershanede. Sonra uzunca bir süre fotoğrafçılık yaptım. Fakat asla ne olduğuma karar veremedim. Aslında ne olacağıma da karar veremedim. Arada insan olmaya çalıştım; fakat gel gör ki, bazen onu da başaramadım.

Şu an sen nesin diye sorana, verebileceğim kısa bir yanıtımın olmaması sıkıntısındayım. Bazen yazar, bazen fotoğrafçı, bazen kamu çalışanı, bazen reklamcı, bazen grafiker oluyorum. Size ne lazımsa yaparım abi diyenlerdenim.

Fakat bana gelip sorarsanız; şu an yüksek lisansımı psikoloji alanında yapmak istediğimi söylerim. İçten içe; hala o mantık, psikoloji  ve felsefe üçlüsü içimi yiyip bitiriyor. Biz bu dünyaya okumaya gelmedik mi zaten? Ne demişti Allah? "Oku, seni yaradan Rabbinin adıyla Oku."

1 Mayıs 2016

Meydan Okuyorum! 8-9-10-11-12-13-14-15-16-17-18-19-20

Ne zamandır yazamadım, buralar hep yoğunluk çünki. Neyse efenim, meydanı boş buldum kaç günü birlikte yazacağım izninizle.

8- Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?

Çocuk görünce gülümsemeden edemiyorum. Allah'ım sana şükürler olsun, nasıl tatlı varlıklar onlar öyle. Hepsinin ayrı bir gülümseme sebebi olduğuna inanırken, ailelerine de onları büyütmek ve doğru şekilde eğitmen için sabır diliyorum. Bunun haricinde bana sürprizle gelen sevdiğim çikolata, çok susadığım da söylemeden gelen su, bisiklet kullanmak gülümsetiyor. Ha bir de ani planlarıma uyan dostlar kadar gülümsetebileni yok.

9-Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?

Sınav alanında iyi olmak isterdim. Çünkü hayatın koca bir sınav olduğu gerçeğinin dışında, durmadan sınavlara tabi olan bir bünyem var. Yaşım ilerledikçe eski tembel günlerimi geriye atıp özellikle sınavlar konusunda daha hırslı olduğumu fark ediyorum. Keşke o konuda iyi olabilseydim. Belki çok daha iyi yerlerde, çok daha iyi şeyler yapabiliyor olurdum. Belki de olmazdım, bilmiyorum.

10-Bize biraz güçlü yönlerinizden bahseder misiniz?

Sanırım yazmak benim en güçlü yönüm. Belki de en sevdiğim yönümdür de ben güçlü görmek istiyorumdur. Aileme karşı çok güçlüyüm. Yani sahiplenme duygumu hayal bile edemezsiniz. Bir de kararlarım konusunda güçlüyüm. Çok zor karar veririm, o zorluklara istinaden de o kararın ardında güçlüce ayakta durmaya çalışırım. Sanırım başka güçlü yönüm yok. Zerre kadar yer almadığım bu kainatta neyin gücünden bahsediyorum ki..

11-Biraz da zayıf yönlerinizden?

Hangi birini söyleyim ki? Sevdiğim kişilere karşı aşırı zayıfım zaten. Bir de paylaşma duygusu konusunda sorunlarım var. Sanırım en zayıf noktam duygusallığım, bazen dokunsan ağlarım. Bir de sinirli halim var ki, oraya dokunmaya görün. Genel olarak zayıfım ben ya. Ne desen alınırım, demesen de alınırım, bazen bakışından bile alınırım. Amaan kendimden soğudum.

12-İlk arabanız neydi? Peki şu an kullandığınız araç

Bunu kesinlikle yanıtlamak istemiyorum. Zira sevmediğim şeyler maddiyat (:

13-Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Nefret ediyorum şiirlerden. Bu yüzden sevdiğim bir şiir yok. Bana yazılan bir kaç şiir vardı ama hepsinin Allah belasını versin. Arkadaş bir insan şiirden bu kadar mı nefret eder? Benim gibi şair ve sanat ruhlu insan hemde. Amaan.

14-Özel bir yeteneğiniz var mı?

Özel yeteneğim yok sanırım. Gitar çalmak, paten kaymak, resim çizmek gibi sevdiğim işler var. Ha bir de çok severek bisiklet sürerim. Araba sürmekte sevdiğim şeyler arasında. Ama hiç biri yetenek halini almadı. Bir de çok güzel okurum ve yazarım. Ama yetemiyorum hiç bir şeye. Yok yeteneğim benim. Tek ayak üstünde zıplarken sakız çiğneyemem mesela. 

15-,Favori mevsimizi nedir?Neden?

Tabi ki yaz. Sıcacık.. Yıl boyunca aradığım sıcağı onda bulurum. Güneşi inanılmaz severim, çünkü kemiklerim ancak ısınır. Bakın hala üşüyorum ben. Tam ısınıyorum kış geliyor. keşke hep yaz olan bir yerlere taşınsam. hep orada yaşasam.

16- Hadi bize el yazınızı gösterin.


Görsel derste aldığım nottan bir ders. Öyle sorunca çat diye çekiverdim. Elimin altındaydı defterim. Bu kadar iğrenç değildir yazım aslında ama üşendim sizler için tekrar güzelce yazmaya. Amaan okunuyo sonuçta.

17-Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu olan özellikleri nelerdir?

Yengeç burcuyum ve bana uymayan özelliği yok. Yengeç neyse, ben o'yum resmen. 

18-Katıldığınız ilk konser hangisiydi?

Lisedeyken arkadaşımın verdiği konserdi. Harikaydı.

19-Satın aldığınız son giysilerle fotoğrafınızı paylaşır mısınız?

Moda blogu olmadığım için tabi ki paylaşmam. Merak eden instagrama buyursun.

20-Günün birinde nereyi ziyaret etmek veya yaşamak isterdin?

Yaşadığım yerden memnunum. Dünya üzerinde en yaşanılacak yerde yaşıyorum: İstanbul. Dilini, izini bilmediğim bir yerde gezmek isterdim. Neresi olduğu hiç önemli değil. Afrika, Amerika, Asya veya diğerleri. Fakat özellikle Mit'e gitmek isterdim. Oranın kampüs havası gerçekten beni çekiyor. Hem ziyaret hem ticaret amaçlı orada biraz daha takılmak isterdim açıkçası. Fakat yine memleketime dönerdim. Arada Trabzon'umun kokusunu alırdım. Yine evime, doğduğum, büyüdüğüm ve her kaldırım taşı dahi önemli olan İstanbul'uma dönerdim. Çünkü burada bir çok sokakta, mahallede anım var. Ve hepsi çok özeller.