31 Aralık 2015

2015 Yılı

Bu yıl ne oldu ne bitti bilmiyorum ama umarım geçen yıldan çok daha iyi şeyler olur önümüzdeki yıl. Özet geçemeyeceğim, çünkü iyisini kötüsünü ayırt edemez oldum hayat.! Kendinize iyi bakın.

29 Aralık 2015

MURPHY KANUNLARI VE YASALARI

Amerikalı bir mühendis olan Edward A. Murphy tarafından ortaya çıkarılan özdeyişlere ”Murphy kanunları’‘ diyoruz. Kuralların ortaya çıkışı 1949’lara dayanıyor. O dönem askeriyede mühendis bir yüzbaşı olarak görev yapan Murphy, bir çarpışma testinde her seferinde hata çıkmasına sinirleniyor ve hata yapan elemana ithafen ”Bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa eğer bu adam onu mutlaka bulur”  diyor. Ve bu lafından sonra takım arkadaşı olan John Stapp tarafından meşhur edilmesi süreci başlıyor. John Stapp, Murphy’nin bu laflarını kendi arkadaş ortamlarında esprili bir dille dile getiriyor ve kendi aralarında ”Murphy Kanunları” diye bir oluşum yaratmaya başlıyorlar. Daha sonra John Strapp, çarpışma testi projesi için röportaj verdiğinde; ”Yıllardır yaptığımız testlerin güvenilirliğini Murphy kanunlarının bize gösterdiği sonuçlara borçluyuz” demiştir. Ve böylelikle Murphy kanunları dünya genelinde yaygınlaşmıştır.

Murphy kanunlarından bazıları ise şunlar;

”Tabiat ana daima hatanın yanındadır.”

”Aptalların bile yapamayacağı bir şey yoktur, çünkü onlar da dahidir.”

”Üzerine reçel sürdüğünüz ekmek yere düştüğünde, her zaman reçelli yüzü yere dönük olacaktır.”

”Ekmeğe süreceğiniz tereyağıyla ekmeğin sertliği doğru orantılıdır.”

”Çözülen her bir problem, yeni problemler yaratır.”

”Bozuk bir alet tamire geldiğinde mutlaka çalışır.”

”Bir şeyin yanlış gitme olasılığı varsa yanlış gider.”

”Kendinden emin olmadığın zaman ikna edici konuş.”

”Kestirme, iki nokta arasındaki en uzun yoldur.”

”Herkesin zengin olmak için yürümeyen bir planı vardır.”

”Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.”

”Hiçbir şey göründüğü kadar iyi değildir.”

”Hayattaki güzel şeyler ya kanun dışı, ya ahlak dışı ya da şişmanlatıcıdır.”

”Popüler olan kişi sevilmemeye mahkumdur.”

”Radyoyu ne zaman açarsanız açın, sevdiğiniz şarkının bitiş melodilerini duyarsınız.”

”Yanlış numara hiç meşgul çalmaz.”

”Siz banyoya girmeden asla telefonunuz çalmaz.”

”İnsanlar hep gerçekleri ararlar, fakat hep kendi doğrularına göre yaşarlar.”

”Anlamıyorsanız çok açıktır.”

”Her şey mükemmel gidiyorsa, mutlaka bir yerde bir terslik vardır.”

Murphy, kendi kanunlarının yanı sıra savaş, aşk, evlilik vb. konularda da bir çok yasa ortaya atmıştır. O yasalardan bazıları ise şöyle;

”Düşman menziline girdi diye sevinme, sen de onun menzilindesin.”

”Savaşta ilk önce ölenler hiç korkmayanlardır. Onları en çok korkanlar takip eder.”

”Fark edilmediğinizi düşündüğünüz zamanlarda, herkes tarafından izleniyorsunuzdur.”

”Pimi çektiğiniz an, Bay El Bombası artık arkadaşınız değildir.”

”Bir bölgeyi güvenlik altına aldıysan, bunu düşmanına söylemeyi unutma.”

”Öldürmek, unutmaktan kolaydır.”

”Dost ateşi dostu da öldürebilir.”

”Bütün iyiler biriyle çıkar.”

”Eğer bir kişi biriyle çıkmıyorsa bir nedeni vardır.”

”Birinin seni sevme oranı, senin onu sevme oranının tamamen tersidir.”

”Her hareket düşündüğünüzün tam tersi bir reaksiyon ortaya çıkartır.”

”Para aşkı satın alamaz ama seni çok iyi bir pozisyona getirir.”

”Senin ona yaklaştığın an, onun başka birini bulduğu andır.”

”Eğer gerçek olabilecek kadar mümkün gözüküyorsa, mümkün değildir.”

”Evliliğe başlamak, bitirmekten daha kolaydır.”

”Evlilik, güzel bir ilişkiyi bitirmenin en kısa yoludur.”

”Evli bir çiftin aynı konuda ”evet” dediği son yer nikah masasıdır.”

”Aşkın gözü kör olabilir ama evlilik insanın gözünü açar.”

”Çiftlerden ilk önce uyuyan her zaman en çok horlayandır.”

”Erkek, eğer karısında bir hata bulamıyorsa boşanmış demektir.”

”İyi bir kavga en başarılı doğum kontrol yöntemidir.”


-Alıntıdır-

27 Aralık 2015

Ah şu kadınlar

Eğer bir kadın sizi umursamıyorsa,umursadığı başka birisi var demektir.

Eğer bir kadın ağlıyorsa işte o zaman yapabileceği bir şey kalmamış demektir.

Eğer bir kadın sizi kıskanıyorsa,çok seviyordur,paylaşmak istemiyordur.

Eğer bir kadın sizin üzerinize çok düşüyorsa, size bişey olacağından korkuyordur.

Eğer bir kadını sinirlendirmişseniz,işte o kadının yapacaklarından korkun. Çünkü bir kadın asla canını acıtanı acıtmadan bırakmaz.

Ya da bazı inançlı kadınlar sıkıntılarını yaratıcısına anlatır ve ona havale eder durumu. Çünkü o hep en güzelini ve adaletlisini yapar

23 Aralık 2015

Ivır Zıvır Part 48

Merhaba dostlar. Bugün de tek bir konuda uzmanlaşamadan her şeyden bahsedeceğim.

Adidas'tan aldığım ayakkabılarım fos çıktı. Bu konu hakkında ayrıca yazı yazacağım. Çünkü mevzuyu tüketici heyetine kadar getirmeyi düşünüyorum. O derece agresif bir durum söz konusu.

Odtü haberlerini okudukça eğitim sistemine lanet ediyorum. O kadar saçma bir sistemimiz var ki Odtü gibi adının dünyaca bilinmesi gereken teknolojik ilerleme kaydedecek okul ve öğrencilerin isimlerini hep yaptıkları eylemlerle, vandallıklarla ve benzeri saçma sapan hareketlerle duyuyoruz. Hayır, hakkınızı arayın tabi ama düzgün arayın. Ararken, biraz da oralarda bulunmanızın sebebini hakkıyla yerine getirin. Pardon, hak'^tan hukuktan ve özgürlükten anlar mısınız siz? Zira anlasaydınız, namaz kılan insanlara saldırmazdınız.

Star Wars denen illet Bim'e kadar düşmüşken insanların sevgisine hala anlam veremiyorum. Geçenlerde biri bir tivitinde bahsetmişti: Star Wars hakkında tek bildiğim milleti florasanla dövmeleri. Filmi izlemeye başlayıp,dayanamayıp yarısında kapatan bir insanım ben. Florasandan öteye geçemedi benim için. Abartmayın bu kadar, kapitalist sistemin Allah belasını versin.

Dün akşam Kandil gecesiydi. Dinimizde kandil gecesi var mı, yok mu tartışmalarını bir kenara bırakarak yine tüm arkadaş milletimize gerek mesajla, gerek whatsapp'tan, gerek tivitlerle, gerek feysbuktan falan hep kutladık. Hepimiz çok samimiyiz çünkü.

Samimi olanlardan bir kaçı da başörtüsünün üzerine kış günü güneş gözlüğü takan ablalarımız. Şallarını öylesine örten, saçlarını aralardan göstermeyi nimet sayan, yaptıkları her iyiliği gözümüze sokan, yaptıkları her işi paylaşan ve aslında hiç bir şey bilmeyip, biliyormuşcasına dağları delen insanlar.. Ah onların samimiyeti bir başka..

Son oynadığım oyun hakkında konuşmak istiyorum, aslında konuşmamı video halinde vereceğim size. Oyunu oynarken videosunu çekip, paylaşacağım, merak etmeyin. Oyunun adı: "The War of Mine" Oyun açılışta: "Modern savaşta hiç bir sebep olmaksızın köpekler gibi öleceksiniz" diyen Ernest Hemingway'in sözüyle başlıyor. Emin olun oyunda da köpekler gibi yaşıyoruz. Aslına bakarsanız yüksek binalarda istif olan hayatımız, bize ne sunulursa onu salyalarımız aka aka kabul edişimiz, bel altı olaylara ve durumlara olan düşkünlüğümüz falan hep köpekliğimizin belirtileri değil mi zaten? Hadi bir polyanna çıkıp hayvandan tek farkımızın düşünebilmemiz olduğunu söylesin. Peki gerçekten düşünebiliyor muyuz sizce?

Ben bıktım her bir şeyden. Bunca sistemin köpeği olmaktan. Eminim sizlerde bıktınız fakat daha da kötü şeyler oluyor bu yuvarlaklığı bile kabullenememiş, kutuplardan hafifçe basık; ekvatordan şişkin dünyamızda!

Dün tüm blog dünyası olarak ani bir haberle sarsıldık. Sergül Kato'nun (Yolun Neresindeyim Ben Blog Sahibesi) küçük Efsun'u hayatını kaybetti. Okuyunca şok yaşadım,bir kaç dakika inanmak istemedim ve hala inanmak istemiyorum. Allah'tan rahmet,kalanlara da sabır diliyorum.

Ölüm'ün üzerine, söyleyecek hiç bir sözümüz kalmadı.

22 Aralık 2015

Yeni Yıl İçin Alınabilecek En Güzel Hediye

Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.

Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.



Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu oynar başlık sayesindeyse normal bir fırçanın yapamayacağı kadar hareket edip, normalde ihmal ettiğimiz ulaşamadığımız yerlere bile ulaşıyor. Fırça başlıkları dişleri tamamen sararak birçok noktaya temas ediyor ve muhteşem sonuçlar almamı sağlıyor.

Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.

Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınızBu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)




Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Aralık 2015

Kebapzade Restaurant-Göreme

Çok değerli okurlarım, sizleri yine bir mekan için rahatsız etmekteyim.

Bildiğiniz üzere geçen ay Kapadokya gezimiz olmuştu. Gezide bir çok video çektim fakat ilk video çekimlerim olduğundan olacak ki, burada sizlerle paylaşmaya değer bir şey bulamadım maalesef. Bu yüzden başka bir gezide mutlaka tanıtımımı yapacağım.

Mevzu bu değil zaten. Gezimiz süresince bir çok yerde yedik içtik, fakat Kebapzade gibisini görmedik! Aslına bakarsanız Kapadokya'da dikkatimi çeken tek şey para oldu. Yani orada utanmasalar soluduğunuz hava için bile bir fiyat çıkaracaklar karşınıza. Bu mekan da onlardan bir tanesi.. Fakat gelin görün ki, en kötüsü diyebilirim.

Beni okuyan bilir, ciddi manada sinirlenmedikçe, kötülemem mekanları. Fakat burası gerçekten sinir bozucuydu. 6 kişilik arkadaş grubuyla mekana oturduk. Oturduktan sonra kızlar olarak tuvalete gittik. Zira öncesinde atv'ye binmiştik ve üstümüz başımız çamur olmuştu. Biz lavabodayken masaya tüm restaurantlarda gelen ön servisler gelmiş. İşte bilirsiniz, minci peynir gibi peynir, tereyağı, sıcak pide veya lavaş, soslu ikramlar. Bazıları bunlara meze der ama ben meze demekten pek hoşlanmam. Gelen serviste sıcak lavaş gibi bir ekmek varmış ufaktan. Tabii yemişler biz gelene kadar. Biz gelince de çok aç olduğumuzdan garsona dönüp lavaş istediğimizi söyledik. Fakat sonraki ikram edilecek olan lavaşların da paralı olduğu söylendi.

Ben bunca zamandır, evden çok sokakta yemek yiyen bir insan olarak böyle bir şey görmedim. Hepimiz şok olduk. Ekmek getirin bari dedik ki, dört beş minik ekmeklerden servis ettiler. Garsonların suratı hep asık ve servis edilen yemekler 3 kişilik olmasına rağmen tek kişilik gibi. Haaa fiyatlara gelecek olursak, boğaz yemeğiyle eş değer.

Mescidinin olması dışında hiç bir şeyden memnun kalmadığım, 10 liralık yemeğe 50 lira verdiğim (temsilidir) Göreme'nin en gidilmemesi gereken mekanlarından benim için..

Bunun haricinde eklemem gerekirse, Göreme'ye gidip mutlaka atv'ye binin. Atv ile gezi, yaptığımız gezinin en muhteşem olayıydı. Bunun haricinde ekleyebileceğim bir şey yok.

14 Aralık 2015

Eminönü-Saray Muhallebicisi

Merhaba sayın okuyucu.

Her zaman önünden geçtiğiniz fakat belki de bir türlü kahvaltısına nail olmadığınız Saray Muhallebicisindeydim geçen gün. Tabii ki kahvaltı için.

Sabah erken vakitte evden çıkmak zorunda olduğum ve işlerimi 12'ye doğru bitirdiğim için kahvaltı yapamamıştım. Bu benim için ölüm demekti ve Eminönü'ye vardığımda artık gözlerim kararmaya başlıyordu. Aniden gözüme çarptı Saray Muhallebicisi. Hemen içeri girdim ve kahvaltı tabağı istedim.

Kahvaltı tabağını çektim aynen. Sunumu çok hoşuma gitti. Ve inanması güçtür belki sizin için fakat tüm tabağı silip süpürdüm salatalıklar hariç. Çünkü salatalık yemeyi sevmiyorum ben. Yani hıyar halk deyimiyle.

Kahvaltı tabağının fiyatı bir çay dahil 17,5 lira. Eğer tekrar çay isterseniz 1,5 lira daha veriyorsunuz. Ben istedim. Çünkü kuru kuru gitmiyor bu melet :) Neyse efenim, gerek temizlik bakımından, gerek sunum bakımından ve gerekse hizmet bakımından mekana puanım 9. Çünkü peynirden çalmamışlar. Peyniri bol tutmuşlar.

Görseli de paylaşayım, sizler için de bir fikir olsun. Olur da yolunuz Emiönü'ne düşerse -ki bence düşer; bir deneyin derim kahvaltısını. Sokakta poğaça ,simit yemekten çok daha iyidir, eminim.

13 Aralık 2015

Başörtüsü Takılmalı Mı?


Fanatik olmasam da, ciddi manada takip ettiğim ve söylediklerine düşünerek hak verdiğim ender hocalardandır Nouman Ali Khan. Arap olup, ingilizce ile dünyaya açılan öğreticilerden bir tanesidir. Her zaman söylerim, birileri bir şey anlattığında o şeyi yeni duymuş ve öğrenmişsem; o kişi benim hocamdır.Neyse,bu mevzuya başka bir gün döneceğim.

Nouman Ali Khan bugün yayınlanan videosunda kendisine gelen bir mailden bahsetmiş. Öyle şok içinde kalmış ki.. Bir hanımdan gelen mailde "dinde başörtüsü yok, kuran da öyle bir ayet geçmiyor" demiş. Khan, böyle bir şeyi okumayı hiç beklemediğini ve gerçekten çok şaşırdığını söylemiş. Fakat daha büyük bir hayrete yaptığı araştırma sonucu düşmüş. Çünkü o hanım gibi düşünen bir çok insan varmış. Ah keşke bir de bizim ülkemizi görse.. Bir ara ciddi ciddi bu tartışılmıştı çünkü. Neyse, ilerde bununla ilgili bir konuşma yapacağını açıklamış fakat dille ilgili sıkıntıları anlatmış. Tabii eklemiş bir de, dinimizde her şeyde olduğu gibi örtünmek de bir tercihtir ve bu konuda kimse kimseyi zorlayamaz.

Gelelim Kur'an da geçen başörtüsü ayetine. Nur Suresi 31.ayet: (diyanet işleri çevirisi ile): Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

Khan bu konuda şöyle diyor: "Arapça o kadar harika bir dil ki "baş örtme" anlamına gelen bile 9 farklı kelime var. Onlardan yalnızca biri "مغغر , مقنع " خمار gibi birçok kelime var. Eğer yüzü kapıyorsan farklı bir kelime kullanılıyor,göğse kadarsa farklı bir kelime vs. Uzunluklarına göre farklı kelimeler kullanılıyor. Kur'an da kullanılan kelime خمار mesela. Biz genelde halk arasında hicab (حجب) deriz. Aslında hicabın başörtüsü anlamı yok, hicab "bir engel, set " anlamında. Duvara da hicab denilebilir mesela. Bir perdeye hicab denilebilir. Zamanla başörtüsü yerine kullanılmış fakat ne Kuran'da bu anlamda geçiyor, ne de klasik Arapça'da bunu bu anlamda kullanılmış. Kuran'da geçen kelime ise خمار. Bu kelimeyle ilgili güzel bir şey var ki, o da kelimenin başı örtmek anlamını bizzat taşıması. Başı ve daha fazlasını örtmek. 
İslamdan önce de kullanılmış bir kelime. Erkekler de خمار takarlarmış. Sarıkları bele kadar uzanacak derece uzunsa ona da خمار derlerdi. Kadınların arasında da değişik modalar vardı. Bazıları at kuyrukları ile birleştirip arkaya saldıkları bir örtü tarzı bir şey takarlardı başlarına. Yani öne değil de arkaya salarlardı örtülerini. Buna da خمار denirdi. Kur'an-ı Kerim de arkalarına değil, önlerine salmaları söylüyor, göğüslerine kadar. Yani himarın kalacak ama yalnızca değişiklik olarak onunla önünü de kapatman gerekiyor. Çünkü himar kelimesi zaten başını kapatmak anlamını içeriyordu. Belli bir uzunluğu olmalıydı.Kelimenin anlamında var zaten,İslami anlamından bile bahsetmiyoruz şu anda. Bu mana zaten kelimenin içinde var ama maalesef bazı mealler bu ayeti "örtülerini göğüslerinin üstüne alsınlar" diye çevirmişler. Halbuki "örtü" bir şal olabilir, herhangi bir elbise olabilir. Baş örtmek anlamına gelmiyor o şekilde açıkçası. Tüm bu kafa karışıklığının esas dile çok dikkat edilmemesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ve bir çok meal çalışmasının bu konuyu çok basite alıyorlar ve bizler de böylece kendimizce kesin sonuçlara varmaya başlıyoruz. Tüm bunları anlatsan bile insanlar -sen kim oluyorsun da beni buna yapmaya zorluyorsun diyebiliyor. Oysa ben kimseyi bir şeyi yapmaya zorlayacak konumda değilim. Ama en azından insanların Kur'an da geçen kelimenin bu olduğunu ve bu anlama geldiğini bilmelerini istiyorum. Eğer başka bir kanıt varsa elinde dinlemek isterim" diyor.

Bu konuda var olan tartışmalara bir son vereceğine inanıyorum. Zira annem Arabistan'dan Türkçe'ye bir Arap şeyhi tarafından çevrilmiş olan bir Kur'an getirmişti. Gerçekten de bazı yerlerde farklılıklar olduğunu gözlemlemiştim. Kesinlikle kafa karışıklılıkları dile tam olarak hakim olmamızdan kaynaklanıyor. Fakat bu, "Kur'an da öyle bir şey yok" gibi kesin yargılar vermemize de olanak sağlamamalı. Çünkü var olan ikinci bir şey de "Onlara benzememek". İki kadını veya adamı yan yana koyduğunuzda Müslüman olduğu ayrımının bilincine varabilmek. 

Bir de böyle bir tartışma ortamında bir arkadaşım tartışmayı durdurup "O halde sen de bana başı açık gezmelisin, saçlarını savurmalısın ya da bunun gibi başın açık şekilde gezilmesi gereken ayeti göster" demişti. Sonuçta Kur'an bir öğreticiydi. Özellikle kadınların yaşam tarzı için özel bölümleri vardı. Tabii erkeklerinde.. Ah dur şimdi erkeklere yüklenesim geldi. Onlar gelip şimdi burada hiç bıdı bıdı yapmasınlar. Önce siz müslüman gibi davranın, müslüman gibi olun, müslüman gibi yaşayın, sonra gelin kadını eleştirin. 

Çok değerli bir arkadaşımın da dediği gibi: "Ne zaman ki pazardan aldığım meyveler eve geldiğimde çürük çıkmazsa, işte o zaman müslüman bir ülkede yaşadığıma inanacağım." Tamam dağılalım artık.

Ha bir de bizi öcü gibi görmeyin ya. Ya da cennetlik, hiç hata yapmayan insanlarmışız gibi davranmayın. Falsoları bulup, sağda solda yayınlamayın. Çünkü örtünsün veya örtünmesin; kadın kadındır. Hatası kendinedir, seçimi de kendine. Burada yazılan yazının amacı Kur'an da geçen kelimenin Arapça anlamı ve eğer varsa yanlış bilinen bir şey düzeltilmesidir. Saygılar.

11 Aralık 2015

Eğitim Fakültesi Sorunsalı

Bildiğiniz üzere son zamanlarda formasyon alanında olabildiğince büyük adımlar atıldı. Artık formasyon denilen şey sertifika adı altında okullar tarafından dağıtılır oldu. Her okul kendi öğrencilerine öncelik tanımak üzere kurgulandı. Son kararla kontenjanların da okullar tarafından belirleneceği ve bu yüzden arttırılacağı da bildirildi.

Gelin görün ki, takip ettiğim bazı forumlarda, facebook gruplarında bu konu olabildiğince aşağılandı. Zira eğitim fakültesinde okuyan insanlar verilen formasyonu kendi haklarına saldırı olarak nitelendirdiler. Sanki formasyonu alan her insana "tamam hadi gel, artık sen şu okulda öğretmensin"demişler gibi bir kuyruk acısı ortaya çıktı.

Bizim komşu teyzenin oğlu eğitim fakülteli. Eğitim konusunda o kadar iyi ki, anlatmakla bitiremiyordu komşu teyze. Yaklaşık 10 yıldır kpss ye girmiş fakat bir türlü bir yere yerleşememiş. kendisi. Aslına bakarsanız biz hep sanıyorduk ki eğitim fakültelerinde verilen eğitim gerçekten muhteşem. Fakat kpss ayrı bir dünya sonuçta. Neyse abimiz kazanamamış bir türlü, o yüzden evde özel ders vermeye başlamış haklı olarak. Sonuçta eğitim fakültesinden çıkıp kimyager olamazsınız değil mi? Neyse, ders verdiği öğrenci adamın aşağılamalarına dayanamayıp; annesine şikayet etmiş adamı. Annesi de gelip adamın annesine şikayet etmiş. Adamın annesi de gelip oğluna söylenip durmuş. Adam dönmüş "Ben eğitim fakültesinde okudum, öğrencinin nasıl eğitileceğini senden öğrenecek değilim" demiş. Kadın hak vermiş doğal olarak. Sonra gözünden bir damla yaş akmış ve çocuğuyla gurur duymuş. Fakat öğrencisi olan çocuk bir daha gelmemiş evlerine.

Bilen bilir, bilmeyene göğsümü gere gere söylerim ki ben kendimi bildim bileli okuyorum. Ufak bir hesaplamayla farkına vardım ki 20 yıldır okuyormuşum. 20 yıldır kaç tane hocam oldu, kaç öğretmenle muhatap oldum hiç bilmiyorum. Öğretmenlik dediğiniz olayın "öğretme" eylemini yapabilecek insanlara verilmesi düşüncesindeyim. Yani eğitim fakültesinde okudunuz diye, öğretmen olamıyorsunuz sayın çok bilmiş fakülteli. O eğitimi almış olmanız, sizi o eğitimi verebilecek niteliğe getirmiyor maalesef. Tıpkı formasyon alan bir 4 yıllık üniversite mezunu gibi. İnsanın içinde gerçekten öğretme eylemi varsa ve zamanında eğitim fakültesine gidememişse, formasyon alabiliyor olması sizin zorunuza gidiyor olmamalı. Zira hepimiz aynı yollardan geçiyoruz. Hepimiz ortak şartlarda yarışıyoruz ki bunun adına da kpss diyorlar. Sen formasyon aldın, hadi geç şöyle denmiyor. Puanına ek puan da gelmiyor.

Eğitim fakültesinde okuyup, eğitim alamayan öğretmenlere sözüm. Sizler öğrencilere hiç bir şey öğretemezken, ezikliğinizi formasyon alacaklardan çıkarmayın. Benim gibi bölümünün eğitim fakültesi olmayanlar ne yapacaklar peki? Liselerdeki grafik derslerine resim öğretmenleri mi girecek? Onların işi tuvalle, bilgisayarla değil oysa ki?!

Atıp tutmalarınızdan vazgeçin. Oturun kpss'nize çalışın. Ve hatta eğitim fakültelerini kapasın devlet, öğretmen olmak isteyen gitsin formasyonunu alsın, sonra öğretmen olsun paşa paşa. Bunca eğitim fakültesinden çıkan insan; hayatlarını tek bir mesleğe adamasın ki, öyle olduğunu da hiç sanmıyorum.

10 Aralık 2015

Mutluluğun Formülünü Söyleyin Lütfen!

"Dediler ki;Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler.."

Üçnoktabir bir şarkısında söylüyordu bunu. Her zaman bu felsefeyi edindiğimden olacak ki, ben de ayrı bir yeri vardı bu şarkının. İlerleyen bir yerlerde "Tekrar gözden geçirdim, yalan söylemişler" diyor. İşte şu an bana uyan kısım da bu

Biri artık çıkıp mutlu olmayı anlatabilir mi gerçekten? Bu insanlar neden bu kadar mutlu veya bazı insanlar neden bu kadar mutsuz?

6 Aralık 2015

Aslında Konumuz Makas Eller’in Aşkı

Bazı filmlerde bilinçaltınıza öyle bir aşk göndermesi yapılır ki, filmi bitirince “O neydi öyle ya?” diye sorarsınız kendinize. Aşk temasını bu şekilde gönderen filmlerin hiç birinde muhafazakarlığınızı rahatsız edecek sahneler de olmaz. Zaten etkileyici olan da budur. Hissederek aşık olmak… “Makas Eller”de izleyebilirsiniz bunu rahatlıkla!
Tim Burton yapımından bahsedeceğim sizlere, evet. Makas Eller 1990 yapımı bir film olmakla birlikte günümüzde hiç sıkılmadan izlenecek bir yapıda. Bana sorarsanız bir klasik. İzlemeyenin dövülmesi gerektiği tipten bir film. Aileye yönelik çekilmiş bu filmin türü komedi,dram,macera ve romantizm. Yani içinde bir sürü duyguyu barındırıyor. Aile duygularının ve muhteşem bir aile bağlılığının yanı sıra, dostluk ilişkilerine de yer verilmiş. Aile yapısının bozulmaya başladığı günlerde izlenmeli!
edward-scissorhands-poster1Tim Burton’un vazgeçilmezi Johnny Depp’i tekrar görüyoruz sahnede. Elbette muhteşem oyunculuğunu da. Bir bilim adamı tarafından yapılan Edward (Johnny Depp) karakteri, robottan çok insani özellikler taşıyor. Tek bir farkla; o da makas elleri. Makas ve bıçaklardan oluşan elleri ile muhteşem yaratıcılığını pekiştiren Edward; bahçe işleri, köpek kırpma işlemleri ve hatta kadınların saç kesimine kadar bir çok işe yarıyor. Tabi buraya gelene kadar Peg Boggs ile tanışmasını anlatmalıyım sanırım. Peg Avon temsilcisi bir bayandır ve çevresinde hiç arkadaşı yoktur. Ailesi ile mutlu bir yaşam sürdürmektedir. Hiç satış yapamayan Pegg, kasabanın az dışarısında bulunan Edward’ın evine de uğrar. Günlük satış limitini doldurmak için girdiği evde Edward ile tanışan Pegg, annelik duygusu ile onu orada yalnız bırakamaz ve evine getirir. Edward’ın makas elleri ile yaptığı muhteşem tasarımlar o kadar göz doldurur ki, televizyon kanalına bile çıkar. Evin kızı Kim’e aşık olan Edward’ın, Kim’in sevgilisi yüzünden başı belaya girer. Tüm hayatı o dakikadan sonra değişir.
Film akıcılığı ile başınızı döndürürken hep içinizde bir yerlere dokunacağı ilginç halleri de var. Evin babası muhteşem ve asla sinirlenmeyen ideal bir baba iken, anne korumacı ve sevgi dolu bir kalbe sahip. Evin kızı Kim ise, şımarıklığını ve boş vermişliğini Edward’a olan sevgisi ile yenen bir genç kız. Evin oğlu Kevin, için ise, filme dahil olmayan bir karakter diyebiliriz.
Edward, yüzündeki çiziklerle ve soluk benizi, az konuşması,ilginç tarzı ile önce korkutucu, sonra sevdirici bir role sahip. Özellikle Kim ile bir konuşma sonrasında sinirlerinin bozulup sağa sola saldırdığı sahneyi dikkatle izlemenizi tavsiye ederim. Her ne kadar robot olsa da, kıskançlığın vermiş olduğu o hırçınlık muhteşem bir biçimde resmedilmiş. Filmin sonlarına doğru Kim Edward’a olan aşkını anlayınca “Sarıl bana” der, “Bunu yapamam” diyen bir ağlamaklı ses tonu ile karşılaşır ki, benim favori sahnem budur. “Dokunmak isteyipte dokunamama” duygusunu illiklerinize kadar hissedip, iç acısı çekeceksiniz. Ve tabi Kim’in “Seni Seviyorum” dedikten sonra ki “Edward” tepkisi de görülmeye değer.
İzlediğim en iyi aşk filmlerinden bir tanesi “Makas Eller”. İlginç karakteri ile kasabada önce çok sevilen, üzerine atılan bir hata ile yerin dibine geçirilen bir adamın hikayesi. Tıpkı günümüzde bir çok insana yapıldığı gibi. Yaptığınız tek hata, tüm geçmişinizdeki güzel şeyleri silip süpürür. O halde filmden belki de çıkarmamız gereken ders “Hata yapmamaya bakın millet!”tir.

4 Aralık 2015

Soğukkanlı Olabilmek?!

Soğukkanlı olmak: olaylar karşısında düşüncelerini kontrol edebilme yetisine sahip olmak, tedbiri elden bırakmamak.

Yani bana göre bu durum böyle. Soğukkanlı olabilmeyi başaran insanları gördükçe gıpta ediyorum. Sinsi sinsi kıskanıyorum da. Çünkü bu adamlar, uçan tek boynuzlu at görseler "olsun uçsun, gitsin bak ne güzel" derler. Ya da bir yerde bir şey olduğunda asla soğukanlılıklarını bırakmazlar. Mesela birini arayıpta ulaşamadıklarında "şarjı bitmiştir, telefonunu bir yerde unutmuştur, görünce arar mutlaka" derler. Hatta ileri seviyeleri vardır ki bunların ne kadar geç kalırsanız kalın gideceğiniz yere "Nasıl olsa gelecektir" deyip aramaz bile.

Fakat gel gör beni bir de. Aradığım kişiye ulaşamayınca aklıma gelen en iyi ihtimal "ölmüştür" oluyor. Eğer kızsa ve akşam vaktiyse aklıma gelenleri buraya yazmaya çekiniyorum, o derece. Erkekse eğer mutlaka trafik kazası geçirmiştir ve polisler ambulaslarla dolu bir amerikan filmi edası tem otoyolunun üzerine serilmiştir. Etrafta siren sesleri vardır ve o kişinin telefonu muhtemelen bir yere uçmuş ve orada cılız cılız ötüyordur. Sonra senaryomun devamında polisin telefonu açması vardır. Muhtemelen telefonun geç açılma sebebi de kesinlikle aradığım kişinin tuvalette olması değil, polisin telefonu açınca ne söyleyeceğini düşünmesindendir. Polis telefonu eline alır ve "alo" der. Bazen telefonun ucunda bu senaryoya öyle bir kaptırırım ki kendimi, karşımdakinin alo'sunu tanıyamam. Çünkü beklediğim aradığım kişi değil, senaryomda yer alan polistir.

Dün okuduğum kitapta gördüm. Ufak yaşta ciddi travma geçiren insanların bu tip kaygı sorunları normalmiş. Ailenizden birini kaybetmeniz veya yaşadığınız terkedilme, boşanma gibi şeyler küçük yaştaki çocukları kaygı yönünde olumsuz etkileyebilirmiş.Sanırım bana da bu oldu. Kaybetme korkusu iliklerime onca işledi ki, sevdiğim insanları arayıp kontrol etme isteğine bir türlü engel olamadım. Kontrol etmek derken, sadece iyi olup olmadığına.. Nefes alıp almadığına.. Mutlu olup olmadığına..
Her nedense 3 saatlik bir boşluk hayatımdaki o kişinin olumsuz bir durumda olmasını düşündürüyor bana. Misal bazen iş yoğunluğundan,sevdiğim insanları arayamaz oluyorum gün içinde. Aniden aklıma düşüyorlar ve arayıp nasıl olduklarını öğrenmediğim için kendime kızıyorum. Ya onlar kötü bir durumdaysalar ve şu an ölümle kalım arasında gidip geliyorlarsa ve ben burada boş beleş işler peşindeysem? Aklımdaki tek düşünce o oluyor o an. İnanılmaz bir suçluluk duygusu geliyor içime. Hemen telefona sarılıyorum. Son görülmeye bakıyorum önce. Eğer yakın bir saatse, suçluluk duygum kayboluyor. Çünkü hastanede elinde telefonla watzapa giremez diye düşünüyorum. Fakat yine de arayıp iyi olduğundan emin oluyorum.

Bu kesinlikle baş edilmesi çok zor bi durum. Etrafımdakilerden çok beni yıpratıyor. Arkadaşıma ulaşamadığımda annesini, babasını arayan bir insanım sonuçta. Benden bu konuda her şey bekleyebilirsiniz. Abime ulaşamayınca polisleri devreye soktuğumuz da olmuştur hani.Bu yüzdendir ki, hani girişte bahsettiğim soğuk kanlı insanları inanılmaz seviyorum. Çok değil, azcık bana da bulaştırsalar o güzellikten. O rahatlıktan.. O huzurdan.. Hayır bir de bir insan nasıl benim kadar geri zekalı olabiliyor da sorununu bu kadar iyi biliyorken, bir türlü çözüm oluşturamıyor. Fiziksel olarak kalp sıkışması, terleme ve hatta mide bulantısına kadar giden bir yol çiziyor.Hayır işte, tuvaletteymiş, banyodaymış, telefonu evde unutmuş, şarjı bitmiş. Sok şunu kafana! Soğuk kanlı ol.

Birinin elini kopuk görünce, ya da buna benzer bir sürü şeye şahit olduğum halde göremediğim şeylere karşı olan bu kaygıma varsa bir çözümünüz beklerim. Son olarak,soğukkanlı insanlar seviyorum sizleri. Sizler iyi ki varsınız. Arada etrafımda olup yüreğime su serptiğiniz için özellikle.

Görsel internetten alıntıdır.

2 Aralık 2015

Ivır Zıvır Part 48

Çok değerli okuyucu, bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım.


Bugün can dostum iki arkadaşım geldi evime. Çok eğlendik.

Kendime çalışma odasında çalışma masası ayarladım.Sözde çalışacaktım fakat gelin görün ki oturmuşluğum yok. Otursam da 3 saat kalkmışlığım yok.  Hayır yani nedir bu tembellik?

Tembellik dedim de aklıma geldi. Gerçekten son zamanlarda inanılmaz bir tembellik var içimde. Yatıp uyusam da uyanmasam modundayım. Hatta böyle günlerce uyuyabilirmişim gibi geliyor. Her neyse.

A kişisi (eşim olur kendisi) hala yazı yazmamakta inatçı. Kaldıracağım yazarlar grubundan onu istiyor sanırım. Yazdıklarımı da okumaz oldu. Evlenmeden önce böyle miydi? Yorumların noktasına kadar okurdu. Şimdi oku diye yalvarsam okumuyor. Evlenince neden değişiyor ki bağzı şeyler? Bağzı bağzı üzülüyor insan tabi.

Evlilik dedim de, hala evlilik olayımı anlatmadığımın farkına vardım. Merak da etmiyor kimse zaten. Evlendik bitti di mi?

Babamı yine özledim.

Kapadokya hakkında yazı yazacağım. Hatta sürpriz bir video da hazırlayacağım.Bekleyin anacım.

29 Kasım 2015

Selam!

Merhaba sayın okuyucu.

Ne zamandır yoktum. Tatil, gezme, eğlenme derken ancak fırsat bulabildim. Kapadokya'ya gittik geçenlerde. Kapadokya hakkında yazı yazmak isterdim fakat gerçekten yazacak bir şey bulamadım. Zira eğlenceliydi fakat yanımızdaki arkadaşlar sayesinde. Kalabalık gidilince zevk alınacak bir yer. Diğer türlü taş toprak. Sonsuzluğu hissettiriyor ve sonsuza bakarak mutsuz oluyorsunuz. Mevzu bu.

Neyse efenim, geleceğimiz bir sürü konu daha var. Aldığım bilgiye göre yakınlarda A kişisi de burada bir yazı yazacakmış. İlginç değil mi?

Bence öyle. O halde merhaba dostlar' Ben döndüm.

17 Kasım 2015

Atatürk olmasaydı hepimizin ismi Dimitri olurdu,Yorgo olurdu

Geçtiğimiz günlerde bir milletvekili “Atatürk olmasaydı gene olurduk ama isimlerimiz Dimitri olurdu, Yorgo olurdu.” dedi.
Konu tartışılırken bir arkadaşım gözyaşları içerisinde benim fakirhaneyi ziyaret etti. Aklına takılan bir şey varmış ve onu çok üzüyormuş. “Söyle sevgili arkadaşım, nedir senin sorunun?” dedim. Arkadaşlarımın sorunlarıyla ilgilenmeye bayılırım.
“Benim ismim, biliyorsun, Dimitri.” dedi. “Atatürk olmasaydı herkesin ismi Dimitri, Yorgo olacaktı ama Atatürk vardı ve buna rağmen benim ismim neden Dimitri? Ben neden faydalanamadım?” dedi ve gözyaşlarına boğuldu.
Ona bir çay getirdim ve teskin etmeye uğraştım. “Bak” dedim, “herkes Türk olamaz, bu bize doğuştan verilmiş bir hediye, sen Türk değilsin ve buna üzülmeni anlayabiliyorum, senin yerinde olsam ben de üzülürdüm, insan içine çıkmazdım, talihime saydırırdım, belki hayatıma son vermek isterdim. Ama Türk değilsin diye hepten koyverme. Hayata 1-0 yenik başlamışsın, daha çok çalış, ne bileyim çok iyi bir curling oyuncusu ol, hayatına bir anlam kat. Benim herhangi bir başarıya ihtiyacım yok, Türk doğmuşum zaten, anlatabiliyor muyum ama senin çılgınlar gibi çalışman lazım.”
Birbirine yapışmış ıslak kirpiklerinin altından utanç dolu bir bakış attı. Devam ettim. “İnan ki seni anlıyorum. Denize dökülmüşsünüz mesela, bu bir travmadır. Denize dökülmek ne abi ya? Ahahaha. Özür dilerim, sinirlerim bozuldu. Ama Tanrı aşkına, denize dökülmek ne abi? Nasıl başardınız bunu? Ahahaha. Ay devam edemeyeceğim.”
Gülme krizini atlatmak için elimi yüzümü yıkayıp döndüğümde Dimitri’yi salondaki Türk bayrağını koklayıp yüzüne sürerken buldum. Beni görünce aniden bayrağı elinden bıraktı. Fena yakalanmıştı. Yanına gidip omzundan tuttum.
“Gizli gizli Türk bayrağını öpmen kesinlikle ayıplanacak bir şey değil.” dedim. “Muhtemelen kendi kendine Onuncu Yıl Marşı’nı da mırıldanıyorsundur. İnan ki imkân olsa ben de senin Türk olmanı isterdim. Ama bu mümkün değil, anlıyor musun? Mendel kanunları diye bir şey var. Kanuna karşı gelinmez.”
Çayları tazeledim. İçim bir tuhaf olmuştu. Dimitri’yi hâlâ teselli edememiştim. “Bak” dedim, çayımdan bir yudum alarak, “O olmasaydı benim de ismim bugün Dimitri olacaktı. Sen Dimitri, ben Dimitri, herkes Dimitri, müthiş bir kaos, düşünsene. Allah korumuş. Ayrıca ben annemden yine doğardım ama babam kimdi bilemezdim. Kaştan gözden az çok tahmin ederdim ama kesin şudur diyemezdim. Çünkü Soyadı Kanunu diye bir şey olmazdı. Elli tane Mehmet var, hangisi babam nereden bileceğim?”
Bir nebze sakinleşmişti. Kalktı ve gitmeye koyuldu. Türk bayrağını katlayıp Dimitri’nin cebine sıkıştırdım. İtiraz edecek oldu ama üsteledim. “Genç adamsın, yanında dursun.” dedim. Ellerime sarıldı, öptürmedim. Hıçkıra hıçkıra gitti. Dimitri, ismini kesinlikle yazmamamı rica etmişti. Ama ismini yazmadan çok anlamsız olacağı için yazdım. İsmi Dimitri. Üsküdar’da oturuyor, gözlüklü, saçları önden hafif dökülmüş, görseniz hemen tanırsınız.

Tarihimizi biliyor muyuz?

Vezir Tonyukuk olmasaydı bugün ismimiz Luo-Jin, Yang-Hai, Feng-Sushi idi.
Alaaddin Keykubat olmasaydı bugün ismimiz Refik Jebbour, Aatif Chachehou, Salma Hayek idi.
Barbaros Hayrettin Paşa olmasaydı yüzmeye Yunan adalarına gitmek zorunda kalırdık.
Cengiz Han olmasaydı ne iyi olurdu.
Baltacı Hasan Paşa olmasaydı Köprülüzade Damat Numan Paşa vardı, o da düzgün bir insandı.

Aslan Yürekli Richard olmasaydı bugün ismimiz Tony, Scott, Michael idi. Adam Haçlı seferlerini eline yüzüne bulaştırdı.
Demiş Beyinsiz Adam. Yani anlayacağınız bu yazı tamamen Beyinsiz Adam'dan alıntıdır.

13 Kasım 2015

Kıskanmak.


Arkadaş hep beni mi bulur bu konu? Kıskanç insanım, evet! Ama öyle birilerinin bir şeylerini değil ha, yanlış anlama. Benim olanı kıskanırım.Aslında benim olanı paylaşmayı kıskanırım. Aslında benim olanı paylaşmaktan nefret ederim.

Örnek babam. Annemden bile kıskanırım yeri geldiğinde. Yan yana oturmalarına bile dayanamam. Ya da babam gelinini benden çok sevecek diye ödüm kopar. Ya da başka bir kız çocuğunu. Annem erkek kardeşime hamile kaldığında oluştu bu korku. Çok dua ettim kız kardeşim olmasın da sevgimiz bölünmesin diye. İkisinin sevgisi ayrı bıdıbıdısını yaptığınızı duyar gibiyim. Hayır efendim! Pişman değilim. Şimdi olsa yine aynı duaları eder ve asla kız kardeşim olsun istemezdim. Ne kızkardeşi?

Bak yine sinirlendim. Sonra A kişisini kıskanırım. Neden kıskandığımı bilmeden kıskanırım bazen. Bu biraz fazla sevgiden ileri geliyor. Fazla sevmeyi de sevmiyorum aslında. Ne o öyle? Ondan başka bir hayat yokmuş gibi tüm hayatını ona göre endeksliyorsun. Ne derse o. Ne olursa öyle.

Neyse diyeceğim o ki, kıskanç yapı çok kötü. Kendinize zarar verdiğiniz yetmiyormuş gibi, karşınızdakine de zarar veriyorsunuz istemeden. Kendimden biliyorum. Halbuki kıskançlığıma engel olmayı çok istiyorum fakat olmuyor. Bir paylaşımsızlık, bir hazımsızlık bu. Tıpkı babamın sevgisi azalacak, bölünecek korkusu gibi. Bölünmeyin!

Bugün liseden arkadaşımla karşılaştık. 3 yıllık ilişkisinin erkeğin aşırı kıskançlığı dolayısıyla bitirmiş. Bana iki örnek verdi, ben erkeği haklı buldum. Çünkü kıskançlar kıskançların halinden anlar. Kıskanmanın ne kadar iğrenç bir duygu olduğunu bildiğimden asla kıskanılmak istemem. Karşımdaki insanları o iğrenç duyguya itmek istemem. İşte ben o iğrenç duyguyu çok iyi anlıyorum ve bu yüzden kıskançlıkla biten ilişkilerde hep kıskanan tarafında yer alıyorum. Çünkü onlar haklı. Çünkü onlar gerçekten çok seviyor. Çünkü seven insan kıskanır tezi çok doğru. Yoldaki adamı neden kıskanayım ki? Ya da yoldaki kadını? Seni kıskanıyor işte. Çünkü sen özelsin, sen başkasın, sen farklısın. Sen herkesin olmadığı bir yerlerdesin ki, seni kıskanıyor. Sevineceğine, ayrılıyorsun bir de adamdan.

Hadi şimdi sevdiklerinize yanlarınızdayken çok sıkı sarılın. Çünkü onlar çok özeller. Diğer insanlar gibi sokak kümesinde değil, evinizin taa içinde, kalbinizin taa derinlerinde, damarlarınızın alyuvarlarındalar.

11 Kasım 2015

Şarj edilebilir diş fırçalarına dair doğru bilinen yanlışlar

Manuel diş fırçası şarj edilebilir diş fırçası kadar iyi temizler!



Yanlış.  İlk kullanımdan itibaren şarj edilebilir diş fırçaları manuel fırçalara oranla  2 kat daha fazla plak temizler. Bu özellik dişlerinizin yalnızca dış görünümü için değil, sağlığı için de oldukça önemli. Plak, dişin dış kısmını kaplayan bakteri tabakasıdır. Bakteriler yediğimiz yiyeceklerdeki şekerle beslendikleri için, zamanla asit oluştururlar. Bu nedenle bakterilerin diş yüzeyine yerleşmesi, diş ve diş eti hastalıklarının en önemli sebeplerinden biridir.

Oral-B’nin elektronik fırçalarının tamamında fırça başlıkları yuvarlak olarak tasarlanmıştır. Bu yenilikçi tasarım sayesinde her dönüşte farklı bir açıyla dişin tüm yüzeyinin temizlenmesine olanak sağlar. Küçük boyutuyla her bir dişin yüzeyine ve diş aralarına rahatlıkla ulaşabilir.

Şarj edilebilir fırçalar yalnızca ağız ve diş sağlığı konusunda problem yaşayan kişilere tavsiye edilmektedir!

Yanlış. Oral-B’nin yaptığı bir anket çalışmasında, katılımcıların %39’unun ancak dişleriyle ilgili herhangi bir problem yaşadıktan sonra şarj edilebilir diş fırçası kullanmaya başlayacaklarını belirttikleri görüldü.



Ağız sağlığında tedaviden çok koruma yöntemi izlenmesi tavsiye edilmektedir. Çünkü dışarıdan yapılan herhangi bir müdahale, ne kadar iyi olursa olsun kendi dişinizin sağladığı rahatlığı ve fonksiyonelliği sağlamaz. Dişleri korumanın en önemli yolu, ağız ve diş problemlerinin bir numaralı sorumlusu olan plak tabakasını ortadan kaldırmaktır. Şarj edilebilir diş fırçaları, plak temizliği konusunda manuel diş fırçalarından %100’e kadar daha fazla etkilidir. Plak, yapışkan bir madde olduğu için diş fırçanızdan da ayrılması zordur. Bu nedenle diş hekimleri ortalama 3 ayda bir diş fırçanızı yenilemeniz gerektiğini söylüyor.

Şarj edilebilir diş fırçası da kullanıyor olsanız, 3 ayda bir fırça başlığı  değişimini gerçekleştirmek durumundasınız. Oral-B, elektronik diş fırçanızı kolayca yenilemeniz için değiştirilebilir başlıklarla size sunuyor.

Nasıl bir diş fırçası kullanıyor olursanız olun, diş fırçalama süreniz aynı olduğu için aynı etkiyi yakalayabilirsiniz!

Yanlış.  Diş hekimleri, dişlerinizi günde en az iki kez, 2 dakika fırçalamanızı öneriyor. Ancak yapılan araştırmalar ve klinik deneyler, dişlerinizi 2 dakika şarj edilebilir diş fırçalarıyla fırçalamanızın çok daha etkili sonuçlar almanızı sağladığını gösteriyor.

Şarj edilebilir diş fırçaları diş yüzeyine zarar verir!



Yanlış.  Yukarıda bahettiğimiz anketin bir başka ilginç sonucu da, anket katılımcılarının %5’inin şarj edilebilir diş fırçasının diş yüzeyine zarar verdiğini düşünmesi. Oral-B’nin şarj edilebilir diş fırçaları, basınç göstergesi sayesinde diş fırçasını dişinize çok fazla bastırdığınızda çalışmasını durduruyor.

Tüm şarj edilebilir fırçalar aynı özelliktedir!

Yanlış.  Herkesin diş yapısı birbirinden farklı. Bu nedenle Oral-B kullanıcılarına birbirinden çok farklı özelliklere sahip farklı şar edilebilir diş fırçaları sunuyor. Hassas dişetleri için, farklı büyüklükteki diş aralıkları için ya da sararmış dişleri beyazlatmak için birbirinden farklı bir çok diş fırçası modeli bulunuyor.

Detaylı bilgi almak için videoyu izleyebilirsiniz. Ürün alternatiflerini görmek için tıklayınız.





KAYNAK: www.uplifers.com




Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Kasım 2015

Çekiliş Sonucunda Kazanan Ben Oldum!

Merhaba arkadaşlar. Geçenlerde asla olmaz diyerek katıldığım çekilişin kazananı ben oldum. http://yagmurunmodasi.blogspot.com.tr/ 'un yapmış olduğu çekilişte fotoğraftaki elbiseyi kazandım. Dün elbise elime ulaştı. S  giymeme rağmen M yazdım çünkü yurt dışından gelen ürünlerde bazen sıkıntı yaşayabiliyordum. Biraz da salaş olmasını istedim. Fakat son zamanlardaki kilo kaybımı fazla dikkate almamışım ki elbise bana çokça büyük oldu. Ben de çok sevdiğim bir arkadaşıma hediye edeceğim çünkü kumaşı ve modeliyle gerçekten muhteşem bir elbise.

Yağmura bu ince hareketi için çok teşekkür ediyorum ve yakın bir zamanda bende çekiliş yapmak istediğimi ekliyorum. Yapınca haberiniz olur, bekleyiniz:)

(fotoğraf web sitesinden alıntıdır)

5 Kasım 2015

Hanımınızın Size Söylemeyip Anlamanızı Beklediği 7 Şey

Aşağıdaki yazı tümüyle Suffagah.com adresinden alıntıdır. Eşinizin istediği bu kadardır:

1. Her Şeyden Önce Sevgi İstiyordur

Kadın eşine artık daha az saygı gösteriyorsa kocada artık daha az sevgi gösterir.
Ve koca eşine daha az sevgi gösteriyorsa, eşi de ona daha az saygı gösterir.
Ve bu yıkıcı döngü devam eder.
Bu döngü tamamlanmadan önce durdurun. Eşinize sevgi gösterin.
Eşiniz bunu istiyor. Onu kusurlarına ve acayipliklerine rağmen sevin.
Ve inşallah, o da sizi kusurlarınıza ve acayipliklerinize rağmen sayacaktır.
Müslüman hanımınızın size söyleyeceği 7 şey-sevgi

2. Sıkılmıştır

Her gün aynı şey.
Haftalar geliyor, haftalar geçiyor.
Sadece sıkılmamış fakat yorulmuştur da.
Sizinle ilgilenmenin dışında evin ve çocuklarında bakımını üstlenmesi gerekiyor.
Her gün bunları yapacağımı hayal ettiğimde bile kaçıp bir yere saklanasım geliyor. Sıradan müslüman bir ev hanımının nasıl hissettiğini anlıyorum.
Ve çalışan kadınları da unutmayalım. Birçok müslüman kadın evi idare etmenin ötesinde ayrıca tam zamanlı bir işte de çalışmak zorundadırlar.
Dolayısıyla kardeşler, Allah rızası için eşlerimizin kendilerini özel hissetmelerini sağlayalım. Onu rahatlatın.
Onu bazen gezdirin. Sürpriz bir yemek… En sevdiği tatlıdan alın.
O monotonluğu kırmak için arada sırada ne olursa olsun, bir şeyler yapın.
Müslüman hanımınızın size söyleyeceği 7 şey-ilgi

3. Övülmek İstiyordur

Takdir. Bunu herkes ister. Hiç kimse gösterdiği sıkı bir çalışmanın boşa gittiğini veya daha kötüsüyle; sanki zaten yapması gerekiyormuş gibi algılanmasını istemez.
Eşiniz sizin kirli elbiselerinizi yıkamak zorunda değildir. Yemeklerinizi pişirme mecburiyetinde de değil. Ama yapıyor. Ve bunları öncelik sırasında en ön sıralara koyuyor:
-Çocuklarla ilgileniyor
-Çalışıyor veya okuyor
-Daha iyi bir Müslüman hanım olmak için gayret ediyor
Eşinizin sizi ve aileyi ayakta tutmak için gösterdiği çabayı takdir edin müteşekkir olun. Basit şekliyle“teşekkür ederim” demekle başlangıç yapılabilir.
Müslüman hanımınızın size söyleyeceği 7 şey-övgü

4. Aşırı Derecede Kıskançtır

Birçok kadının, erkeğin çok eşli olmasını istememesinin bir nedeni var. Eşinize başka kadınlar hakkında konuştuğunuzda çok dikkatli olmalısınız. Eşinizi kesinlikle başka bir kadınla kıyaslamayın! Onu bir film yıldızıyla kıyaslamayın. Onu annenizle kıyaslamayın. Hele kesinlikle onu eski veya diğer eşinizle kıyaslamayın.
Tüm hayatınızın merkezinde olduğunu bilmek ve buna inanmak ister. Ona öyle hissettirin.
Rasulallah’ın (s.a.v) eşleri bile birbirlerini kıskanmışlardır. Aişe (r.anha) vefat etmesine rağmen Hatice’yi (r.anha) kıskanmıştır. Aynı kıskançlığı eşinizden bekleyin ve buna saygı duyun.
Müslüman hanımınızın size söyleyeceği 7 şey-kıskançlık
[reklam1]

5. Kendisinin Daha İyi Bir Müslüman Olmasına Yardım Etmenizi İstiyordur

Ailede erkeğin liderlik vasfını üslenmesinin ne kadar önemli olduğunu anlat anlat bitiremem.
Ve müslüman erkekler arasında son zamanlarda böyle bir problem var.
Sadece iyi bir lider olmayı becerememekle kalmıyorlar fakat aynı zamanda eşleri veya anneler, ve hatta başka yabancı kadınlar tarafından yönetiliyorlar.
Eşiniz sizin iyi bir lider olmanızı ister. Ve ona daha iyi bir müslüman olmayı göstermekten daha iyi bir liderlik olabilir mi?
Fakat ona nasıl daha iyi olabileceğini gösteremezsiniz eğer her şeyden önce siz olamıyorsanız. Dolayısıyla ilk önce kendi imanınızı güçlendirmelisiniz. İlk önce kendinizi geliştirmeli ve daha sonra bunu ona en güzel ve saygılı bir şekilde geçirmelisiniz.
Müslüman hanımınızın size söyleyeceği 7 şey-daha iyi bir müslüman

6. Dırdır Etmeyi Sevmez. Fakat Onu Bazen Gerçekten Zorluyorsundur

Kadınların dırdır etmeyi sevdikleri gibi bir şehir efsanesi var. Bu tamamiyle yanlış.
Evet erkek olsun kadın olsun bazı insanları hiçbir şekilde memnun edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın onlar her şey de bir kusur bulacaktırlar. Gelin şu hadisi hep beraber hatırlayalım:
Ibn-i Abbas’tan (r.anh) rivayet edilir: Rasulallah (s.a.v) buyurdu ki: “Bana cehennem gösterildi ve oranın da ehlinin çoğunun kadınlar olduğunu gördüm.” Ashab “Neden ya Rasulallah?” diye sorduğunda buyurdu ki: “Onlar kocalarına karşı ve onlara iyi davranılmasına karşı nankördürler. Siz onlara tüm hayatınız boyunca iyi davransanız bile daha sonra sizden hoş olmayan bir şey gördükleri zaman; ‘Ömrüm boyunca senden hiçbir hayır görmedim!’ derler.” (Buhari, 1052)
Yani evet hanım kardeşler, kocanızın sizin için yaptıklarını kötülerken iki defa düşünün.
Ama çoğu zaman kardeşim, sen de onun (hanımının) dilini tutmasını zorlaştırıyorsun.
Belki de sen sürekli onda bir kusur buluyorsun ve artık o da sende kusurlar aramaya ve bulmaya başladı?
Belki de (yeteri kadar) çalışmıyorsun da o çalışmak zorunda kalıyor?
Belki de öyle çok süper bir adam değilsin?
Dolayısıyla kendinizi geliştirmeye ve ona sizi eleştimesi için daha az sebepler vermeye gayret edin.
dırdır-çok-konuşan-kadın

7. Her Şeyden Öte O Sizinle İstikrarlı ve Mutlu Bir İlişki İstiyor

Kadınlar öyle eğlence olsun diye evlenmezler.
Evlenirler çünkü mutlu bir aile hayatı istiyorlardır ve bunu onlara vereceğinize inanırlar.
Dini farzlarının dışında bir Müslüman kadının hayatındaki en önemli şeydir bu. Mutlu ve istikrarlı bir aileye sahip olmak.
Mutlu eden nokta ise, bunu onlara vermeniz çok kolay.
1. Ahmak gibi davranmayı bırakın. Ona iyi bir eş olun. Nazik olun. Ona sevginizi gösterin.
2. Onu boşamakla veya ikinci bir kadınla evlenmekle tehdit etmeyin. Evet bunu yapmaya hakkınız var. Fakat bunu bir tehdit olarak kullanmak uygun değildir ve evliliğinize büyük zarar verir.
3. Allah’a güvenin, şeytanın tuzaklarına düşmeyin ve ona sabırlı olun. Evlilikleri mahvetmekten daha zevkli bir şey yoktur şeytan için.
Müslüman hanımınızın size söyleyeceği 7 şey-mutlu evlilik
O kadar da zor değilmiş, öyle değil mi?
Mekteb-i Suffa ekibi tarafından Suffagah.com için çevrilmiştir.
Yazı linki:  Buyrun

3 Kasım 2015

1 Kasım 2015

Seçimler Hakkında Yazmalıyım!

Malumunuz bugün seçim günüydü. Sözde "demokrasi" işledi bugün. Demokrasi işledikten hemen sonra insanları aşağılama propogandaları da başladı.

Şu an ki sonuçlara göre yine AKP iktidar gibi gözüküyor tek başına. Akp'ye oy vermeyen seçmenlerin bir çoğu , Akp'ye oy verenleri "gerizekalı, koyun, aptallar, cahiller" olarak sıfatlandırıyorlar. Oy oranı %48 gibi gözüküyor ki bu da Türkiye'de yaşayan büyük bir çoğunluğu aptal ilan etmek oluyor. Neden? Sırf onlar gibi düşünmüyorlar diye..

İnsanların kendilerine göre sebepleri olur ve buna nazaran oy kullanırlar. İnsanlar Akp'ye oy atıyorlarsa mutlaka bu konuda bir sebepleri vardır. O kişileri aşağılamak, aptal yerine koymak kimsenin hakkı değildir. Bunca milleti aptal ilan etmekte. Sonuçta bu toprakların üzerinde hep birlikte yaşlanıyoruz.

Kişisel olarak oy kullanma taraftarı değilim. Çünkü demokrasi denilen şeyin varlığına inanmıyorum. Eskiden inanıyordum belki ama artık inanmıyorum. Aslında eskisini düşünüyorum da, "Atam olsa bu günleri görse " diyen insanlar dolayısıyla.. Demokratik bir ülke olduğu iddia edilen ve Cumhuriyetin ilan edilmesinden tam 25 yıl sonra çoklu partili sisteme geçen bir dönemden bahsediyoruz. Atatürk sağlığı boyunca her nedense Cumhuriyeti ilan etmesine rağmen çoklu partili seçim sistemini gerçekleştirmemiş. İlginç değil mi? Ancak 1946 yılında çoklu partili seçime geçilmiş. Aralarda seçimler de olmuş mu acaba?

Her neyse, günümüzün de bundan pek bir farkı yok aslında. Ya Akp'li olucan, Ya Chp'li. Şimdilerde yarışa Hdp'de katıldı sanki. Arada fasülye olarak takılan Mhp'de var. Kimler ne kadar oy almış önemli değil fakat ülke olarak belli alanlara dağılmış durumdayız. İnsanların şimdilerde korkusu Akp bizi kapatacak korkusu. Merak etmeyin Akp sizleri kapatmayacak. Kapatmak isterse de en çok ben ve benim gibi üniversiteye girerken başını açmak zorunda olanlar karşı çıkacak. Ki madem din merkezli bir partiden bahsediyoruz, zaten dinde zorlama yoktur. Fakat bizim zorla başımızı açtığımız günleri unutmamız da mümkün değildir. Sen kenara geç, şu odada başını aç dedikleri günleri de unutmayız, hatta iki sokak ötede açın diyenleri de.. İşte onlar sayesinde sizlerin haklarınızı koruruz. Kimse sizlerin başını zorla kapatamaz. Kapattırmayız.

Seçim sonuçları yavaş yavaş açıklanırken, insanların ilk korkusunun bu olması gerçekten saçma değil mi? Bana da öyle geldi. Bir de "dağdaki çobanla benim oyum bir mi" mantığını kabul edenler çıktı bu sonuçları görünce. Fakat chp iktidara yaklaşsaydı, işte o zaman baş tacı olurdu o aşağıladığınız çoban. Ulan sen kimsin ki çobanı aşağılıyorsun? Çobanın köpeği ol be! Sokaktaki adamı, köylüyü, çobanı aşağılama hakkını sana kim verdi? Atatürk sağlığında "köylü milletin efendisidir" demedi mi? Sen kimsin de köylüyü hor görüyorsun. İşte Akp neden bu kadar fazla oy alıyor biliyor musun? Halka inebildiği için? Halkın içinden insanları teşkilatına alıp, çobanı köylüyü bağrına bastığından. (Tabi olumsuz koşullarda aksi de olabiliyor)

Aferin, sizler böyle insanları gerizekalı görmeye, aşağılamaya devam edin. Sizin gibi olmayan insanlardan öcü gibi korkun. Çünkü onlar sizler gibi düşünmüyorlar. Çünkü onlar farklı seçimler yapıyorlar. Ya da durun, silkelenin. Biz neler yapabiliriz i düşünün. Çoğunluğun ihtiyacı olan sözüm ona demokrasi de o çobana da ihtiyacınız olduğunun farkına varın. Çünkü o çoban sizin koyunlarınızı güdüyor, o çöpçü kapınızdaki çöpleri alıyor, o işçi emeğiyle asla alamayacağı şeyleri üretiyor ve sizin bu yüksek egolarınız yüzünden hala ekmek parası yüzünden madenlerde insanlar ölüyor. Halkımızın refahı ve mutluluğu için birbirimizi aşağılamak, seçimler dolayısıyla etiketlemek değil; saygıya ihtiyacımız var.

Bu yazdıklarımın hepsini tekrar tekrar okuyayım da, yaptığım hatalarımı düzeltmeye çalışayım. Çünkü insan bu dünyaya hata yapıp, düzeltmek için gönderildi. Haydi hepimiz için hayırlı olsun. En başta söylediğim gibi, burada yaşıyoruz, burada yaşlanıyoruz.

30 Ekim 2015

Davetsiz Filmi Çok Davetsiz Gelen Bir Korku


Merhaba sayın okuyucu. Uzun zamandır filmler hakkında yazmadığımı fark ettim. Yanlış anlamayın, film izlemediğimden değil. Fakat izlediğim filmleri yazmaya değer bulmuyordum. Gel gör ki geçen gün çok değerli dostum S kişisi tarafından önerilen film olan "Davetsiz" i izledim. Anlatmaya değer gördüm nacizane.

Korku filmi severler olarak yeterince korkmadığımızı hep söyleriz. Nedense iliklerimize kadar illeten bir korku filmi ile karşılaşmadık. Aman diyim karşılaşmayalım da. Salgılanan adrenalin duygusu olacak ki, gerilim filmleri beni çok daha fazla etkiliyor. İşte onlardan bir tanesi bu film. Gerçekten gerim gerim geriliyorsunuz.

Gelelim filmin konusuna. Anna adında bir genç kızın yaşantısını ele alıyor film. Hasta bir annesi, kız kardeşi ve babasıyla yaşayan Anna bir gün trajik bir kaza sonucu annesini kaybediyor. Kendisini akıl hastanesinde bulan Anna, psikoloğuyla görüşmesi sonucu artık taburcu olabileceğini öğreniyor. Evine dönen kız, babasının artık annesinin bakıcı olan bayanla sevgili olduğunu görüyor. Yine bir travma yaşamasına rağmen, içine kapaklılığı ile durumu geçiştiriyor. Fakat ilk gece rüyasında ölü annesini görmeye başlıyor. Rüyaların etkisiyle devam eden filmde, aslında hiç bir şeyin gördüğünüz gibi olmadığını anlıyorsunuz.

Zaten filmlerde en can alıcı durum budur. Beklentinizin çok aksi yönde giden bir sonuç varsa eğer, işte bu harikadır. Korku unsurları çok güzel yerleştirilmiş. Gerçekten iki üç yerde etkilenip irkilebiliyorsunuz. Onun haricinde konusu ise muhteşemdi. Sonuna geldiğinizde " bu filmi iyi ki izlemişim" diyeceksiniz. Ağlamadan kapatmayacağınıza eminim en azından.

İyi seyirler dilerim. Varsa tavsiye filmleriniz, alırım bi'dal.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...