Duygularını Bastırma!



Gözyaşları güçsüzlüktür!

İmrenme yıkıcıdır.

Ve kızgınlık yanlıştır!

Neredeyse hiç bir şey hissetmemeliyiz gibi. Bütün hayatımızı duygularımızı gizleyerek geçiriyoruz. Gerçek hislerimizi saklayarak. Sonra da neden bu kadar stresli, kaygılı ve depresyonda olduğumuzu merak ediyoruz.  Sadece onları serbest bıraksak ne olur? Hissettiğimiz bütün duygulara direnmeyi ve onlardan utanmayı bıraksak? Ve hissetmenin yanlış olduğu duygular aslında tamamen doğalsa?

Beş tane doğal duygu var. Ve onları anlamak için bir haritaya ihtiyacımız var.

KEDER: istemesen de hoşçakal demene izin veren şey. İfade etmenin çok doğal olduğu bir duygu. Ama keder bastırıldığında depresyona dönüşür.Sen kederi kontrol edersin, depresyon ise seni kontrol eder.

KIZGINLIK: hayatta kalmamız için gerekli olan koruyucu ve ilkel iç güdü. İfade etmenin çok doğal olduğu bir duygu. Ve asla biri için zarar verici ya da tehditkar olmak zorunda değil. Ama kızgınlık bastırılırsa hiddete dönüşür. Sen kızgınlığı kontrol edebilirsin, hiddet ise seni kontrol eder.

İMRENME: Başarılı birini gördüğümüzde bize ilham veren şey. Ve bizi en yükseğe tırmanmaya ve olabileceğimizin en iyisi olmaya sevk eden şey. İfade etmenin çok doğal olduğu bir duygu. Ama imrenme bastırılırsa kıskançlığa dönüşür. Sen imrenmeyi kontrol edebilirsin, kıskançlık ise seni kontrol eder.

Bütün bu duygular KORKU dan kaynaklanır. Hissetmenin çok doğal olduğu bir duygu. Korkularımız bizi koruyan iç güdülerimiz. Yüzleşilmeye ve ifade edilmeye ihtiyaç duyulan korku, bizim en yüce duygumuz olan SEVGİ nin bir ifadesi. Çözüm hissetmeyi durdurmak değil,  o başlangıç.

Yukarıda okuduğunuz yazı bir arkadaşımın paylaşmış olduğu videoda geçen cümlelerdir. Çok mantıklıca geldi, paylaşmak istedim. Duyguların birbirleri ile bağlantılı olduğunu, hareket hiyearşsine göre düşünmeden sevilemediğini bile iddia eden bir insan olarak; altına imzamı atmak gerçekten isterdim. Duyguların bastırıldıkça elimizden çıkıp gittiği, sinirlenince ve üstüne gitmeyince daha da büyüdüğünü de eklemek isterim. Keşke bastırmadan sevdiğimizi söylüyor gibi, nefret ettiğimizi de haykırabilsek.

Bir de işin en kötü yanı ne biliyor musun sayın okuyucu; bir şey ne kadar büyükse; acısı da o kadar büyük oluyor. O yüzden kimseyi büyük sevmeyin, büyük üzülmeyin, büyük kırılmayın ve büyük korkmayın. 

Görgüsüzlüğün daniskaları

Geçenlerde x bir yerde araba muhabbeti olduğunda; "ama ben orada araba kullanamam gerçekten çok zor" dedim. Kendini beğenmiş, sonradan görme x kişisi suratını ekşiterek bana dönüp "Senin ehliyetin mi var sanki?" dedi. "Evet, yaklaşık 9 yıldır var, aktif olmasa da araba kullanıyorum çoğunlukla" dedim. "Ne bileyim hiç fotoğraf video falan görmedim " diye ekledi.

Çünkü günümüzde araba direksiyonunda fotoğraf çektirmediyseniz; araba kullanmayı bilmiyorsunuz. Bas bas bağırmanız gerekiyor. Günümüzün görgüsüzleri, sonradan görmeleri, direksiyon başına geçtikleri an; yanlarındakinin eline telefonu tutuşturup video çektiriyorlar. Bir de afilli şarkı açıyorlar ki; sormayın gitsin. Ömründe ilk kez direksiyona oturmuş ve muhtemelen o video yeterince beğeniyi alınca bir daha oturmayacak olan,başka yerlerdeki ezikliğini bu şekilde bastıran o insanlardan bahsediyorum evet.

Hayır bir de garip bir güruh var. Sosyal medya da bir şeyler paylaşmadıysanız ne söylerseniz söyleyin inanmıyorlar. Misal geçenlerde benim evli olmadığımı iddia eden bir arkadaşım vardı. Sebebi ise; düğün -kına vs videolarını veya fotoğraflarını instagram da paylaşmamış olmam. Aslında yeni nesil evlenen genç kızlar gibi inciğini cinciğini "Ay işte evimizi diziyoruz, ay şunu aldık, ay bunu giyicem, şu makyajı şurda yapıcam, şurda osurduk"paylaşan biri olmadığımdan tüm bunlar. Ha rahatsız oluyor muyum, çoğunlukla. Bu kadar özeli, bunca güzeli paylaşıp eskitmenin anlamını bulamıyorum.. Yani onca ayrıntıyı bilmek zorunda değilim. Senin kocanla yaşadığın muhteşem evlilik yıldönümünü de..

Ah bunca söylenip evlilik yıldönümü ile afişe olmuş bir insan olduğumu da eklemeliyim sanırım. Ne de olsa eleştirdiğimizi yaşamadan ölmüyoruz. Yıldönümü yemeğimizde x yerde check-in yaptım. Genelde yapmam öyle şeyler ama mekan istanbul'dan çok uzakta kafa dinlemelik bir yer. Üzerine de böyle bir şey yazdım. Kuzenim nasıl olduysa evlilik yıldönümümüzü unutmamış. Hemen altına tüm iyi niyetlerini sundu. O kadar çok tebrik aldım ki anlatamam.. Hiç beklemediğim bir şeydi. Tabi inanılmaz utandım da.. O gün bugündür check-in yapmıyorum farkındaysanız :))

Neyse kendimle ilgili küçük anektottan sonra eklemeye devam edeceğim bu görgüsüzleri. Bu görgüsüzler genelde maddi anlamda sıkıntılar çektikten sonra koca evinde maddi açıdan iyi bir şeyler görüp; bunu insanların gözüne sokmayı amaç edinirler. Öyle böyle değildir ama bu. Sorsan fakirler için çok üzülürler, Suriye için ağladıklarını iddia ederler fakat her dakika marka çantalarıyla fotoğraf çektirip, kıyafetlerini tüm ayrıntılarıyla takipçilerinin gözüne sokarlar. İşin kötü kısmı bunları takip eden bir güruhun olmasıdır. "Kıyafetini nerden aldın canığğıımm" diye sorarlar bu tayfalar. "Ayy çok tatlığsınn" diye de eklerler. Kıyafetini muhtemelen soranın asla alamayacağı bir yerden almıştır.  Gururla cevap verir diğer tüm yorumları yanıtsız bırakırken. Çünkü o bir markadır artık. Kocasının parası çok yaşasındır. Kocası olmasa muhtemelen bir yerlerde öylesine çalışacakken; şimdi o tatil senin, bu tatil benim gezer. Çocuğunu eline alır; sağda solda fink atar.

Bu görgüsüzlerin sayesinde marka imajları pekişir. Marka bilinci hayatımıza yerleşir.. Onlar Suriye, Afganistan, İran, Irak diye ağlayıp dururlar, bir sürü demogojiye girerler fakat o iğrenç markalarını da gözlerimize sokmaktan - o markalar sayesinde aşağılık duygularından kurtulmaya çalışırlar. Çünkü marka; kesinlikle imaj belirtisi değil; aşağılık duygusunun bastırılma ve kendini yüksek gösterme çabasından ibarettir. Allah onları ıslah etsin.

Bu Bir Hatıradır-1

Merhaba sayın okuyucu.. Bugün yeni bir yazı dizisi ile karşınıza çıkmaya hazırlandım. Hatıralarım.. Hani, yazsam roman olur denilen hayatlar vardır ya, benimkiler onlar kadar acıklı olmasa da eğlencelidir. Gelin bugün size çok eğlendiğim, aynı zamanda da öğrendiğim bir hatıramdan bahsedeyim..

Bundan uzunca bir zaman önceydi. O zamanlar abim henüz üniversiteyi bitirmemiş, başka bir şehirde, kendine ait evinde yaşıyordu. Bir gün babama "Abimin yanına gitmek istiyorum" dedim. Babam abimin ev arkadaşı olduğu için olaya sıcak bakmadı. Fakat aynı şehirde büyükbabamlar olduğundan izin verdi. Şehrin ismini de söyleyim: Trabzon.. 

Trabzon öyle bir şehir ki, ne zaman ona gitmek için uçağa binsem içim pırp pır ederdi. Çünkü mutlaka orada ilginç şeyler yaşar, günümü gün ederdim. Asla umutsuzluk olmazdı orada. Yine öyle oldu. İçimde milyonlarca umutla hava alanına indim. Kuzenim elinde "Mrs Büşra Bayram" isimli pankart ile karşıladı beni. Sonra eve gittik. Büyükbabamlara geçtik. Abim de hemen geldi. O gün orada ilginç bir olay yaşadık. Abim çok sinirlenip Trabzon merkezdeki evine gideceğimizi söyledi.

Ömrümde ilk kez bekar evi denilen o şeyle abimin evinde karşılaştım. Benimle yaşıt sayılan bir kuzenim de bizimle geldi. Evin kapısını abim açmaya çalışırken, evde yalnız olmanın, neler yapabileceğimizin falan hayallerini kuruyorduk. Hatta sabahlara kadar sokaklarda takılmayı düşündük. Fakat olmadı..

Kapı ağır ağır açıldı. Binanın en üst katı olan dairenin ışığını açtığımız anda , korku filmlerini aratmayacak bir sahne yaşadık. Böcekler, sağa sola koşuşturup; kah yatağın altına, kah vitrinin yanına, kah tv ünitesinin arkasına kaçıştılar. Benim için böcek yeterli bir kabusken; ayağımı yere basar basmas vıcık bir yağ dokusu karşıladı beni. Kuzenimle birbirimize baktık. Abim elinden geldiğince etrafta bulunan kıyafetleri toplamaya, bizi elinden geldiğince ev sahipliği yapıp mutlu etmeye çalışıyordu. Fakat nerdeydi o günler.

İnanın koltuğa oturmaya bile dayanamadık. Kuzenimle (Allah'tan kız kuzenimiz bizimleydi) kolları sıvanıp tüm gece temizlik yaptık. Ömrümde (şimdi dahil) asla duvar silmeyen ben, elimde bezle o duvardaki yağları sökmeye çalışıyordum. Mutfakta yıkanmış bulaşıklar bile kirliydi. Her şeyi çamaşır suyuna bastırmaktan evdeki tüm temizlik eşyalarını bitirip, abimi tekrar yenilerinden ve hatta fazlasından alması için markete göndermiştik.

Akşam olduğunda ise zorla da olsa çayımızı demleyip, nevaleyi çıkarıp bacaklarımızı uzatıp dinleniyorduk ki, abimin telefonu çaldı. Arkadaşları geldiğini duyunca baskına gelmişler, kapının önündeymişler. Bir şey isteyip istemediğini öğrendiler. Geldiklerine pek memnun olmadık açıkçası. 5 tane erkek demek, hizmet edilecek 6 kişi demekti. 

Daha kapıdan girerken kuzenim "yerleri temizledik yeni, şu terlikleri giyin, hatta yıkayın ayaklarınızı "tarzında konuşmuş olsa da; çocuklar çaydan ve diğerlerinden gayet memnundular. Pek de eğlendiler. Oyunlar, şamata, gırgır. Saat 1 sularında abimle hep birlikte dışarı çıktılar. Daha kapıyı kapatıp rahat bir nefes alacaktık ki, elektrikler gitti. Terasta oturuyorduk, mum yaktık. Etrafa bakındık, herkesin elektiriği vardı. Abimi aradım, arkadaşı yan dairenin elektrik faturasını yatırdığından kesildiğini öğrendik. O gün sabahladık. Abim de bize katıldı. Sanırım yaşadığım en ideal günlerden biriydi. Telefon yoktu, televizyon yoktu. Dikkatimizi dağıtacak hiç bir şey yoktu. Hatta bi ara abim, "böyle yaşam olmaz olsun, savaş çıksa haberimiz olmayacak" demişti. şimdi hatırlıyorum da o günü.. Kuzenlerle oturup bugünlerde telefonu elimizden düşüremezken; o dakikaların ne kadar da tatlı olduğunu anlamamıştık..

Aslına bakarsanız, muhteşem bir şey. Sizlerde bir akşam evdeki tüm elektronik aletlerinizi kapatın. Gerçekten çok mutlu olduğunuzu, birbirinizle gerçekten çok iyi anlaştığınızı göreceksiniz. Çünkü hepiniz birbirinizi tanısanız, gerçekten çok seversiniz. Tanışmadan bilemezsiniz..

Gelelim son dakika golüne. Abimin ev sahibi eve alırken kesinlikle kız arkadaş getirilmeyecek demiş. Bizi de kız arkadaşlar sanmış. Hatta kızlı erkekli alem yapıyoruz sanılmış. bu yüzden biz o evden gittikten tam 1 hafta sonra evden çıkarılmış. Düşünebiliyor musunuz? O canım temizlik, boşa gitmiş. Bari 1 ay daha kullanıp en azından o duvarlardaki yağları nasıl sıçrattıysanız öyle sıçratsaydınız be?_!

Ters İbraz (ChargeBack) ve Kötü Niyetli Satıcılardan Korunma Yöntemleri - 2

Merhaba, daha önce burada bahsettiğim yazıda nahoş bir durumla karşılaştığımızda, eğer visa yada mastercard bandrollü kartlar kullanarak alışveriş yaptığımızda Chargeback yani Ters İbraz ile hakkımızı nasıl arayacağımızı, ödediğimiz ücreti bedelsiz nasıl geri alabileceğimizi anlatmıştım. İlgili yazı için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yazıdan 2 ay sonra, paralel olarak gerçekleştirilen Tüketici Hakem Heyeti sonucu yani Mahkeme kararıda kahramanımıza ulaşmıştır.

Olayı özet olarak anlatırsam, kargo ile eve gelen bir üründeki kusur teslim alındıktan sonra kullanıma hazırlanırken alıcı tarafından tespit edilmiş, durum satıcıya bildirildikten sonra "ürünü teslim alıp açtığı" için satıcı tarafından sorumluluk kabul edilmemişti. Satıcı teknik servisten bir şekilde aldığı "kullanıcı hatası" raporuna rağmen kusurlu bulunmuş.

Aşağıdaki mahkeme kararında dayanak  olarak şu maddelere yer verilmiş:

"Teslim tarihinden sonra 6 ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir" 

Diğer maddeler için tutanağı inceleyebilirsiniz.


Bizimkiler

Bugün multitap'ın battaniyem'i görünce geldi aklıma bizimkiler. Anlatmalıyım dedim. Bizimkilerle yollarımız şimdilik ayrılmış olsa da; her zaman bir yerlerde mutlaka karşıma çıkacaklarına eminim. Durun anlatayım o halde.

Bu klibi can dostum güzel insan Zeynep çekti. Zeynep hayatımda tanıdığım en arkadaş canlısı insan. Ama hani arkadaş canlısı olursun da, bir yere kadardır o dostluk. Zeynep'te bir yer diye bir şey yoktur. O'nun dostluğu aklınızın alamayacağı sonsuza doğru uzar gider. Her zaman arayabileceğinizi bilirsiniz, her zaman onunla dertleşebileceğinizi, sizi dinleyeceğini ve en önemlisi her ne yaparsanız yapın arkanızda olacağını da bilirsiniz. Dost acı söyler olayını göremeyiz Zeynep'te. Çünkü o acıyı da tatlı yapar, öyle sunar önünüze. Genel anlamda iyi niyetli, iyimser, mutlu ve umutlu kızımızdır kendisi. Hayranlık uyandırır sizde, ah bir tanısanız. Yaa çok tatlı ama benim kızım. Benim içinse yeri apayrıdır. Ya zeynep koş şurda sana ihtiyacım var dediğimde asla işi çıkmamış, beni her özel zamanımda yalnız bırakmamıştır. Video da yer alan kızçelerini de unutmamak lazım. Onlar onun aşkı. Onlar da bir başka tatlı kızlar. 

Klipte yer alan İsmail ise tam anlamıyla kendini oynuyor. Klibi izleyin ve İsmail'i tanımış olursunuz. Bir insana rolü bu kadar mı cuk diye oturur. Asla tartışma ortamına girmeyen, iyi niyetli, herkesin arasını bulmaya çalışan, tam anlamıyla iyi bir insandır kendisi. Ayrıca çok güzel baskı kupalar,tshirtler falan yapar. Buradan da reklamını yapmaktan çekinmeyeceğim. Ve tabi benim filmim için saatlerce beklemesini asla unutamam. Ne zaman çağırsak gelir, asla hayır diyemez ve bizi kıramaz kendisi. İyilik timsali resmen. 

Şimdi gelelim klipte yer almayan fakat kalbimde derin yeri olan Elif'e. Kendisi hakkında söylenecek milyonlarca kelime varken; entellektüelliği beni yerden yere vurup sonuma altı sıfır birden ekliyor. Aman Allah'ım.. Kız resmen yürüyen kültür endüstrisi. Kültürü kendisi üretiyor. Kimseyi takip etmiyor, kimseyi takmıyor.. Çünkü o bir prenses. Aynı zamanda da anarşist. İki farklı ruhun birleşimini tahmin edebiliyor musun sayın okuyucu? Edemezsin, çünkü Elif tanınmaz, yaşanır. Eğlenceli, ince espri yapabilme yeteneğine sahip aynı zamanda. Çok harika sanatsal bakış açıları varken geçenlerde Beyonce dinlediğini öğrenip beynimden vuruldum. Hayır neden bilmiyorum. Misal ben dinliyorum Beyonce. Ama Elif o kadar elitist ki; kimsenin dinlemediği-bilmediği sanatsal müzikleri dinlerken; Beyonce'yi araya sıkıştırması beni benden aldı. Şaka be şaka. Hatun 10 numara bir hatun (burada yazar Elif'ten bahsediyor)

Benim videoartımda bulunan Raif'ten de bahsetmesek olmaz. Bizim Lol grubu böyle ne de olsa. Raif karikatür sevdalısı, bize göre çok farklı dünyada yaşayan bir insan. Aniden komik bir şey söyleyip, ilginç kahkahasıyla tüm koridorları inletir kendisi. Ah bir de o koşması yok mu. Ay aklıma geldikçe gülüyorum. Valla bizi çok eğlendiriyor Raif. Yardımseverliği ve Kızılay'a yaptığı bağışları da unutmamak gerekir. İçki çokça tüketmesine rağmen, her zaman ayık kafayla gördüğümüz Raif, başarılı , dost canlısı ve aynı zamanda iyi bir insandır. He bak, bir de yardımıma filmde çat diye koşmuştu, tekrar teşekkür ederim kendisine.

Ve lol grubumuzun en değerli üyelerinden biri olan Bedirhan'dan bahsetmek istiyorum. Assolist olduğu için kendisinden en son bahsettim. Bir insan bu kadar mı iyi niyetli olabilir. Böyle yüzüne bakın, iyi niyetli bir insan olduğunu direkt anlarsınız. İyi niyetinin yanı sıra yılan bir tarafı da var hani. Yok be şaka, o bana hep yılan diye takılıyor. He bir de takılmaları var böyle ki inanılmaz eğleniyorum. Moralim bozukken aniden attığı bir Snap' e gülüyorum. Ya da bir şey söylüyor. Aslına bakarsanız yanına gidince bile moral bozukluğunu unutuyorum. Öyle bir enerjisi var. Tabi Elif ile bütünleşik espiri yeteneğini de es geçmemek gerek. İkisi bir araya gelince gülmekten karnımız ağrıyor. Sanırım en çok bunu özleyeceğim.

Eğlendiğim, çok iyi zamanları paylaştığım dostlarımı tanıdınız okuyucu. Onlar iyi ki varlar. Bu güne kadar bana yaptıkları her bir iyilik için ayrı ayrı teşekkür ediyorum kendilerine. Umarım sizlerinde hayatında böyle anlatabileceğiniz onlarca hikayeniz olan dostlarınız vardır. Dost olmak başka bir şey çünkü.