28 Haziran 2016

Ivır Zıvır Part 53


Bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım dostlar. Anlatıyorum, o halde varım!

insanların esprilerine anlam veremediğimden Game of Thrones'u izlemeye başladım. tüm esprilerin dışında kalıyordum. keşke kalsaydım dedim daha 5. bölümde. aslında ciddi ciddi bu dizinin masaya yatırılıp çözümlenmesi gerekiyor. insanların neden bu kadar tuttuğunu merak ettim. fazla düşünmeye gerek kalmadan ön planda olan olan cinsellik, entrika ve bunun gibi insanı zıvanadan çıkaran duyguların çokça göze sokulmasından kaynaklandığının farkına vardım. umarım sizlerde varırsınız. 

bazı insanların bazı yanlışları inatla yapmasına hala anlam veremiyorum. fakat yapıyorlar işte. dur yapma diyecek halim de yok açıkçası, yorgunum.

pedofili manyakların varlığı dünyamızı yeterince kirletirken, bir de sosyal medyaya bulaştı bu adi insanlar. geçenlerde bir kadın paylaşmıştı, şimdi yine biri daha paylaştı. en sonuncu yakalandı. fakat iki üç tane değil ki bu adiler. insanlıktan nasibini almamış, pis varlıklar. sosyal medyadan çocuklarımızı korumalıyız sayın okuyucu. ciddi manada korumalıyız ama. fotoğraflarını paylaşırken bile dikkat etmeliyiz. insanlar kötü niyetli, insanlar fena. çocuklarımıza bu bilinci yüklemeliyiz.

çocuk büyütmek ciddi zor bu zamanda. bu memlekette demiyorum, çünkü çocuk büyütebilecek ortama sahip bir memleket henüz görmedim. umarım görürüm.

gözlük takan insanlar her zaman mı zeki olur? bence öyle. o gözlükler çıkarınca alınan aptalımsı yüz tipine ne demeli?

Ha bir de instagram hesabım : https://www.instagram.com/busrabairam/ instagramı az da olsa kullanıyorum. çok da olsa kullanmak istiyorum ama genelde çekemiyorum güzelce bir şey.

26 Haziran 2016

Bir Erkek Bir Kadını Neden Sever?


Eski yazılarımın arasında buldum, tekrar paylaşmak istedim, buyrun: 
Şimdi en zorunu yapıcam; bir erkek gözüyle bakıcam. Aslında büyüdüğüm ortama bakılırsa; genelde "erkek"leri iyi anladığım söylenir. Abili bir ortamda büyüyosanız bu gayet normal. Oynadığınız oyunlar; adam öldürme, araba yarışları, futbol oyunlarının ötesine geçmez. Çocukken de bebeğiniz asla olmaz.. Abiniz ve arkadaşlarıyla takılırsınız. Çocukluk arkadaşlarınız hep ortak olur.

Erkeklere sordum. Bi kadını neden seversin dedim. Aldığım cevaplar:

-Gözlerine baktıgında artık değildir dünyada uyuşur tüm bedeni... Bu duyguyu hissetmek için.. Evet olabildiğince duygusal bi yaklaşım. Ama bunu söyleyen arkadaş, daha burnu çiçeğinde aşık,söylemeden geçemicem.. :)

-Oturmasına kalkmasına dikkat ediyorsa ve bana ayak uydurabilirse..

-Bakımlı ve hoş olması. Bilhasla güzelliği için..

-Masum görünüşü, ilk bakışlar ve ilk görüşmedeki asilliği..

- Çıkar için sever, sanırım anladınız siz onu..

-Kız ulaşılmazsa; o yüzden sever.. Ulaştıktan sonra da terkeder..

-Erkekler kızına göre sever.. Bunu da anladınız siz..

Biri de "ben kızları sevmem" dedi :) Bunu da anladınız siz :))

Aldığım cevapların özeti bu şekildeydi. Şimdi kendi görüşlerimi vermenin zamanı geldi. Erkek sevdi mi "manyak gibi" sever. Bi arkadaşımın da söylediği gibi "ölümüne" sever.. Erkekler mantıklarını çalıştıramazlar pek severken.. Pat diye aşık olup, işte hayatımın kadını bu diye atlarlar.. O'nsuz olamayacaklarını sanırlar. Ama yine de aşklarına sadık kalmazlar, o ayrı..

Bir erkek bir kadını, hayatını paylaşmak için sever,bana kalırsa.. Yalnız ölmek istemediğinden.. Yalnızlığı kaldıramadığından.. Paylaşım meraklısı olduğundan.. Kadın-erkeğin birbirine olan gerekliliği yüzünden sever.. İlk bakışta kaşına gözüne bakar, sonra içine takılır.. Bir erkek bir kadının içine takılsa da; Farkettirmekten korkar.. Erkekler korkaktır. Aslında sevmeye korkarlar..

Bir erkek bir kadının gülüşünü sever. Gözlerini sever.. Paylaşımlarındaki sınırsızlığı sever. Ya da sınrıları zorlamayı, ya da sınırları. Kadınların etrafındaki duvarları bile sever..

Eklemek istediğin bişey varsa; tabi.. :)

25 Haziran 2016

Bu Benim Evlilik Hikayemdir


evlilik hikayelerini okudum geçen, çok beğendim. bir hikayem var benim de. paylaşayım istedim :)

21 yaşıma geldiğimde başladı evlilik muhabbetleri. evlilik denilen kurum öyle bir abartıldı ki, sanki bu dünyaya evlenmek için gönderilmişiz gibi bir algı oluştu bende. arkadaşlarım birer birer evlenmeye başladılar. yapılan hiç bir iş önemli olmamaya başladı gözlerinde, tabi evli değilsen. Sen hala evlenemedin mi? diye sorar oldular. Arkadaşların yanı sıra, akrabalar, konular ve komşular durmadan aynı cümleyi soruyordu. O kadar rahatsız etmeye başlamıştı ki o cümle ve sonrasında gelenler.. Anlatılması imkansız. Durmadan birileriyle tanıştırılıyor, türlü bahanelerle atlatıyordum.

26 yaşıma kadar bu saçma günler devam etti. Hep bir tanıştırma heyecanı, hep bir evlendirme gayesi. Bir gün annemi ve babamı karşıma aldım. "evlenmicem ben, gerçekten bunu istediğimi sanmıyorum" dedim. Babam gülerek "O zaman bize bakarsın yaşlanınca, bizce hava hoş" demişti. Açıkçası güzel gelmişti bu fikir. Evinde mutlu olan bi insan neden başka evlerde tekrar mutluluk aramak istesindi ki? 

Ben elimdeki hayatla zaten mutluydum. Belirsizlik dolu bir hayata henüz hazır değildim.
O sene A kişisi ile tanıştım. Aslında tanışmadım. Kendisi benim ortaokuldan arkadaşımdı. Facebook ile birbirimizi yıllar önce eklemiş, ara sora konuşuyorduk. Fikirlerini biliyordum. Düşüncelerini beğeniyordum. Ama ortaokuldaki zekasının hala devam etmesine ayrı bir hayranlık duyuyordum. Nedense hep zeki insanlar ilgimi çekmişti. Artık insan kendinde ne eksikse onu mu arıyor ne :)

Hep aklımda ortaokuldaki matematik hocamın yanlışlarını tahtaya çıkıp heyecanla düzeltmesi kalmıştı. Başka da bir şey hatırlamıyordum ve açıkçası o yeterliydi benim için. Matematikten nefret etmeme sebep olan matematik hocamı rezil etmesi de muhteşem bir şeydi..

Ara sıra konuşuyorduk. Bir gün dövüş kulübü filmi hakkında bir şeyler söyledim. Bana film eleştirisinin kitabını okuyup okumadığımı sordu. Okumamıştım. Kitabı bana verebileceğini söyledi. Yakın yerlerde oturuyorduk. Ben de x yere gideceğim yarın, getirebilirsen sevinirim demiştim. O da getirdi. Arkadaşımla çay içiyorduk. Beni dışarı çağırdı, kitabı uzattı. Aldım. Teşekkür ettim. Arkamı döndüm ve arkadaşımın yanına gittim. Arkadaşım yanımıza neden davet etmedimi sordu. O an aklıma geldi davet etmek ama artık çok geçti. Basiretim bağlanmış gibiydi. 

Sonrasında durmadan muhabbet etmeye başladık. Fakat tamamen fikir alış verişi. Kitabı bitirip bitirmediğimi soruyordu durmadan. Yoğun bir döneminde olduğumdan bir türlü bitirememiştim. Ben de sorularına dayanamayıp "bitirdim kitabı, x yere gel al kitabı" dedim. Akşam 7 için sözleştik. 7 yi çeyrek geçiyorken nerede olduğunu sordum. 5 dakika daha geç kalacağını söyledi. Asla kimseyi bekleyemezdim. Kitabı orada sekretere bırakıp çekip gittim. Beni bekle bir çay içeriz demesine rağmen, beklemedim. Bizim çay yine yalan oldu yani.

Aradan zaman geçti. Biz yine aralıklarla konuşuyorduk. Sonra bir gün bir sinema filminin gösterimine davet ettim onu. O filmi izlemek isteyeceğine inandım. "Ben yarın x sinemasına gideceğim, istersen gel" dedim. O da o gün uyuyakaldı ve gelmedi. Ömrümde ilk kez ekilmenin rezilliğini yaşamış olduğumdan olacak ki onunla 3 ay boyunca asla konuşmadım. Yazdı.. Aradı.. Mesaj attı ama cevap atmadım. Nasıl uyuyakalırdı ki.. Ben sabahın köründe yollara düşmüş ve filme gitmiştim.

Bu zamana kadar hiç ama hiç ciddi bir şey hissetmediğimi eklemeliyim sanırım. Zaten evlilik duygusundan vazgeçtiğimden olacak ki, psikolojik olarak hiç bir şey düşünmüyordum. 
3 ayın sonunda bir gün bana "selamsız, neden cevap yazmıyorsun " demişti. O gün iyi yanıma gelmiş olacak ki, çatır çutur söyledim beni ektiğini, ona nasıl kızdığımı ve nasıl uyuz olduğumu. Onun haberi bile yoktu. Sen zaten gidiyordun, beni öylesine çağırdın diye ben de pek üstelemedim dedi. Bu umursamazlık hala var kendisinde ama başta nasılsa öyle olur dimi? :))

Sonra tekrar konuşmaya başladık. Bu kez ciddi iş projelerim vardı. Onun da vardı. Bir gün yüz yüze görüşüp kararlaştırmalıydık. Hatta ben balat'ta yer bile bakıyordum iş için. Bir gün Beyazıt'ta buluşma kararı aldık. tüm gün Eminönü'nde annemle gezdikten sonra onunla buluştum. nasıl perişan bir haldeyim anlatamam. Bulunduğu mekanı çok zor buldum. Caddeye çıktı beni görebilmek için. Caddenin ucunda onu görünce birden garip bir duygu hissettim. İçimden bir ses "Dön kızım geri, bu çocuk senin hayatını mahvedecek" dedi. Nasıl mahvedecek diye düşünürken "Evlenirsin sen bunla " diye ekledi. Evlilik benim için o kadar korkunç bir şeydi ki, evlensem onunla evlenirim heralde hissi oluştu aniden bende. Hani derler ya hep evleneceğin kişiyi hissedersin diye.. Sanırım böyle bir histi bu. Bunca insanla görüşüp, bunca insandan alamadığım o ilginç hissi çat diye bulmuştum. Bir adım ileri gittim, iki adım geri attım. Ceddin dedem neslin babam duyguları ile ya Allah diyerek yanına gittim. Oturduğumuz yerde anlattıklarını dinleyemedim. 

Sonra yine konuştuk.. Yine görüştük. Görüşmemiz baya sıklaşmaya başladı. Bu sıklaşma beni rahatsız etmeye de başladı aynı zamanda. Arkadaştık ama arkadaştan öte bir muhabbetimiz var gibiydi. Yakın hissetmeye başladım ama yakın hissetmek bana göre değildi. en azından dünya görüşüme aykırı davranıyordum. 

Biraz uzak kalma adına Trabzon'a gittim. 1 hafta kadar orada kaldım ama özlem duygusu da çok ağır bastı. Bana durmadan "döndüğünde sana çok önemli bir şey söyleyeceğim" dedi. Ben bir hafta boyunca aramızdaki bu ilginç ilişkiden rahatsız olduğunu, yanlış anlamamam için açıklama yapacağını ve hatta hiç görüşmemizin daha iyi olacağını söyleyeceğini düşündüm. Dönesim gelmedi bu yüzden. Ama en sonunda döndüm. Bir Çarşamba günü buluştuk. Elini ayağını nereye koyacağını şaşırıyordu. Bense, kesin kırılmamam için böyle yapıyor, nasıl söyleyeceğine karar veremiyor diyordum. 

En sonunda ciddi bir niyetinin olduğunu, beni daha yakından tanımak istediğini ve sonrasında bir kaç cümleyle benden hoşlandığını falan söyledi. Açıkçası ne dediğini pek hatırlamıyorum çünkü nasıl başka bir şey bekliyorsam ve kendimi hazırladıysam; o söylediklerini duyamadım bile. Kulaklarım uğuldadı. Ben aksini düşünüyordum oysa. Hatta "amaan sen yanlış anlamışsın, zaten arkadaşımdın . madem böyle düşünüyorsun daha da görüşmeyiz of" deyip çekip gidecektim. Fakat işler tam tersi gelişince daha son cümlesini bitirmeden "evet!" dedim. O "nası yani" dedi merakla. O da benim ayı gibi atlamamı beklemiyordu çünkü. hani benim gibi biri en azından bir kaç dakika beklemeliydi. Ama beklemeden direkt kabul ettim. Aslında nasıl kabul ettim onu bile anlamadım.

O gün mekandan çıkarken parayı bile vermeden gittik. Sonra dönüp ödeme yapıldı fakat sanırım en salak hatıramız da bu. 

7 ay sonra nişanlandık, nişandan 7 ay sonra evlendik. Şu an 1 yıllık evliyim. 28 yaşındayım. Etrafımdaki insanların "neden çocuk yapmıyorsunuz" cümlelerine maruz kalıyorum. Aslına bakarsanız bu insanların çeneleri asla kapanmıyor. İnsanı önce evliliğe, sonra çocuğa hazırlıyorlar. Hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünmeye başlıyorsunuz. Ama henüz evlenmemiş arkadaşlara söylemek isterim ki "evleneceğiniz insanı hissetmek" diye bir şey var. Lütfen her önünüze gelene evlenilecek erkek gözü ile bakmayın. İnanın onu görünce direkt tanıyacaksınız. Ve o yaşlı teyzeleri, akrabaları, arkadaşları ve diğer her türlü hayatınız hakkında fikir beyan edenleri umursamayın. Çünkü hepsi fasa fiso. Bu hayat sizin hayatınız. Yalnızken mutluluğunuzun tadını çıkarın. Evliyken yalnız kalamayacağınızdan ve yapacaklarınız sınırlı olduğundan tek  başınıza bir yerlere gidin, bir yerlerde gezin, birilerine yardım edin.  Hayat hep istediğiniz kadar güzel olsun :)

24 Haziran 2016

Babam ve Kızı Vol aksjdklaj


Babam hakkında yazacak o kadar çok cümle var ki.. her zaman böyle olmuştur. babam benim ilk kahramanım. aslına bakarsanız tek kahramanım. yapılan her şeyi, onu referans alarak değerlendirmeme sebep olan yegane kişi..

Hayat gerçekten çok garip. evlenmeden önce birisi bana "sen baban gibi birini arıyorsun, fakat zor bulursun" demişti. "bulucam bence" demiştim. sonra a kişisi ile görüşünce babamın klonunun 27 yıl sonra ortaya çıkmış olduğunu fark ettim. A kişisi aynı babamdı.

Kızlar için baba öyle bir şey işte. evliliklerinin temel yapı taşı. babanızı seviyorsanız, babanız gibi biri ile evlenirsiniz; sevmiyorsanız babanız gibi olmayan biriyle. 

Benim babam tam bir melek. ne istersem yapması, bana bakınca gözlerinin içi gülmesi, benimle mutlu olması, her söylediğimi kayıtsız şartsız kabul etmesi, bana güvenmesi gibi duyguların yanı sıra özel bir bağ var aramızda. babam mutsuzluğumu yüzüme bakınca anlar, yalan söylediğimi de. ben de o yüzden ona asla yalan söylemem. sanırım bu yüzden bana çok güvenir. çok güvendiği için de güvenini kaybetmemek için elimden geleni yaparım. 

neyse efenim, babamın beni gönderdiğim stk hakkında bilgi vermiştim kısaca. bir gün mülteci kampına gideceğiz. annemden izin almayı düşünmedim bile. hemen babamı aradım, anlattım durumu. İzin verdi. eve geldiğimde babam benden önce eve gelmiş, anneme anlatmıştı durumu. annem o kadar çok kızdı ki bana. baba sözünün lafının üstüne de laf söyleyemediğinden "orda ölürsün inşallah" dedi sinirle. giderken babam kendime dikkat etmemi söyledi. sonra ayakkabılarımı değiştirmemi.. o insanların yanına en eski ayakkabım ile gitmem gerektiğini ekledi. bordo converse'lerimi giydim. oraya gittiğimde babama inanılmaz teşekkür ettim..

evde otururken aniden "fotoğraf çekmem gerekiyor" dediğimde, kalkıp beni istanbul'un öbür ucuna götüren bir adam benim babam. ya da istediğim zaman istediğim yere getiren; gecenin köründe bir yerden alması gerektiğinde "yok ben yorgunum işten geldim" demeyen bir adam benim babam. 

birlikte yarışmalara katıldığım, izin almaktan hiç çekinmediğim, her şeyi beraber yaparken zevk aldığım adam benim babam. maddi manevi her zaman arkamda olan, arabanın tekine yüksek meblağa zarar verdiğimde aradığımda "merak etme , kimseye bişi oldu mu, ben hallederim" deyip anında çözüme kavuşturan adam benim babam.

arabanın anahtarını verirken; çekici numaralarını yanına iliştiren insan aynı zamanda. her zaman esprili, komik, eğlenceli ve inanılmaz derecede korumacı bir adam benim babam. iş yerinde şef sesini bana yükseltti diye moralim bozulduğunda şefin yanında telefon edip telefondan şefe bağıran, "sana benden başka kimse bağıramaz" diyen adam benim babam.

evet, beni ömrümde en çok şımartan ve muhtemelen onun kadar şımartan olmayacak insan benim babam. iyi ki varsın babam.

23 Haziran 2016

16 Haziran 2016

Ters İbraz (ChargeBack) ve Kötü Niyetli Satıcılardan Korunma Yöntemleri


Merhaba sevgili okurlar. Bu benim blogda ki ilk yazım olması vesilesiyle biraz işe yarar, dişe dokunur bir konu üzerine değinmek istedim. Konuya giriş yapmadan önce,  daha açıklayıcı olması kaydıyla bir arkadaşım başından geçen olayı hiç yorum katmadan yazmak istiyorum.  

Peşin olaraktan şunu söylemek istiyorum, bu yazı herhangi bir firmayı kötüleme yazısı değil, neredeyse kimsenin bilmediği, internette aradığınızda çoğunlukla karşınıza komik bir şekilde dolandırıcılık yönetimi? olarak bahsedilen chargeback yani ters ibraz operasyonunu siz okurlara anlatmaktır.

Evet başlıyoruz,

Kahramanımız bir gün "N11.com" alışveriş sitesinden bir ekran kartı sipariş eder. Kargo kutusunda hasar olmayan ama nispeten kötü kargolanmış ürün alındıktan sonra üzerinde ki soğutucu ünitelerinden birinin kırık olduğu fark edilir. Bunun üzerine aracı firma olan N11.com'da kayıt açılır ve durum bildirilerek iade talebi istenir. N11.com "üründe tespit çalışması yapılacağı, bu olmadan iade oluşturulamayacağı" bilgisini kahramanımıza ileterek ondan "ürünün teknik servise gönderilmesi" için onayını ister, onay olmadan hiç bir işlem yapamayacağını iletir. Bunun üzerine onay alınır. Ürün gerçek satıcı olan "Meron Elektronik" isimli firma tarafından kusur tespit için değilde, "Müşteri Şikayeti" ile "Servis Point" isimli teknik servise gönderilir. Teknik servis ürünün fanı kırık olduğu için garanti dışı! bırakır ve geri gönderir. Bunun üzerine Meron Elektronik, bunun kullanıcı hatası olduğunu hem N11.com'a hem de kahramanımıza gönderir. N11.com, kahramanımız onaylamamasına rağmen o ana kadar kendi üzerinde tuttuğu ücreti derhal satıcıya aktarır. Kahramanımız daha sonra satıcı ile irtibata geçmesine rağmen, satıcı kendisine "oldukça suçlu" olduğu söyler. Kahramanımız elinde süreçte garanti dışı olmuş kırık bir ekran kartı ile ortada kalır. Daha sonra kahramanımızın olayı çözümlemek için izlediği yol hakkında bilgi vereceğim.


Yazının kalanına devam etmeden önce, hiç kullanılmamış ürününde bulunan bir hasar sebebiyle ürünü direk garanti dışı bırakan Servis Point isimli firmaya ve müşterisini mağdur etmek ve komisyonunu bir an önce alabilmek için koşa koşa parayı satıcıya gönderen N11'e buradan tebriklerimi iletiyorum:). Gerçek satıcının ise yüzüne Tüketici Hakları Koruma yönetmeliğini fırlatmak istiyorum :)

Şimdi konuya hayali bir olay üzerinden devam edeceğim. Farz edelim ki ben nam-ı diğer A kişisi, kötü niyetli bir satıcıyım ve hasarlı ürünleri doğrudan veya aracı firmalar üzerinden satıyorum. Müşterilerim ürünleri teslim aldıktan sonra hasarlı sattığım ürünün hasarı için müşteriyi suçluyorum ve aracı firmadan bunun üzerine hemen paramı alabiliyorum. Günlerden bir gün size hasarlı ürünü sattım ve suçu size atarak yine paramı aldım.

Tüketici haklarının sıkı bir şekilde korunduğu veya satıcıların dürüst olduğu yerlerde mesela ne bileyim Amerika'da ya da Japonya'da felan yaşasaydık bu tip bir durumla karşılaşma olasılığınız düşük ve çözüme ulaştırma süreniz kısa olurdu ama Türkiye'de, maalesef tüketici hakları korunmasının yasalara pek nüfuz edemediği yada doğru şekilde nüfuz edemediği için başınıza gelmesi oldukça yüksek bir durum. Bu açığı kullanan satıcılar kadar garanti hizmeti veren teknik servislerimiz dilediği gibi at koşturmakta ülkemizde.

Peki siz tüketici olarak ne yapacaksınız? Benden nasıl korunacaksınız?  

Öncelikle haklarınızı bilmenizde fayda var. Türkiye için konuşursak iki farklı yönetmelik söz konusu.
Bunlardan bir tanesi 6502 sayılı Tüketici Korunması Hakkında Kanun, diğeri ise Mesafeli Satışlar Yönetmeliği. Bunlara hızlıca bir göz gezdirdikten sonra şunları kolayca görebiliriz:
  1. Satıcı, ürünün alıcıya yada alıcının belirlediği üçüncü bir kişiye teslimine kadar oluşan zarardan sorumludur.
  2. Satılan ürün ayıplı ise alıcıya para iadesi, ücretsiz tamir veya ücretsiz değişim hakkı doğar. 
  3. Ayıplar hemen fark edilebileceği gibi gizli ayıpta olabilirler. Gizli ayıplı ürünlerin fark edilme süresi 6 aydır.
  4. Satıcının, alıcı ile münakaşa etmeden koyduğu ve dengeyi alıcı(müşteri) aleyhine bozan sözleşme maddeleri geçersizdir.
  5. Alıcı tarafından belirlenen süre içinde ürün teslim edilmesiyse alıcı iade talep edebilir.
Bunlar dışında cayma hakları hakkında bilgiler bu dokümanlarda bulunabilir. Ama o şimdi konumuz dışında.

Bu bilgiler ışığında yapabileceğiniz bir iki şey var. Bunlar
  1. Satıcıyı ikna :)
  2. Tüketici Mahkemesine veya Doğrudan Mahkemeye başvurmak (Malın değerine göre)
  3. Chargeback - Ters İbraz başvurusunda bulunmak (Eğer bankamatik veye Kredi Kartı ile alındıysa)
Bunları anlatmaya başlamadan önce bazı doğru bilinen yanlışlardan söz etmek istiyorum. Öncelikle alıcının kargo geldiği anda ürünü inceleyip hasar veya ayıp tespit yapmak gibi bir sorumluluğu YOK. Eğer varsa kutudaki hasar için tutanak tutturabilirsiniz ama bu tutanağı tutmamanız bağlayıcı değil. Ürünün tipine göre bu kontrolü yapmak zaten imkansızdır. Velhasıl bazı ürünlerde bu hasar/ayıp kullanım sırasında ya da kullanıma hazırlama esnasında çıkabilir. Kısaca "kargoyu almadan önce hasar kontrolü yapıp tutanak tutmalıydınız" diyen satıcılara kesinlikle kulak asmayın. Alıcı kargoyu teslim aldığını beyan eden "kurye tutanağını" imzaladıktan sonra yükümlülük üzerinden kalktı zanneden satıcıların kafaları gerçekten çok güzel. Neyse, aldığınız üründeki ayıp/kusur/hasar sonradan ortaya çıkabilir. Buna gizli ayıp denmektedir. En basit örneğiyle aldığınız kırmızı bir pantolon ilk yıkamada rengi soluyorsa bu bir gizli ayıp kapsamına girer ve alıcıya para iadesi hakkı doğar. Ya da aldığınız üründeki hasar sonradan ortaya çıkarsa bu da ayıplı ürün kapsamına girer. Örneğin bir telefon aldınız, açılıp açılmayacağını görmek için oturup kurye elemanıyla şarj olmasını beklemenize! gerek yok :) Böyle şeyler mümkün olmadığı için alıcıya bir "teslim anında tespit" yükümlülüğü verilmemiştir. Bunlarla beraber eğer ürünün montajının alıcı tarafından yapılacaksa bunun sözleşmede belirtilmesi ve alıcıya doğru yönergelerin verilmesi gerekmektedir. Ürünün içinden kurulum yönergesi çıkmamışsa yada yönergede alıcının kurulumunu zorlaştıracak profesyonel ekipmanlar gerekiyorsa alıcı yine iade talep edebilir. Ek olarak internet sitelerinde çoğumuzun okumadan işaretlediği kullanıcı mesafeli satış sözleşmeleri asla ve asla yasal olan Mesafeli Satışlar Yönetmeliğinin maddelerini ezici veya kaldırıcı hükümler bulunduramaz. Doğrudan alıcı aleyhine konulan maddelerde siz onaylasınız dahi geçersizdir.

Örneğin bir televizyon aldınız, satıcılar size birbiri ile çelişen iki şart koşacaklardır. 
1.) Televizyonun kutusunu sadece servis açabilir, bunun haricinde kutu açılırsa sorumluluk alıcıya aittir.
2.) Alıcı kargo geldiğinde ürünü kontrol edip hasar tespiti yapmalıdır ?

Evet hiç birimizin gözünde x-ray cihazı olmadığına göre kutuyu açmadan hasarı kontrol edemiyoruz. Fakat kargoyu teslim aldığımız için hasarı kabul etmiş oluyoruz? Eğer ki kutuyu açar sakta, servis açmadığını için yine hasardan biz sorumluyuz :). Yani bunun üzerinde tartışmaya bile gerek yok. Buna alenen insanlarla dalga geçmek denir.
 
Özet olarak, kargo elemanından ürünü teslim alırken acaba içinden bozuk mu çıkacak şöyle mi olacak yoksa böyle mi olacak şeklinde eliniz titremesin. Kapıda irsaliyeli fatura isteyin zaten kuryenin eli ayağına dolaşacaktır. Bu irsaliyeli fatura olayından bir yazıda bahsetmek lazım aslında şimdi sırası değil ama şunu söylemekte fayda var kuryenin yasal olarak size teslim etmek zorunda olduğu iki şeyden birisidir kendileri. (Ama %90 kargo elemanı bunu size teslim etmeyecektir kağıt masrafından dolayı. Bu tip bir durumda kargo firması ürünü taşımış sayılmaz, müşteriye yine iade hakkı doğar)

Hayali hikayemizden devam ediyoruz, size hasarlı ürün sattım, sizde bana durumu bildirerek iade almam için ikna etmeye çalıştınız. Fakat size dedim ki "Ürüne sen zarar verdin, ne değişik bir adamsın sen şimdiden gelmiş bende iade istiyorsun utan utan". Bu aşamada ürün değeri az ise çoğunuz bana hakaret edip, bela okuyup kaderinize kısmet yaşayacaksınız. Zira az sonra anlatacağım gibi Tüketici Mahkemesine başvurmak hiç pratik bir süreç değil. 

Yöntemlerden ilki: Tüketici Mahkemesi

Bu aşamayı hızlıca geçmek için maddeler halinde vereceğim yorumumu sonra yazacağım:
  1. e-devlet şifreniz yoksa, mesai saatleri içinde ptt'ye bir uğrayıp sıra bekleyip e-devlet şifresi alıyorsunuz
  2. Şifrenizi aldıktan sonra e-devlet portalı üzerinden satıcı firmanın bilgilerini eksiksiz! ve hatasız! girerek konuyu anlatıyorsunuz, varsa resim falan yükleyebiliyorsunuz. Bu işlem size bir form döndürüyor. O formu bastırıyorsunuz ve imzalıyorsunuz.
  3. Oturduğunuz yere göre ilçenizdeki tüketici mahkemesinin yerini buluyorsunuz, genellikle kaymakamlık binasında oluyor. Buraya mesai saatleri içinde gidip,  sıra bekleyip formu teslim ediyorsunuz
  4. Tüketici Mahkemesindekiler size bunun sonuçlanmasının 4-5 ay sürebileceğini, satıcıdan savunma isteyeceklerini felan söylüyor. (satıcıya bir süre tanınıyor savunma için)
  5. Satıcıdan savunma geldikten sonra  mahkeme toplanıyor ve karar veriliyor. 
  6. Eğer karar lehinize çıkarsa (örneğin para iadesi), bu karar ile satıcıya gidiyorsunuz.
  7. Satıcı karara direnip size parayı vermiyor :) (tüketici mahkemesi kararına direnebiliyor)
  8. Dava açılıyor süreç uzuyor, bu süreç içinde sürekli evrak getir götür yapıyorsunuz.
  9. Satıcı hiç bir şey yapmıyor siz koşturuyorsunuz, aradan  2 yıl geçiyor mahkemenin sonuçlanması için
  10. Haciz kararı çıkıyor bir bakmışsınız satıcı yok ehehe:)
Evet sonlara doğru başınıza gelebilecek, gelmesi muhtemel adımları da ekledim:). Satıcılara "sizi gerekli yerlere şikayet edeceğim yada yasal hakkımı arayacağım" dediğinizde pişkin pişkin dilediğinizi yapın demesinin yada N11 Mesafeli Satış Sözleşmesinde inanılmaz ama gerçek olan şu maddeleri koyup üstüne anlaşmazlıklarda gidin tüketici mahkemesine başvurun demesinin sebebi budur.

"Alıcı’nın, Sözleşme konusu Mal/Hizmet’i teslim almadan önce muayene edecek tahrip olmuş, kırık, ambalajı yırtılmış vb. hasarlı ve ayıplı Mal/Hizmeti kargo şirketinden teslim alması halinde sorumluluk tamamen kendisine aittir. Alıcı tarafından kargo şirketi görevlisinden teslim alınan Mal/Hizmet’in hasarsız ve sağlam olduğu kabul edilecektir. Teslimden sonra Mal/Hizmet’in sorumluluğu ve hasarlar Alıcı'ya aittir. Mal/Hizmet’in tesliminden sonra Alıcı'ya ait kredi kartının Alıcı'nın kusurundan kaynaklanmayan bir şekilde yetkisiz kişilerce haksız veya hukuka aykırı olarak kullanılması nedeni ile ilgili banka veya finans kuruluşunun mal/hizmet bedelini Satıcı'ya ödememesi halinde, Alıcı kendisine teslim edilmiş olması kaydıyla Mal/Hizmet’i 3 (üç) gün içinde Satıcı'ya iade etmekle yükümlüdür. Bu halde teslimat giderleri Alıcı'ya aittir."

Dayanamayıp bu aşamada yorumumu eklemek istiyorum.

Farz edelim ki yukarıda okuduğunuz maddenin bir benzerini ben size hasarlı ürünü satmadan önce sözleşmemize şu şekilde ekledim: "eğer ki sen ürünü teslim alırken hasarı/ayıbı fark edemedin tüü sana gerizekalı yandın şimdi oh iyi oldu sana kullan öyle bozuk bozuk. Ha ama ola ki banka buna adaletsizliğe engel olup satıcıya para ödemezse sen ürünü 3 gün içinde satıcıya göndereceksin. Yine de itiraz ediyorsan git mahkemeye  başvur kardeşim." 

Ne güzel oldu değil mi? Fark ettin fark ettin fark etmedin ben kazandım:).

Bu arada satıcı bile sattığı ürünü 3 gün içinde gönderemezken biz işimizi gücümüzü bırakıp satılan ürünü 3 gün içinde yetiştirecekmişiz satıcıya. 
Ayrıca mesela ben oturma odası grubu aldım. Kargocuyla oturup takımı kurup tespit etmemiz gerekiyormuş hasarı buna ancak kargalar güler. Neyse buraya kadar okuduysanız bu maddenin geçersiz bir madde olduğunu fark etmişsinizdir.

Yöntemlerden ikincisi: Chargeback Nam-ı Diyar Ters İbraz

Evet ana konumuza daha yeni geldik. Önce bu operasyon hakkında kısaca bilgi verip daha sonra Kahramanımızın başarılı bir şekilde sonuçlanmış chargeback operasyonu üzerinden örnek vereceğim.

Chargeback veya Ters İbraz ile ilgili google'da arama yaptığınızda bizim saygıdeğer! Türkçe sitelerimizdeki bir takım abiler! bunun bir dolandırıcılık yöntemi olduğundan ve satıcıların! bu yönteme karşı kendilerini nasıl koruması gerektiğinden falan bahsederler. Evet bizde zaten herkesin mağduru değil zalimi korumaya çalıştığını biliyorduk teşekkür ederiz kendilerine bu çabalarından ötürü. Biz bu yazılanlara kulak asmayarak bir sonraki paragrafa doğru devam edelim.

Öncelikle eğer alışverişinizi havale veya eft ile yaptıysanız üzgünüm ama bu kısmı okumanıza gerek yok. Sizi tekrar üst başlığa almak zorundayım. Bunun sebebi chargeback işleminin kullandığınız banka veya kredi kartının üreticisinin oluşturduğu ve üyesi olduğu bankalara dayattığı bir kavram olmasıdır. Bu ne demek? Kartınızın üstünde "mastercard" yada "visa" gibi simgeler veya yazılar bulunur. Bunların ne olduğunu kimse pek bilmez. Bunlar aslında kartı ve güvenlik yöntemlerini üreten ve bunları dünya üzerinde ki bankalara satan firmalardır. Yani bankalarımız bu firmalardan ürün ve hizmet satın alır, bunu size sunar. Bu hizmeti bize sunarken, bu firmaların belirlenmiş kurallarına uyduklarınıda beyan ederler.

Chargeback özet olarak aslında kart hamillerinin çeşitli nedenlerle yaptığı işlemin geri almasıdır denebilir. Burada nedenler, kredi kartı sahteciliği gibi sizin yapmadığınız işlemlere itiraz amaçlı olacağı gibi, satıcıların size olduğundan daha farklı, hasarlı veya ayıplı ürün satması durumunda da itiraz yapmanıza olanak sağlar. 

Güvenlik önlemleri dahilinde bu firmaların (visa ve mastercard)  çok ciddi yönergeleri vardır. Bunlar "Fraud Control" yani dolandırıcılık tespiti gibi yönergelerin yanı sıra Alıcıları nahoş durumlardan korumaya yönelik bir sürü kural içerir. Bu kartlar kullanılarak yapılan parasal işlemler bu firmalar üzerinden döndüğünden kuralların yaptırımı, bankalar, satıcılar ve alıcılar tarafından değil doğrudan bu firmalar tarafından kontrol edilir. Yani mastercard veya visa, sizlere haberiniz daha olmadığınız bir sürü koruyucu hak vermiştir bankanızdan bağımsız olarak. Bu kartlardan birini kullanıyorsanız ve nahoş bir durum içerisindeyseniz ilk olarak bu kartların size sağladığı hakları kullanmanız akıl karı olacaktır.

Kart üretici firmalar size verilen bu haklara Chargeback kuralları olarak isimlendirmiştir. Bizdeki bir kaç sayfalık Mesafeli Satış Yönetmeliğine karşın örneğin mastercard'ın yönetmeliği 418 sayfadır. Bu dokümanları nasıl kullanacağınızı daha sonra vereceğim örnek üzerinde anlatacağım.

Maalesef bu dokümanlar İngilizce olduğu için eğer iyi bir İngilizceniz yoksa yardım almanız gerekecek.  MasterCard Chargeback Yönergesi, Visa Chargeback Yönergesi
 
Ters ibraz yani chargeback'in muhatabı kullandığınız kartın üreticisidir. Bunun sebebi bankaların bu kart üreticileri anlaşırken verdikleri "kart kullanım prosedürlerine uyum" teminatıdır. Aynı teminatı bu kartlar üzerinden satış yapan firmalarda vermektedir. (visa veya mastercard). Fakat başvuruyu ancak aracı firma olan bankanız üzerinden yapmanız gerekmektedir. Bankanız üzerinden bu operasyonu yapmak istediğinizde oldukça yetersiz bir form doldurmanızı isteyecek varsa ekleriniz ekleyip ilgili birime oradan da incelenmesi için gerekli yetkili birime aktarılacaktır. Örnek chargeback banka formu. Bu formun neden yetersiz olduğunu yine vereceğim örnekte anlatacağım.

Burada tekrar tekrar belirtmemde fayda var. Bankaların verdiği formun üstünde "Harcama İtiraz Formu" yazsa da aslında sizin muhatabınız tam olarak banka değildir. (her ne kadar işlemler banka tarafından yürütülüyor olsada). Bu aşamada muhatabınız (veya bankanın uyması gerektiği kuralları belirten kurumda diyebiliriz) kartın üreticisi olduğu için (mastercard veya visa) başvurunuzu onların belirttiği şekilde yapmanız gerekmektedir. 

Evet, tekrar hayali hikayemize geri dönelim. Size hasarlı ürün satıp, suçu size atmıştım en son.

Şimdi ben size daha önce anlattığım gibi hasarlı bir ürün sattım ve yükümlülük kabul etmedim. Size bunu kabullenmek yerine diyelim ki mastercard'ın chargeback kurallarına göre itirazda bulunmak istediniz. Öncelikle ilgili dokümanda hasarlı/kusurlu anlamına gelen "defective" diye aratıyoruz yada index sayfasından kodlar ve tanımlarına bakıyoruz. Bizim örneğimiz için bu kod 4853.



Daha sonra bu kod için başvuranın ne belgeler vermesi gerektiğini ilgili kodun başlığına giderek bakıyoruz. Burada bize hangi şartlar altında ve hangi süreye kadar bu başvuruyu yapacağınızı, başvuruyu yaparken ek olarak ne tip dokümanlar vereceğinizi ve örnek olarak (genel 3-4 tane oluyor) bu işlemi daha önce yapmış başarılı ve başarısız başvurular bulunuyor. Neyse, bizim örneğimizden gidersek yani 4853 kodu için yapmanız gerekenlerin özeti şu şekilde:
  • Problem satıcı ile çözülemeyecek durumda ise başvurmalısınız
  • Yazacağınız başvuru mektubunda olayı dürüst ve açık bir şekilde anlatmalısınız.
  • Hatanın ne olduğu anlaşılır şekilde anlatmalısınız
  • Kanıt veya ek olarak sunabildiğiniz her şeyi sunmanızda fayda var (teknik servis raporu, fatura, satıcı yükümlülükleri,  resim, video elinizde ne varsa)
Burada kritik nokta bankaya başvururken bankanın bunları sizden istememesi hatta hangi kod ile başvuru yapacağınızı bile sormaması. Kodu ve gerekliliklerini vermediğiniz taktirde başvurunuz ret edilebilir. (Bankaların formunda kullanıcının hasarlı ürün için başvurabileceği düşünülmemiş bile) Bunun için kendi dilekçenizi yazmanızda fayda var. Oluşturacağınız başvuru (mastercard yada visa) yönetmeliğine uygun olarak yetkili birime gönderileceği için burada acaba Türkçe bilen var mıdır bilemediğimden başvuru evrakınızı hem türkçe hemde ingilizce olarak hazırlamanızı öneririm.

(Güncelleme: aldığım bilgiye göre visa veya mastercard yönergelerinde ki bu kuralları takip edip uygulayan bankanın yetkili birimi olduğu için sanırım ingilizce hazırlanmasına gerek yok)

Kahramanımızın öyküsüne devam ediyoruz (başarılı bir chargeback örneği)

Kahramanımız başına gelenlerden sonra mastercard chargeback yönetmeliğini inceleyerek, önce satıcı ile tekrar irtibat kurup Mesafeli Satış Yönetmeliği madde 17'ye göre satıcının yükümlülükleri olduğunu hatırlatmasına rağmen sonuç alamaz ve hizmet aldığı İş Bankası aracılığı ile chargeback operasyonu başlatır. 

  

Hazırladığı dilekçeye istinaden ek olarak ürünün hasarlı olan kısmını videoya çekip bunun izleme linkini ve ürünün ilk geldiği resim ile birlikte bu ek olarak sunar. Ayrıca daha önceki kendi "aleyhine" olmasına rağmen teknik servis raporunu ve işlem faturasını ekler.

  


Bu belgeler, banka görevlisi tarafından dikkatlice gerekli yerlere faks çekilir. Kahramanımız beklemeye başlar. Başvurusundan yaklaşık 3 ay sonra ilgili miktar kahramanımızın hesabına yatacaktır. Bu aşamadan sonra kahramanımız N11.com'u arayarak ürünü gelip alabileceklerini yada kargo ile gönderebileceğini bildiren bir telefon konuşması yapar, N11.com görevlisi duruma çok şaşıracaktır.





Özet

Türkiye'de ki ticaretin bu noktaya gelmesi gerçekten kötü bir durum.  Tüketiciler hep düzenbazmış gibi bir yapılanma söz konusu. Tüketiciyi koruma için uygulanan mekanizma ise oldukça hantal. Her alışverişinizde komisyon kesen visa ve mastercard'ın bu komisyonu boşuna almadığını bilmeniz gerekmekte. Yayınladıkları chargeback yönergelerine eğer ingilizceniz iyiyse göz atmanızı istiyorum. Sadece hasarlı ürünler için değil, daha bir çok nahoş durum için size tanınmış bir sürü hak söz konusu. Ayrıca burada verilen örnekler ile hangi durumda haksız, hangi durumda haklı olduğunuz açıkça belirtilmiş. Dolayısıyla alışverişlerinizi bu markaların amblemleri olan kartlar üzerinden gerçekleştirmenizi öneririm. Ayrıca bankaya bir kere başvuru yaptıktan sonra sürecin takibini banka yaptığı için sağa sola elinizde evrakla koşturmanız gerekmiyor. Ara ara bankanızı arayıp süreç hakkında bilgi almanız yeterli olacaktır.

Güncelleme

Bu yazıdan 2 ay sonra gelen tüketici mahkemesi kararı için buraya tıklayabilirsiniz.

15 Haziran 2016

İnsanlık Değeri

İnsan "değer" kelimesinin anlamını göremediği zaman fark ediyor. Özellikle benim için son günlerde bu böyle. 


değer verdiğim arkadaşları düşünüyorum. verdiğim değerlerin karşılığını alamadığımı da. mesela, ben gerçekten önemli görüyorum, bir yerlere davet ediyorum. fakat karşı taraf davetime icabet etmiyor. normaldir diyorum belki uygun değildir davet ettiğim yer. sonra aynı şekilde başka bir yere katıldığını görüyorum. istemsizce kırılıyorum. 

özellikle değer verdiğin arkadaş, sana değer vermediği gibi değer verip gibi davranıp arkandan atıp tutuyorsa o çok daha kötü oluyor. ya da seni umursamıyorsa.

ilişkinin temel yapı taşıymış bu değer duygusu. insan kendini değerli hissettiği yerde mutluymuş. ailelerinden uzak olan çocukların tek sorunu bekledikleri değeri göremeyip, dışarda aramalarıymış. ufak bir değer kırıntısına kanıp, o yöne dönmeleriymiş.

fakat arkadaşlıklar başka. o arkadaş olmazsa şuna da değer veririm diyemiyorsun. çünkü arkadaşlık değeri paylaşımla eş değer. paylaştıkça değeri artıyor karşıdakinin. fakat ben bu günlerde değersiz arkadaşlar biriktirdiğimi fark ediyorum. bu beni mutsuz ediyor.

12 Haziran 2016

Ivır Zıvır Part 52


Ramazan şerbeti diye bir şey çıkarmışlar, umarım ramazandan sonra tedavülden kalkmaz. Cappy'ninkini içtim, çok beğendim. Çok beğendiğimi duyan babam bugün iftara bana gelirken Mis marka getirmiş. Eminim o da bir harikadır. Genelde sevilmiyor şerbet etrafımdaki insanlar tarafından ama ben inanılmaz seviyorum. Halam torunu olduğunda minik bardaklarda servis ettiğinde çok üzülmüştüm. Neyse ki içememişti kimse, hepsini ben içmiştim. Seviyorum tatlı olan her şeyi. Ağzımda tatlı bir tat bırakmasını da çok seviyorum.Tatlı sevenleriniz varsa, deneyiniz.

Ramazanı şerifleriniz hayrolsun bu arada. Sizlerin nasıl geçiyor bilmiyorum ama ben sabahlayıp, akşama kadar uyumayı planlayıp; asla yapamayanlardanım. Ne açlık, ne susuzluk fena dicem; çünkü çok şükür bu yıl geçen yıllardaki gibi zor geçmiyor benim için. Umarım sizler için de öyledir.

Pazartesi günü erkek mayosu çekmeye gideceğim. Yani fotoğraflarını. Umarım aklımda olanlar kadrajıma da yansır. Zor bu çekim işleri ama seviyorum fotoğraf çekmeyi. Hala neye yoğunlaşmam gerektiğini bilmiyorum ama seviyorum. Hatta şöyle fotoğraf çeken bir kaç takipçim varsa; fotoğraf çekimine bile çıkabiliriz, o derece ^^

Ramazan dolayısıyla yer keşfine de çıkamıyorum ama ramazan sonrası için bir çok planım var. Ramazanda dışarda yemek yemeyi sevmiyorum, çünkü her şey aceleye mi geliyor nedir; her zaman yediğim yerlerde bile yemek yemek zevksiz oluyor. Aileyle geçirilen akşamlar, arkadaşlarla geçirilen sahurlar daha keyifli geliyor bana.

Bildiğiniz ve emin olduğunuz çikolatalı cheesecake tarifiniz varsa; alıyım bi tane. Abim aşık cheesecake'e ve her seferinde benden istiyor. Fakat her tarif birbirinden alakasız olduğundan hangisinden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Lütfen denediğiniz ve emin olduğunuz bir tarifi benimle paylaşın. Hayat memat meselesi zira.

Son zamanlarda dinlediğim en iyi parçayı, son gözdemi sizlerle paylaşmak istiyorum.


10 Haziran 2016

Monotonluk Video Art

Merhaba sayın izleyicim, sanat ve sanatçı dostu!
Bir önceki postumda bahsettiğim video art artık yayında! ahahahha ayy çok da şey yani. Neyse efenim. Ben bu video paylaşma işini çok sevdim, sanırım vblog olayına da giriş yapacağım.

Çok yakında.. 

Neyse, filmimle sizleri baş başa bırakıyorum. Eğer monotonluğunuzu görebiliyorsanız filmimde, ne mutlu bana. 


Her şey kadına günah, erkeğe mübah!


bugün size öyle bir yazı yazacağım ki, erkek düşmanı sanacaksınız beni. ya da feminist. ama hayır, ikisi de değilim. yalnızca adaletsizliğe karşı ses çıkarmayı seven bir kadınım. kadın hakları ile erkek haklarının eşit olduğuna inanan fakat kadın ve erkek eşitliğine şiddetle karşı çıkan bir insanım. çünkü kadın ve erkek eşit değildir asla. kadının yeri apayrıdır. kadın narindir, kadın kırılgandır, kadın merhametlidir. erkekte bu değerlerin hiç biri yoktur. aslında kadınla erkeği birbirinden ayırt edebilecek en büyük unsur kadına annelik duygusunun verilmiş olmasıdır. bir erkek anne gibi hissedemez, anne gibi olamaz. e tüm ortamların sağlanamadığı bir durumda da eşitlik kurmamız imkansızdır. fakat bu demek değildir ki, eşit haklarımız olmasın!

bir yazı okudum az önce. kadının teki anlatıyor: eşi mayo ile denize girmesine izin vermiyormuş. fakat yine de yaz tatillerinde arkadaşlarıyla plajlara gidiyormuş. bu haksızlık değil mi diyor?

yazıyı ilk okuduğumda kadının denize girebilme hakkının elinden alınması sinirimi bozdu. elinden alan adamın güle oynaya arkadaşlarıyla denize girmesi ise daha da sinirimi bozdu. sonra tekrar okudum cümleyi "mayo ile denize girmek" gözüme battı. sen karına mayo ile denize girmeyi yasaklıyorken, gidip başkalarının karılarının bikinili plajlarında denize gireceksin? senin karın karı da, diğerlerinin ki değil? ha sakınmak istiyorsun diyelim; peki kendine ne oluyor? sana günah değil mi şimdi? 

erkeklerin anlaması gereken en önemli şeyi yazıyorum şu an. o koca kafalarına yer edinsinler ve kadınlarla uğraşmayı bıraksınlar:
Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar,ırz larını korusunlar. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır." (Kur’an-ı Kerim, Nur süresi 30)

eğer Allah korkusu ve inancı varsa birazcık; gözlerini haramdan sakınsınlar. madem tasvip etmedikleri bir durum var ortada, madem rahatsız oluyorlar; karılarını yasaklayacaklarına kendileri gitmesinler! zaten erkeklerin o iğrenç bakışlarından; oluşturulan kadın endüstrisinden, kadınların metalaşmasından, kadınların değerlerini yerle bir etmelerinden yeterince bıktık! artık bırakın kadınları, önce siz kendinize bakın. şu ayeti de okuduğunuza göre, artık bilmiyordum etmiyordum da diyemezsiniz. Allah affetsin demeyeceğim, inşallah affetmesin o iğrenç bakışlarınızı. kendi karınıza-çocuğunuza bakıldığında nasıl rahatsızlık hissediyorsanız, başkalarına baktığınızda o rahatsızlığı hissetmiyor ve bakışlarınızı değiştirmiyorsanız; Allah affetmesin sizleri! 


8 Haziran 2016

Sonunda Bitti

Projem olan filmi sonunda tamamladım. Ve sanırım alnımın akıyla çıktım bu işten. Sonuçlar belli olduktan sonra videoart seven var mıdır bilmiyorum ama burada da yayınlayacağım filmimi. İzleyen herkes çok beğendi, hatta hiç beğenmez dediğim insanlar bile beğendi. Bu beni ciddi manada şaşırttı ve sevindirdi...

Ama nedense sevinçler fazla uzun sürmüyor. Mutlak bir mutsuzluk var üzerimde. İşin kötü kısmı, artık hep böyle yaşamak zorunda olmamı kabullenemem. Artık bu mutsuzluktan kurtulmanın yollarını arıyorum. Ciddi manada arıyorum. Çünkü mutsuz insanlardan ve mutsuzluktan nefret ediyorum..



Lisedeyken yeni bir kızla tanışmıştım. Her zaman yeni tanıştığım insanları gelip anneme anlatırdım. Aslına bakarsanız eve gelip herkesi anneme anlatmayı çok sevmişimdir. Annem de genelde can kulağıyla dinlerdi beni, yorumlar yapardı. Kız evinde bir çok derdi olan bir kızdı. Hep mutsuzdu. Mutsuzluğunu anlatıp duruyordu. Ben de eve gelip anneme anlatıyordum, kıza verdiğim akıllardan bahsediyordum. Üçüncü kez bir mevzusunu anlattığımda artık canımı sıktığını da söyledim. Hatta görüşmekten bıktığımı, istemediğimi ekledim. Annem beni karşısına oturttu ve
"Kızım sen mutsuz insanlarla yapamazsın, senin içinde yok. Eğer mutlu edemiyorsan o kişiyi, ondan bıkarsın belli bir noktadan sonra. Bak sıkılmaya başladın bile.. Yakındır o kızla görüşmeyeceksin" 



Aslında kızı çok seviyordum. Ama içten içe nefret etmeye de başlamıştım. Düşünce tarzı, hep mutsuzluğa çıkan muhabbetleri artık beni kendisinden soğutmuş bir daha da görüşmemiştim. Aynı sınıftan başka bir kızla tanışıp; kaynaşmıştım. O kızla bir daha hiç görüşmedim ama aynı sınıfta tanıştığım dostumla hala görüşüyoruz.

Mutsuzluk insanı sonsuzluğa da götürüyor. Ben bunu anladım. Son zamanlarda üzerimde var olan bu  duygu hali; ciddi manada canımı sıkmakta. Allah sonumu hayır etsin.

Ama filmimi bekleyin bak, sanat filminden anlıyorsanız; çok seveceksiniz. Zira ben anlamam sanattan.

2 Haziran 2016

Öylesine

Bu yazıyı öylesine yazıyorum. Okur musunuz bilmiyorum.. Bu günler o kadar sıkıcı ve bunaltıcı geçiyor ki; anlatamam.. Hayata dair bir amacım kalmamış gibi. Belli bir hedefim yok.. Kim ne derse o olur diyorum ama son günlerde konuşulan bir şey de yok..

Tatile ihtiyacım var ama tatile nereye gideceğimi bile bilmiyorum. Aslında ne istediğimi de bilmiyorum. Hayattaki en zor şeylerden biriyle karşılaştım sanırım: karmaşa.. 

Bana tatil önerin, mekan önerin, şarkı önerin, yemek önerin.. Gideyim buralardan.