26 Temmuz 2013

Ben yoldan çıktım!

Sülalesine tepki olarak doğmuş bir insanım. Genellikle her girdiğim baba tarafı ortamında tartışma ile ayrılırım. Fikir çatışmalarının yanı sıra bir keresinde "Bunun beynini kim yıkamış böyle, alın bunu karşımdan" tepkisiyle karşılaşıp "En azından benim beynim temiz" deyip kalkıp gittiğimde "Dil de pabuç" denmişti. 

Dil pabuç evet. Çünkü hep birilerine bi'şeyler anlatmak zorunda kaldım. Kendimi anlatmak zorunda kaldım.X kişisinin Babama dönüp "Sen de böyle değildin gençken falan, neden bu kızı böyle yetiştirdin?" tepkisine maruz kaldığım da oldu. 

Evet, ben biraz ilginç yetiştim. Solcu Liselim yazımı okuduysan az çok bilgin vardır zaten. Beni yoldan çıkaran en önemli şeylerin başında her duyduğunuzda okumak zorunda olduğunuz, mezar taşlarının sonunda yazan Fatiha.

"Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü'nün sahibi olan Allah'a mahsustur. (Allahım!)
Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir."
Hamd etmekle başlayıp,
Doğru yol? ile çıkıyorsunuz yola. Kendi yolunuzdan çıkıp O'nun yolunda ilerliyorsunuz sonra. Aaa bir de bakıyorsunuz başka bi'sürü şey var sizi ilgilendiren. Sapmanız gereken. Gazaba uğramayacakları arıyorsunuz hayatta. Ya da size bir gazap vaadetmeyeceklerin. İşte "huzur" denilen olay oralarda cereyan ediyor. Huzur bambaşka..
Kulluk etmek, sıkıştığın zaman yardım dileyeceğin bir varlığı bilmek çok iyi geliyor. Sonra neden onu hatırlamak için yalnızca sıkışmayı bekleyim ki diyorsun. İbadet başka. Her dakikanın doluluk oranını arttıran özel bi'şey.
Ve Asr suresinde ;
"Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir)."
İnsanların zarar ve ziyanlarını gördükçe canın acıyor neden sonra. Birden kafanda şimşekler çakıyor.İnsanlara tartışarak anlatmamaya başlıyorsun. Yer yer sinirleniyorsun ama sonra geçiyor. Hakkı ve sabrı önce kendine tavsiye ediyorsun. Sonra diğerlerine. 
Ben artık yalnızca gülümsüyorum. O başını neden örtüyorsun diye sorulan sorulara -ki bunca yıl olmasına rağmen- hala hazmedememiş insanlara gülümsüyorum. Oruç tutmanın ibadet olduğunun farkına varmayan insanlara da gülümsüyorum. 5 vakit namazı kılmaya çalışırken "Uçacaksın zaten kıl, kıl" diyen insanlara da gülümsüyorum. Merak ediyorum bazen kitapları nedir, neyin nesidir. Neye inanırlar, nereden gelip nereye giderler. Sorup ilginç cevaplar da alırım. Fakat dinle alakalı değildir hiç biri. Siyasetle alakalıdır. Siyasileri örnek olarak görürler ve ona göre bi'şeyler oluştururlar kafalarında..
Bana "sizinkiler öyle yapıyor ama" derler. Sanki din onlarla gelmiş gibi "haşa." Onlarla gelmedi din. Yıllardır vardı. Yalnızca onlar bizi diğerlerinden fazla gözettiler. Akraba dediğiniz insanlar onlara küfrederken tüm kapalılara, namaz kılanlara ve hatta Allah diyenlere bile küfretmeye başlayınca ise biz onların arkasında daha bir olduk. Zira bizim için "din" önemli. 
Bizim için "islam" ın önemli olması rahatsız ediyor olsa da birilerini, inanın bu gerçekten sapacak değiliz. Peki ya sizler hala devam mı edeceksiniz ?
"Onlar sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar dönemezler." Bakara 18
Allah'ın hidayeti her bu yazıyı okuyanın üzerine olsun.

16 Temmuz 2013

Kötü Ruh'u Gördüm!


 "İzleyeceğiniz en korkunç film" sloganı ile yola çıkan film sloganın hakkını verecek biçimde tasarlanmış. Ben ki korku filmlerinden sıkılmış insan olarak sıkılmadan izledim.

Öncelikle hemen söyleyim "Ailecek izlenecek bir korku filmi." Yani müstehcen sahnesi yok. Benim için en önemli şeylerden bi'tanesi de budur filmlerde. Çok fazla kan ve korku unsurunun kullanılması elbette yaş sınırını +18 yapıyor benim gözümde. Fakat +15'te olabilir hani.

Konusuna gelecek olursak, muhteşem bir dostluk söz konusu. Mia adından bir genç kız annesini kaybettikten sonra uyuşturucu müptelası oluyor. Çok yakın arkadaşı bıraktırmayı bir türlü başaramayınca eskiden kaldıkları dağ evine gitmeyi planlıyorlar. Annesinin ölümünden beri görüşmediği abisi, abisinin sevgilisi ve en yakın arkadaşı ile sevgilisi olmak üzere 5 genç bu orman evinde buluşuyorlar. 

Klasik korku filmi hikayesi buraya kadar. Ormanın ortasında 2 katlı eski tahta bir ev, 5 genç ve çekmeyen telefon. Tüm klişeler bu filmde de kullanılmış. Alt kata açılan bir kapı, bodrumda asılı duran ölü hayvanlar, ışıkların gidip gelmesi ve korkan bir kadın.

Evin kapısını açarken daha önce girilmiş olduğunun farkına varırlar. İçerdeki iğrenç kokunun sahibini ararken alt kata açılan kapıyı keşfedip inerler. Onlarda önce oraya gelinip, büyü gibi bişeyin yapıldığını fark ediyorlar. Düzeyli arkadaşın meraklı sevgilisi bulduğu kitapla kötü ruhu çağırıyor. Şansa bakın ki kötü ruh Mia'nın içine giriyor. Girdikten sonra da abisi dahil herkesi öldürüyor. 

"Bu gece hepiniz burada tek tek öleceksiniz!" gibi muhteşem replikler söz konusu. Kan kullanımından hiç çekinilmemiş. Özellikle kan kusma sahnesi süperdi. Hani öyle ki, bu kadar kan nereden geldi ve hala bu  kadın ayakta nasıl duruyor diye düşündürüyor insanı. 

Aşırı kesme, biçme söz konusu filmde. Sesler de güzel yerlerde kullanılmış. Ani efektler ve kötü ruhun ilginç makyajı, siyah saçlar gibi klişe şeyler kullanılmış olsa da sıkılmadan izlenir bir film. Hee sonunda başrolümüz Mia kurtuluyor. Hem de tek kolu kopuk bir şekilde ormanın derinliklerine karışarak. Başrolün çiziklerle kurtulmasına alışkın olan bünyemde bu gerçekçilikte oldukça güzel geldi. Korku filmi severlere tavsiyemdir. İyi seyirler dilerim.

14 Temmuz 2013

Lanet olsun hepsine!

Ölümlerden, öldürülmelerden ve insanların insanlara yaptıklarından iğreniyorum.!

Çok fazla ağlayabilen bir yapıya sahip değilim. Ağladıklarımı saysam odamdan dışarı çıkamam sanırım. Millet Amerika'ya yol yapar ama ben yapamam. Fakat sağlam ağladığım zamanları çok iyi bilirim. Daha önce anlattım mı bilmiyorum ama bugün yine gözlerimi kapattığımda O'nu gördüm. Tekrar anlatayım dedim.

Hastanenin her katını gezdikten sonra en alt katına geçtim. Oturdum bir köşede. İnsanları seyre daldım. hiç bi'şeyim yoktu fakat çok şeyi olan insanları görüyordum. Yaşlılar, yaralılar, hastalar.. Bi sürü koşuşturma söz konusuydu. Yapabileceğim bi'şey yoktu ve yalnızca izliyordum. Sonra birden koskoca iki kapısı kapalı olan ameliyathane tarzı bir yer dikkatimi çekti. O kapının ardını merak ediyorken birden önündeki tekerlekli sandalyeyi gördüm. Oldukça uzaktı bana mesafe. Ayağa kalktım. Yaklaştım.. Ah şu merak duygusu.. İlla insanın başına bi'iş açacak.!

Vücudu baştan aşağıya sargılarla olan o çocuğu gördüm. Yalnızca tek gözü açıktı. Ve bir de bacağı dizden veya baldırdan aşağı.. Annesinin elinde kağıtlar, dilini bilmediğim bir sesle bi'şeyler soruyordu sağa sola. Dosyaları düşürür gibi oldu, tutacakken ayağı tekerlekli sandalyeye çarptı. Birden sandalye bana doğru döndü. O ufacık çocukla göz göze geldik sanki. O kadar sargının içinde gözünü gördüm. Sonra ayağına doğru kafasını indirdi azcık. Zira oynatamıyordu hiç bi'yerini. Bir çok yeri alçıda, olmayanlar da sargıdaydı. Yanmış mıydı, üstünde bomba mı patlamıştı hiç bi'şey bilmiyorum. 

Ayağına çevirip gözlerini ayağıyla daire gibi bişeyler çizdi. Sonra bir yukarı bir aşağıya oynattı. Sonra fark ettim ki ayağıyla oynuyor. Sonra tekrar göz göze geldik. Gözündeki ayağımı oynatabiliyorum mutluluğu mu yaktı beni yoksa o çaresizlikteki kıvranışları mı bilmiyorum. Boğazıma o herkesin anlattığı fakat daha önce hiç olmamış olan yumruk tıkandı. Nefes alamadım. Başım döndü. Gözlerim karardı. Birden bire hıçkırarak ağlamanın tadına vardım. Kimse yoktu o sırada orada. Annesi çocuğu hemen çevirdi. Ben hastanenin o koskoca koridorunda bulduğum kolonun arkasına geçerek, diz çökerek ağladım. hıçkırarak ve nefes almadan. Çok sevdiğim bi'şeyi kaybetmişçesine ağladım..

Çocuğun mutlu olması için bir sebebi yokken gördüğüm o gözler beni mahvetti. Hiç ağlamadığım kadar ağladım. Ağlarken yanıma x kişisi geldi. Konuşamadım ağlamaktan. Bırakın konuşmayı iki harfi yan yana getirip "ah" bile diyemiyordum. Sonra ben bir daha kimseyle göz göze gelmedim. Göz göze gelmekten korktum hep. Çünkü gözlerden aldığım o ilginç elektrik hep farklı bi'şey hissettirdi bana. Korkutucu, ürkütücü, mutlu, mutsuz, hoş, çirkin, güzel ve karşımdaki her ne hissediyorsa onu. Ve ben hep korktum. Hala korkuyorum. Ve O çocuğa ne olduğunu ciddi ciddi merak ediyorum. 

Ve dünyanın bi'çok yerinde bi'çok çocuk ölüyor. Bi çoğu yaralanıyor. Dünyada bu yapılanların hiç birini bir hayvan veya bitki yapmıyor. İnsanların insanlara yaptıkları verdikleri zararları düşündükçe çıldırıyorum. O gözler aklıma geliyor. öyle ne çok acı çeken ve acısını gizleyen çocuk var. Ne pis yaşamlar var hayatta. Para için, pul için veya herhangi bi'şey için can yakmanın acizliğindeler. Hepsini kıblemin sahibi Allah'ıma havale ediyorum ve ekliyorum: sizlerde insanlara yardım etmekten çekinmeyin. Lütfen, dünyanın bi'çok yerinde zarar gören insanlar var. Zulüm görmelerine engel olamıyorsak, yardım edelim bari. Zulümlere de sessiz kalmayalım. Teşekkürler!

11 Temmuz 2013

Psikolojin bozulsun, ister misin?

Psikolojini bozmak için film izlemene gerek yok aslında. Olan her şey psikolojik olarak insanı psikopat, güvensiz ve yeterince paranoyak yapıyor zaten. Ama daha fazlasını istiyor ve izlediğin filmin etkisinde kalmak istiyorsan; doğru yerdesin..

Film izlemeye korku-gerilim türü ile başlayıp, yıllarca bu türde devam ettim. Fakat iyi geldi mi dersin. Gelmedi elbette. Akşamları uyumadan önce kapıların arkasından sızan ışıkta hayaletleri, kapı arkalarında katilleri, dolapların içlerinden fırlayacak olan cesetleri düşündüm hep. Sonra tabi ki seri cinayetler listemi yaptım. Sevmediğim arkadaşlarımı ilk 10'a koydum. Sen de inandın değil mi? Yok be öyle bi'şey. 

Korku-gerilim filmlerinden anladığım hiç bi'şeydi. Bana kattığı bi'şey olmadığı gibi paronaya da verdi. sonra bir gün gerilim içerikli psikolojik filmlerle tanıştım. Derken yalnızca psikolojik arayışına girdim. Verdiği duygular, kafa karışıklıkları yaşadığım korkulardan çok daha iyiydi. Şimdi bu kadar anlattığıma göre tavsiye etmem de gerekiyor sanırım. Ediyorum,o halde varım! Yalnız filmler hakkında bilgi vermek oldukça zor; izlemeden anlaşılmaz.

Benim ilk tanıştığım filmle başlayım: Kelebek Etkisi. Filmi kare kare izleyin ve hayatınızdaki her anın ne kadar önemli olduğunun farkına varın. Yaşadığım her işte bir hayır vardır da diyebilirsiniz sonunda. Hatta deyin. Tek bi'şeyin bile değiştirilmesinin ne büyük şeylere sebep olacağına bakın. Filmin sonunda ise hayatınızda değiştirmek istediğiniz şeyleri düşünün. Ama sakın değiştirmeyin!

Zindan adası: Şizofrenik filmleri seven bir insansanız zaten bunu izlemişsinizdir. Fakat emin olun dişlerinizi sıkarak seyredeceksiniz filmi. DiCaprio sevmeyen bir insana Dicaprio'yu sevdirebilecek bir yapımdır kendisi. Onunla sinirlenip,onunla üzüleceksiniz. Öyle de içine alacak hani sizi.

Otopsi: Bi'kaç kez severek izleyebileceğiniz bir film demek isterdim fakat bence yalnızca bi kez izlersiniz. Zira sonunda herkes ölüyor.

Forrest Gump: Psikolojik,dram türünde fakat izlemeyeni dövebileceğim bir film. Bir hayat hikayesi ancak bu kadar tatlı olabilir. Bir sürü olayın tek bir kişiye endekse edilmesinin yanı sıra, anlatımı ve olayların birbiri ile zincirleme olan bağlantısıyla sizi ekrana kitleyeceğine eminim.

İnsomnia. Azcık polisiye olmasına rağmen iyidir.

İnception: Kafanız ruyalarla bi'dünya olacaktır. Bu filmi izlemeden önce bir bardak su için. Zira bu gerekli. Rüyalara yolculuk yapan bir kaç insanın başına gelen ilginç olayları konu alıyor ve olabildiğince karmaşık bir film.



Dövüş kulübü: İzlemeden önce amaaağnn kavgalı bişe izlicem diye korktuğum fakat muhteşem diye gülümseyerek ayrıldığım film. Klasiklerimden bir tanesidir kendisi. Tüketim toplumuna milyonlarca gönderme yapan filmde iki karakterli tek odaklı adamı ve muhteşem aşkını izlerken, içsel kavganın dışa vurumuna da şahit olacaksınız.

3 idiot. Mutlaka izlemişsinizdir fakat belki izlemeyen vardır diye yazmazsam olmazdı. Bir hint filmi ve ben hint filmlerinden pek hoşlanmam normalde. Taa ki bu filmi tanıyana dek. 3 makine mühendisinin muhteşem dostluğunun yanı sıra, içlerinden bir tanesinin aykırı düşünceleri çok güzel bir biçimde yer almış filmde.

23 Numara: Genç bir adamın kendini keşfetmesi 23 numara şeklinde anlatılmış. 10 numara mı olacaktı o? Hayır canım, önemli değil numara. Yoo aslında çok önemli. Aslında 23 numarasını bağlayabileceğiniz milyonlarca şey olduğunun farkına varacaksınız.

Confessions: Türkçesini bilmiyorum bu filmin. Bilmekte istemiyorum. Bir öğretmenin öğrencileri yüzünden çocuğunu kaybetmesi ile intikam alma yönteminin anlatıldığı filmin sonunda "hadi be" diyeceksiniz ve inanın içiniz parçalanacak.

Prestij: Filmin adı zaten mis gibi kokuyor,izle beni diyor. Bir zamanlar çok iyi arkadaş olan iki sihirbazın ezeli rekabetini ele alan filmde, ilginç konulara değiniliyor. Hırs, sevgi ve kazanma isteğinin sonucunda insanın kendisini kaybetmesi muhteşem bir biçimde anlatılmış.

Benim Adım Sam: Zeka geriliği olan babanın kızı ile olan muhteşem diyaloğunun yanı sıra, otizm ele alınmış. Ailecek izlenecek, etkileyici bir film kendisi.

Zenne: Eşcinsel filmlerinin babasıdır bu sanırım. Yani benim izlediğim ve ciddi manada etkilendiğim, eşcinselliğin psikolojik yönelimini anlatan bir film kendisi. Bu filmi izlerken yanınızda etkide kalabilecek çocuk ve yaşlıların olmaması tavsiyemdir.

Truman Show: Özellikle reklamcılık alanında olan insanların izlemesi gereken bir film. Kurgu dünyasında yaşayan adamın kendini keşfetmesini anlatan filmde bilinçaltı reklamcılığı da işlenmiş.

Sherlock Holmes: Psikoljik saptamaların yanı sıra bulmaca çözer gibi kurgulanmış filmde oldukça ilginç altmetinler de mevcut.

Kuzuların Sessizliği: İçinde bulunduğu illimunati ve afişindeki subliminalliği ile göze batan filmde katil bir adamın muhteşem zekası anlatılmaktadır. Eğer bu güne kadar izlemediyseniz,mutlaka izlemelisiniz.

Şimdilik bu kadar. Bunları izleyin hele, sonrasında daha da devam ederim.

10 Temmuz 2013

Önce kendine bakacaksın! Müslüman kadın!

Müslüman kadının dış görünüşü konumuz sayın izleyici. Bir arkadaşla aramızda geçen muhabbete istinaden anlatıyorum. Kendisi kendisini "modern" diye tanımlıyor. Yani saçı-başı açık kesimden. Arkadaş ortamında oturduk, muhabbet ediliyor. Birden nasıl olduysa konu kapalı hatunlara geldi..

Vay efenim, kız kapalıymış fakat dar pantolon giymiş. Vay efendim, başı kapalıymış eteği kısaymış. Vay efendim kapalıymış ama kalçasını kapatacak kıyafetler giymemiş gibi bi'sürü şey atıp tuttu bu arkadaş. İstemsiz bir şekilde gayet ciddi ve bir o kadar da sinirli bir ses tonu ile:

-Şimdi sen böyle diyorsun ama, o bahsettiğin hatunu alalım karşımıza bir de seni. Şuraya da herhangi birini getirelim. İkinize de baksın. Farklı dilden,dinden veya bize mensup olsun o kişi. Hanginiz için müslüman der? dedim..

Kız şöyle bir durdu. Çünkü dış görünüş "benim içim temiz" ile belli olmuyordu. Müslüman kadın dışardan bakıldığında diğerlerine benzediğinde onlardan oluyordu.

Nahl süresi 72. Ayet: “iyi bilen bir toplum için hükmü Allah’tan güzel olan kim olabilir. Hal böyle iken onlar batıla uyup Allah’ın nimetini inkarmı ediyorlar. Ankebut süresi 52. Ayeti kerimede ise: “Batıla inanışta Allah’ı ve Allah’ın koyduğu sınırları ve kanunları inkar edenler işte onlar zarara uğrayanların ta kendileridir” Ve tabi "Kim bir kavme benzerse onlardandır" der Hz Muhammed.

Hee bir de anlayamadığım nokta: biz de müslümanız diyor. Fakat kapalı kadını "müslüman böyle mi yapar, dar pantolon mu giyer?" diye yargılayabiliyor. Bu nasıl bir mantıksızlık, bu nasıl bir dangalaklıktır böyle? Madem ikinizde müslümansınız; sen neden giyorsun o yargıladığın dar pantolonu. Bırak pantolon giymeyi, o taytı? Saçlarını neden namahrem erkekler görüyor? İkimizde müslüman değil miyiz? Neden ben yapınca müslüman kadına yakıştı mı oluyor da, sen yapınca bi'şey olmuyor? Sen neden ayrıştırıyorsun ki bizi ötekileştiriyorsun? Ben böyle sorunca da mahalle baskısı yapmış oluyorum. Bıdıbıdılarınız bitmedi be güzelim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...