Çok değerli dostlar. Bugün sizlere arkadaşım Bedirhan'ın yazısını paylaşmak istiyorum. Düşüncelerine kesinlikle katılmakla birlikte, farkı bir bakış açısı geliştirmeniz dileğiyle paylaşıyorum. Ellerine sağlık yüreği güzel Bedirhan
************
Adım Bedirhan, Elazığlı düşük gelirli bir ailenin en küçük
bireyiyim. Üniversite mezunuyum,
apolitik bir insanım. Siyasetten,
ekonomiden, rasyonel şeylerden
daha çok hümanist olaylar ve maneviyat
ile ilgileniyorum. Hayattaki en değerli olayın sanat olduğunu düşünüyorum. Ben A partisi için hiç bir şey yapmam, daha
çok para kazanmak için at yarışı gibi kendime hayatı zehir etmem, kendimi etiketlemem, örneğin;
sağdan da alırım soldan da .... Yeter ki insani olsun. Ne de olsa insan olmak
zor zanaat.
Dediğim gibi
insanlığa inanıyorum, gözümün önünde kimsenin ezilmesini, hor görülmesini
istemiyorum...Hangi milletten olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun insani
şartlar içinde yaşayabilsin ve haksızlığa uğramasın. Kimse haksızlık karşısında
susmasın, evet herkes sevgi, barış çerçevesi içinde yaşasın ancak haksızlıklara
susmasın, haksızlığın önüne geçmek için gerekirse kendini feda etsin, herkesi
karşısına alsın.. Kısacası herkes kapısının önünü süpürse dahi kafidir.
Bugün yine kendimi
zalimce eleştirdirdiğim bir günümdeyim. 21. yüzyıldayım, azami şartlarda
yaşıyorum, barınacak bir evim var, masa başı bir işte çalışıyorum ve
faturalarım ile kiramı ödeyebiliyorum. (İşimi sevmiyorum ancak mezun ve işsiz arkadaşlarımı
görünce derin bir nefes alıyorum ardından onlar için hayatın zorluklarını
düşünüp kederleniyorum.) Bugün dünyanın en büyük sorunu nedir sizce? Bunu
kendime sordum, Ortadoğu'daki savaşlar, Afrika ülkelerindeki susuzluk ve açlık,
gelişmiş ülkelerin bencilliği petrol sevdası ve kendilerini dışarıya kapamaları, bazı toplumların ütopik ve efsanevi dünya
senaryoları, eğitimsizlik, hastalık derecesindeki milliyetçilik, siyasi liderlerin kişisel
bunalımlarının bedelini yönettikleri toplumun ödemesi, hastalıklar özelikle
kanser, ekolojik dengenin bozulması, doğaya saygısızlık, insanlığın elden
gitmesi, kapitalizmin insan ruhunu hafifletmesi ve maddeye olan düşkünlük, sosyal medyanın duyguları
emmesi, gerçekliğin kaybolması... hangisi?
Şahsi fikrim uzun
süredir devam eden Afrika'daki açlık ve su sorunu, bunun için UNICEF'e küçük
bir bağışta bulundum, sularının içine
beyaz bir toz atılıyor ve o toz suyu arıtıyor içilebilecek kıvama getiriyor.
Maaşımla geçimimi sağlıyorum bir bölümü ile kendimi geliştirmek için çeşitli
kurslara katılıyorum, kalan küçük bölümü ile de yardım etmek istiyorum.
Bunun için bir çok araştırma yapıyorum.
Kendimi geliştirmek için daha çok pay harcıyorum çünkü ben ne kadar gelişirsem
dünyaya o kadar katkı sağlayabilirim. Varlıklı kimseler ya da orta gelirli
aileler bilirim çıkarcıdır insan psikolojisi, ettiğiniz yardımlar bir çocuğun
hayatında bir basamak oluşturursa çoçuk o basamağı çıkarsa sizde yukarı
çıkarsınız. Yardım değil aslında bir basamaktır o. Kendimize yaptığımız bir
yatırımdır. Ancak en çok vicdanı yönü ile övünen bu toplum bu özelliğini
kaybediyor.Unutmayın bir fast food
markasındaki bir menü parasıyla bile yardım yapılabiliyor.
Esenyurt'ta
oturuyorum, merkeze uzak, daha çok alt gelir grubu ailelerin oturduğu bir
yerde. Afrika'nın çeşitli ülkelerinden, Ortadoğu ülkelerinden her yerden insan
var. Ve benim içimi kemiren bazen insanlığımdan utanmama sebep olan sahnelerle
karşı karşıya kalıyorum. Yalın ayak dolaşan, okula gitmesi gereken yerde
dilenmeye, karnını doyurmak için sinirli kızgın gözlerin içine bakan esmer,
kirli mülteci çocuklar....
Kirliler evet barınma
problemleri var, karınları aç arkadaşlar ötesi var mı? Hiç açlıkla sınandınız
mı? İnanın çok zordur.
Ama bugün bir esnaf o
koca yaba gibi elleriyle bir tanesine vurdu. O güzelim yanağının sızını içimde
hissettim. İnsanlığa tapan ben o adama neler yapmak istedim bilemezsiniz.
"Bu pislikleri o kamplara kilitleseler ya annasını....." dedi.
Biraz baktım, elimden
bir şey gelmedi, çocuk hızla uzaklaştı o sözleri duymadı, duysa belki
anlamazdı, belki Türkçe'de bilmiyordu. O çocuğa acıyın diye yazmıyorum bir
insana acımak da utanç verici bir şey. Toplumda yanlış bilinen Suriyeli Mülteci
bakış açısı var bu yazıyı onu düzeltmeye katkı sağlamak için yazıyorum.
1)NEDEN KAMPLARDA
KALMIYORLAR?
O adi herifin
sorusunu yanıtlamak isterim. O kamplarda aslında Suriye'yi bu güne getiren
mezhep çatışmaları var. Çoğu Suriyeli için güvenli değil. Muhalif Suriyelilerde
orada karşıt görüşlülerde orada. Alevi olanlar kimliklerini gizliyor ancak
kamplarda kimsenin bilmediği tedirgin bir hava mevcut. Bunu o bölgelerde
yaşayan arkadaşlarımdan bizzat öğrendim. Kesinliği yok ancak bir çok
araştırmacıda bu konuya çalışmalarında değinmiş. 5 tane şehirde 20 kamp mevcut
bu kamplarda 250 bin civarı Suriyeli yaşıyor. Türkiye'deki Suriyeli nüfusu son
rakamlara göre 2 milyon 523 bin. Yer sıkıntısı var hatta arkadaşımın dediğine
göre kampların önünde çadır kurmuş yaşayan aileler var. Ayrıca kamplar sınıra
çok yakın, mülteciler sınırdan uzak bir yerde barındırılmalı BMMYK ( Birleşmiş
Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği) göre kural böyle.
2) KİRA FİYATLARINI
ARTTIRDILAR VE SAATLİK ÇALIŞAN İŞÇİ
FİYATLARINI DÜŞÜRDÜLER !
Bu konu hakkında şunu
yazmak istiyorum ve empati yapın, ne olur sonuna kadar empati yapın. Savaştan
kaçmışım, dilini bilmediğin, kültürüne yabancı olduğum bir ülkede cebimde beş
para yok. Ama ben dandik bir eve değerinin beş katı kira ödemek isteyip, saati
20 liraya (Örnektir bu rakam reel değildir.) çalışmak varken 5 liraya çalışmak
isteyeceğim. Neden böyle bir şey
isteyeyim. Yani ülkemizdeki Suriyeli mülteciler neden bunu istesin arkadaşlar?
3) EĞİTİMLERİ NE
OLCAK?
Mülteciler arasında
çok sayıda Suriyeli öğretmen var. Bir müfredata göre sistem hazırlanır ve o
çocuklar sokaklardan toparlanıp eğitim almaları sağlanır. Eğer bu çocukları
sokaklarda dolaşmaya ve o kızgın saldırgan büyüklerden azar yemeye devam
ederlerse küçük küçük çeteler kurulur ve şiddet eğilimleri baş gezer. Ne
ekersen onu biçersin misali. Zaten travma yaşamış çocuklar, her 3 çocuktan biri
şiddet görmüş durumda. Araştırmaya göre her 3 çocuktan biri ailesinden birini
kaybetmiş. Bu çocukları daha fazla karanlığa hapsedemeyiz. O çocukları mendil uzattıkları için azarlamak
yerine eğitimleri için bir kuruluşa bağışta bulunabiliriz. Asla para verip
mendil almayın, onlara para vermeyin sonra bu yolu tercih edecek onlar ve
aileleri. Onun yerine çantanızda onlar için bir meyve saklayın, yiyecek bir şey
ısmarlayın. Bir çorap, bir ayakkabı, ne varsa çantanızda manevi değeri olan ve
onların içini ısıtan bir şey....
4) BU SURİYELİLER
NASIL TÜRKİYE'YE AYAK UYDURACAK?
Son olarak ülkemizde
yapılan araştırmalara göre Türkiye'de yaşanan 1 milyon 340 bin 573 suç olayının Suriyeliler 5 bin 727'sine karıştı. Suriyelilerin,
"adli olaylara karışma" oranı 2013 için yüzde 0,43 (on binde kırk üç)
olarak açıklandı. Bu son araştırma rakamları.
Eyüp'te Ramazan
ayında Suriyeli bir grup genç tarafından etrafım sarıldı param istendi. Ancak
ben bütün savaştan kaçan insanları suçlamadım.
Kendimi bu konuda hiç
bir şey yapmamak ile suçlarken bu yazıyı yazmak istedim. Eğer iki kişi dahi
okuyup yazıdaki ana mesajı alır ve yanlış bir mülteci bakış açısına sahipse ve
bu bakışın açısını düzeltirse çok mutlu olacağım.
Lütfen bir damlanın
okyanusu karışması ile olanları araştırın....
Sözün bittiği yer, gayrimüslim zaten gayrimüslim, Filistin'li o büyük lider Şeyh Ahmet Yasin Ümmet'i Muhammed'i Rabbine şikayet etmişti zaten...Hesabımız çetin olacak, buna inanıyorum...:(
YanıtlaSilaynı fikirdeyim :/
Silİmkân olsa da tüm mazlum Müslümanlar Ülkemize gelebilse, Allah'ın izni ile hepsine bakar bu aziz millet, ekmeğimizi onlarla paylaşmak bizim için en büyük mutluluktur, petrolden ve kandan beslenen şeytanîleşmiş, dünyanın geçici oyuncaklarına teslim olmuş aşağılık ruhların canı cehenneme...:(
YanıtlaSil