30 Nisan 2015

Mezarlık Korkusu

Rahmetli büyükbabam, ineklerini otlatmak için karanlıkların derinliğinden geçerek; mezarlık yanlarını seçerdi. Trabzon'un deniz kıyısına kurulmuş olan iki katlı müstakil evinin hemen yanında bir ahır bulunmaktaydı. En yakın eve mesafemiz ise en az 500 metre falandı. Her akşam orada uyurken "Yahu burada bizi birisi kesse, bağırsak-çağırsak karanlıktan başka bizi duyacak kimse olmaz" diye düşünür, uyuyamazdım. Buna rağmen büyükbabam ineklerini otlatmak için, dağ başındaki köye uzanan yolu tercih ederdi. Yolda ne bir ışık vardı, ne de bir aydınlatıcı levha. Gözün gözü görmediği, hatta ve hatta karanlığın dahi anlaşılamadığı bir yoldu orası. Büyükbabam ineğiyle kaybolurdu. 200 metre kadar ilerde, nehrin kenarındaki kocaman mezarlığın yanına kadar korkusuzca ilerler, inekleri mezarlıkların yanında otlatırdı.

Haftada üç kez inekleri otlatmaya çıktığında, mutlaka evin merdivenlerinden aşağıya iner; korkulu gözlerle o yola doğru bakardım. İki metre önümden ilerisini göremediğim yolla ilgili türlü korkunç hikayeler tasarlardım. Hele ki o mezarlığı düşününce. Allah'ım, tüylerim diken diken olurdu. Mezarların içinden çıkan hayaletlerden tutun da; mumyalara kadar her türlü şeytani hile dolaşırdı beynimin kıvrımlarında. Dolaşır dolaşmaz kanıma karışır, önce bir soğukluk hisseder, sonra korkuyla eve koşardım.

Bir gün büyükbabam giderken usulca yanına sokulup "Kork muyor musun mezarlıktan ve karanlıktan?" diye sordum. Mavi ile yeşilin karıştığı o muhteşem gözlerini hafifçe kıstı. Tüm merhametiyle gülümsedi ve "Ölülerden değil, dirilerden korkacaksın kızım" dedi. "Sen hiç bir ölünün mezarından çıkıp birini boğazladığını duydun mu? Fakat diriler ne canlara kıyıyor, ne canları yakıyor, ne canların canını yiyor?"

O an durdum ve düşündüm. İstiklal Marşı'nda hani demişti ya Ersoy "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı." Bastığım yerden ayağımı çektim hemen. Sonra diğerini çektim. Fakat sonra anladım ki, basmadan yürüyemeyecektim. Milyarlarca insanın geçtiği ve toprak olduğu bu yollarda sadece bir işaret olan mezarlıklardan korkmanın anlamsızlığını hissettim. Bastığım her yerde bir ölünün kemiği ya da eti olabilirdi aslında. Korkmak gerekseydi eğer; toprağa karışmazdı insan oğlu. Ya da korkmak gerekseydi eğer; bastığım her yerden korkmam gerekirdi.

Büyükbabamın tezi o an aklıma yattı açıkçası. Hala da yatar. Mezarlığa ibret almak için giderim. Defteri kapanmış ve bir daha yapacak bir şeyi kalmamış insanları görüp, defterim kapanmadan yapılması gereken şeyleri yapmak için.. Artık kormanın da bir manası kalmadı gözümde.  He, inekleri otlatmaya yine de gidemedim. Ölülerden korkmuyorum, evet. Fakat diriler başka.

3 yorum:

  1. Başlığı okuduğum an büyükbaba beyin cümlesini kurdum ben de. Hep bu Hollywood filmleri algılarımızı bozuyor.

    YanıtlaSil
  2. Ölülerden mi korkalım, dirilerdenmi sorusunun cevabı dirilerden olmalı. Bizim köyün mezarlığı bizim oyun alanımızdı çocukluğumuzda. Saklambaç oynarken ilk saklanacağımız yerler, başı sarıklı mezar taşlarına sarılmak olurdu hemen.

    YanıtlaSil
  3. @Berkay, olmaz olasıca o Hollywood filmleri :)

    @Profösör, bizi çok korkuttular nedensiz o mezarlıklardan. içimiz titreyerek baktık hep.

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..