20 Kasım 2012

Sessiz Tepe: Karabasan


Evet efenim, bir korku klasiği ile karşınızdayız. Karabasan.. Karabasan denildiği zaman "kar" a basan bir adam aklınıza gelmesin. Zira öyle bir durum söz konusu değil. İşte gece uyursun, aniden bir karanlık gelir seni basar. Normalde durum budur. Öleceksin sanırsın, nefes alamazsın fakat ölmezsin de. Birden uyanırsın. Uyku ile uyanıklık arasındaki o derinlik nefesini keser..

Biz öyle beklentiler içinde gittik "Sessiz Tepe: Karabasan 3D" filmine. Salonda x kişisi ve ben vardık yalnızca. Fragmanı izlerken salonda açık bıraktığımız kapı aniden kendiliğinden kapandı. Belki görevli kapadı ama biz korkucağız ya, ona inandık. Salon boşluğuyla fragmanları geçtik. Film başladı. İzlemeye koyulduk..

Sarışın bir genç kızımız var. Yeni taşındıkları evde bir ruya görüyor. Pardon kabus. Sonra uyanıyor. "Beni sessiz tepeye çağırdılar" diyor babasına çığlıklarla. O da asla oraya gitmemesini tembihliyor. Sonrasında film koptu. Ne hayaletler gördük, ne siyah ruhlar.. Devamını anlatmayayım. Belki gideniniz olur fakat, benden tavsiye aklınız varsa gitmeyin!

X kişisine döndüm.. "Bu filmin konusu ne?" dedim. Saatine baktı, sonra: "Bilmiyorum fakat yarım saat içinde anlamazsak film bitecek" dedi. Yarım saat bitti ve biz filmin konusunu, ne anlatmak istediğini veya çıkaracağımız sonucu bulamadık. Topuklu giyen zombimsi ve dekoltesi unutlmayan; iğrenç suratlı hemşireler mi dersiniz, dümdüz yoldan gitmek varken saçma sapan yollara giden bir başrol mü dersiniz, yoksa filme bodoslama dalan kötü görünümlü iyi mi? Her bir saçmalık önceden kendini belli ediyor ve birbirinden kopuk bir senaryo.!

Bu filmi Türkler çekseydi yerden yere vurulmayı bırakın; uzaya felixle gönderilir bir daha da geri alınmazdı dünyaya. Evet, 3 boyutlu olduğu için görüntü kalitesi süperdi.. Fakat hiç korkutucu değildi. Salonda yalnız olduğumuz için bağıra bağıra yorumlar yapmamın haricinde berbat bir filmdi.

Durun; gittiğim en berbat filmlerde ilk 5'e girmesinin sebebini açıklayayım: Hatun kızımız filmde ömrü boyunca babası tarafından karanlık güçlerin olduğu sessiz tepeden gelen canavarlardan kaçırılıyor. Sonra o canavarlar nasıl olmuşsa akıl ediyorlar da babalarını kaçırıyorlar. Kız da peşlerinden Sessiz Tepeye gidiyor. Burası nasıl bir yerse bildiğimiz ilçe. "Sessiz Tepeye hoşgeldiniz" yazısı ile. Utanmasalar üzerine Rakımını, nüfusunu bile yazacaklar yani, o derece.. Neyse işte kızımız orada binbir zorluklar yaşıyor, ikizini bulup ölümlerden dönüyor falan derken babasını buluyor en sonunda. Tüm kötü ruhlar öldürülüyor.. Babasına "Hayde eve dönelim" dediğinde "Ben burada kalacağım, anneni bulacağım" diyor. Ohaa! Çüşş. Tüm film boyunca seni buradan kurtarmaya geldik, sen burda kalcan. Kız da "peki" deyip, sevdiği oğlanla uzak diyarlara gidiyor. 

Diyeceğim o ki; filmin en güzel yanı sonundaki müzikti. Buyrun.!





3 Kasım 2012

Bendeki hastalık kesinlikle.!


Kesinlikle öyle. Başka bir açıklaması olamaz. Aşk desek? ı-ıh.. Sevgi desek? O da olmaz, bir önceki postuma saygısızlık olur. Peki ya ne bu?!

Evet sayın izleyici, yanlış duymadın fotoğraf çekmekten bahsediyorum. Hayır, söylememiştim, neyi duyacaksın ki. Neyse giriş cümlelerini hiç beceremem zaten. 

Haziran ayında bir yürüyüşte görevli fotoğrafçıydım. Yürüyüşün en önüne geçtim, durmadan değişik kareler yakaladım. Akşam oldu hava karardı. İstiklal'de yürüyoruz. Ben insanları fotoğraflamaktan etrafımı göremiyorum. Ezdiklerim, çarptıklarım oluyor. Derken bir kalabalık birikimi gördüm kalabalık içinde. "Açılın! Ben fotoğrafçıyım" diye diye yardım tüm kalabalığı.. 

Kalabalığın ortasına düştüğümde bir adamın İsrail Bayrağını yaktığına şahit oldum. Hiç tasvip etmesem de olayı fotoğrafladım. Sonra adam bayrağı yere atıp hınçla çiğnemeye başladı. Adamı fotoğrafladım. Sonra etrafta bağıran kızgın kalabalığa döndüm. Onları fotoğraflarken bayrağa döndürdüm objektifimi. Adam hınçla tekme atarken fotoğrafladım. Sonra bacağımda bir sıcaklık.. Ve yanma hissi. Bir de baktım ki, adamın tekmesiyle uçan bayrak benim kota yapışmış. Hemen silkeleyip attım ve sonrasında gülmekten koptum. Abiler "bişeyin var mı" tribine girdiler ama ben hala fotoğraflamaya devam ediyordum..

Kesinlikle fotoğraf çekmek manyak bi'şey. Başkası fotoğraf çekerken izlemeyi de seviyorum işin ilginç yanı. Ondan da inanılmaz zevk alıyorum. Bazen bilmişlik taslayıp elden makineyi almayı da seviyorum. Fakat yapamadığım şeylerden en önemlisi cep telefonuyla fotoğraf çekmek.. 

Haricinde 9 gün boyunca bir organizasyonda sabah-akşam fotoğraf çektiğim ve bir çok fotoğrafta bulunan bir abinin yanıma gelip "Büşra hanım nasılsınız?" dediğinde "Tanışıyor muyuz?" dememe ne diyeceksiniz? Kişilerden çok olgulara odaklandığımdan olacak, adamı ilk kez görmüş gibiydim. Abinin fotoğraflarını çektim ben alo?!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...