28 Ağustos 2011

Erkeğin aşkı zordur. (%100 Gerçek)

Aşağıda okuyacağınız hikaye gerçek bir aşk hikayesinden alıntılanmıştır. Yazar anlatanın ağzından kurgulamaktadır.. Fakat bu kez anlatıcımız bir erkekti ve duygularını dile getirmek her zamankinden daha zordu. Erkek gibi düşünmek zor gerçekten..

Henüz 23 yaşındaydım. Üniversite son sınıf öğrencisiydim. Okulumda oldukça başarılı da sayılırdım. Dersten başka bir şeyi görmeyen gözlerim tabi ki bazen başka şeylere de kayardı. Ama asla aşık olmazdım. Kızlar yanıma gelir, beni beğendiğini söyler, bir-iki gün takılırdık. Kusura bakma takılma kelimesi aslında şu an benden olabildiğince uzak ama işte o zamanlar öyleymiş sanırım.. Bir iki günün sonunda mutlaka o kızdan soğurdum. Aslında asla ısınmazdım da.. Hani olur ya, erkek adamın yanında şöyle güzel bi kız olmalı muhabbeti..

Bir gün kuzenime kalmaya gitmiştim. O gece bir doğum günü partisi varmış. Zar-zor beni oraya getirdi. Aslında hiç sevmezdim kalabalık mekanları. Kızın evine gittiğimizde gitmeme isteğimi daha bir iyi anladım. Ev bodrum katındaydı. Her odada ayrı tipler oturmuş, saçma muhabbetler, yiyenler, içenler.. Çok sıkıldım. Kuzenimi kaybettim. Sağa sola bakınırken içime giren fenalığı durdurma adına kendimi balkona attım. Korkuluklara yaslanarak bir ohh çektim. Birden oksijene ne kadar hasret kaldığımı hissettim. İçerde ağır bir koku vardı. Duman altı olmanın verdiği etkiyle sanırım..

"Çok sıkıldın galiba sen de" dedi ince ve çekingen bi ses. Birden inanılmaz irkildim. Yan tarafta bir kız çocuğu vardı. Evet çocuk. Çocuk gibi çekingen ve utangaç. Neden bilmiyorum ama yanaklarını sıkasım falan geldi. "He, evet" dedim umarsız bir biçimde. "Çok saçma insanlar bunlar ya, mecbur kalmasam hayatta gelmezdim, saat 12'yi vurana kadar da içeri girmicem" dedi. Güldüm. "12?" dedim. "Külkedisiyim ben" dedi gülerek. Sonra tekrar baktım ona. Aslında o kadar da küçük değildi. Ama gözleri o çok masumdu. Aslında suratında da bilmediğim bir masumluk vardı sanki. Gayri ihtiyari "Kaç yaşındasın sen bakim? Yaşın tutuyo mu burda olmaya?" dedim. Gayet hanımefendi bir biçimde "Teşekkür ederim,20 yaşındayım" dedi. Teşekkür mü etti? Bir an kaldım. Sonra 2 saat boyunca kesintisiz konuştuk.. Konuştuk.. Konuştuk..

Eve giderken kuzenim neden salak salak güldüğümü sordu. Güldüğümün farkında bile değildim oysa ki. Gülüyor muydum? Ne alaka? Kız kuzenimin en iyi arkadaşıydı. En iyi arkadaş? Görüşmemiz muhtemeldi. Artık bekar evimde kalmak yerine dayımlara taşınmıştım diyebilirim sanırım. Her seferinde kuzenimle gidip, onu da görüyordum. Çünkü O başkaydı..

Bizim arkadaşlığımız her geçen gün ilerledi. 1 yıl kadar arkadaş kaldık. Artık ona açılma vaktimin geldiğini düşündüm. Zira okulum bitmişti. Çok yakında askere gidecektim. Arkamda bırakacağım birinin varlığından emin olmak istiyordum. Görüşmek istediğimi söylediğimde o da benimle konuşacağı bir şey olduğunu söyledi. İşte o an sevinçten uçtum sanki. Eşofmanlarımla sokağa çıktım hemen. Yanına gittim..

Hep ne selam verirdi, ne de nasılsın diye sorardı. İçi içine sığmaz bir biçimde girerdi konuya. Direkt girdi yine ben heyecanla beklerken. "Sanırım benim bir sevgilim var" dedi. O an ölücem sandım. O an ölmediysem asla başka zaman ölmezdim. Fotoğraflarını gösterdi.. Elim ayağım titredi, boğazıma bir yumruk tıkandı. Nasıl olurdu? O nasıl başkasıyla birlikte olurdu? Tansiyonumun düştüğünü hissetmeyecek kadar gözü kördü. Bir yere oturalım dedim titrek bir sesle. Biz çok şey yaşamıştık. Sınavı kötü geçtiğinde gelir bana anlatırdı, birine sinirlendiğinde gelir bana kızardı, bir yere gitmeye korktuğunda bir tek bana güvenirdi.. Ben başka olmalıydım.. Sadece arkadaş mıydım yani?

Bıraktım her şeyi.. Eve girince holde ağlamaya başladım. Ev halkı başıma üşüştü. Sinir krizi gibi bişey geçirdim. Kuzenim anırarak ağladın be! diye dalga geçer hala. Hiç öyle ağladığımı bilmiyorum. Sonra kapıyı çarpıp çıktım. Arabama bindim. Nereye gittiğimi bilmiyorum. Kaybetmenin verdiği acı çok başkaymış. 

O diğer kızlar gibi peşime düşmedi, manken güzelliği de yoktu zaten. Ama başkaydı. Doğaldı, hanımefendiydi, sabahlara kadar konuşabilirdim, eğlenirdik, mutlu olurdum. En önemlisi huzur bulurdum yanında. O sevmiyo diye bıraktığım sigarayı elime aldım. İçmeye çalıştım ama yapamadım. Öyle bir yer edinmişti ki içimde.. 

Askere gittim hemen sonra. Elveda bile demeden gitmem canını çok acıtmış. Hiç izin kullanmadım. Sadece askerdim. Askerdeyken sevgililerini arayan arkadaşlarım olurdu. O aklıma gelirdi hep. Beni komando da yapmadılar ki unutayım. Unutamadım. Aksine, her şey onu hatırlatır oldu. Askerden döndüğümde babamın şirketinde çalışmaya başladım. 

İş hayatında unuturum sandım. Ama hep onu hatırladım. Doğum gününde bile aramadım onu. Halbuki doğum gününde ona istediği iki katlı evin maketini almıştım. Eline aldığında ağlamaklı olmuştu. O'ysa bana öyle bir sürpriz yapmıştı ki, ağlamaktan gözlerim şişmişti. Ben onu tanımadan önce hiç ağlamamıştım. Kızlar gözümde çok farklı yerdeydi, annem hariç. O benim annem gibiydi. "Eve gittiğinde çağrı at yoksa uyuyamam" derdi. Evime gittiğimde aygazı kapatmam, ütünün fişini çekmem ve daha bir sürü şey için tembih sözlerini dinlerdim..

Şirkette çalışırken, aynı zamanda da yükseklisansa başladım. Unutmak için bir çarem olmalıydı. Dayımlara da uzun süredir gitmiyordum. Kuzenimle ise hiç görüşmüyordum. Sanki her naber diye sorduğumda iyiyim deyip, O nun hakkında bir şey söyleyecekti. Ya evlendi deseydi. İşte o zaman yaşayan ölü bile olamazdım. Bir gün şeytanın bacağını kırıp dayımlara gittim. Oturduk, konuştuk.. Kuzenimle mutfakta kahve içerken O'ndan bahsetti. Al işte başladık. Kulaklarım uğuldamaya başladı.. "Kız sevgilisinden 1 hafta sonra ayrıldı. Aslında başkasını seviyormuşum" dedi. "Her fırsatta seni sordu, olum bu kız seni seviyo, demedi deme" dedi. Bi an durdum. Kaybedecek birşeyim yoktu.

Evinin önüne gittim. Arayıp hemen aşağı inmesini söyledim. Hemde şöyle "İn aşağı, kapının önündeyim!" Aşağıya indi. Görmeyeli daha bir güzelleşmişti. Öyle bir hal almıştı ki, ödüm koptu benim gibi gören var mıdır diye. Değişik parıltısının altında yine içim içime sığmaz oldu. "Ben sanırım sana deliler gibi aşık oldum" Sanırım? Deliler? Aman Allah'ım böyle saçmalama olamaz dedim içimden. Göz bebeklerinin büyüdüğünü o karanlıkta hissettim. Olan selamımızın da kesildiğini hissettim o an. Aramızda olan o ufak kırıntı da kaybolmuştu. 

Tekrar yıkılıp arkamı döndüm. Bir adımımı atmamla kolumu sertçe tutup beni kendine çevirdi. Sonra bana o kadar sıkı sarıldı ki, içini içimde hissettim. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki, O'nun içinden duyuyordum sesini. "Ben de zaten hep seni seviyordum" dedi. İlk kez seviyorum diyormuş gibi bir havası vardı. Ama bir şey söyleyim mi? Ciddi manada ben de ilk kez birine seviyorum dedim ve içim titredi. 

dedi anlatan.. Aslında bu aşkın sonunu yazmak isterdim fakat sanırım buraya kadar olan kısmı güzel olan tarafı. Belki sonu da güzeldir ha?

25 Ağustos 2011

Yine Aşk Hikayesi (%100 Gerçek)

Aşk hikayesi serimize devam ediyoruz. 

Aşağıda okuyacağınız hikaye gerçek bir aşk hikayesinden alıntılanmıştır. Yazar anlatanın ağzından kurgulamaktadır..

Ufaklığımdan beri erkeklerle iyi anlaşamamışımdır. Özellikle sevgili olaylarına hep olumsuz yaklaşmışımdır. Erkeklerden nefret ettiğim de söylenirdi genelde. Hiç bir erkeğe de yakışıklı dediğim olmamıştır.Taa ki bir gün O'nu görene kadar. 

Üniversite yıllarımda bilgisayar kursuna gidiyordum. Bir gün kantinde otururken yanımdaki arkadaşım "Burada sence hangisi en yakışıklısı?" diye sordu çekinerek. Durdum, onu gördüm. "Bence o" dedim. O da kpss kursuna geliyordu. Sonra aramızda hiç bir şey olmadı tabi..

Aradan biraz zaman geçti. Üniversiteyi bitirdim. Kpss'ye hazırlanmak için yine aynı kursu tercih ettim. O yine oradaydı. Aynı sınıftaydık bu kez. Sınıfta ders boyunca, dersten sonra hep benimle uğraşıyordu. O zamanlar benden hoşlanan çocuklar falan olsa hep dalga geçiyordu. Bir gün ders öncesi benimle o kadar uğraştı ki, sinirimden çantamı alıp dışarı fırladım.. O da peşimden geldi..

En işlek caddelerden birinde nereye gideceğimden umarsızca yürüyordum. O da arkamdaydı ama ben farkında değildim. Birden birinin bana seslendiğini duydum. O'nu gördüm. O kadar sinirliydim ki ona, yerdeki kaldırım taşlarını söküp kafasına fırlatabilirdim o an. Tam arkamı dönecekken "Ben sana aşık oldum!" diye bağırdı. O an İstiklal durdu sanki. Sanki ben de o anı bekliyor gibiydim de haberim yoktu. Bana aşık mı olmuştu, yanlış mı duymuştum. Kimse duymuş muydu? Etrafıma bakındım, kimsenin umrunda değildi zaten aşık olması. Ama benim umrumdaydı. Umrumda olmalıydı..

Yanıma geldi, özür diledi. "Aşk" dedikleri şeyden olsa gerek böyle saçmalamıştı. Aşk mı? O da neydi? Hani benim nefretim, hani benim hakaretlerim. Birden o an içimden birşeylerin kopup ona yuvarlandığını hissettim. bu öyle bir şeydi ki, o günden sonra onu her gördüğümde çığ gibi büyüyordu. Her gördüğümde bir uzvumu ona bırakıyormuş gibi hissediyordum. Her gördüğümde O'na enjekte olan herhangi bir ilaç gibiydim.

Derken ilişkimiz ilerledi.İlerledi derken yanlış anlama, hayatımda tanıdığım en çıkarsız erkekti o. Sonra bir gün benimle evlenmek istediğini söyledi. Evleneceği kızdım ben. O ara ikimiz de atanamamıştık bir yere. Fakat o benden vazgeçmemek ve İstanbul'da kalabilmek adına 6 ay polislik yaptı. Bu sırada bizi ailelerimiz öğrendi fakat olmaz dediler. Bizim aşkımız olmazmış..

Ailemi arkama almak istediğimden olacak ki, durmadan ayrılma kararı aldım ve o hiç bıkmadan usanmadan aradı beni. Her ayrılma kararı aldığımda beni tekrar arayacağından çok emindim. En son ayrılma kararımda verdiği tüm hediyeleri attım. Hayatımda ona dair hiç bir şey bırakmadım. Yalnız o çok değer verdiğimiz şeyi atmadım. Eğer o şeyi atsaydım biz biterdik. O çok özeldi..

Bir gün benden ona pasta yapıp göndermemi istedi. Nedenini hatırlayamıyorum, çok kızgındım ona.Sanırım o pasta aramızı yumuşatacaktı. Yaptığım en büyük hata ona pasta yerine o şeyi göndermek oldu. O şeyi ve ağlayarak yazdığım ayrılık mektubunu.. O pasta beklerken aldığı şeylere bak!

Ve biz bittik. Aradan biraz zaman geçince nişanlandığını, kısa bir süre sonra da evlendiğini öğrendim. Yıkılmak dedikleri kelimenin anlamını işte o an anladım. Artık benim için bitmişti. Epey bir süre atlatamadım, kendime gelemedim. Her işlek cadde de onu aradı gözlerim. Bizi ne burkmuştu, ne üzmüştü bilmiyorum ama bitmiştik işte.

Evliyken de beni aradı bi kaç kez. Asla karısını sevmedi sanırım. Kısa süre önce de boşandılar. Ama artık görüşmüyoruz. Denedik, olmadı işte. Severek ayrılmasınlar, ben bir hataya düştüm bari okuyanlar düşmesin diye anlattım bunları.

dedi anlatan. Çok da güzel söyledi. İyi ki de anlatmış. Seviyorsanız öyle çabuk vazgeçmeyin sevginizden. Ben hep insanın bir kez aşık olacağına inanırım. Bir kez aşık oluyorsanız, o aşkın acılarına dayanmayı da bilin. Alttan almayı da bilin. Ama yine de şansınızı fazla da zorlamayın. Hikayeyi paylaşmama izin veren arkadaşıma teşekkürlerimi sunarken, hikayesini paylaşmak isteyen okurlarım da beklerim hikayenizi diyorum :)





10 Ağustos 2011

Platonik Aşkın oldu mu?


Platonik aşk:karşılığı sorgulanmayan aşk anlamında kullanılır. (Wikipedia) 

Karşılıksız aşk! Aşk karşılıklı olmaz mıydı? Birbirinizi seversiniz, sonra aşk olur. Aşk.. Ne kadar yavan bir kelime. Ne kadar sıkıcı ve itici. Ne kadar sakız. Hatta çok bakkal.

Neyse, konumuz aşk değil zaten, platonik. Platonik aşık olmadım diyen yalan söyler bir kere. Özellikle ufacık tefecikken mutlaka bir abimize/ablamıza aşık olmuşuzdur. Kız çocuğu iseniz, komşu çocuğu olan ve sizden yaşlarca büyük olan x abiye aşık olursunuz. Erkekler ise genelde hocalarına aşık olur. 

Platonik aşkın çekici olan tarafı kesinlikle ulaşılmaz olmasıdır. İnsanlar zoru sever sanırım. Ulaşılmazı sevmeyi de severler. Zira platonik aşık olduğunuz kişiyle aranızda asla bir şey geçmeyeceğini bilirsiniz. Kendime bakıyorum da, asla aşık olmadım mesela. Platonik aşk ha!?

Realistlik evet. Gerçekçi olmak gerekir. Ama şimdilerde düşündüm de, lisede şu çocuk da çok hoşmuş dediğimi hatırlıyorum. Hatta çocuğu gördüğümde harbiden iyi çocuk hee derdim. Sonra o meşhur liseli sakız lafı yapıştı çocuğun üstüne "seninki".. Çocuk ne zaman geçerse benim ki geçiyordu. Ne zaman gelse yanımıza seninki geldi oluyordu. 

Neden sonra çocuğun benimle çıkmak istediğini öğrendim."Çıkmak!?" Neyse ki lisede de o kelimeye anlam yükleyemeyen bendeniz, "Ne çıkması!? Manyak mı bu!?" muhabbetine girdim. Asla çıkmadım. Aslına bakarsanız o muhabbet döndükten sonra o çocuktan nefret bile ettiğimi söyleyebilirim sanırım. Bir daha aynı ortama girmedim. Kantindeyse aç kaldım vs..

Tabi benim ki doğru bir platonik aşk hikayesi olmadı. Görünce erirsiniz, kendinizi kaybedersiniz, kalbiniz yerinizden çıkar, nefesiniz kesilir, bir baksa size yeter gibi kelimeler sarfetmem gerekirdi sanırım. Ama maalesef yok öyle bir dünya. Az mantıklı olun. Platonik aşk mı olurmuş ayol?! Çocukken olur evet ama büyüyünce? Yok deve!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...