18 Ocak 2017

Ürün Deneyimi: Nescafe White Choco Mocha

Çok değerli okurlarım

Geçenlerde Fikri Mühim "nescafe white choco mocha hediye kiti" ni bana gönderdi. Öncelikle gelen paketi çok beğendiğimi söylemeliyim. Son günlerde kahve bağımlılığım artmışken, rüya gibi geldi bana. 

Öncelikle  beyaz çikolata aşkımdan bahsetmeliyim sanırım. Oldum olası severim beyaz çikolatayı. Beyaz çikolatalı kahve görünce afişlerde, tüm marketlerde bu ürünü aradığımı da itiraf etmeliyim sanırım. Gerçekten tadını oldukça merak ediyordum. Ve heyecanla yaptım kahveyi. Merakıma değdi, inanılmaz sevdim. Gerçekten harika bir tad. Hatta sizin o meşhur kahvecilerinizde bulunan, ağzınızı yamulta yamulta söylediğiniz "vaayytt çaaklıtt mokaaa" dan hiç bir farkı yok. 


Bu yüzden #EviniCafeyeÇevir etiketi ile çıktıkları bu yolda, kesinlikle aynı yolun yolcusu olduğumuzu söylemeliyim. Çünkü diğer ürünleri de denedim tek tek. İlk önce siyah çikolatalı mocha'yı denedim. O da inanılmaz lezzetliydi. Cappuccino ise yıllardır aradığım köpüktü. Reklamlarda gördüğünüz kadar çok köpürüyor ki, bu benim için inanılmaz ekstra bir özellik. Fakat tüm bunların için gözdemi açıklıyorum: CremaLatte sütlü ve köpüklü.. Köpüğüne, sütüne ve diğer tüm özelliklerine bitiyorum bu ürünün.. 

Bence siz istediğinizden birini alın. Onca para verip dışarda içeceğinize evinizde miss gibi kahvenizi yudumlayın. Nescafe bu işi biliyor kesinlikle. :) Ha bu arada yolladıkları bez poşet ve arkadaşlarıma dağıtmak üzere verilen kahveler için teşekkür ederim. Kahveleri denettiğim eşim, arkadaşlarım ve annem ile babam çok beğendiler. Bence siz de deneyin bi.

17 Ocak 2017

Günlük-8


Bugün kafamın içi tam anlamıyla pekmez diyebilirim sayın okuyucu. En ama en korktuğum sınav idare eder bir biçimde geçti-gitti. Lisans yıllarındaki ineklik büşra notları, yerlerini geçsem yeter'e bıraktı. Kendimden utanıyor muyum ne?

Ah değerli okuyucum, bu blog hayatı çok iyi insanları karşıma çıkardı. Örnek veriyorum:sessiz prenses . Kendisi bana harika hediyeler gönderdi. yani bir insanı bu kadar yüz yüze tanımayıp, bu kadar güzel hediye gönderebilen biri daha görmedim. özellikle cüzdan ciddi anlamda ihtiyacımdı :) şimdi huzurlarınızda kendisine bir kez daha teşekkür ediyor, benim gibi yüz yüze gelmediği bir insanı, yüzünü görmeden mutlu ettiği için Allah razı olsun diyorum :) ayrıca blogunu kapatıyormuş, üzüldüğümü de ekliyorum.. :(

bu kadar güzel cümlelerin ardından hepinize sağlık ve mutluluk da diliyorum. yarın ki sınavlarım iyi geçsin, kurtulayım şu dertten. hadi size de iyi geceler dostlar :)

13 Ocak 2017

Yardım Edemeyen İnsan Modeli

Ah sayın okuyucu ah. Gün geçmiyor ki başıma ilginç bir olay gelmesin. Ve yine gün geçmiyor ki ben bu olayı gelip burada anlatmayım..

Bugün dedemlere kahvaltıya gidecektim. yolda başıma gelmeyen kalmadı. kar erimesi dolayısıyla arabalar ortada kalmış, bir sürü araç burun buruna bekliyordu. trafik kitlendiğinden, başka durağa yürümek zorunda kaldım. yürürken sağanağa tutuldum. zar zor kendimi mecidiyeköy'e attım. mecidiyeköy e geldiğimde herkes kupkuru iken ben sırılsıklam perişan haldeydim.. 58n hatlı otobüs geldi. akmerkez den geçiyordu. fakat normalde 58a'ya biniyorum çünkü tam kapının önünden geçiyordu. akmerkez'den 1 durak sonra bizimkilerin evi. ben de üşeniyorum biraz 5 dakikalık yolu yürümeye. arkada da 58r veya a var. gözlerimin uzağı görmediğini orada fark ettim. uzağı görememek nasıl bir duyguymuş çok iyi anladım. son günlerde biraz bilgisayarda fazla çalışıyorum ve çokça okuma yapıyorum diye heralde, gözlerimde aşırı yorgunluk var. genelde yorgun olduğumda uzağı göremem, ya da ben ona yormak istiyorum, öyle olsun çünkü. neyse, yanda duran kadına "pardon şu arkadaki otobus 58r mi yoksa a mı" diye sordum. "göremiyorum da, ayırt edilmiyor" dedim. kadın suratıma öyle bir baktı ki, sanki annesine babasına gelmişine geçmişine küfretmişim gibi. "ben de göremiyorum" dedi hiç bakmadan. yanındaki kadın da duydu, o da cevap vermedi. o kadar kötü hissettim ki, yani bu insanlar bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı karaktersiz olabilir dedim kendi kendime..

bak yine moralim bozuldu.. siz siz olun, insanlara yardım edin. hani yol kesip, yalandan yol parası isteyen bile olsa durup dinliyorum ben. sonra bozuğum yok kusura bakmayın deyip gülümsüyorum karşımdakine. karşımdakinin insan olduğunu asla unutmuyorum. lütfen siz de unutmayın, kim olursa olsun.. Çünkü yardım etmek gerçekten can yakmıyor.

Bu günlerde kimse kimseye yardım etmiyor. Karakış varken, adamın teki arabasından bir şeyler almış, kapıyı kapamış fakat kapının önündeki kara saplanmıştı. yaşlıcaydı.. baktım yere kapaklanıyor. hemen yanına koştum, kolumu uzattım "buradan tutunup benden destek alıp çıkın" dedim. adam sanki ona dünyaları bahşetmişim tarzında baktı suratıma, hiç beklemiyordu böyle bir hareket. kardan kurtulduğunda öyle içten teşekkür etti ki... çünkü artık o kadar yalnızlaştık, dışarıya karşı o kadar yozlaştık ve o kadar nefretle dolduk ki, kimse kimseye yardım etmiyor, kimse kimseyi umursamıyor. ordaki adam düşerse düşsün, banane diyor. ya da çekip gidiyor yanından..

az duyarlılık, az yardımseverlik, az umursama lütfen.. bizi biz yapan değerler bunlar çünkü.. bari bunları kaybetmeyelim.

10 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler-5

Bugün sizlere efsane bir aşk hikayesi ile merhaba diyorum. Bu hikayeyi anlatan kişiye isimsiz mi yazayım, isimle mi paylaşayım diye sormadım. Ama bazı şeyler saklı kalmalı ha? Buyrun o halde, 

Uzun zaman önceydi. Üniversiteye başladığım yıl. Zaten o zamanlarda herkeste yeni insanlar tanıma hevesi oluyor, gerçi ben her daim arkadaş canlısı bir tip olmuşumdur. İlk günlerdi bir ders ya da sınıfla ilgili bir sorunum vardı. Kiminle konuşacağımı bilemeden bakınıyordum etrafa, sonra yanıma o geldi. Elini uzatıp adını söyledi. Sorunumu çözdükten sonra ise "ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa beni bulabilirsin." Dedi, gerçekten her sorunum olduğunda çözdü. Söylediğinde ciddiydi, Okulun tanıtım ekibi yada her neyse onlardan biriydi işte. Ondan sonra çok fazla insanla tanıştım. Okul başkanları, tıp fakültesi öğrencileri, ya da kızların okulda en yakışıklı bulduğu adamlar. Hepsiyle bir bir tanıştım ama hiçbiri üzerimde aynı etkiyi oluşturmadı.

Günler geçmeye başladı, okula, arkadaşlarıma, ona alışmaya başladım. Yüzünü görmediğim her gün benim için işkenceye dönüyordu. Sınıf arkadaşlarım bile benim bu tek taraflı aşkımdan nasiplerini alıyorlardı. Ben ciddiydim, hayatımın aşkını bulmuştum. Alay konusu dahi olmuştum, onun geldiğini görünce birden ayağa fırlıyordum, hala sebebini bilmiyorum. Onunla her şekilde iletişimde olmaya vardım. Okulda konuşuyorduk, facebookta konuşuyorduk ara sıra telefonda konuşuyorduk. Bir şekilde iletişimimiz günden güne artıyordu. Onun dahil olduğu abuk subuk okul gezilerine katılıyordum, arkadaşlarımı da sürüklüyordum. Şehirler arası bir geziye dahi katıldım onunla olmak için. Otobüste herkes uyuduğunda  koridorun bittiği uçta şoförün yanındaki boşlukta oturan onun yanına gittim. Her zamanki gibi içimi ısıta ısıta bakmıştı gözlerimin içine. Tabi ki şehirler arası yolun soğuğundan da eser kalmamıştı içimde. Koluna girip omzuna yattım. Dedim ya aramız hep iyiydi ama birer arkadaş olarak. Gözlerimi kapattığımı görünce konuşmasına sessiz sessiz ama coşkulu bir biçimde devam etti. O zamanlar her şeyi onunla beraber yaşayabiliyordum. Ne garip bambaşka birisi sevinirken ben de içimde hissedebiliyordum. Şimdilerde hiç böyle olmuyor. O yolculuk hayatımın en güzel anlarını barındırır yani.

Geçen zaman içinde okulda herkes bizi tanır hale gelmişti. Tabi benim tek taraflı aşkımda gayet aşikardı ancak 40 senelik evliler gibi atışıp durmamızdan birlikte olmasak dahi sürekli yan yana gezmelerimizden insanlar da anlayamıyordu tam olarak hatta yıllar sonra öğrendiğime göre arkadaşları bile sorup duruyormuş "neden sevgili değilsiniz? Beğenmiyor musun? İstemiyor musun?" Diye onlara bile bir cevap verememiş. Bana da vermedi zaten.

Ben yine böyle aşık aşık ortalarda dolaşırken doğum günü geldi çattı. Tam da sınav zamanı. Çok heyecanlıyım tabi, hafta sonu geçmiş, pazartesi geçmiş görememişim öyle internetten kutlayamam doğum gününü sarıldım telefona aradım hemen. Mutluluktan ağlayacağım nasıl tatlı konuşuyor. Telefonu kapatıp göğsüme bastırdım. Bu adam dedim, benim aşık olduğum adam.
Beş dakika sonrasında Facebook'ta ilişkisini ilan ettiğini gördüm. Okulda bir kez rastladığım bir kızla. Sonrasında onu aldattığını öğrendiğimiz bir kızla. 

Yıkıldım. 

Toparlanmam aylarımı aldı. Bu yolda bana aşık olan başka bir adamın kalbini dahi kırdım. Ama vazgeçemedim. Taki bir gün kalbimi çok derinden kırıncaya kadar. Hala ne yaptığının farkında bile değil.

Benimse hala onu gördüğümde içim titriyor. Artık karşılaşmıyoruz bile ama benim kişisel tarihimin en büyük yenilgisi olarak kayıtlara geçmiş halde. 

9 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler-4

Evet sayın okuyucu. Yine çok ilginç bir hikaye ile karşınızdayım. İsmini vermek istemeyen bir arkadaşımız tarafından paylaşılan bu yazının belli bir kısmını biliyordum zaten. Fakat okuyunca tekrar etkilenmeden edemedim :/ Bir de siz buyrun:

Ağustos-Eylül 2008. Şubeleri olan özel bir şirkette 2. yılımdı. Ruhsal anlamda çalkantılı bir dönemdeydim, birine ihtiyacım vardı. Bana kollarını açsın, sığınağım olsun, beni anlasın, sevsin istediğim birine. O sıralar bir rüyamda bir adam görüdüm ama yüzünü bir türlü göremedim. İşte O'nunla tanışmamız da bu rüyanın peşi sıra oldu. Ben merkezde çalışıyordum O ise şubede. Haftada bir yüzünü görüp, hemen her gün raporlar sebebiyle sesini duyduğum biri. İş dışında hiçbir muhabbetimin olmadığı, sadece adını bildiğim personelden öte biri değil. Sonra işimin en yoğun olduğu bir gün bir eşek şakası yaptı ve işimin aksamasına neden oldu. Çok sinirlenmiştim ama o benim sinirlenmemi komik bulmuştu. Yaptığı şeyden zevk almış ve amacına ulaşmış gibiydi. Ve amacına ulaşmıştı da, onu farketmemi sağlamıştı. Bütün akşam hatta gece mailleştik. Ertesi gün adıma cam fanus içinde sarı güller gelmişti. Eşek şakasının telafisi için. İşte böyle başladık. Bir ay boyunca birbirimize bey/hanım diye hitap ettik. Bir ayın sonunda bir bayram sabahı bana ilk kez "Aşkım" diye hitap ettiğinde hayatımın en büyük hediyesini almıştım. Beni kendine aşık etti ve onun da bana aşık olduğunu gözlerinde görebiliyordum. Görüşmeye başladıktan yaklaşık 2 ay sonra bir gün, nar suyu içerken beklemediğim bir anda bana evlenme teklif etti. Tereddütsüz anında kabul ettim. 

İşte yıkım bundan sonra başladı. Ailem özellikle de annem bu birlikteliğe karşıydı. Annemle aramızda büyük bir çatışma başlamıştı. Annemin davranışları O'nu da etkiliyordu. İster istemez annemden soğuyordu. Bu çatışmanın cepheleri çoğalmaya başladı. Annem ve O. Annem ve ben. İki tarafı idare etmeye çalışırken arada ben. İşin tuhafı O'nun ailesi beni öyle bir bağrına basmış, öyle sevmiştik ki birbirimizi O'nun ailesinden biri oluvermiştim. Sonra O'ndan hayatımı derinden etkileyecek teklif geldi. "Gizlice evlenelim." Bunu da tereddüt etmeden kabul ettim.

Şubat 2009. Herkesten gizli evlendik. Ama hiç evlenmemişiz gibi nikahtan sonra evlerimize döndük. Bir hafta sonra cesaretimi toplayıp aileme söyledim, o da söyledi. Kıyamet koptu. Annem bunu da kabul etmedi. Ayrılmamız için diretti. Direndik. İkimizin ailesi dışında kimse öğrenmedi nikah yaptığımızı. Hiçbir şey olmamış gibi söz, nişan, düğün sürecine girmeyi kabul ettirdik aileme. Ama annem ısrarcıydı, pes etmedi. Nisan 2009 annem kazandı. Yaklaşık 1,5 yıl, yanımda aileden biri olmadan dışarı çıkamam yasaktı. Telefonsuz, internetsiz 1 yıl geçirdim. Aylarca kimseyle konuşmadım, konuştuğum zamanlarda ağzımdan çıkan tek söz "Baba dayanamıyorum artık, O'nu çok özlüyorum." oldu. O yıl depresyon tedavisi gördüm. 

Mayıs 2010. Boşandık. Onu gördüğüm sonra yer mahkeme salonuydu. Benden nefret ediyordu. Ve ben herkesi O'nu unuttuğuma ve artık iyi olduğuma inandırdım. 

Haziran 2011. Bütün cesaretimi toplayıp O'nunla iletişime geçtim. Beden hala nefret ediyordu ve bir başkasıyla evlenmek üzereydi. Artık O'nu içimden terketmem gerektiğine karar verdim. 

Eylül 2012. Başka biriyle evlendim ama imzayı attığım anda hayatımın en büyük hatasını yaptığımı anladım. Eşimi sevmiyordum. Vicdanımı biraz olsun rahatlatan tek şey evlenmeden önce onun bunu bilmesiydi. Ama onu sevmiyor oluşumun bir bedeli vardı. Hayatımı cehenneme çevirerek bana bu bedeli ödetti. Cinsel ve psikolojik şiddet uygulayarak 3 ayda beni intihar noktasına kadar getirdi ve beni evden kovdu. 

Aralık 2012. Baba evine geri döndüm.

Şubat 2013. Evlenmemiş olmasını dileyerek O'nunla tekrar iletişime geçtim. Evlenmişti, üstelik baba bile olmuştu ve benden hala nefret ediyordu. 

Nisan 2013. Bu kez o benimle iletişime geçti. Psikolojik olarak ikimiz de berbat haldeydik ve henüz hesaplaşmamıştık. (Ve asla tam anlamıyla hesaplaşamayacaktık, çünkü ikimiz de çok şey kaybetmiştik ve bunun için birbirimizi suçluyorduk.) 

Haziran 2016. Bu tarihe kadar benim için aşık bir sevgili dışında her şey oldu. Arkadaş, dost, abi, baba.. En zor zamanlarımda sığınağım, sırdaşım, hüznüme ve sevincime ortak. O olmasaydı girdiğim bunalımdan asla kurtulamazdım. Bu bir aldatma hikayesi değildi. Kötü giden bir evliliği olsa da o eşine daima sadıktı. Ve ben de onun evliliğine.. Geçmişte aşık birer sevgili olmayı başaramamıştık fakat zemini sağlam olmasa da dost kalmayı başarabilmiştik. Ama bu dostluk artık acı veriyordu. Çünkü dile getirmesek de içten içe birbirimizi hala aşkla sevdiğimizi biliyorduk. Birinin buna bir son vermesi gerekiyordu. Bana o fırsatı verdiği anda ben de kullandım ve yine ben terk eden bırakıp giden, o ise terk edilen oldu. 

Şimdilerde benden yine nefret ediyor olmalı. 
Sağlık olsun. 

Ivır Zıvır Part 61

Bu hikaye olayı gerçekten çok ilginçmiş. Bir sürü hikaye var elimde :) Hangisini ilk paylaşacağımı bilemiyorum. Bazılarını okuyunca, gerçekten yaşanmış mı bunlar diyorum.. Ve gerçekten şok oluyorum. Sizlerle de yavaş yavaş paylaşacağım. Fakat sadece hikaye paylaşımı olmasın diye, gecenin bu saatinde bu ıvır zıvırı yayınlıyorum :)

Bildiğiniz üzere kar İstanbul'u teslim aldı. Umarım tüm pislikleri silip süpürür. Biz de nasibimizi aldık tabii kar dan. a kişisi beni yuvarlayıp durdu, ağzıma burnuma kar atıp durdu. Ben pek kar sevmeyen bir yapıya sahip olduğumdan, sadece kayma işini sevdim. Yoksa kar a ayak bile basasım olmuyor genelde. Hatta uykumu getiriyor, yoruyor beni kar. Sizleri yormuyor mu gerçekten?

Fakat İstanbul bembeyazken başka güzel. Hani bu da yadsınamaz bir gerçek.

Gerçek olan bir şey var ki, o da oyun oynamanın çok zevkli olduğu.. Benim kadar oyunkolik bir kız daha var mı diye araştırdığımda bundan para kazananları gördüm, şok oldum. Biz hala tasarım bıdı bıdısı yapalım..

Bu arada önceki yazıdaki tasarım bana ait. Can sıkıntısından yaptım. Bundan sonraki hikayelerde yine yapacağım sanırım. Nedense başkalarının işlerini yaparken daha çok özen gösteriyorum.

Bu fotoğrafı da a kişisi çekti. Ben eskisi gibi fotoğraf çekemiyorum.. Daha doğrusu telefonla fotoğraf çekemiyorum. Elimle lensine ışığına müdahale edemediğim sürece hiç bir şey çekesim gelmiyor. Sonra tek gözle bakacağım vizörden. Öyle ortalık yerde her yerini görmeyeceğim fotoğrafın. Odaklayacağım noktayı seçeceğim ve basacağım denklanşöre. Sonra pat! işte benim fotoğrafım o olmalı. Fakat makinem annemin evinde olduğundan hiç bişey çekmedim bu sene. uzun zaman oldu ha?

denebunu kutusu geldi bana bu ay. denedim her şeylerini. her birisi harika ürünlerdi. özellikle eti puf un karamellisi. karamelli dedim de aklıma geldi; cafe latte karamelli çıkmış, onu da deneyin süper. Bepanthol el kremi ise facia. hiç de anlattıkları gibi değil, elim çatur çutur.

başka ne ürün kaldı size bahsetmediğim şöyle ayak üstü. hmm, nivea nın eski kremleri varya hani mavi metal kutuda. ondan aldım. yoğun kremi özlemişim resmen. evet nemlendirici krem sorunum var, varsa kullandığınız ve gerçekten memnun kaldığınız bir ürün lütfen önermekten çekinmeyin.

bir de son olarak reis marka patlamış mısır almayın! gerçekten lezzetli değiller. bim den aldığım ve markasını hatırlayamadığım patlamış mısır daha harika oluyor. hemde fiyatı çok uygun. patlamış mısır derken hani evde patlattığınız, patlamaya hazır mısır.

çikolata orucuna da girdim. bu günlerde yine eskiye dönüp durmadan çikolata yediğimden olacak, çıldırıyorum yemediğim zamanlarda. neyse bugün puding yaptım kakoolu yedim, umarım orucum bozulmamıştır.

kendinize dikkat edin, kar lastiği olmadan dışarı çıkmayın. hatta raylı sistemler ve metrobüs ile yolculuk edin. sıkı giyinin. En önemlisi: kafayı üşütmeyin!

8 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler - 3

Evet sayın okuyucular. Şimdi sizlere Moustache rumuzlu bir arkadaşımızın hikayesini paylaşıyorum. Heyecanla okudum,ve şok ile bitirdim. Ve buyrun:


Birden pencereme vuran arabanın farının ışığı adeta yatak odamı aydınlatmıştı. Ben de
eşimin geç geldiği günlerden biri olduğu için uyur uyanık arası yatağımda durmaya devam
ettim. Anahtar sesinin duyulmasıyla siyah parlak kundurasının topukları parke
merdivenleriyle ses çıkartmamak için adeta yarışıyordu ama ne yazık ki bu sesle daha da
irkilip yastığımdan hafifçe başımı kaldırıp doğrulunca eşimi gördüm. Geniş omuzlarına tam
oturmuş ceketini gördüğümde bir kez daha iyi ki ona aşık olmuşum derken bir yandan da
aklıma son zamanlardaki ilgisizliği gelmiş ve öylece bakakalmıştım ona. Önce ceketini sonra
kravatını ardından gömleğini çıkardı. O sırada ona duyduğum haz giderek artarken bir kez
daha bana karşı o olumsuz tavrı takınacağını düşünerek o hissimi ondan gizledim.
Odadan çıktı. Her zamanki gibi gidip kızımıza öpücük kondurup geri geldi. Döndüğünde
gözlerini sanki bir saniye daha kapalı tutsa ağlayacak gibiydi.

Küçük bir öpücük de bana kondurdu fakat zorlama bir öpücük gibiydi
benimki;samimiyetsiz,gereksiz... Dudakları sadece dudaklarıma dokunmuştu. Öpmemişti
aslında beni... Sanki öpmek istiyor ama içinden gelmiyor gibiydi...

Sabah olduğunda onu işe kızımı da okula gönderdim. Rutin işlerimi yaparken gece olanları
sürekli aklımdan çıkaramıyor ve defalarca aynı şeyi izliyordum. Artık karar vermiştim. Beni
aldatiyordu kesin.

Bir dönem issiz kalmıştı ve tam ümidi kesip eşimin ailesinin yanına taşınmaya karar
vermişken bir anda şuan çalıştığı işi bulmuştu. Bu iş yerinin patronun bir kadın olması benim
canımı ne kadar sıksa da katlanmak zorundaydım. Fakat kadından en ufak bir şüphe
duymamıştım.

Bir gün eve bir ayakkabı gelmişti. Ama 41 numara. Eşimin pek de zevki olmayan bu
ayakkabının onun olamayacağını ayrıca eşimin ayak numarasının 43 olduğunu söyleyerek
ayakkabıyı geri yolladım.Ertesi gün yeni alınmış bir saatin faturası,başka bir gün akıldan
numara girerek atılan mesajlar... Patronuyla yaşadığı ilişkilerini sanırım eline yüzüne
bulaştırmışlardı. 

Ertesi gün eşimle konuşup medeni bir şekilde ayrılmaya karar verdim. Bir sürü neden
saydım. Bir sürü şey söyledim,saatlerce dil döktüm. Cevabı ise sadece “tamam” olmuştu.
Kızımızla oturup ona olan biteni anlattık. Bunun bir eksiklik değil hatta onun için artı bir
durum olduğundan,istediğin zaman her ikimizde de kalabileceğini söyledik.

Eşim, hayatında biri olduğunu evi terk edeceği gün söyledi. Aslında pek şaşırmadım çünkü
tahmin ediyordum. Bunun üzerine önce kızım ve babasının vedaslamasi isteyip onu hafta
sonu tatili için ablama yolladım. Babasının evden ayrılışını görmesin istedim. Ardından
patronunu arayarak eve gelmesini rica ettim. Kadın gayet rahat bir şekilde kabul etti
davetimi. Yüzsüz bir kadın olduğunu düşündüğüm sırada eşim valizini hazırlamış
merdivenlerden iniyordu. Salonda da kendine ait birtakım eşyaları aldı. Kapıya yöneldiği
sırada patron da tam arabasını park etmiş eve doğru geliyordu.

Eşim şaşkın bir şekilde kapıdan çıkarken patronu eşimin elindeki valizi görerek şaşkınlık
içindeydi.

O sırada evin önüne bir araba daha geldi. Tam olarak içinde kimin oturduğu görünmüyordu.
Fakat aynı şirketten olduğu plakadan anlaşılıyordu. Eşim bana giderken “özür dilerim ben bu
insanı seviyorum” diyerek ilk önce bagaja valizi koydu. Ardından kapıyı açıp ön koltuğa
oturdu.Araba yavaş yavaş ilerken benim içim içimi kemiriyor beni tercih ettiği kişiyi hem
merak ediyor hem de çok kızıyordum.

Araba biraz daha ilerleyince önce cam yavaş yavaş açıldı. Ardından şöfor koltuğundan bir el
uzandı. İşte an boğazım kurudu,nefes alamadım,kalp atışım la tüm bedenim de hareket
ediyordu...

Çünkü camdan uzanan el beyaz gömlekli,siyah çizgili ceketi olan,kolunda kalın gümüş bir
saat olan erkek eliydi...

7 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler - 2

Merhaba çok değerli okuyucu. Aşk hikayeleri serimize devam ediyoruz. Çok tatlı bir arkadaşımın başından geçen yeni bir hikaye ile karşınızdayım. Fazla söze gerek yok, buyrun:

Aslında nasıl başlanır bilemiyorum. Ben pek aşık olamayan, aşkı çok derin yaşayabilmiş biri değildim. Hani şu tek derdi kariyer olan evlenmeyi düşünmüyorum diyen kadınlardandım. Evlilik denildiğinde köşe bucak kaçan...

Ta ki Yeni bir okula başlayana kadar.

Yeni bir okul heyecanı ile kendi halimde gidip gelirken okula o çıktı karşıma. İlk kez okulun girişinde karşılaştık el sıkıştık, o gün benim mutsuzluğumun ilk günüymüş. Bilemedim. Her şey çok normal bir şekilde ilerledi, o bana yazdı ben ona tanıştık.

Aslında Herkes beni uyarmıştı. Onu tanıyan tüm insanlar. Ona güvenilmez demişlerdi, o seni üzer...
Yaşayıp görmek istedim. Onu iliklerime kadar yaşamak istedim. Belki de yanlış tanıtmıştır kendini belki de o mavi gözlü bir melektir dedim.

Aşk öyle pat diye gelir derlerdi pis pis sırıtır geçerdim.
Öyleymiş.
Konuştukça anladım ki o benim hayatımın erkeği. "İşte bu" dediğim kişi. Hayatıma hayat katabilecek tek insan.

Ve aşık oldum. Aşık olmak ne kelime sevdim ben onu SEVDİM.

Çok mutlu 4 ay geçirdim. Belki hayatımın en mutlu 4 ayıydı. Ve ömrümün sonuna kadar hatırlayıp acıdan gebereceğim 4 ay.

Evlenmem derken, onunla aynı evi paylaşmayı istedim.

Ben Ne olduğunu anlayamadan ...

Kopmalar başladı. Birden bire o mavi gözlü melek, umursamaz bir canavara dönüştü.

Çok uğraşmama rağmen olmadı eskiye dönemedik.

beni Adeta bir prenses gibi el üstünde tutarken birden çekiverdi o eli. Yere yapıştım. Yapıştım ve orada kaldım.

Mecburdum çünkü mutsuzdum.

O umursamaz oldu ben de nedenini anlayamadığı için her gece ağlayan bir zavallı oldum.
Ayrıldık. Ayrıldım.
Beni umursamadığı zamanlarda zaten umursadığı biri varmış.
Köpek gibi severken ayrılmak zorunda kalmak nasıl bir duygu hiç tattınız mı?
Aylar sonra umursamazlığın nedenini öğrendim.
Zaten hayatında 6 yıldır başka bir kız varmış.
Ben ikinci kızmışım.
Bıçak yedim sırtımın sol tarafından.
Neden aşık oldum? Neden ilk aşkımı böyle bir adamla harcadım.
Hayatımdaki en büyük hayal kırıklığımı işte o zaman yaşadım.

Üstünden 2 yıl geçti neredeyse ... o hala o kızla birlikte. Ben ? Ben o günden sonra bir daha kimseyi sevemedim.
İki günce önce hayat bana dur dedi daha senin sınavın bitmedi. Biriyle tanıştım. İki sene sonra ilk kez birinden hoşlandım.
Adı "onunkiyle" aynı...

6 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler -1

Evet, bekledim bekledim ve beklediğime değdi. İşte size ilginç bir hayal kırıklıklı aşk hikayesi. Umarım keyif alırsınız. Sizler de hikayenizi yayınlamak istiyorsanız, bana ulaşabilirsiniz. Ha bu arada ismini vermek istemeyen izleyicinin ismini ben dahi bilmiyorum, fakat olsun. Yayınlayacağım dedim, yayınlayacağım!  

Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi kazanamayınca bir boşluğa düşmüştüm. Oldukça büyük bir boşluktu benim için. Ne yapacağım diye düşünürken, internette bazı forum sitelerine takılmaya başladım. bir forum sitesinde tanıdım onu. Onu değil aslında, yazdıklarını... Gerçekten harika yazıyordu. Her cümlesi, her kelimesi ile bana hitap ediyordu diyebilirim. Her dediğini takip etmeye, her söylediğini okumaya ve cevap vermeye başladım. Cevaplarım ile ilgisini çekmiş olacağım ki, bana mesaj attı. O zamanlar msn var tabi, msn den konuşmanın daha kolay olacağını söyledi.

Msn ile ekleştikten sonra saatlerce konuşmaya başladık. Konuşmaları beni oldukça etkiliyordu. Artık o kadar birbirimizle içli dışlı olmuştuk ki, evde bir sıkıntım olsa gidip hemen onunla konuşup derdimi paylaşmak istiyordum. O ise okuldaki arkadaşlarının hiç birinin kendisini anlamadığından, anlatsa anlayamayacaklarından dem vuruyordu. Keşke sınıf arkadaşım olsaydın ile başlayan cümleler sarf ediyordu. O öyle konuştukça içim daha bir hoş oluyordu...

Aradan epey zaman geçti. Aylarca böyle msn üzerinden konuştuk. Artık görünüşünü gerçekten çok merak ediyordum fakat hiç bir şey söyleyemiyordum. En sonunda nasıl göründüğünü merak ettiğimi söyledim. Sanki bunu bekliyormuş gibi hemen fotoğrafını gönderdi bana. Gerçekten harika gözüküyordu. Onu gördükten sonra elim ayağıma dolaştı. Günlerce konuştuğum kişinin fotoğraftaki olduğuna inanamaz olmuştum. Nedense aklımda hep itici, sinir bozucu, şişman, asosyal bir tip imajı vardı. En azından anlattıklarından onu çıkarmıştım. Fakat alakası yoktu. O kadar yakışıklıydı ki... Boyunun uzunluğunu anlayabilmem için arkadaşları ile olan fotoğrafını da yolladı sonra. Uzun boylu, yapılı ve herkesin yakışıklı diyebileceği bir insandı kendisi. 

Sonra artık eskisi gibi konuşamaz olmuştum. Fotoğraftan aşık olmak ne kadar da saçma bir şeydi böyle. Yazdığında elim ayağıma dolaşıyor, ne yapacağımı şaşırıyordum. Aylardır konuşmamızdan ve her şeyimizi paylaşmamızdan ileri gelen bir online sevgililik durumu da söz konusuydu sanki. Fakat aramızda tek sorun vardı, onun henüz beni görmemiş olması... Artık o da beni görmek istiyordu. Durmadan fotoğraf istedi. Ben de utandım. Beni beğenmeyeceğine o kadar emindim ki, asla göndermeyeceğim dedim. Sanırım son konuşmamız da o olmuştu. 

Ondan sonra bir daha hiç konuşmadık. Yalnızca adımı biliyordu fakat ben onun her şeyini biliyordum. Aradan iki gün geçti, gerçekten içim acımaya başladı. Artık konuşacak kimsem yokmuş gibiydi. Zaten yeterince arkadaşım yoktu, şimdi hepten yalnız kalmış gibiydim...

Kafamı dağıtmak için bir alışveriş merkezine gittim. Bilirsin işte kadınlar kafa dağıtmak için hemen alışverişe çıkar. Kapıdan girdiğim an gördüm onları. Online aşık olduğum insan karşımdaydı. Benim ben olduğumu bilmiyordu fakat o kadar dikkatli bakmıştım ki yüzüne, "ne oluyor be" der gibi iğrenç bir biçimde baktı bana. Sonra yanındaki kıza dönüp sımsıkı sarıldı, öptü. Evet, sevgilisiydi. Uzun süredir sevgilisi olduğu da kesindi. Kız "söz vermiştin hani şuraya gidecektik" dedi. El ele tutuşup ben hiç olmamışım gibi gittiler. Arkasından bakakaldım. Aldatıldım mı, aldatmaya sebep mi oldum bilmiyorum ama kendimi iğrenç hissettim. Aşk mıydı, sanmıyorum. Fakat her neydiyse, beni çok üzmüştü o dönem. O kadar üzülmüştüm ki, o yıl deli gibi üniversite sınavına çalışıp başka bir şehirde üniversite kazandım. 

Yıllar sonra tekrar gördüm onu. Bana neden bilmiyorum, çok dikkatlice baktı, sanki yıllar önce gördüğünü hatırlar gibiydi. Fakat hiç bir şey hissetmedim. Sanırım o anlık bir şeydi. Yanından hızlıca geçip gittim. Ama hep hatırlarım o kızla hallerini. Ve neden sonra, o aslında herhangi biriydi, internette bulduğu bir fotoğrafı göndermişti diye de düşünürüm. 

1 Ocak 2017

Haram ile Helal Arasında

Merhaba dostlar. Şu aşağıda paylaşacağım yazıyı yolladı geçen arkadaş. Okur okumaz esnafları düşündüm. Hani mağazalarının camına "KAPATIYORUZ" veya "ZARARINA SATIŞLAR" yazan esnafları.. O mağazalara asla girmedim. Bazen indirimleri beni cezbedip kapısından içeri ayağımı attığım an içim rahatsız oluyordu. Haram ve helal arasındaki farkı algılayamıyorsanız, kalbinize sorun demişti çok bilen biri. Çünkü eğer kalbiniz rahat değilse, o yaptığınız haramdır sizin için diye eklemişti. Belki dinen haram değildi , bunu bilemezdim fakat mecazen haram oluyordu gerçekten. Ne yaşadığımdan zevk alıyordum, ne de yaptığımdan. O mağazalardan alış veriş yaptığımda adamın acısının üzerinde dans ediyormuşum hissi oluşurdu içimde. Canı acıyordu, ekmek teknesini kapatıyordu ve ben tekne batmadan yaklaştığım botumla içinden malzemeleri alıp gidiyordum.. Ya da en azından öyle hissediyordum.. Neyse, olayı bir bilen daha iyi anlatır size. İşte ilgili yazı: 
               
 
Şimdi, “Ne demek istiyorsun?” diyeceksiniz. Şunu demek istiyorum: “Aslolan, hakkın eda edilmesi olmalıdır; aslolan helalleşmek olmalıdır, helalleşmek olmalıydı. Helalleşmek,  mahkemede dava  kazanmaktan  daha  üstün olmalıydı; çünkü her yasal hak, helâl değildir ve olamaz.
Suruç ile Kobani’nin arasında çizgi çekmek, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin yasal/kılıç hakkıdır belki; ama helâl değildir. 
Keza, iflas eden kardeşinizin haraç-mezat satışa çıkarılan evini satın almanız  yasal hakkınız olabilir; ama helâl değildir.
İmar ruhsatı olan bir müteahhid,  şehrin ufkuna tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur; ama yaptığı iş, helal değildir.
Yeni ve çok daha ucuz  bir enerji  türünün pazara/piyasaya girmesini önlemek üzere üretim haklarını satın alıp sümen altı eden bir petrol şirketi de, yasal olarak suçsuzdur; ama yaptığı iş, helal değildir.
Keza raf ömrünü uzatmak için ekmeğin hamuruna  kanserojen madde katan  gıda üreticisi, formülü ambalajın üstünde yazdığı sürece suçsuzdur; ama helal değildir.
Bir kalem darbesiyle atar ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları  evinden izliyorsa, suçsuz sayılacaktır; ama helal değildir. 
Şimdi buradan, şöyle bir öngörüde bulunuyorum: 21.yüzyılın en yaman toplumsal projesi;  “helâl olanı,  yasal olanla örtüştürmek olsa gerektir.” Kadim değerlerle rabıtası zedelenen özgürlüklerin şerden yana bükülmelerini önlemenin yollarını bulmak zorundayız. Yasaların tanıdığı haklardan insanlık veya Allah adına feragat etmenin garipsenmeyeceği bir yeni düzen, dünya yaratmak zorundayız.
Tarihin bize öğrettiği bir şey var: İster en mükemmel yönetim sistemini, ister ekonomik kalkınmayı  gerçekleştirmiş olsun; bir medeniyetin sevgi ve nefs terbiyesi dumura uğramış,  manevi enerjisi tükenmişse;  o medeniyeti  ne  Birleşmiş Milletlerin tüzüğü,  ne Helsinki beyannamesi,  ne  AIHM mevzuatı, ne de en üstün silâhlar kurtarabilir.
 (3 Aralık 2014) -Alev Alatlı