20 Ekim 2016

Yeni Medya Mı Geleneksel Medya Mı?

Yeni medya bilgisayarların işlem gücü olmadan oluşturulamayacak veya kullanılamayacak olan ortamlara denir. Genellikle dijital olup, kullanıcısına veya hedef kitlesine etkileşim olanağı sağlar.
Medya ise; yığınlarla iletişimi sağlayan radyo, televizyon, gazete ve dergiler gibi basın yayın organlarının tümünü kapsayan ortak ad, kitle iletişim araçları vs.

Evet, bu bilgileri viki den aldıktan sonra devam ediyorum dostlar. şu an karşınızda bu ikisi için çok özel bir kapışma hazırladım. yeni dünyaya açılan bir medyadan bahsediyoruz. evlerimize ilginç bağlantı sesiyle ulaşan internet ile aramıza katılan yeni medya hayatımızda artık çok farklı bir yerde. bazı insanların yaşama sebepleri bile diyebilirim. özellikle etkileşimin bolca olduğu ve artık katılımcı bir profil çizdiği için vazgeçilmez bir hal aldı. 

yeni medyanın en büyük özelliği elbette interaktif yani etkileşimli olması olsa gerek. insanlar artık sadece okuyucu değil, aynı zamanda yorumcu, bazen de o paylaşımı oluşturan konumunda olduğundan geleneksel medyadan keskin çizgilerle ayrışıyor.

gelelim günümüzün geleneksel medyasına. hep yakındığım durumdan tekrar yakınmadan edemeyeceğim. şu an okuduğumuz dergilerde, gazetelerde ve televizyonda onun bunun tanıdığı yer aldığından yeterince aptal programlara, haberlere ve reklamlara maruz kalıyoruz. düşünülmemiş, para kazanmak için yapılan paylaşımlar söz konusu. eğitici yanı olmayan, aksine insanları uyuşturucu ve belli fikirlere yönlendirici etkisi olan paylaşımlar hayatımız için yeterince can sıkıcı. eşik bekçisi denen insanların yönettiği haberler ve programlar hep birbirini tamamlayacak ve aynılaştırılmış tektipleşmiş insana dönüştürme yönünde.

peki tüm içeriğine müdahale edebildiğimiz yeni medyayı doğru mu kullanıyoruz? tabi ki hayır! yine geleneksel medyanın yönlendirmelerinin etkisinde kalarak, tamamen tüketim toplumu olduğumuzu göstermenin bir ayrıcalık olduğuna inanarak, saçma sapan paylaşımlar yapıyoruz. fakat gelin görün ki haber alma konusunda yeni medyaya daha çok güveniyorum.

geçen gün bir gazete aldım. okuyamadım. çünkü oradaki haberleri zaten dün gece internette okumuştum. bunca hayat akışının içinde basılı bir medyanın bizleri takip etmesi olanaksız. Flaş haberlerle durmadan tekrar yazılı basın çıkmayacağına göre ve tv de gösterilme sıklıkları belli olduğundan; oldukça geride kalıyor. gerek twitter dan gerekse facebooktan veya haber sitelerinden oldukça hızlı bir biçimde haberi alıyorsunuz. 

yani kısacası yeni medya hem hızlı, hem etkileşimli, hem de güvenilir bir kaynak. fakat gelin görün ki; bu konuda ufak bir araştırma yapmıştım. ülkemiz için önümüzdeki en az 10 yıl kadar süreyle yeni medya kullanımının tam olarak herkesi kapsaması imkansız. bırakın interneti, suyun gidemediği evler var hala. suyun giremediği evde gazete okunur mu? pek sanmıyorum fakat yine de kahvehanelerde basılı gazetelere maruz kalıyorlar. medya deyince içine televizyon da girdiğinden tv üzerinden haber alma isteklerini karşılıyorlar ki; televizyonların hali ortada. gazeteden çok daha vahim haldeler maalesef.

şimdilik bizler için hayal olsa da umarım yeni medya doğru kullanılmayı öğrenilir ve geleneksel medyayı çok geride bırakır. zira medya bunca salağın elindeyken, insanlar da medyaya bu kadar maruz kalıyorken; bunca insanın ahmakça davranması kaçınılmaz bir gerçek.

19 Ekim 2016

Ivır Zıvır Part 56

Merhaba sayın okuyucu. Yine bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım..

Blog blog gezip, okuyorum yazdıklarınızı. hatta bu günlerde öyle işsizim ki; yorumları bile okuyorum. bir arkadaşımız da "sayın okuyucu" diye yazmış yazısını. gelen yorumculardan bir tanesi çok alınmış. okuyan her insan okuyucudur gözüyle bakıyorum ben. sizler de kendinizi dışlanmış hissediyor musunuz? bence hissetmeyin. okuyucu olmak güzeldir. yazdığınız her yoruma yazar gözüyle bakıyorum ben nitekim. yazar denip dergilerde, gazetelerde yazan insanları gördükçe sizin şurada yazdığınız iki cümle bile benim için ne denli değerli bilemezsiniz. çünkü asıl yazarlar buralarda kendilerini ifade etmeye çalışırken, binlerce insanın okuduğu yerlerde onlarca ahmak yer alıyor. 

Bir de topluma karışan bazı rahatsızlık verici tiplerden bahsedeceğim. herkesin düşüncesine, kendini ifade etme biçimine falan saygılıyımdır. fakat son günlerde bu saygımın suistimal edilmeye çalışıldığını fark ediyorum. şu görseldeki saç modelini kendine yakıştığı sanan; saçın gürlüğü, inceliği gibi kriterleri göz ardı ederek; gittiği herhangi bi berberde "abi ben bundan istiyorum" deyip; yaptırıp bir de sokaklarda gezinen tiplerden bahsetmek istiyorum. hani böyle birisi tahtaya tırnağıyla çizik atar da iğrenç bir ses çıkar ya, ya da demirler birbirine sürtünür de böyle itici bir ses oluşur ya; hah işte öyle bir his bu insanların toplulukta dolaşması. en azından benim için öyle. lise yıllarına dönüp; müdür muavini olup kapıdan geçenlere birer makas atmak istiyorum. yakışmıyor kardeşler. sahne alsanız tamam da; bu resmen ablası evlenen genç kızın yapmış olduğu muhteşem makyajla ve o asla bir daha giymeyecek olduğu abiye ile balatta fotoğraf çekmeye giden fotoğrafçılara karışıp fotoğraf çekmeye çalışmasına benziyor. olmuyor işte olmuyor.

bir de abilerimize bir tavsiye; yırtık pantolon kızlara yakışıyor. sizin kılları aralardan fırlamış bacaklarınıza değil.

ya yine kınadım, yine insanları yerden yere vurdum. yine dayanamadım. muhtemelen çok yakında burnumun dibine bitecek böyle bir tip. ya da aranızda bir okuyucu saçlarını öyle yaptırmışta "sanane" diyecek. aslında haklı. banane gerçekten. hayır yani ben beğenmiyorsam, rahatsız oluyorsam bakmam dimi? aynen öyle. ama bazı şeyleri de herkesler yapmasın be kardeşim. sokağa çıktığımda her 10 kişiden 7'sinin saçı böyle. subay kesimleri, sıfıra vurmalar, damat traşları falan hep yalan oldu. nerde bi batı özentiliği, orada biz.

tamam , içimi boşalttığıma göre yarın sokağa çıkıp hepinize saygılı olabilirim. hatta "aaa çok yakışmış" bile diyebilirim. büşra bu ne de olsa; bugün beyaz dediğine yarın bir gün elbette siyah diyecektir. Eee ne de olsa "Kınadığını yapmadan ölmeyeceksin"

18 Ekim 2016

Hüzün..


Kesinlikle bu havaların bir hüzün dalgası taşıdığına inanıyorum. Tam bunalım hırkanı giyip, kahveni eline alıp, battaniye altında , camdan dışarıdaki ilginç akışı izlemeklik hava..

Sokağı düşünüyorum, karşımdaki evleri düşünüyorum çoğunlukla. Ne pislikleri, ne güzellikleri barındırıyor içinde. En çok da pislikleri..

Keşke çok daha iyi insanlar olabilse her yerde. Hepimiz belki o zaman aradığımız o mutluluğun içinde buluruz kendimizi. Mutluluk dedim de, aklıma geldi, ben sonbaharda bile mutluydum eskiden.

Bu da şarkımız olsun: Dorian- Yeniden Hayata

16 Ekim 2016

Ivır Zıvır Part 55



Grip oldum sayın okuyucu. Biliyorum son günlerde bir çok kişiden bunu duyuyorsunuzdur. çünkü grip şu an sokaklarda kime musallat olsam diye kol geziyor. bana çarptı işte geçenlerde. önce boğaz ağrısı, sonra burun akıntısı, halsizlik derken "merhaba" dedi. umarım geçer en kısa zamanda. zira yapacak işlerim var.

işler dedim de, hatırlar mısınız bilmem ama geçenlerde bir korku çizgi filmi yapmıştım. belki de hatırlamazsınız, çünkü sizlerle paylaşmadım bu filmi. henüz geliştirme aşamasındayım çizgi film fikrini. gençlere yönelik; haftalık çizgi film yapmayı planlıyorum. fakat biraz senaryo konusunda sıkıntılarım var. 

çizgi film deyince aklıma Tim Burton geldi. Dün akşam son filmine gittim. Çizgi filmimim başlangıç jeneriği ile, aynı yazım efektini kullanmış. Dumanlar.. aman Allah'ım nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. geçenlerde kendisine mail atmayı denemiştim. görsel efekt grubuna katılmak istiyorum delice. bence aynı kafadayız yazsam, beni yanına alır mı dersiniz? bence almaz. ama olsun, hayaller yine de güzel şeyler.

televizyonda kendi kullandığınız ürünü görünce "meşhur oldum lan" düşüncesi aklınızdan geçmiyor mu sizin de? böyle bir heyecanlanmıyor musunuz? ben hep heyecanlanıyorum. o jeneriği izlerken de öyle oldum. dedim demek ki yapılabiliyormuş böyle şeyler ve benim yaptıklarımdan çok da farklı değiller. o halde çizgi film işine ciddi el atmalıyım. senarist arıyorum dostlar. benim gibi sıfırdan başlayıp, başlangıçta para teklif etmeyecek; fakat köşeyi dönersek de birbirimizi yarı yolda bırakmayacak senaristlerden.

Bu Türklerin yabancı kadın hayranlığının da Allah belasını versin. Ciddi anlamda versin. Böyle hepsine artık neresinden veriyorsa versin. "Amanda" olayından sonra ciddi ciddi içimden geçirmeye başladım. Deli gibi "yabancı yenge yeaa " moduna girip, kadını meşhur ettiler ya! nerde saçma sapan, işe yaramayan insan varsa hepsi sosyal medya kullandığından olacak ki; böyle saçma şeylerle medya da yer alıyoruz. yurt dışında nasıl tanındığına baksana Türk erkeklerinin "abazalar." oradaki kadınlar Türk erkeği görünce yollarını değiştiriyorlar. aman bize sarkmasın, aman bize ayı gibi bakmasın diye ne yapacaklarını şaşırıyorlar. tam anlamıyla abaza sıfatına sahip olan Türk erkeğinin yabancı kızlara olan hayranlığı ve Türk kızlarını "kezban" diyerek aşağılamalarına ne demeli? Ulan siz , sizi adam yerine koyup; elinizi sıcak sudan soğuk suya sokmayan, her söylediğinizi yapan, evinizi barkınızı kuran, hatun gibi hatun Türk kızlarına kurban olun be!

bak yine sinirlendim. neyse, şu yazıma bir dominique appia koyuyum da; yine ahiret gününü düşünüp; amaaan dünyalık bu işler be büşra; sen iyi insan olmaya bak deyim. sonuçta mühim olan bu taraf değil, diğer taraf dimi?

ama şu eline çocuğunu alıp, ön koltukta seyahat eden gerizekalı annelere laf etmeden geçemeyeceğim. kendini kemerle bağlayıp, tehlike anında çocuğunu tutabileceğini sanan o embesil annelerden bahsediyorum. önde oturmasan kocanı kapacaklar çünkü mal kadın. Allah korusun bir kaza olduğunda o air bag patladığında çocuğunu nasıl koruyacaksın acaba? ya da ani frende çocuğunu nasıl tutacaksın kucağında. bir de utanmadan sıkılmadan snap atıyorsun aptal kadın! Aptal insanlara dayanamıyorum. hele de kendini bir yerlere gelmiş sanan, işi gücü gezmek olan, ezikliğini zorla edindiği mesleğiyle kapamaya çalışan, oradan yürüyemeyince modaya merak sarıp çeşitli markalarla poz veren, o da tutmayınca zengin mekanlara takılan aptal kadınlara hiç dayanamıyorum. O kadınlar hariç siz tüm Türk kadınlarına kurban olun abaza yabancı kadın meraklısı erkekler! Allah hepinizi bildiği gibi yapsın!

13 Ekim 2016

Bir Hafta Sonu.

Bir varmış bir yokmuş. Masal gibi günler dün gibiymiş. Belki de dünmüş. Bir Büşra varmış, az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; bir de bakmış ki rüya gibi bir yerdeymiş..

Evet, kesinlikle öyle. Sizlerin memleketi nasıldır bilmem ama benimkisi aşık olunası bir yerdir. İnsanı iliklerine kadar ısıtır, mutlu eder. Gelin görün diye söylemiyorum ama harikadır.

Öncelikle en baştan başlamak gerekiyor sanırım. Uçağımız sabah 7 uçağı olduğundan ve Sabiha Gökçen'den kalkacağından arkadaşlarımıza kalmaya gittik. Beraber yolculuğa çıkacağımız için, oldukça eğlenceli bir akşam oldu bizim için. Sabahın erken saatlerinde (sanırım 5'ti) zorla herkesi kaldırıp yollara döktüm. İçim içime sığamıyor nedense yola çıkacağım zaman. Hep bir uçağı kaçıracağım korkusu.Neyse ki erkenden gittik. Diğer arkadaşlar da oradaydı. Toplamda 7 kişiydik. 

Trabzon havalimanına indiğimde, yine o harika duygular karşıladı beni. Bilirsiniz, çok severim. Kaçmak için, mutlu olmak için felan hep giderim. Yaklaşık 2 yıldır gitmediğimden olacak ki, yıllardır göremediğim sevgilimi görmüşlüğün heyecanı vardı bende..


Neredeyse inince taşını toprağını öpecektim, o derece. Hayır yani, nedir bu aşk bilemiyorum. Neyse, hemen havalimanından araba kiraladık. 7 kişilik araç bulmak için önceden bildirmek gerekiyormuş, neyse ki bizimkiler bildirmişti. Eğer bizler gibi yaylaya çıkmak istiyorsanız, araç kiralarken mutlaka bunu da göz önünde bulundurun. Yayla yolları gerçekten çok engebeli ve tehlikeli.

İlk durağımız Artvin oldu. Artvin'e giderken bizim evin önünden geçtiğimizden bir inip kapısını bacasını kontrol ettim. Büyükbabam öldüğünden beri, kapalı kapısı. Çocukluğumu anımsayıp ağlayasım gelse de ; orada ağlamak pek mümkün değil sayın okuyucu.

Artvin'e giderken yolda acıkıp bir yerde durduk. Yemeğimizi istedik, beklerken bir de ne göreyim? Benim dominique appia duvarda! Hemen fotoğrafladım.


Mençuna Şelalesi yol ayrımını görüp, dönüşte gitme kararı alarak yolumuza devam ettik. Çünkü bizim hedefimiz Borçka'ydı. Borçka da Adaş Dağ evine rezervasyon yapmıştık. Gittiğimiz zaman Karadenizin muhteşem misafirperverliği ile karşılaştık. Oldukça memnun olduk.
Odalar oldukça güzeldi. Tabi tüm tahta evlerde olduğu gibi yan odaların sesi geliyordu fakat rahatsız edici şekilde değildi. Odalarda banyo vardı. Bu özellik mi sende amaaan diyenleriniz çıkacaktır mutlaka. Durun bence, fazla aceleci olmayın :) Odaların perdelerine bittim.


Hepsinde farklı bir hava vardı. 2 kişilik oda istesekte, tek kişilik iki yatak, çift kişilik de bir yatak vardı. Dolap da yoktu. Biz tek gün kalacağımızdan bizim için sorun teşkil etmedi.
Yerleştikten hemen sonra Karagöl'e çıktık. Karagöl şansımıza harikaydı. Normalde üzerini sis kaplarmış fakat biz gittiğimizde tüm renkleri görebilecek kadar güzel bir hava ile karşılaştık. 


Şu an koruma alanlarından biri olduğundan etrafında hiç bir yapı yok. Umarım sonu Uzungöl gibi olmaz. Burayı henüz kimse keşfedememiş ya da keşfedilmesine havası izin vermiyor ama iyi yapıyor bence. Hatta hep böyle yapmaya devam edebilir. Gölde kayıkla gezebilirsiniz. Dakika başına 1 tl alıyorlar. Bizler gezecektik fakat şöyle bir yürüyelim dedik ve tüm gölün etrafını dolaşırken bulduk kendimizi :) Harika yeşil-kırmızı-turuncu ve sarı cümbüşü var. Maviyi de unutmayalım tabi..

Karagölden bakınınca görünen bir yayla var bir de. Orası da oldukça ilginç gözüküyor olacak ki A kişisi tutturdu oraya da çıkalım diye. Karagöl de çay yapan bir abi var, ona sorduk. O da oraya şimdi çıkamayacağımızı, tüm yayla sakinlerinin hava dolayısıyla aşağıya indiğini söyledi. Fakat bu bizi durdurdu mu? Hayır! Arabaya atlayıp başladık tırmanmaya. Yaklaşık 2500 rakımdaki bu yaylaya ulaştık. Aman Allah'ım ne manzaraydı ve ne sessizlikti o öyle? Kulağınızın içindeki suyun sesini duyabileceğiniz bir sessizlikten bahsediyorum. Hani bazı yazarlar inzivaya çekiliyorlar ya, onun gibi bir şey yapmak için ideal ortamdı. Biraz korkunçtu ama harikaydı. Çıkışı oldukça zor olan dağın, inişini düşünmek beni o zevkten mahrum etmeye yetse de; tekrar gitmek isteyeceğim yerdi. Ha bu arada çıkan arkadaşlar da "ben buraya tek gelseydim hayatta çıkamazdım" deyip durdu. Sanırım hep birbirimizden destek alarak çıktık bu yolu.


Arabamız bu kadar ilerleyebildi, o karşı ki evlerin oraya yürüme gittik. Oranın manzarası, dağların arasına düşen sis ve bulutlar fotoğraflarla anlatılamayacak kadar güzeldi.

Buradan zorla olsa da indik. Akşam olmaya başlamıştı ve yolda aydınlatmayı bırakın ağır bir sis vardı. Yaşadığımız en eğlenceli anlardan bir tanesiydi. Tabi benim "yahu bizim burada ne işimiz vardı?" bağrışlarım hariç :)

Otele 2 günlük rezervasyon yapmamıza rağmen 1 gün kaldık. Orada gezecek başka yer bulamadık çünkü. Hemen rotayı Mençura Şelalesine çevirdik. Burası da bir doğa harikasıydı.


Bu doğa harikasını mahvetmeyi başaran insanlardan da bahsetmek istiyorum. Buraya da tırmanmak sanırım 1000 metrelik yürüme falandı. Yol boyunca sağda solda çöpler vardı. Bizim insanlarımız gerçekten çok pis. Çöp kutularını söküp, yerlerine çöpten dağlar oluşturmuşlar. Sakızımın kağıdını bile atmaya kıyamadım oraya. Kıyılmayacak kadar harikaydı. Şelalenin tepesinde, sağ tarafında bal petekleri dikkatimizi çekti. Aşağı inince oradaki abiye sorduk. Kendisinin olduğunu söyledi. Oraya nasıl tırmanabildiğini bilmiyorum. Daha doğrusu oraya tırmanıp bal peteklerini oraya yerleştirmek nasıl aklına geldi bilmiyorum fakat öyle bir bakış atmışım ki sanırım "Ohooo oralar ne ki, biz daha nerelere çıkıyoruz?" dedi. Karadeniz insanının azmine bir kez daha hayran oldum.

Burdan sonra rotamızı Rize'ye döndürdük. Yol üzerinde yine bir yerde yemek yedik. Oranın ismini de bilmiyorum, tam olarak yerini de. Artık araba beni tuttuğundan mı nedir, orada yemek de yiyemedim zaten. 

Ve Rize'de Gito Yatlasına çıktık. İsimler de beni benden aldı hani orada.  Burada Hozboncuk Dağ evi'nde kaldık. Burası dağcılar için yapılmış bir yer. Aile yeri olarak görmüyorum çünkü odalarda tuvalet ve banyo yok. :) Üç katlı otelin giriş katında mutfak ve oturma grubu var.



Burası da harika bir yerdi. Sadece biz vardık. Malum sezon kapanmıştı. Odalar tahta olduğu için kapıyı açıp kapasanız bile ses yan odaya gidiyor. Akşam yattığımızda birbirimizle odalar arası rahatlıkla muhabbet edebildik. :) Oldukça eğlenceliydi. Bir de beni benden alan özelliği ise eve ayakkabı ile girilmiyor oluşu. Çok mutlu oldum, tertemiz uyuduk. Her yer tertemizdi. Ben yere yalınayak basamadığımdan terliklerle Bihter Ziyagil gibi dolaştım evde. 



Bu kadar odası var fakat o tahta kokusu bir harika. Tabi yattığınız yerden yıldızları izlemekte ayrı bir tad. Gerçekten harika bir deneyimdi. Özellikle akşam otel sahibi abinin oğlu arkadaşlarıyla bize tulum ziyafeti verdi. İnanılmaz beğendim. Sobayı da yaktık, ohh miss. 

Buranın rakımı ise 2100 metre. Harika manzaralarının yanı sıra kapısının önündeki salıncakla az da olsa yükseklik korkumu yendim diyebilirim. Zor oldu evet ama yendim sayılır.



Benim için harika bir geziydi diyebilirim. Sonraki gün ise Trabzon'a geçtik. Meşhur Karpi'de pide yedik. Ve Trabzon'un en kötü yanı tekrar karşıma geldi: İstanbul'a dönüş :(
Dönüşü düşününce bile insana monotonluk ve mutsuzluk geri dönüyor. Misal şu an :(

Neyse efenim, tüm sosyal medya mecralarında varım. Takip etmek isterseniz:

Snacphat: busrabayrame

12 Ekim 2016

Ben Döndüm!


Merhaba sevgili okuyucum, biliyorum bir kaç gündür yoktum buralarda. Yazmayı inanılmaz özledim, tabii okumayı da :) En kısa zamanda sizlerin de bloglarını tek tek okuyacağım. Yokluğumda bize katılan yeni blogger'lar ile de tanışacağım..

Gelelim, nerelerdeydim ben? Efenim geziyordum. Artvin, Rize ve Trabzon üçlüsünü iliklerimize kadar yaşadık. Allah'ım ne harika yerler. Henüz heyecanımı kaybetmeden, konuyla alakalı yazı ve fotoğraflar paylaşacağım. Zira kaçırmamanız gereken yerler buralar. Gerek insanıyla, gerek doğasıyla ve gerekse deniziyle. Kalpli göz smileyim olsa da buraları doldursam onunla. Hayır, kesinlikle memleketim olduğundan söylemiyorum ama; insana mutluluk enjekte ettiği kesin.

Arada gidin nefes alın derim ben. Durun yarın yazacağım yazılarımı. 

30 Eylül 2016

.


Bazen insan gerçekten mutsuz olabiliyor. mesela şu an çok bazen. dinlediğim müziğin mi etkisi var bilmiyorum ama (Nuvole Bianche-Ludovico Einaudi) gerçekten depresif bir haldeyim. aslına bakarsanız uzun zamandır böyleyim. 

havalardandır diyorum hep, umarım öyledir.

sanırım mutluluğu orada burada aramaktan, şu an yaptıklarımı yapmaktan, yapmadıklarımı yapmamaktan vazgeçmeliyim. belki o zaman çok daha mutlu olurum ha? olmadı.

28 Eylül 2016

Hayalindeki Meslek Meydan Okuması

Meydan okumada ikinci güne gelmişiz. Bugün de hayalimizdeki meslek hakkında bir yazı yazmamız gerekiyormuş. Daha önce benzer bir yazı yazdığımda aynen paylaşmak istiyorum sizlerle :) Buyrun efenim, okuduysanız tekrar okumayın (zaman kaybı), okumadıysanız okuyun. Yok ben de yazıcam diyorsanız; lütfen yorum bırakın, hayalinizdeki mesleği okuyum :)

"Yaşlıların şu meşhur lafı hep beni benden almayı başarmıştır. Ne oldum değil, ne olacağım diye düşün!

Çocukluğumdan beri yaşlılarla takılan bir insan olarak bunu hep amaç edinmişimdir. Yaşlılar dediysem, öyle 85 yaşlarındaki insanlar değil; benden yaşça büyük olan insanlardan bahsetmekteyim. Bu yüzden hep ne olacağımı düşündüm. Mesela ben küçükken polis olmak isterdim. Ortaokulun son sınıfına kadar bu amaçla yaşadım. Büyüyünce polis olacaktım ve süperkadın olarak tüm sokaklara korku salacaktım. Kötülerin azılı düşmanı, iyilerin kahramanı..

Sonra lise için polis okuluna başvurmak istediğimde matematik hocamın, ay pardon Türkçe hocamın etkisiyle vazgeçtim. Sen öğretmen olmalısın dedi bana. Yine bir ne olacağım korkusu aldı beni. Oturdum, öğretmen olma hayalleri kurdum. Üniversite sınavına ilk girdiğimde öğretmenliğe tutmadı puanım İstanbul içinde. Branş okumak istemediğimden yalnızca 5 tercih yaptım ve hepsi öğretmenlik.. Tabi hiç biri olmadı. Sonraki sene hala ne olacağım korkusu vardı içimde. Psikoloji okumaya karar verdim bu kez. Çünkü lisedeki mantık hocamı çok seviyor, mantıklı bir insan olmak istiyordum. Tekrar sınava girdim.

Babam beni karşısına aldı; kızım sen Kaymakam ol en iyisi dedi. Babamın kızıydım ben. Yine ne olacağım korkusuyla Kaymakam olmaya karar verdim. Sonra Kamu Yönetimini okumaya başladım. Baktım ki ben bu okulu bitiremeyeceğim, dersler çok saçma. Tekrar sınava girdim. Bu kez annem beni karşısına aldı. Kızım sen sosyal bir kızsın; Halkla ilişkiler okumalısın dedi. Ben yine ne olacağımı düşündüm. Anneme hak verdim. Benim kadar halkla ilişkili olmak isteyen başka bir insan yoktu heralde. Sonra annemin tercihi ile Halkla ilişkiler ve Reklamcılık kazandım. 2. senesinde Kamu Yönetiminden de mezun oldum. Kaymakamlık sınavına girmeye karar verdim ama ne olacağım korkusu izin vermedi. Halkla ilişkilerin staj döneminde aslında halkla ilişkiler okumak istemediğime karar verdim. 3. senesinde de Görsel iletişim tasarıma geçtim. Çünkü bir tek o bölüme geçtiğimde bir çok dersimi saydırabilecektim.

Bir çok dersi saydırıp 4 yıllık üniversiteyi 2 yılda bitirebilme azmini gösterdikten sonra kızım sen şimdi ne oldun sorusuna asla kısa bir cevap veremedim. Mesela, öğretmen oldum diyebilirdim. Ama hayır; ben kamu yönetimi mezunu, halkla ilişkiler ve tanıtım mezunu, görsel iletişim tasarımcıydım. Sanırım en sonunda ne olduğuma karar verdim. Fakat bu kez de insanlar görsel iletişim tasarımcıyı tanımadı. Grafikerim dedim. 2 yıllık mezunu heralde deyip aşağılandım.

Bu arada fotoğrafçılık kursları, bilgisayar eğitimleri de aldım. İngilizce öğretmenliği de yaptım bir ara bir dershanede. Sonra uzunca bir süre fotoğrafçılık yaptım. Fakat asla ne olduğuma karar veremedim. Aslında ne olacağıma da karar veremedim. Arada insan olmaya çalıştım; fakat gel gör ki, bazen onu da başaramadım.

Şu an sen nesin diye sorana, verebileceğim kısa bir yanıtımın olmaması sıkıntısındayım. Bazen yazar, bazen fotoğrafçı, bazen kamu çalışanı, bazen reklamcı, bazen grafiker oluyorum. Size ne lazımsa yaparım abi diyenlerdenim.

Fakat bana gelip sorarsanız; şu an yüksek lisansımı psikoloji alanında yapmak istediğimi söylerim. İçten içe; hala o mantık, psikoloji  ve felsefe üçlüsü içimi yiyip bitiriyor. Biz bu dünyaya okumaya gelmedik mi zaten? Ne demişti Allah? "Oku, seni yaradan Rabbinin adıyla Oku."

26 Eylül 2016

Film Meydan Okuması

Takip ettiğim bloggerlardan Zihin böyle bir meydan okuması yapmış. Tek günlükmüş fakat mevzu sinema olunca hemen atladım. Sinemaya ilgisi olanlar atlayabilirler. Eğer sizlerin de listesi varsa paylaşın, bakayım. Çünkü bu günlerde film izlemeye bolca vakti olan bir insanım ne de olsa. Başlayalım öyleyse.

1- İzlediğim en son film: Ateş Böceklerinin Mezarı


Bu filmi izlediğinde ağlamaktan gözlerin şişecek deseler de, anime izleyince içime giren o sıkıntılı ruhiyet ağlamama izin vermedi. Bitse de kurtulsam dedim fakat meraktan da izledim. Olabildiğince akıcı, bir o kadar da etkileyici bir film. Savaşta olan çocuklara oluyor temasına sahip olan film anime severler için harika olmalı. 

------------------------------------------------------------------------------------------------
2- Sevdiğim bir fantastik film: Charlie'nin Çikolata Fabrikası


Her çocuğun izlemesi gereken bir film. Her zaman severek izliyorum kendisini. Candır, canandır.
----------------------------------------------------------------------------------------------
3- Sevdiğim bir aksiyon/macera filmi: Kelebek Etkisi


Tek kelimeyle muhteşem. Bu filmi izlemediyseniz, itinayla izleyin.

------------------------------------------------------------------------------------------------

4- Sevdiğim bir korku/gerilim filmi: Davetsiz (The Uninvited)


Söyleyecek bir şey yok, güzel film.

------------------------------------------------------------------------------------------------

5- Sevdiğim bir dram filmi: Zenne


İzlediğim ve beğendiğim tek lgbt filmi diyebilirim sanırım. 

------------------------------------------------------------------------------------------------

6- Sevdiğim bir komedi filmi: Naked Gone (Çıplak Silah)


Bu filmde cidden gülmekten ölmüştüm. Gülmek istiyorsanız ve henüz izlemediyseniz,izleyin.

------------------------------------------------------------------------------------------------

7- Beni mutlu eden bir film: Beastly (Sevimsiz)


Yaaa bir aşk ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi, kalpligöz.

------------------------------------------------------------------------------------------------

8- Beni üzen bir film: Kız Kardeşimin Hikayesi


Bu filmde ağladım ben, böyle ağladığım bir film daha vardı ama ismini hatırlayamadım, bununla idare edin.

------------------------------------------------------------------------------------------------

9- Sahne sahne ezbere bildiğim bir film: Forrest Gump 


Upuzun film, nasıl ezberledin dediğinizi duyar gibiyim. Efenim bir filmi peş peşe 10 kez izledikten sonra toplamda 45 kez izlediğinizde, elbette ezberliyorsunuz.

------------------------------------------------------------------------------------------------

10- Sevdiğim bir yönetmen: Tim Burton


Yönetmen gibi yönetmen, sen çek biz izleyelim abi.

------------------------------------------------------------------------------------------------

11- Çocukluğumdan kalma sevdiğim bir film: Jumanji


Ya sen ne güzel bir filmdin öyle. Çoluk çocuk izleyin bunu, harika atraksiyonlu bişi.

------------------------------------------------------------------------------------------------

12- Sevdiğim bir animasyon filmi: Chicken Run (Tavuklar Firarda)


Bu filmi pek kimseleri bilmez ama bizim zamanımızın en iyi animasyonuydu. O zamanlar 11-12 yaşlarındaydım ve dvd sini aldığımda mutluluktan ölüyodum

------------------------------------------------------------------------------------------------

13- Sevdiğim bir aşk hikayesi: Pers Prensi Zamanın Kumları


Efenim kadere inanmak istiyorsanız, izleyin filmi. Varsa alnınızda bir aşk, kaçarı yok.

------------------------------------------------------------------------------------------------

14- Herhangi bir filmden sevdiğim bir replik: Pers Prensi Zamanın Kumları


"Derler ki bazı hayatlar zaman için bağlıdır birbirine,çağlar içinde yankı bulan eski bir çağrı ile zincirlidir ötekine"

------------------------------------------------------------------------------------------------

15- Kitap uyarlaması olan sevdiğim bir film: Dövüş Kulübü


Kapitalizm karşıtı demiştik di mi? Ha bir de kitabı da benim için başka özeldi, anlatmıştım size daha önce, nedenini biliyorsunuz zaten :)

------------------------------------------------------------------------------------------------

16- Sinemada izlediğim son film: Star Trek Beyond


Beklediğim gişeyi yapmadı ama güzeldi bu film. Severek de izlemiştim.

------------------------------------------------------------------------------------------------

17- Geçen yıl izlediğim en iyi film: Mad Max


Heyecandan tir tir titretmese de geçen yılın en iyi filmi buydu bence. 

------------------------------------------------------------------------------------------------

18- Beni en çok hayal kırıklığına uğratan film: Ex Machina


İzlerken uyudum, o yüzden pek bir katkım olmayacak bu filme. Sevmedim seni Ex machine, tam bir hayal kırıklığısın benim için.

------------------------------------------------------------------------------------------------

19- Sevdiğim bir erkek oyuncu: Tobey Maguire


Ne çekse izlerim arkadaş dediğim ender oyunculardan Ha bir de Tom Hanks var. O da ayrı

------------------------------------------------------------------------------------------------

20- En hakettiğinden fazla değer biçilmiş film: Spotlight


Abartılacak bir film değildi, kimse aksini iddia etmesin lütfen. Bir ara çok sıkıldım, kapatıp çıkasım geldi, o derece.

------------------------------------------------------------------------------------------------

22- En önemsenmemiş film: Muhteşem Gatsby


Ya siz bu filmi nasıl önemsemezsiniz arkadaş? Adam aşkı için neler yapmış? Peki ya anlatıcının güzelliği. ? Yok yok değerinin çok altına gitti bu film.

------------------------------------------------------------------------------------------------

23- Herhangi bir filmden sevdiğim bir karakter: Fight Club-Jack


Bir kapitalist düşmanı filmin baş kahramanı sevilmez de ne olur ha?

------------------------------------------------------------------------------------------------

24- Sevdiğim kötü bir karakter: Swenney Todd


Mutlaka sevdiğim başka kahramanlar da vardır ama gelmedi aklıma, bende a kişisine benzettiğimi seçtim :)

------------------------------------------------------------------------------------------------

25- Sevdiğim bir kahraman: Spider Man


Kası olmadığından mı, iyi kalpliliğinden mi nedir bilmem ama severim Spider Man'i. Hatta bir ara düşündüm, başka kahramanım yok.

------------------------------------------------------------------------------------------------

26- Kirli zevklerimden saydığım bir film: Recep İvedik


Bu tiplemeyi "dikkat şahan çıkabilir" den beri sevdiğimden olacak, severek ve gülerek izliyorum. Kimse kusura bakmasın aaa.

------------------------------------------------------------------------------------------------

27- Sevdiğim bir klasik: Charlie Chaplin- Modern Zamanlar


O zamanda çekilen bu kadar anlamlı bir film daha yok bence. Varsa söyleyin, izleyelim.

------------------------------------------------------------------------------------------------

28- Sevdiğim bir arkadaşlık portresi: Şimdi Ya Da Asla


Dostluk gibi dostluk filmi. Geç bulunup erken kaybedilen cinsten

------------------------------------------------------------------------------------------------

29- Sevdiğim bir yeniden çevrim: Maymunlar Cehennemi


------------------------------------------------------------------------------------------------

30- Hiç sevmediğim bir film: Ye Sev Dua Et


Ben bu film hakkında hiç bir şey söylemek istemiyorum. Sıkıldım, ağladım, üzüldüm, depresyona falan girdim filmden çıkınca. Arkadaş bir film bu kadar mı zaman kaybı olur?


Evettt, bir film dinletisinin daha sonuna geldiniz. Dediğim gibi varsa eklemek istediğiniz filmler, itinayla izlerim. Ha bir de, muhtemelen hatırlayamadığım harika filmler vardır fakat ilk aklıma gelenleri paylaştım sizlerle :) Kendinize iyi bakın, esen kalın.

24 Eylül 2016

Toplu Taşımadaki Gerilimi Düşürmek İçin Kafes Dövüşü Turnuvası

Zaytung'da okuduğum bu haberi paylaşmadan geçemedim dostlar. Bence mantıklı.


Art arda yaşanan toplu taşımadaki şiddet olaylarını değerlendirmek üzere bu akşam saatlerinde bir araya gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nin toplantısı az önce sona erdi. Şehirdeki gerilimi azaltmak üzere alınacak önlemlerin masaya yatırıldığı toplantıdan çıkan en çarpıcı karar ise, İstanbul'un kilit noktalarında ve toplu taşıma duraklarında kafes dövüşleri düzenlenerek vatandaşların deşarj olmasını sağlama yönünde...
Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından kameraların karşısına geçen İBB Başkanı Kadir Topbaş, özellikle bugün yaşanan ve metrobüs vakasınının önemli bir alarm işareti olduğuna dikkat çekti. Yaşanan gerilimin, en fazla 5-6 milyon kişinin yaşaması gereken bir alana yaklaşık 20 milyon kişinin doluşması nedeniyle ortaya çıktığını belirten Topbaş, "Tabii böyle olunca herkesin varlığı diğerine batıyor. Oksijenin de yetersiz gelmesi yüzünden yavaş yavaş akıl sağlığını yitiren vatandaşlarımız olmadık sebeplerle birbirlerine dalıyorlar. Yolcular diğer yolculara, yolcular şoföre, şoför yolculara her an girişebilir, girişiyor da zaten. Bugün ucuz atlattık ama Allah muhafaza çok daha feci olaylar da her an yaşanabilir" derken, yoğunluğun en fazla yaşandığı yer olan toplu taşımada tehlikenin daha da belirgin bir hale geldiğini ifade etti.
"Nasılsa dalacaklar"
İBB Başkanı Topbaş, yakın bir zamanda büyük bir deprem ya da veba salgını benzeri bir hastalık olmadıkça şehirde bir nüfus azalması beklenmediğini de sözlerine ekleyerek şöyle devam etti: 
"Bu durumda bizim üzerimize düşen, vatandaşlarımızı bir nebze rahatlatmak, deşarj olmalarını sağlamak. Toplantıda arkadaşlarımızla bunları konuştuk. Ne yaparız da en azından zaiyatı azaltabiliriz diye kafa yorduk. İlk aklımıza gelen şey, 'bunlar nasılsa birbirine dalacak, bari güvenli bir yerde kontrollü olarak dalsınlar' oldu. Bu amaçla başta Avcılar, Zincirlikuyu gibi yoğun duraklar olmak üzere kademeli olarak tüm metrobüs duraklarımıza vatandaşlarımızın rahat rahat kozlarını paylaşabilecekleri kafesler yaptıracağız. Yolculuk esnasında ya da öncesinde birbirine bilenenler girsin bunlara, kazananlar, ayakta kalanlar sinirlerini atmış bir şekilde pırıl pırıl çıksın kafesten. Ha keza şoförlerimiz de aynı şekilde bu turnuvalara diledikleri zaman dahil olabilirler. Onlara da bu konuda yetki ve izin verdik..."
Toplu taşımada "doğal seleksiyon" dönemi
Uygulama sayesinde yolculardan zayıf olanların kafeste elenerek toplu taşımadaki yoğunluğun da azaltılacağına dikkat çeken Topbaş, son olarak "Sistem bir yandan da doğal seleksiyon gibi işleyecek. Biz istiyoruz metromuza, metrobüsümüze de öyle her isteyen değil hak edenler, bileği kuvvetli olanlar binsin. Mert dayansın, namert kaçsın. Yazık günah bak kaç milyarlık araç pert oldu bugün..." ifadelerine yer verdi.

23 Eylül 2016

İletişim Fakülteleri Kapansın!

Şimdilerde her forumda karşıma çıkıyor bu cümle. Hak veriyorum istemsizce. Hem de bir iletişim fakültesi mezunu olarak. En çok da bu yüzden hak veriyorum gerçi. 

Gelin bir alıntı yapayım önce:

"Sayıları 80’i bulan İletişim fakülteleri her yıl 10 bin civarında mezun veriyor. Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden aldıkları nitelikli eğitimlerle mezun olan iletişim mezunları işsizlik sorunuyla karşı karşıya.. İletişim ve medya sektörünün 2 büyük il (İstanbul, Ankara) dışında hemen hemen hiç gelişmemiş olması mezunların kendi mesleklerini yapmalarında en büyük engel. Yerel radyo ve televizyonların büyük kısmı adeta maaş vermemek için iletişim mezunu dışında gönüllülüğe dayalı çalışmaya yönlendiriyor. İletişim mezunları özel sektör ve devletin olumsuz yaklaşımları nedenleriyle kendi mesleklerini iletişimciler dışında herkesin yaptığının altını çiziyor.
İletişim mezunlarının çalışabileceği alanlar geniş aslında. Hükümet’in gerekli yasal düzenlemeleri yapması durumunda işsiz iletişimci sorununun çözülmemesi için bir neden yok. Örneğin iletişimcileri ilgilendiren alanları bir bir sıralıyoruz ve soruyoruz: BU KURUMLARDA ÇALIŞANLARIN YÜZDE KAÇI İLETİŞİ MEZUNU? HER SENE BU KURUM VE KURULUŞLARDA KAÇ İLETİŞİM MEZUNU ALINIYOR?
Basın Yayın ve Enformasyon: ÇALIŞANLARIN YÜZDE KAÇI İLETİŞİM MEZUNU? HER SENE KAÇ İLETİŞİM MEZUNU ALIMI OLUYOR?
Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu: ÇALIŞANLARIN YÜZDE KAÇI İLETİŞİM MEZUNU? HER SENE KAÇ İLETİŞİM MEZUNU ALIMI OLUYOR?
Anadolu Ajansı: ÇALIŞANLARIN YÜZDE KAÇI İLETİŞİM MEZUNU? HER SENE KAÇ İLETİŞİM MEZUNU ALIMI OLUYOR?
BASIN İLAN KURUMU: ÇALIŞANLARIN YÜZDE KAÇI İLETİŞİM MEZUNU? HER SENE KAÇ İLETİŞİM MEZUNU ALIMI OLUYOR? YA DA BASIN İLAN KURUMU İLETİŞİMCİLERİN DAHA FAZLA İSTİHDAMI İÇİN SON 3 YIL HARİCİNDE NE YAPTI VE SON 3 YILDA NE YAPTI?
TÜM DEVLET HASTANELERİNDE: İLETİŞİM UZMANI VE HALKLA İLİŞKİLER DEPARTMANLARINDA KAÇ İLETİŞİM MEZUNU ÇALIŞMAKTA?
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI: Formasyonlu binlerce iletişim mezunu var. MEB’in 2015-16 tüm formasyon almış iletişim mezunları için ayırdığı toplam 5 kadro… SORUYORUZ: MEDYA OKURYAZARLIĞI NE OLDU?İLETİŞİM DERSİNİN OKULLARIMIZDA OKUTULMAMASI NEDENDİR? İLETİŞİM VE SUNUM BECERİLERİ VEMEDYA OKURYAZARLIĞI DERSİNİ VEREBİLECEK DONANIMDA OLAN FORMASYONLU İLETİŞİM MEZUNLARINDAN KAÇ KİŞİYİ İSTİHDAM ETTİNİZ? MEB, DİKSİYON VE GÜZEL KONUŞMA DERSİNİ VEREBİLECEK ÜNİVERSİTE MEZUNLARI İLETİŞİMCİLER DEĞİL MİDİR?
ADALET SARAYLARI: İLETİŞİM UZMANI SIFATIYLA KAÇ İLETİŞİMCİ ÇALIŞTIRILMAKTA?
2009’dan bu yana hemen hemen her yıl Meclis’e kanun teklifi, çeşitli soru önergeleri verilmekte. Ancak İletişim mezunları lehine henüz olumlu bir gelişme yaşanmış değil.
İLETİŞİMCİLER İŞSİZLİKTE 1. SIRADA

Fakülte mezunları arasında işsizliğin en çok yaşandığı alan mezunlarını maalesef iletişim fakülteleri veriyor."
Evet sayın okuyucu, iletişim fakültesi mezunlarının durumu tam olarak bu. Bizler açıkta aylak aylak dolaşıyoruz, deli gibi iş arıyoruz. Bizim işlerimizde ise ilkokul mezunları çalışıyor. Onun bunun kızı, karısı, arkadaşı olması yetiyor medya sektöründe çalışmak için. Okumasanız da olur. Çoğunluğu ilk ve ortaokul derece okullardan mezun, iki kelimeyi yan yana getirip bir cümle kuramayan metin yazarları ile dolu ortalık. Çekilen reklamlardan, izlediğimiz dizilerden, fotoğraflardan, haberlerden ve diğer her ne varsa maruz kaldığınız hepsinden anlayabilirsiniz bunu. Sonra karşımıza çıkıp "Ne olacak bu gençliğin hali, nedir bu genç nesil, sonumuz ne olacak?" diye ağlayan insanlar da bunlar. 
Sen ne anlarsın bizim ne olacağımızdan? Gitmişsin en alakasız yerlerde okumuşsun, yerimizi işgal etmişsin; sonra saçma sapan işler yapıp insanları en çok etkileyen yerlerde sırf daha çok para kazanabilmek için takılmışsın, bir de gelip kendi şekillendirdiğin toplum hakkında aptalca atıp tutuyorsun!
Bu, kendi ellerinizle yaptığınızdır. Bu kendi elimizle yaptığımızdır. Bu medya, bu internet, bu iletişim araçları kimsenin oyun alanı değil! Şimdi def'olun gidin, kendi çöplüğünüzde oturun. Daha fazla para kazanacağım diye insanların beyninin içine etmekten, toplumu yozlaştırmaktan, sırf daha çok gidiyor diye saçma sapan programlar yapmaktan elinizi ayağınızı çekin.
Ha diyeceksiniz ki, kim istediği işi yapıyor ki? En çok da iletişimciler kendi işini yapamıyor maalesef. İletişim gibi en çok eğitime muhtaç olan bir sektörde, eğitimsiz bilgisiz ve seviyesiz insanlara maruz kalıp; topyekün geriye gidiyoruz;bilginize..