7 Eylül 2016

Ivır Zıvır Part 54


Merhaba sayın okuyucu, bir ıvır zıvır daha karşınızdayım!

Midesi rahatsız bir insansanız, meyve yememelisiniz. normalde doktorlar meyve yemenizi tavsiye eder, fakat bende durum aksidir. meyve yemek ölmekle yakın temas maalesef. ya da öyle bir şey. zira meyve yedikten 2 saat kadar sonra hayat zindan oluyor başıma. mide bulantısı, kusma ve halsizlik. en zoru da o halsizlik hissi. yediklerinize içtiklerinize dikkat edin. çünkü hayat yeme içme ile devam ediyor.

bilgisayarımı değiştirme kararı aldım. oyunlar takılıyor, bazı programlarda canımı sıkıyordu. benim gibi evden çalışan bir insansanız, bilgisayarınızın performansı oldukça önemli. 

evden çalışma dedim de, geçen gün sözleşmeli öğretmenliğe de başvurdum. umarım çıkar. seviyorum öğretmeyi. biraz da dışarda çalışmak güzel olsa gerek.

sporu mahalle baskısı yüzünden bırakmıştım, bir ara hakkında da yazı yazmıştım yanlış hatırlamıyorsam. şimdilerde tekrar başlamak istiyorum. mahalle baskısını da sallamayarak gideceğim sanırım. üzerimdeki hantallık bir kenara bırakılır belki böylece..

önüne gelenin yazar olma durumu da çok komik. bazı yazarların yazdığı yazılara bakıyorum da; ağlamak istiyorum sayın okuyucu. gerçekten harika bloggerlar var. kötü yazıyor dediğiniz bloggerlar bile o yazarlardan çok çok daha iyi yazıyor. bu insanları kim nasıl gazete - dergi yazarı yapıyor bilmiyorum ama resmen beynimiz ağlıyor o iğrenç cümlelerle. gerçi aristotales'in retöriğini okuyup hayal kırıklığına uğrayan bir insanım ben. benden çok bir şey beklemeyin..

son olarak bir kaç gündür yazmama ve bloglarınızı ziyaret etmeme sebebimi açıklayayım: internet! superonline internet kullanıyorum ve bu güne kadar çok memnundum. fakat son günlerde canımı oldukça sıkıyor. aralıklarla kesintiye uğruyor, tamamen kapanıyor, bir gün boyunca internetsiz kalabiliyorum. Allah internetsizlikle terbiye etmesin, ne diyim :)

görüşmek üzere sayın okuyucu. şimdi gelip tek tek bloglarınızı irdeleyeceğim :*

28 Ağustos 2016

Yeter Artık'!

Yükselen binalardan,
Harcadığınız paralardan,
Marka takıntılarınızdan,
Gösteriş düşkünlüğünüzden,
Övünmelerinizden,
Saçma hayallerinizden,
Boş düşüncelerinizden
İğrenç eylemlerinizden

Ve diğer her türlü şeyden bıktım artık.

Yeter!

Kapitalist sistmin dayattığı her şeye bir dur deyin artık. Lütfen.

23 Ağustos 2016

Duygularını Bastırma!



Gözyaşları güçsüzlüktür!

İmrenme yıkıcıdır.

Ve kızgınlık yanlıştır!

Neredeyse hiç bir şey hissetmemeliyiz gibi. Bütün hayatımızı duygularımızı gizleyerek geçiriyoruz. Gerçek hislerimizi saklayarak. Sonra da neden bu kadar stresli, kaygılı ve depresyonda olduğumuzu merak ediyoruz.  Sadece onları serbest bıraksak ne olur? Hissettiğimiz bütün duygulara direnmeyi ve onlardan utanmayı bıraksak? Ve hissetmenin yanlış olduğu duygular aslında tamamen doğalsa?

Beş tane doğal duygu var. Ve onları anlamak için bir haritaya ihtiyacımız var.

KEDER: istemesen de hoşçakal demene izin veren şey. İfade etmenin çok doğal olduğu bir duygu. Ama keder bastırıldığında depresyona dönüşür.Sen kederi kontrol edersin, depresyon ise seni kontrol eder.

KIZGINLIK: hayatta kalmamız için gerekli olan koruyucu ve ilkel iç güdü. İfade etmenin çok doğal olduğu bir duygu. Ve asla biri için zarar verici ya da tehditkar olmak zorunda değil. Ama kızgınlık bastırılırsa hiddete dönüşür. Sen kızgınlığı kontrol edebilirsin, hiddet ise seni kontrol eder.

İMRENME: Başarılı birini gördüğümüzde bize ilham veren şey. Ve bizi en yükseğe tırmanmaya ve olabileceğimizin en iyisi olmaya sevk eden şey. İfade etmenin çok doğal olduğu bir duygu. Ama imrenme bastırılırsa kıskançlığa dönüşür. Sen imrenmeyi kontrol edebilirsin, kıskançlık ise seni kontrol eder.

Bütün bu duygular KORKU dan kaynaklanır. Hissetmenin çok doğal olduğu bir duygu. Korkularımız bizi koruyan iç güdülerimiz. Yüzleşilmeye ve ifade edilmeye ihtiyaç duyulan korku, bizim en yüce duygumuz olan SEVGİ nin bir ifadesi. Çözüm hissetmeyi durdurmak değil,  o başlangıç.

Yukarıda okuduğunuz yazı bir arkadaşımın paylaşmış olduğu videoda geçen cümlelerdir. Çok mantıklıca geldi, paylaşmak istedim. Duyguların birbirleri ile bağlantılı olduğunu, hareket hiyearşsine göre düşünmeden sevilemediğini bile iddia eden bir insan olarak; altına imzamı atmak gerçekten isterdim. Duyguların bastırıldıkça elimizden çıkıp gittiği, sinirlenince ve üstüne gitmeyince daha da büyüdüğünü de eklemek isterim. Keşke bastırmadan sevdiğimizi söylüyor gibi, nefret ettiğimizi de haykırabilsek.

Bir de işin en kötü yanı ne biliyor musun sayın okuyucu; bir şey ne kadar büyükse; acısı da o kadar büyük oluyor. O yüzden kimseyi büyük sevmeyin, büyük üzülmeyin, büyük kırılmayın ve büyük korkmayın. 

20 Ağustos 2016

Görgüsüzlüğün daniskaları

Geçenlerde x bir yerde araba muhabbeti olduğunda; "ama ben orada araba kullanamam gerçekten çok zor" dedim. Kendini beğenmiş, sonradan görme x kişisi suratını ekşiterek bana dönüp "Senin ehliyetin mi var sanki?" dedi. "Evet, yaklaşık 9 yıldır var, aktif olmasa da araba kullanıyorum çoğunlukla" dedim. "Ne bileyim hiç fotoğraf video falan görmedim " diye ekledi.

Çünkü günümüzde araba direksiyonunda fotoğraf çektirmediyseniz; araba kullanmayı bilmiyorsunuz. Bas bas bağırmanız gerekiyor. Günümüzün görgüsüzleri, sonradan görmeleri, direksiyon başına geçtikleri an; yanlarındakinin eline telefonu tutuşturup video çektiriyorlar. Bir de afilli şarkı açıyorlar ki; sormayın gitsin. Ömründe ilk kez direksiyona oturmuş ve muhtemelen o video yeterince beğeniyi alınca bir daha oturmayacak olan,başka yerlerdeki ezikliğini bu şekilde bastıran o insanlardan bahsediyorum evet.

Hayır bir de garip bir güruh var. Sosyal medya da bir şeyler paylaşmadıysanız ne söylerseniz söyleyin inanmıyorlar. Misal geçenlerde benim evli olmadığımı iddia eden bir arkadaşım vardı. Sebebi ise; düğün -kına vs videolarını veya fotoğraflarını instagram da paylaşmamış olmam. Aslında yeni nesil evlenen genç kızlar gibi inciğini cinciğini "Ay işte evimizi diziyoruz, ay şunu aldık, ay bunu giyicem, şu makyajı şurda yapıcam, şurda osurduk"paylaşan biri olmadığımdan tüm bunlar. Ha rahatsız oluyor muyum, çoğunlukla. Bu kadar özeli, bunca güzeli paylaşıp eskitmenin anlamını bulamıyorum.. Yani onca ayrıntıyı bilmek zorunda değilim. Senin kocanla yaşadığın muhteşem evlilik yıldönümünü de..

Ah bunca söylenip evlilik yıldönümü ile afişe olmuş bir insan olduğumu da eklemeliyim sanırım. Ne de olsa eleştirdiğimizi yaşamadan ölmüyoruz. Yıldönümü yemeğimizde x yerde check-in yaptım. Genelde yapmam öyle şeyler ama mekan istanbul'dan çok uzakta kafa dinlemelik bir yer. Üzerine de böyle bir şey yazdım. Kuzenim nasıl olduysa evlilik yıldönümümüzü unutmamış. Hemen altına tüm iyi niyetlerini sundu. O kadar çok tebrik aldım ki anlatamam.. Hiç beklemediğim bir şeydi. Tabi inanılmaz utandım da.. O gün bugündür check-in yapmıyorum farkındaysanız :))

Neyse kendimle ilgili küçük anektottan sonra eklemeye devam edeceğim bu görgüsüzleri. Bu görgüsüzler genelde maddi anlamda sıkıntılar çektikten sonra koca evinde maddi açıdan iyi bir şeyler görüp; bunu insanların gözüne sokmayı amaç edinirler. Öyle böyle değildir ama bu. Sorsan fakirler için çok üzülürler, Suriye için ağladıklarını iddia ederler fakat her dakika marka çantalarıyla fotoğraf çektirip, kıyafetlerini tüm ayrıntılarıyla takipçilerinin gözüne sokarlar. İşin kötü kısmı bunları takip eden bir güruhun olmasıdır. "Kıyafetini nerden aldın canığğıımm" diye sorarlar bu tayfalar. "Ayy çok tatlığsınn" diye de eklerler. Kıyafetini muhtemelen soranın asla alamayacağı bir yerden almıştır.  Gururla cevap verir diğer tüm yorumları yanıtsız bırakırken. Çünkü o bir markadır artık. Kocasının parası çok yaşasındır. Kocası olmasa muhtemelen bir yerlerde öylesine çalışacakken; şimdi o tatil senin, bu tatil benim gezer. Çocuğunu eline alır; sağda solda fink atar.

Bu görgüsüzlerin sayesinde marka imajları pekişir. Marka bilinci hayatımıza yerleşir.. Onlar Suriye, Afganistan, İran, Irak diye ağlayıp dururlar, bir sürü demogojiye girerler fakat o iğrenç markalarını da gözlerimize sokmaktan - o markalar sayesinde aşağılık duygularından kurtulmaya çalışırlar. Çünkü marka; kesinlikle imaj belirtisi değil; aşağılık duygusunun bastırılma ve kendini yüksek gösterme çabasından ibarettir. Allah onları ıslah etsin.

14 Ağustos 2016

Bu Bir Hatıradır-1

Merhaba sayın okuyucu.. Bugün yeni bir yazı dizisi ile karşınıza çıkmaya hazırlandım. Hatıralarım.. Hani, yazsam roman olur denilen hayatlar vardır ya, benimkiler onlar kadar acıklı olmasa da eğlencelidir. Gelin bugün size çok eğlendiğim, aynı zamanda da öğrendiğim bir hatıramdan bahsedeyim..

Bundan uzunca bir zaman önceydi. O zamanlar abim henüz üniversiteyi bitirmemiş, başka bir şehirde, kendine ait evinde yaşıyordu. Bir gün babama "Abimin yanına gitmek istiyorum" dedim. Babam abimin ev arkadaşı olduğu için olaya sıcak bakmadı. Fakat aynı şehirde büyükbabamlar olduğundan izin verdi. Şehrin ismini de söyleyim: Trabzon.. 

Trabzon öyle bir şehir ki, ne zaman ona gitmek için uçağa binsem içim pırp pır ederdi. Çünkü mutlaka orada ilginç şeyler yaşar, günümü gün ederdim. Asla umutsuzluk olmazdı orada. Yine öyle oldu. İçimde milyonlarca umutla hava alanına indim. Kuzenim elinde "Mrs Büşra Bayram" isimli pankart ile karşıladı beni. Sonra eve gittik. Büyükbabamlara geçtik. Abim de hemen geldi. O gün orada ilginç bir olay yaşadık. Abim çok sinirlenip Trabzon merkezdeki evine gideceğimizi söyledi.

Ömrümde ilk kez bekar evi denilen o şeyle abimin evinde karşılaştım. Benimle yaşıt sayılan bir kuzenim de bizimle geldi. Evin kapısını abim açmaya çalışırken, evde yalnız olmanın, neler yapabileceğimizin falan hayallerini kuruyorduk. Hatta sabahlara kadar sokaklarda takılmayı düşündük. Fakat olmadı..

Kapı ağır ağır açıldı. Binanın en üst katı olan dairenin ışığını açtığımız anda , korku filmlerini aratmayacak bir sahne yaşadık. Böcekler, sağa sola koşuşturup; kah yatağın altına, kah vitrinin yanına, kah tv ünitesinin arkasına kaçıştılar. Benim için böcek yeterli bir kabusken; ayağımı yere basar basmas vıcık bir yağ dokusu karşıladı beni. Kuzenimle birbirimize baktık. Abim elinden geldiğince etrafta bulunan kıyafetleri toplamaya, bizi elinden geldiğince ev sahipliği yapıp mutlu etmeye çalışıyordu. Fakat nerdeydi o günler.

İnanın koltuğa oturmaya bile dayanamadık. Kuzenimle (Allah'tan kız kuzenimiz bizimleydi) kolları sıvanıp tüm gece temizlik yaptık. Ömrümde (şimdi dahil) asla duvar silmeyen ben, elimde bezle o duvardaki yağları sökmeye çalışıyordum. Mutfakta yıkanmış bulaşıklar bile kirliydi. Her şeyi çamaşır suyuna bastırmaktan evdeki tüm temizlik eşyalarını bitirip, abimi tekrar yenilerinden ve hatta fazlasından alması için markete göndermiştik.

Akşam olduğunda ise zorla da olsa çayımızı demleyip, nevaleyi çıkarıp bacaklarımızı uzatıp dinleniyorduk ki, abimin telefonu çaldı. Arkadaşları geldiğini duyunca baskına gelmişler, kapının önündeymişler. Bir şey isteyip istemediğini öğrendiler. Geldiklerine pek memnun olmadık açıkçası. 5 tane erkek demek, hizmet edilecek 6 kişi demekti. 

Daha kapıdan girerken kuzenim "yerleri temizledik yeni, şu terlikleri giyin, hatta yıkayın ayaklarınızı "tarzında konuşmuş olsa da; çocuklar çaydan ve diğerlerinden gayet memnundular. Pek de eğlendiler. Oyunlar, şamata, gırgır. Saat 1 sularında abimle hep birlikte dışarı çıktılar. Daha kapıyı kapatıp rahat bir nefes alacaktık ki, elektrikler gitti. Terasta oturuyorduk, mum yaktık. Etrafa bakındık, herkesin elektiriği vardı. Abimi aradım, arkadaşı yan dairenin elektrik faturasını yatırdığından kesildiğini öğrendik. O gün sabahladık. Abim de bize katıldı. Sanırım yaşadığım en ideal günlerden biriydi. Telefon yoktu, televizyon yoktu. Dikkatimizi dağıtacak hiç bir şey yoktu. Hatta bi ara abim, "böyle yaşam olmaz olsun, savaş çıksa haberimiz olmayacak" demişti. şimdi hatırlıyorum da o günü.. Kuzenlerle oturup bugünlerde telefonu elimizden düşüremezken; o dakikaların ne kadar da tatlı olduğunu anlamamıştık..

Aslına bakarsanız, muhteşem bir şey. Sizlerde bir akşam evdeki tüm elektronik aletlerinizi kapatın. Gerçekten çok mutlu olduğunuzu, birbirinizle gerçekten çok iyi anlaştığınızı göreceksiniz. Çünkü hepiniz birbirinizi tanısanız, gerçekten çok seversiniz. Tanışmadan bilemezsiniz..

Gelelim son dakika golüne. Abimin ev sahibi eve alırken kesinlikle kız arkadaş getirilmeyecek demiş. Bizi de kız arkadaşlar sanmış. Hatta kızlı erkekli alem yapıyoruz sanılmış. bu yüzden biz o evden gittikten tam 1 hafta sonra evden çıkarılmış. Düşünebiliyor musunuz? O canım temizlik, boşa gitmiş. Bari 1 ay daha kullanıp en azından o duvarlardaki yağları nasıl sıçrattıysanız öyle sıçratsaydınız be?_!

10 Ağustos 2016

Ters İbraz (ChargeBack) ve Kötü Niyetli Satıcılardan Korunma Yöntemleri - 2

Merhaba, daha önce burada bahsettiğim yazıda nahoş bir durumla karşılaştığımızda, eğer visa yada mastercard bandrollü kartlar kullanarak alışveriş yaptığımızda Chargeback yani Ters İbraz ile hakkımızı nasıl arayacağımızı, ödediğimiz ücreti bedelsiz nasıl geri alabileceğimizi anlatmıştım. İlgili yazı için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yazıdan 2 ay sonra, paralel olarak gerçekleştirilen Tüketici Hakem Heyeti sonucu yani Mahkeme kararıda kahramanımıza ulaşmıştır.

Olayı özet olarak anlatırsam, kargo ile eve gelen bir üründeki kusur teslim alındıktan sonra kullanıma hazırlanırken alıcı tarafından tespit edilmiş, durum satıcıya bildirildikten sonra "ürünü teslim alıp açtığı" için satıcı tarafından sorumluluk kabul edilmemişti. Satıcı teknik servisten bir şekilde aldığı "kullanıcı hatası" raporuna rağmen kusurlu bulunmuş.

Aşağıdaki mahkeme kararında dayanak  olarak şu maddelere yer verilmiş:

"Teslim tarihinden sonra 6 ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir" 

Diğer maddeler için tutanağı inceleyebilirsiniz.


4 Ağustos 2016

Bizimkiler

Bugün multitap'ın battaniyem'i görünce geldi aklıma bizimkiler. Anlatmalıyım dedim. Bizimkilerle yollarımız şimdilik ayrılmış olsa da; her zaman bir yerlerde mutlaka karşıma çıkacaklarına eminim. Durun anlatayım o halde.

Bu klibi can dostum güzel insan Zeynep çekti. Zeynep hayatımda tanıdığım en arkadaş canlısı insan. Ama hani arkadaş canlısı olursun da, bir yere kadardır o dostluk. Zeynep'te bir yer diye bir şey yoktur. O'nun dostluğu aklınızın alamayacağı sonsuza doğru uzar gider. Her zaman arayabileceğinizi bilirsiniz, her zaman onunla dertleşebileceğinizi, sizi dinleyeceğini ve en önemlisi her ne yaparsanız yapın arkanızda olacağını da bilirsiniz. Dost acı söyler olayını göremeyiz Zeynep'te. Çünkü o acıyı da tatlı yapar, öyle sunar önünüze. Genel anlamda iyi niyetli, iyimser, mutlu ve umutlu kızımızdır kendisi. Hayranlık uyandırır sizde, ah bir tanısanız. Yaa çok tatlı ama benim kızım. Benim içinse yeri apayrıdır. Ya zeynep koş şurda sana ihtiyacım var dediğimde asla işi çıkmamış, beni her özel zamanımda yalnız bırakmamıştır. Video da yer alan kızçelerini de unutmamak lazım. Onlar onun aşkı. Onlar da bir başka tatlı kızlar. 

Klipte yer alan İsmail ise tam anlamıyla kendini oynuyor. Klibi izleyin ve İsmail'i tanımış olursunuz. Bir insana rolü bu kadar mı cuk diye oturur. Asla tartışma ortamına girmeyen, iyi niyetli, herkesin arasını bulmaya çalışan, tam anlamıyla iyi bir insandır kendisi. Ayrıca çok güzel baskı kupalar,tshirtler falan yapar. Buradan da reklamını yapmaktan çekinmeyeceğim. Ve tabi benim filmim için saatlerce beklemesini asla unutamam. Ne zaman çağırsak gelir, asla hayır diyemez ve bizi kıramaz kendisi. İyilik timsali resmen. 

Şimdi gelelim klipte yer almayan fakat kalbimde derin yeri olan Elif'e. Kendisi hakkında söylenecek milyonlarca kelime varken; entellektüelliği beni yerden yere vurup sonuma altı sıfır birden ekliyor. Aman Allah'ım.. Kız resmen yürüyen kültür endüstrisi. Kültürü kendisi üretiyor. Kimseyi takip etmiyor, kimseyi takmıyor.. Çünkü o bir prenses. Aynı zamanda da anarşist. İki farklı ruhun birleşimini tahmin edebiliyor musun sayın okuyucu? Edemezsin, çünkü Elif tanınmaz, yaşanır. Eğlenceli, ince espri yapabilme yeteneğine sahip aynı zamanda. Çok harika sanatsal bakış açıları varken geçenlerde Beyonce dinlediğini öğrenip beynimden vuruldum. Hayır neden bilmiyorum. Misal ben dinliyorum Beyonce. Ama Elif o kadar elitist ki; kimsenin dinlemediği-bilmediği sanatsal müzikleri dinlerken; Beyonce'yi araya sıkıştırması beni benden aldı. Şaka be şaka. Hatun 10 numara bir hatun (burada yazar Elif'ten bahsediyor)

Benim videoartımda bulunan Raif'ten de bahsetmesek olmaz. Bizim Lol grubu böyle ne de olsa. Raif karikatür sevdalısı, bize göre çok farklı dünyada yaşayan bir insan. Aniden komik bir şey söyleyip, ilginç kahkahasıyla tüm koridorları inletir kendisi. Ah bir de o koşması yok mu. Ay aklıma geldikçe gülüyorum. Valla bizi çok eğlendiriyor Raif. Yardımseverliği ve Kızılay'a yaptığı bağışları da unutmamak gerekir. İçki çokça tüketmesine rağmen, her zaman ayık kafayla gördüğümüz Raif, başarılı , dost canlısı ve aynı zamanda iyi bir insandır. He bak, bir de yardımıma filmde çat diye koşmuştu, tekrar teşekkür ederim kendisine.

Ve lol grubumuzun en değerli üyelerinden biri olan Bedirhan'dan bahsetmek istiyorum. Assolist olduğu için kendisinden en son bahsettim. Bir insan bu kadar mı iyi niyetli olabilir. Böyle yüzüne bakın, iyi niyetli bir insan olduğunu direkt anlarsınız. İyi niyetinin yanı sıra yılan bir tarafı da var hani. Yok be şaka, o bana hep yılan diye takılıyor. He bir de takılmaları var böyle ki inanılmaz eğleniyorum. Moralim bozukken aniden attığı bir Snap' e gülüyorum. Ya da bir şey söylüyor. Aslına bakarsanız yanına gidince bile moral bozukluğunu unutuyorum. Öyle bir enerjisi var. Tabi Elif ile bütünleşik espiri yeteneğini de es geçmemek gerek. İkisi bir araya gelince gülmekten karnımız ağrıyor. Sanırım en çok bunu özleyeceğim.

Eğlendiğim, çok iyi zamanları paylaştığım dostlarımı tanıdınız okuyucu. Onlar iyi ki varlar. Bu güne kadar bana yaptıkları her bir iyilik için ayrı ayrı teşekkür ediyorum kendilerine. Umarım sizlerinde hayatında böyle anlatabileceğiniz onlarca hikayeniz olan dostlarınız vardır. Dost olmak başka bir şey çünkü.

2 Ağustos 2016

Mekan Keşfi: Fatih-Çikolatahane

Merhaba sayın okuyucu. Bir mekan keşfi ile tekrar karşınızdayım.

Geçenlerde kuzenimle buluştuk. Bilgisayarımızı alıp internet olan bir mekan aradık ki beni bir arkadaşının mekanına götürmeyi teklif etti. Mekana gidince, iyi ki gitmişim dedim. Zira muhteşemdi.

Çikolatahane; Fatih'te Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Dülgerzade Camii'ni geçtikten sonra Alaca ayakkabıcısı sokağına girdiğinizde solda kalmaktadır. Minik bir dükkan kendisi. İçerde dört-beş tane masası olan mekanın, interneti de var. Son zamanlarda mekan tercih etme sebebim bu olsa da, o harika soğuk çikolatayı içince kendimden geçtiğimi de belirtmeliyim sanırım.

Son zamanlarda içtiğim ve aklıma geldikçe canımın çektiği bir çikolataydı kendisi. Hatta fotoğrafı görünce bile tekrardan ağzım sulandı. Belki yarın kendimi tutamayıp gidebilirim, o derece. Eğer çikolata seviyorsanız, mutlaka gidin. Kışın da sıcak çikolatası böyle muazzammış. Ben bir hevesimi soğuktan alayım, diğer çeşitleri de denemek isterim. Menüsü güzel çünkü. Ha bir de ayrıca çikolata da alabilirsiniz tezgahtan. Bakın onlarda çok tazeye benziyordu fakat yiyemeyeceğimden almadım. Çünkü çikolataya ciddi anlamda doydum içecekle.

29 Temmuz 2016

Hayatınızın en güzel zamanı?


herkesin hayatında bir dönem harika geçmiştir. o zamanlara tekrar dönüp, tekrar yaşamak istemişsinizdir bazı şeyleri. tekrar yaşasam asla sıkılmam dediğim dönem lise zamanlarımdı. lisedeyken harika arkadaş ortamımız vardı. birbirimize şakalar yapar, dalga geçer, eğlencesine okula giderdik. ev geçindirme derdi, para sıkıntısı, üstün görme ve aşağılama gibi dertler yoktu. ekmek elden, su göldendi o zamanlar. 

lise hayatımızda aşk da yoktu bizim. şimdi ki gibi birileri birilerine aşık olmazdı. eğer sınıf arkadaşınızsa bacınızdı. birisi bacınıza nasıl yan gözle bakarsa canınız sıkılırsa, öyle canı sıkılırdı sınıf arkadaşlarımızın. birbirimizin arkasını kollardık, severdik birbirimizi. güzel günlerdi. en çok eğlendiğim, delice yemek yiyip kilo almadığım, hiç bir şeyi sallamadığım, en aklım havada, en uçarı aynı zamanda da aptal zamanlarımdı. 

liseden sonra üniversite, iş hayatı falan derken; insanların iki yüzlülükleri ile tanıştım. artık giydiğin marka, konuştuğun insan, tuttuğun takım, sevdiğin müzik, yediğin yemek, içtiğin kahve gibi her şey çok önemliydi. akıllıysan dostun boldu. çünkü onların ders konusunda sana ihtiyacı vardı. sonra ilişkiler de değişti. erkekler kadınlara iğrenç gözle bakıyordu. en azından o dönemler bana öyle geliyordu. kadınla cinsel ögeydi artık. erkekler de avını bekleyen avcı. selam veriyorsan yanlış anlıyor, hemen avlanmaya çalışan tilki gibi etrafında dolaşıyorlardı. nefret etmek için milyonlarca sebep varken, daha da nefret edilesi feminenliğe doğru gitmekten korkuyor; uzaklaşıyordum. bir dönem insanlarla olan ilişkimi ciddi anlamda süzgeçten geçirdim.

sanırım en korkunç dönem oydu. artık insanların bana yalan söylediğini düşünüyor, herkesin çıkarı uğruna yaşadığını fark ediyor, kimseye güvenemiyordum. çünkü insanlar topraktan yaratılıyordu ve her an çamurlaşabiliyorlardı. bir çok çamurla karşılaştım. bir çok kez çamurlaşan insanların yaptıklarına şahit oldum. bu da beni benden çok korkuttu.

derken hayatımın asıl en güzel zamanını yaşamaya başladım. babamın etkisi ile bir sivil toplum örgütüne katıldım. örgüt, uluslar arası çalışan , insan hak ve hürriyetlerini savunan bir oluşumdu. insanlara olabildiğince mesafeliydim yine. fakat bir gün, Somali'den gelen bir çocukla yaşadığım ilginç diyalog beni çok farklı bir yerlere getirdi. insanlara yardım etmenin güzelliğini, insanlardan çok yapılan şeylerin farkındalığını anladım. Şöyle ki, insana insan olduğunu hatırlatan en güzel şeyi bulmuştum: kahramanlık. ben o ufak yetimlerin kahramanıydım. bana öyle içten abla diyorlardı ki; sonradan duyduğum her abla kelimesinde onları anacaktım ve onlara yardım eder gibi abla diyenin isteğini asla geri çevirmeyecektim. 

ben o çocukları gerçekten çok sevdim. Somali, Açeh, Abd, Macaristan, Moro, Türkmenistan, Azerbaycan ve niceleri.. Onlarla bir şeyler yaşadıkça hayatın aslında ne kadar boş olduğunu fark ettim. O küçük yaşta yaşadıklarını gördüm. Babalarını kaybetmişlerdi, ya da annelerini. O acıyla baş etme halleri o kadar garipti ki.. O kadar güzeldi ki.. O an yaşanan tüm dünyevi acıları düşündüm. ne kadar da boştu..

fakat en büyük boşluğa mülteci kampına gidince yaşadım. aynı evde yaşayan insanları gördükçe, tecavüzden korkan kadınlarla göz göze geldikçe, dilini bilmediğim çocuklara çikolata verdiğimde sanki kendilerine dünyayı bahşetmişim gibi davrandıklarında, işini gücünü kaybeden adamların acizliğini ve ezikliğini göz bebeklerinin küçülmesinde gördükçe ; aslında dünyada var olan acıların ne kadar büyük olduğunu anladım.. 

eski mutluluklarımı hatırladım. anlık mutluluklardı. gelip, geçiyorlardı.. tıpkı o insanların bir zamanlar yaşadıkları gibi. birden en büyük mutluluğu kalbimin ince bir sızısında hissettim. onlarla birlikte olmanın o ince sızısı.. onların acılarına ortak olmanın, o kocaman sofralarda kuru ekmeği paylaşmanın güzelliğinde hissettim..

eve döndüğümde artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. bir yetimin aylık geliri için 75 tl demişlerdi o zaman. aldığım her şeyde 75 tl yi aradım. annem bir çantaya 500 tl verirken, 75 tl ile bir yetim geçiniyordu. markadan nefret etmeyi öğrendim o çocuklarda. aldığım her markanın dönüp dolaşacağı yeri izledim Abd menşeisi olan bir belgeselde. yardım ve yataklık etmekten içeri düşen insanlar gibi cehenneme düşücem korkusu sarsa da bedenimi; sosyal statü belirtisi olarak görülen markalardan tam anlamıyla uzaklaşamadım yine. fakat her çok para harcadığımda aklıma geldi o çocuklar.. o çocukların yaşadıkları.. aman banane herkes kaderini yaşar diyemedim. 

az önce suriyeli bir çocuğu dinledim. üç cümlesinden birinde "kardeşimi öldürdüler" diyordu. kardeşini gözlerinin önünde öldürmüşler ki, ya da ölüsünü ne halde görmüş ki; göz yaşlarını tutamıyordu her "kardeşim" dediğinde.

şimdi tekrar neler için üzüldüğünüze, neyin peşinden gittiğinize, neye çok harcadığınıza bir dikkat edin. gerçekten kapitalist sistemin istediği gibi tüketim toplumu olup, tüm duygularınızdan arınıp çalışıp emek sarfedip parayla mutluluğu satın aldığınızı mı sanıyorsunuz? yoksa gerçekten insancıl duygularla insanlara yardım edip, insanlığınızı unutmadan; sadece ihtiyacınız olanı mı satın alıyorsunuz?

benim hayatımın en güzel zamanı bana gerçek değerleri katan o günler olmuştu. 

26 Temmuz 2016

Ve ..

Aslında günlerdir erteliyorum yazı yazmayı. Buraya internetten topladığım bilgiler ışığında bir kaç bir şey yazmak isterdim. Fakat yazmayacağım. Çünkü darbe her zaman, tüm topluluklarda yalnızca siyasete değil; tüm toplumsal yaşantıya atılmış bir tekmedir. Asla mazur görülemez. Dünyanın hiç bir ülkesinde insan hak ve özgürlüklerinin gözetildiği hiç bir yerde darbe hoş karşılanmaz. Darbe yanlısı olup "halkı yine halkın seçtiği yönetir" zihniyetine sahip insanları anlayamazken; 80 darbesini yaşamış bir memleket olarak 50 yıl geriye atıldığımız dönemleri unutmadan darbeye hayır diyorum!

Ölenlere Allah'tan rahmet, kalanlara sabır diliyorum. Bu olaylara sebep olanları da Allah'a havale ediyorum, Çünkü; Dönüş O'nadır

Instagram da 9gag tarafından ertesi akşam paylaşılan ve beş altı saat sonra kaldırılan şu paylaşımı da yapmadan geçemiyorum. Benzerlik mi, rastlantı mı, yoksa başka bir şey mi; bilmiyorum..

5 Temmuz 2016

Mekan Keşfi: Mekan-Acıbadem

mekan tanıtımı yaparken mekanın isminin mekan olması sorunsalı ile karşılaşmanın haklı sevinci içindeyim. mekanımızın ismi: mekan.

mekan'ın acıbadem şubesindeydim bugün. bir de ortaköy de varmış. gerçekten çok merak ettim ortaköydeki mekanı. çünkü deniz manzaralı fotoğrafları vardı. sanırım bir daha oraya gideceğim. ha yanlış anlamayın, acıbadem'in gayet güzeldi servisi, sunumu ve garsonların yaklaşımı.

bayramın 1. günü el öpmeye ev bulamadığımızdan olacak ki; kahvaltımızı dışarıda yapalım dedik. yıllardır bayram kutluyorum hiç bu kadar boş bir bayramım olmamıştı. bayram dediğin gün, birilerine gidilir, birileri gelirdi. gidecek kapı bulamayınca mekanda aldık soluğu.

grupanya'dan aldığım kupon ile gittik. tavsiye ederim, yeni yerler keşfetmek için ideal bir yol. hem ucuza yiyorsunuz, hem de hiç bilmediğiniz yerleri keşfediyorsunuz. he ben riske girmem derseniz; beni izlemeye devam edin: ben size önereceğim. buraya gidin mesela. çünkü muhteşem bir kahvaltı ile karşıladılar bizi. gördüğünüz üzere güveç ve odun üzerinde servis vardı. zaten servis beni mest etmeye yetti fakat gelin görün ki öyle boş bir görüntü de değildi. yani tabağa sos ile harf çizilenlerden değil. gayet kaliteli bir içerik, güzel malzeme.

peynirler harikaydı bir kere. sosisler,sucuklar ve yumurtalar. yumurtalı ekmekler. oruç olduğum günler boyunca burnumda tüten gözlemeye ne demeli? ah o menemen yok mu. ha bir de alabildiğine çay. fotoğraf çektim, mekanı da masayı da. hani size fikir olsun diye. garsonlar da cana çok yakın. aslında pastane gibi bir yer fakat kahvaltısı bir harika. levrek felan de yiyebilirsiniz ama ben balık yemediğimden bilmiyorum tadını. kahvaltıdan memnun kalacağınıza eminim. hadi görüşürüz dostlar. grupanya fırsatı kaçmadan deneyin. 

4 Temmuz 2016

İlginçlik. (günlük)


Bazen insanın hayatında gerçekten enteresan şeyler olabiliyormuş.Misal, dün. A kişisi arkadaşlarıyla buluşmayıp, bana ufak çapta sürpriz yapmış oldu.  Heybemdeki huzur öyle demişti fakat inanmamıştım. gerçekten de öyle olabiliyormuş. bu beni değerli hissettirdi. bir önceki postumda üzüntümü yeterince anlatmıştım sanırım. annemler de pasta-hediye felan derken gönlümü almayı başardılar. demek ki neymiş erkenden üzülünmeyecekmiş.

fakat yengeç burcu olduğumdan mı, yoksa pesimist ruh halini sevdiğimden mi bilmiyorum ama; yine üzüntü dolu günler geçiriyorum. çünkü bana tatil yok. benim için tatil deniz-kum-güneş üçlüsünden çok daha öte çünkü. tanımadığım, daha önce hiç görmediğim yerleri görmek; yeni insanlar tanımak benim için tatil. hep yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum. bu yüzden 3 üniversite bitirdik biz. yeni yerler keşfetmek, yeni tatlar tatmak, yeni insanlar ve hayatlar tanımak, insana insanlık katıyor resmen. fakat koskoca tatil boyunca evde uyuyup, geç vakitlerde uyanıp, zar zor kahvaltı edip, bilgisayar başında oyun oynayarak geçireceğimize eminim. çünkü doğru dürüst rota çizebilme yeteneğim yok. bu zamana kadar hep başkaları çizdiler, ben uydum. fakat şimdi tamamen bir boşluktayım. nereye gideceğimi, nereye gitmek istediğimi, ne yapmak istediğimi falan hiç bilmiyorum. keşke birisi tutsa elimden "şuraya gideceğiz, şunu yiyeceğiz, şunları yapacağız" dese.

he, bölüm birincisi de olmuşum bu arada. önceki okulumda da bölüm birincisi olduğumdan mütevellit bu kez hiç heyecan yaşamadım. fakat bir gün öncesinden haberdar olmam manidar oldu, gerçekten beklemiyordum. sahnede onca insan karşısında alkış toplamak zevkliydi. sahnenin tozunu yutmuş olacağımdan olacak ki, oraya tekrar çıkabilmek adına; ilginç projeler kafamda canlandı. bir tanesini yapıyorum hatta. fakat uzun süreli olduğundan; muhtemelen bundan iki yıl kadar sonra falan sizin haberiniz olur. tabi yaşıyorsak.

2 Temmuz 2016

Değersizlik.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk. Aniden durdu ve 'kendimi çok değersiz hissediyorum' dedi. Ağlamaya başladı neden sonra. Anlam veremedim. Dinlediğimiz müzikten etkilendiğini düşündüm. Kendi çapımda onu aptal yerine de koydum. Fakat bilmiyordum ki değersizlik bunca can acıtır.

Okuyan bilir,okumayan için söyleyim üçüncü üniversitemden de mezun oldum çok şükür. Mezuniyet törenine gitme gibi bir planım yoktu,hevesim de kalmadı sonuçta gençler eğlensin. Fakat geçen gün hocam arayıp bölüm birincisi olduğumu katılmamın çok iyi olacağını söyledi. Hemen annemi aradım. Sevindi fakat o gün başka bi işleri olduğu için katılamayacaklarını ekledi. Sanırım onlar da heveslerinş almıştı. İnanılmaz üzüldüm. Ama hani öyle böyle değil. Başka insanların adıma olan sevincini gördükçe daha da değersiz hissediyorum.

  • Derken tam hazmettim, a kişisi pazar günü için arkadaşlarıyla plan yaptığını ve iftar için felan beklememi söyledi. O an da aynı şoktan yaşadım. Çünkü o gün de benim doğum günümdü. Ne kadar önem verdiğimi beni ufacık tanıyanlar bile bilirdi oysa.
 kendimi bunca kötü hissettiğim başka günler de olmuştu fakat ciddi mana da değersizlik hissi bu kadar ağır basmamıştı. İstedim şeylerin hiç birinin olmaması, kendimi sokağın ortasına bırakılmış ve sabahları belediye aracının gelip almasını bekleyen, içindekiler yüzünden kokuşmuş bir çöp gibi hissediyorum. Kesinlikle güven konusunda kimse beni yanıltmıyor. Ve bir ses tüm güzelliğiyle dönmüş,ufak fısıltıyla ekliyor 'kimseye güvenmemekte haklısın'

1 Temmuz 2016

Bu bir üzüntü yazısıdır.


Bazen ne yazacağını bilemezsin.. Ben iki gündür yazıp yazıp siliyorum. Söyleyecek milyonlarca kelimem varken, sesimi kesip oturuyorum. Çünkü ne konuşursak, ne söylersek söyleyelim; kendini bilmezin biri gelip evinden herhangi bir iş için çıkan insana zarar verebiliyor. 

Havaalanı patlaması olmadan önce, metrobüsle Avcılar'a gidiyordum. Yolda giderken insanları yine her zamanki gibi izlemeye koyuldum. İşin ilginç yanı herkes mutluydu. Ellerinde telefon, ya biriyle mesajlaşıyor, ya komik bir video izliyor, ya da müzik dinliyorlardı. Herkeste bir tebessüm vardı. Huzurluyduk. 

Sanırım çekilmez olan bu. Başkalarının dayanamadığı bu. Zaten kendi içimizde bir sürü çürük elma varken, onlara rağmen yaşamaya çalışırken; bir de bizi hiç beklemediğimiz yerlerden vurmaya başladılar. Neden? Paraysa para, güçse güç. Ne istiyorsanız verelim de düşün şu milletin yakasından. Evlerinden hiç bir şeyden habersiz; hayat gayesi için çıkan insanları rahat bırakın. Yeterince tecavüzcüsü, çocuk tacizcisi, hırsızı, dolandırıcısı olan ülkemde zaten birbirimizle zar-zor geçiniyoruz. Bizi para ve cinsellik kölesi yapan sisteme her dakika zaten küfrediyoruz. Bir de size gerek yok.


Düşünsene burnunun dibinde bomba patlamış. Meslektaşlarının parçaları önüne düşmüş. Sen 100 liraya kontak açıyorsun. Esnaflık bu değil. İnsanlık demiyorum, çünkü yanından bile geçmiyor. Nerede bizim yardımseverliğimiz, nerede bizim dostluğumuz-kardeşliğimiz? 

Bombalar patladı. Hava alanında eşini-dostunu-akrabasını almaya giden, mesai yapan, hiç bir şeyden habersiz başka ülkeden ülkemize gelen insanlar hayatlarını kaybetti. Hep bu tip eylemler yapan insanların, öldürdükleri insanları tanısalar aslında ne kadar sevebileceklerini düşünürüm. Savaşlarda da.. Tanımadan, sırf birileri söyledi diye, hiç suçu olmayan, hiç bilmedikleri, ne olursa olsun istatistik sayı uğruna öldürdükleri o insanlarla aslında ne kadar da iyi dost olabileceklerini, çok iyi anlaşabileceklerini düşünürüm. Hani hep derler ya "seninle başka zaman, başka bir yerde, başka şartlar altında tanışsaydım aslında her şey çok farklı olurdu" diye. Kesinlikle öyle olurdu. 

İşte şu üst paragrafta anlattığıma merhamet diyoruz kısaca. İnsanların insanlara merhamet duygusu kalmadı. Keşke azıcık olsa. Keşke azıcıktan biraz daha fazla olsa. Bir insanı hayata getirmek kolay değil. Onu büyütebilmekte. O insana hayatını kurdurtmakta. Bir babayı-anayı veya kardeşi; arkadaşı ya da hayatınızda bir şekilde var olmuş bir insanı o şekilde kaybetmekte hiç kolay değil. Davanız ne, ne için yapıyorsunuz bilmiyorum ama; artık bu yaptığınıza bir son verin. Bu şekilde hiç bir şey çözümlenmez. Sadece istatistik bilgi olarak kalırsınız tarihte. Ha, benim dini inancıma göre; o kadarla da kalmazsınız. Allah bu eylemleri yapanlara elbette adaletli bir şekilde davranacaktır.