30 Eylül 2015

Ivır Zıvır Part 46


Bugünlerde havalar muhteşem! Aslında ben sıcak hava çocuğuydum fakat bu son bahar inanılmaz güzel geldi bana. Dışarı çıkıp, yağmurda dolaşırken sırılsıklam olmak o kadar güzeldi ki, şemsiye alamadım. Hayır, elime aldım fakat parasını ödeyemedim. Islanmak daha cazip geldi. Asit yağmaya başlamamışken hazır, sizlerde ıslanın. Gerçekten muhteşem bir şey.

Evime gelen herkesin başı dönüyor. Evim olabildiğince renkli. Duvarlarımın kırmızı olması sorun sanırım. Birde rengarenk koltuklarım var. Bir de sarı ve yeşil duvarlarım var. Bir odam ise gıpgri. Fakat onu henüz kimse görmedi. O gizli oda. O yüzden gri zaten. Yoksa bana kalsa turuncu olurdu o da. İnsanlar renkleri neden sevmiyor bilmiyorum. Ben de beyazı sevmiyorum.

Renklerden konu açılmışken geçen gün abime kız istemeye gittik. Ablanız görümce oldu. Geline gelinlik de yaptırttım hani. Kahve yapılırken aniden mutfağa girip "Abimin kahvesine tuz atmayın sakın haa" dedim. Onlarda "Sen atmadın mı eşine" dediler. "Ben öyle gerzekçe şeyler yapmam" demek istedim ama "Ben öyle saçma şeylere bulaşmadım" dedim. Onlar da kahveye tuz atmadılar ama suyuna atmışlar. Beterin beteri bu olsa gerek. :) Neyse ki abim ufak bir yudumdan sonrasını içmedi.

Gelenekler görenekler falan olabildiğince beni sinir ediyor. Neyse ki uyumlu bir ailem vardı ve beni bu konuda hiç bir sıkıntıya düşürmedi. Nişan alışverişi, bohçası falan hiç uğraşmadım ben misal. Ya da yok çeyiz sermesi, yok donlarını başkalarının görmesi gibi ritüeller de olmadı hiç. Allah a şükür geçtim o günleri. Şimdi abimin başında fakat o olabildiğince mutlu. Bir insan 10 kişiyle alış verişe çıkmaktan nasıl mutlu olabilir ki? Beraber iç çamaşırı almaktan falan. Mecburi hizmet olarak ben de gideceğim işin ilginç kısmı. Kendiminkine bile gitmemişken.

Evlilik zor zanaat. Gün geçtikçe insan bunu daha iyi anlıyor. Ama her bekar arkadaşın ilk sorusu "Evlenelim mi?" oluyor. Valla sevgililik hayatı yaşayacağınıza evlenin bence. Çünkü sevgililik olayından çok daha rahat ve huzurlu. En azından bu konuda bana güvenebilirsiniz. Fakat bekarlık kadar kolay bir hayat değil. Valla lale devriymiş o zamanlar. İşte o zamanların kıymetini bilin diyen evli arkadaşlarımın cümlelerini şimdi daha iyi anlıyorum ve kesinlikle bilin!

Bir de işler güçler var ki, şu zamanlarım olabildiğince karmaşık.

Bir de bu günlerde cep telefonu ile fotoğraf çekmek olabildiğince sevdiğim bir şey oldu. Yukarda paylaştığım fotoğraf bana ait. Bundan sonra böyle şeyler görebilirsiniz blogumda. Ha, video işi ise hala aklımda. Çok yakında! :)

Ülker Bayram Hediyesi

Ülker bayram için böyle bir kutu hazırlamış. Henüz dün elime ulaştı. Kutu olabildiğince güzeldi. Genelde böyle kocaman kutulardan ufacık hediyeler çıkardı. Fakat ülker bunu yapmamış. İçine bir sürü ürünü muhteşem bir biçimde sığdırmayı başarmış. Teşekkürler ülker! Yıllardır vazgeçemediğimiz tad sen olsan da benim için şimdilerde Torku'nun yeri başka.


28 Eylül 2015

Blog Hakkında

Ne zamandır yazdığım hakkında kesin bir bilgim yok. Hep söylerim, yine söylüyorum: ben kendimi bildim bileli yazarım. Taa küçükken başladı yazma olayım. Okuma yazma bilmediğim zamanlardan bahsediyorum. Babam bana bir papağan aldı. Ben de onu eğitmek için başına gelip günlerce konuştum. Hiç duymadığım hikayeler uydurmaya başladım. Anlattıkça anlattım, konuştukça konuştum. Derken, ilkokula gittiğimde yazmanın o muhteşem tılsımını hissettim. O gün bugündür yazdım. Gördüğüm, duyduğum her bir yere hem de.

Derken bu günlere geldik. Şimdi ne görsem, ne duysam yazasım geldiğim o günlere geri döndüm. Yeniden başlıyoruz!!

Başlamadan önce mail yoluyla gayet agresif bir biçimde benimle iletişime geçen bir blogger dan bahsetmek istiyorum. Blogunu: 
 "Heyy! Heyecanlı
mısın?! korkma,okudukça geçer.! Ben öyle yapıyorum kararsız bir
karakterim var,bir satranç şampiyonuyum ama kararsız bir şampiyon."

şeklinde tanıtıyor bizlere. Mailimi dikkate alınız! diyor ilk mailinde. Ben tüm mailleri okuyorum. Mutlaka yanıtlıyorum mantık çerçevesinde. Blogunu biraz karıştırdım. Sizler de bakın. Eğlenceli yazılar mevcut. Tavsiyemdir buyrun: http://anonimzolucan.blogspot.com.tr/

20 Eylül 2015

Bazı sözler çok güzel

"Gereksiz ihtiyaçlardan oluşan koca bir dağ yarattık.Bir şeyler satın alıyoruz sonra çöpe atıyoruz. Aslında boşa harcadığımız şey hayatlarımız. Bir şeyler satın aldığımda veya siz aldığınızda ödemeyi parayla yapmıyoruz. Ödemeyi yaşamımızdan , para kazanmak için harcadığımız zamanla yapıyoruz. Aradaki fark ise şu hayatı satın alamazsınız, hayat geçip gider.. ve hayatınız boşa harcayıp özgürlüğünüzü korkutmak korkunç bir şeydir."

demiş bir devlet adamı, çok da güzel demiş.

19 Eylül 2015

Güven Duygusu İlginç

Geçenlerde bir yazı sonucu aklıma düştü bu. Güven gerçekten ilginçti. Öyle bir şeydi ki, güneşte eriyen şeker gibi yavaşça içinize işliyor, asfalta yapışan şeker minarelleri gibi yapışıp zamanla sizinle bir oluyordu. Bundan asla vazgeçemeyeceğiniz sonucuna varıyorsunuzdu.

Yazıda evli bir kadın uykusunu emanet ettiği eşinden bahsediyordu. Uykuyu emanet etmek.. Sanırım mevzu bu.

16 Eylül 2015

Ivır Zıvır Part 45

Merhaba sayın okuyucu,

bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım.

Inside Job filmini izledim bugün. Her biriniz izleyin de feyz alın. Kesinlikle "haram" denen o faiz lobiciliğinin nasıl işleyip hayatları nasıl mahvettiğine adım adım hakim olun. Amerika'da yaşanan 2008 krizinin asıl sebeplerinin ortaya serildiği muhteşem belgesel aslında bizim şu an ülkemizin bulunduğu duruma da bir çeşit ayna tutuyor. Bizler bankalarla ilişiğimizi kesmediğimiz sürece, bankalar tüm ekonomimizin sonu olacak. Tarımı, üretimi ve diğer her türlü şeyi bitiren bankalar; en sonunda bizim sistemimizi de çökeltecek. Faizler ve krediler hayatlarımızı mahvedecek. Bir Tc nize bakan o krediler varya, heh işte o kredilerin sonunda neler olacağına varın bu filmle siz bakın. O faizlerin birilerinin fuhuş ve eroin zevkine nasıl gittiğini izleyin. İzlanda gibi satışa çıkacağız belki biz de ülkece.

Oldum olası bankacılıktan ve bankalardan nefret ettim zaten. Müslüman bir ülkede var olmaması gereken oluşum olduğuna inandığım bu bankacılık sektörünü bir şekilde hayatımızdan çıkaralım. Bunun yanı sıra yine müslümanların çoğunluğunun yaşadığı bu ülkede vergilerin de alınmaması gerekir.

İçimde kalan tüm siyasetimi yaptığımı sanıyorsunuz değil mi? Hayır efenim öyle değil. Yine siyaset konuşuyorken hazır, eklemeden edemedim. Bu devirde başınız kapalıysa eğer Akp'lisiniz. Akp'yi eleştirirsen, cemaatçi. İkisi de değilim desem inanmazsınız misal. Çünkü daha çok cemaate laf sokuyorum. Çünkü eğer bir siyaset partisi yanlış yaparsa, ondan daha iyisini bulur, ona dahil olursunuz. Daha iyisini bulana dek, onunla idare edersiniz. Fakat eğer bir cemaate gönül bağı ile bağlıysanız, onun yaptığı yanlış sizi güvensizliğe, nefrete ve hayal kırıklığına uğratır. Bunu şu sebeple sonuçlandırabiliriz; partiler her ne kadar dini baz alarak konuşsalarda dinsel kurumlar değildir fakat cemaatler oluşumları ve yaptırımları dolayısıyla olabildiğince dinsel kurumlardır. Sen eğer dinsel bir kurumsan, yanlışları görüp üzerlerini örtüp; aranda anlaşmazlık çıktığında "aslında bunlar öyleydi böyleydi" dersen işte; ne olursan ol, güvenini kaybedersin, sana olan bağlılığımın da içine edersin. Kusura bakma ama sana olan nefretim, bir zamanlar ki sevgimin çokluğundandır.

Buna ek olarak gezme yazılarıma bir yenisiyle daha devam edeceğim bilgisini ekleyeyim. Yapmak istediklerim listeme baktım da, ohhoo..

Son zamanlarda çokça fotoğraf çekiyorum Instagram hesabımda paylaşıyorum. İsteyenler takip edebilirler. https://instagram.com/busrabairam/

Bir de Yeşeren Yapraklar adlı blogger dostumuzu gördükçe "acaba ben de vlog işine girsem mi" diye de düşünmüyor değilim hani. Gittiğim yerlerde ufak tefek videolar da görebilirsiniz artık. Hem sizler için daha bilgilendirici olacağı düşüncesindeyim. İyi günler dilerim madem.

4 Eylül 2015

Türkçe'den Çekinme Sorunsalı

Türkçe Balkanlardan başlayan ve Hazar Denizi'ne kadar tüm bölgede konuşulan bir dildir. Altay ailesindendir. Yaşı en eski hesaplara göre 8500'dür. Günümüzde Dünya dilleri arasında en eski yazılı belgelere sahip dildir. Düşünün ki çivi yazılı Sümerce tabletlerde ki alıntılar dahil. Bunun yanı sıra yapılan araştırmalara göre dünyada en fazla konuşulan 5. dildir.

Bunca wiki açıklamasının ardından hemen konuya girmek istiyorum. Türkçe konuşmak neden bu kadar acı veriyor? En çok da Türkçe'yi konuşmayan, umursamayan fakat ülkemize gelip güzelliğimizi sömüren ve adına turizm diyen turistlerin karşısında neden ezilip büzülüyoruz? Adam tenezül edip de "Şuraya nasıl gidebilirim?" cümlesini bile öğrenmemişken, gelip İngilizce'siyle size soru sorduğunda neden kendinizi suçlu hissediyorsunuz ki? O ülkemize geldiyse, O ülkemizin kurallarını bilecek! Dilimizi öğrenecek! Kendisini ikame edebilecek kadar kelimeleri yan yana koyabilecek! Siz Amerika'ya gittiğinizde Türkçe birine bir şey sorduğunuzda karşınızdaki eziliyor mu? Suratınıza bön bön bakıp "i dont know" deyip çekip gidiyor. Siz neden eziliyorsunuz?

İngilizce'yi öğrenme aşkının başlangıcı ülkeyi turizm kelimesinin altında sömüren o insanlara hizmet yatıyor. Aman birisi sana soru sorarsa ona nasıl anlatacaksın ile başlıyorsunuz ilkokuldan bile öğrenmeye. Benim ülkeme gelecek, resmi dilim Türkçe olacak ve ben İngilizce konuşmak için skill dersleri alacağım. Ağzımı yamultarak konuşmazsam, arkadaşlarım dalga geçecek üstüne. Konuşmayacağım efenim. Geçenlerde bir turist yol sordu. Türkçe olarak anlattım güzelce. Yüzüme boş boş bakmaya devam etti. İngilizce olarak "Dilimizi neden öğrenmedin hiç?" dedim. "İngilizce biliyor musun" dedi. "Bilmek zorunda değilim, senin ülkende de değilim, fakat sen benim ülkemdesin ve bilmek zorundasın" dedikten hemen sonra yolu tarif ettim. Ona eminim ders olmuştur.

Olacak tabi efenim. Biz dilimize sahip çıkmazsak, elin gavurları mı çıkacak? İki kelime bildiğiniz ingilizce ile "i am here, i am there" falan yazıyorsunuz. He ya he. Sen ordasın evet! Senin bırak İngilizce'yi Türkçe'nin dil bilgisine hakim olmadığını tüm arkadaşların biliyor? Kime bu afralar tafralar? Bu şekilde hava attığını mı sanıyorsun? Hayır canım rezil oluyorsunuz. Çünkü hepimiz biliyoruz İngilizce'den bir halt anlamadığını ve ezbere konuştuğunu.!

Biz Onların dilini iş kullanmak için öğrenelim. Yarın öbür gün yurt dışına açılmak istediğimizde lazım olur diye öğrenelim. Ya da belki biz de turizm kelimesi altında sömürmeye gideriz onların ülkesini. Rahatlıkla sömürebilmek adına öğrenelim. Birilerine hava atma aracı olmasın İngilizce! Güzel kullanılan Türkçe'm olsun. Çoluğu çocuğu ağzını yamultmadan İngilizce konuşamıyor diye aşağılamak yerine, 90 kelimenin üzerine çıkamadığı Türkçesiyle üzelim. Üzelim ki bilsin diğer tüm kelimeleri. Cümlelerinde kullansın futursuzca. Eğlensin Türkçemle. Biz köklü bir diliz. Bizim dilimiz sondan eklemeli ve her eylem farklı anlamlara çıkabilir. İngilizce gibi saçma bir dili baş tacı etmeyin! Ettirmeyin!

Konuşmayın gelen turistle İngilizce! Çeksin sıkıntısını gitsin öğrensin dilimi? Ben nasıl onun ülkesinde o rahatlıkla dolaşamıyorsam, o da dolaşmasın benim ülkemde! Bırakın bu batı aşkını! Oyunlarda, sokaklarda, iş yerlerinde İngilizce zorunluluğunu kaldırın. Benim dilim gibisi yok çünkü. En güzeli, en köklüsü ve en muhteşemi Türkçe'me sahip çıkın. Turistin yüzüne bakın, gülümseyerek "iki kelime öğrenseydin be güzelim" deyin. Öğrenecektir! Gülümsemeyi elden bırakmayın ama. Çünkü bir Türk, güzel Türkçesini gülümsemesiyle gösterir.

2 Eylül 2015

Yer Keşfi: Karaaslan Alabalık & Kamping Tesisleri

Evet sayın okuyucu. Uzun zamandır yazamadığım yazıyı yazmaya şu an niyetlendim. Umarım bitiririm. Bu yaz tatil için plan yapamadık malumunuz. Normal çiftler gibi güneye inmek de istemedik. İstanbul'a yakın, kafa dinleyebileceğimiz, sakin bir yer aradık. Uzun arayışlar sonunda Karaarslan Kamping ile karşılaştım.

Yuvacık Barajı'na yakın bir yerde kurulan Kocaeli'ne bağlı alabalık ve kamping tesisinden bahsetmek istiyorum. 3 gün kalabildiğimiz mekan için puanım 9/10. Tam puan neden vermediğimi bilmiyorum. Çünkü mekanda yarım pansiyon kalmamıza rağmen çaylar şirkettendi. Demlikle masamıza geliyor, içebildiğimiz kadar içebiliyorduk.



Öncelikle pansiyon olayına girelim madem. Tam pansiyon ve yarım pansiyon şeklinde kalabiliyorsunuz. Tam pansiyonda üç öğün yemek,yarım pansiyonda iki öğün yemek yiyorsunuz. Yemekte ne yiyeceğinizi kendiniz belirliyorsunuz. Mesela biz üç gün kaldık. Yarım pansiyon olduğumuz için 6 öğün yemek hakkımız vardı. İstediğiniz gibi harcayabilirsiniz dediler. Fakat öyle ki, tatlı meyve ve çaylar şirketten olunca ikinci öğünü bile zor yiyorduk. Oranın havası zaten doyuruyor sizi. Bir de biz çiftler olarak pek yemeyi sevmiyoruz sanırım.

Ormanın ortasında, nehrin kenarında ufak ufak bungalov evlerde kaldık. Arada nehrin şırıltısı eşliğinde uyuduk. Orman havası geceleri o kadar soğuk oluyordu ki, bu yaz günü yorganla uyuduk. Uyandığımızda ise, mutlu ve temiz havanın verdiği huzur içindeydik. Kahvaltımızı gidip nehrin üzerine kurulmuş köprüdeki masada yedik. Kahvaltı da yok yoktu. Normal kahvaltılıkların yanı sıra börek, kuymak, menemen, patates kızartması ve peynir eritmesi yer alıyordu. Çay sınırsız. Huzur için başka kelimelere ihtiyaç yok sanırım.

Hee bir de nehrin üzerinde masalar vardı. Böyle ayaklarınız su da yemek yiyordunuz fakat biz beş dakika dayanamadık o buz gibi nehre. Baktım çoluk çocuk içinde oynuyor, insanlar ayakları içindeyken rahatlıkla yiyebiliyor, gel gör ki ben dayanamadım. Dayanabilene aşk olsun.

Ormanlık alana kurulmuş salıncaklara ne demeli? Hele bir salıncak vardı ki, nehre karşı sallanıyorsunuz. Aman ne muhteşemdi. Ve tabi bir de nehir sesi ve o ılık rüzgar eşliğinde var olan hamaklar.. Oradaki keyif,hiç bir yerde yoktu. Öyle gözlerinizi kapatıyorsunuz huzurla, üzerinizi örtüyorsunuz, ohh miss. Orman sesleri, nehir sesine karışırken, o ürpertici rüzgar teninizi dinçleştiriyor resmen.

Gelelim mekanın personeline. Her biri harika insanlardı. Muhteşem bir şekilde karşıladılar bizi ve yine muhteşem bir şekilde konaklamamıza yardımcı oldular. Gecenin 1'inde herkes bungalovlarına çekilince biz dışarı çıkıyorduk. Canımız bir şey isteyince çat diye koşarak getiriyorlardı. Mısır patlamasına kadar her bir şeye yardımcı oluyorlardı. He bir de Karadeniz insanıydı hepsi. Lazca konuşmaların arasında bana memleket özlemi yaşatmadılar sağolsunlar.

Kesinlikle kafa dinlemek için ideal bir yer. Fakat hafta içi. Hafta sonu iğne atsanız yere düşmüyor mekanda. Çünkü Kocaeli yerlisi de yemeğe-alabalığa falan geliyor. Bu yüzden hafta içi gitmenizi, görmenizi tavsiye ederim. Bu da mekanın linki. http://karaaslankamping.com/

Kendinize iyi bakın efenim.

Ivır Zıvır Part 45

İnsanlardan nefret ediyorum. Bugün liseden bir arkadaşım o günlerde yazmış olduğum bir yazıyı gönderdi. O günlerde bilincine varmışım iğrenç insanların. O günlerde nefret kusmuşum, kin dolmuşum. Dün otobüste giderken yoldan geçen kadına yiyecek gibi bakan öküz erkekler midemi bulandırdı. Erkeklerin kadına bu derece cinsel meta gibi bakması, evlendikten sonra daha da sinirimi bozmaya başladı. Kadınların vucutlarını ifşa etmesinin sebebini asla anlayamadım. Yani yarı çıplak sokakta yürürken ve etrafta bunca öküz varken ben dışardan bunca rahatsız olurken, onlar olmuyorlar mı acaba? Yabancı bir erkeğin, o iğrenç bakışları altında huzursuz olmuyorlarmı? Bence oluyorlar. İşte bu kesinlikle özgürlük değil!

Kadınların poposu, bacakları ve göğüsleri üzerinden dönen yan masa muhabbetlerine ne demeli? Memlekette müslüman kalmamış resmen. Nerede o müslüman erkekler? Kendisine ait olmayan kadınları çekiştirmenin günah olduğunun bilincinde olan, başkasının karısıdır-kızıdır düşüncesine sahip, namuslu, şerefli adamlar neredeler? Allah günah yazmıyordur umarım bana, isim vermedim çünkü. Genele konuşuyorum! Öküz gibi bakmayın kendini ifşa eden kadınlara. Gerçekten iğrenç gözüküyorsunuz yürüyen kadının ardından mal gibi bakarken. Hatta dönüp dönüp tekrar baktığınızda daha da iğrenç oluyorsunuz. Olayın başka boyutlarına girmeyeceğim hiç.

Sonra Büşra neden nefret ediyorsun bu insanlardan? Nesini seveyim? Güvenilecek bir yanınız mı kaldı? İnsan yolda yol sormaya çekiniyor bu devirde. Selam veremiyorsun kimseye. Konuşmanın bile hata olduğu bir devirde yaşıyoruz. Birisi hapşırsa çok yaşa diyemiyorsun. 

Mutlu olun! Tüm pisliğinizi sokaklarımıza serdiniz. Taksimin sokaklarının duvarlarında tek günlük ev kiralama afişlerinizi astınız zevkle. Duvar diplerini idrar kokuttunuz. Sokaklarda huzur bırakmadınız. Bu derece bel altı yaşayarak, beyni kullanacak hücre bırakmadınız ne kendinizde,ne etrafınızda. Filmlere bulaştırdınız, dizilere bulaştırdınız. Adına "aşk" dediniz. Kakaladınız ne kadar iğrenç şey varsa. Kadınları 90-60-90 bedenlere hapsettiniz. O bedene sahip olmayanları olana kadar zorladınız. Kadına doğum yaptırdınız, yaptırdıktan hemen sonra 60 kilo olmasını beklediniz. Vücudu çatlayınca laf ettiniz. Bir gün saçını taramasa dışladınız. Makyajsız çıksa karşınıza boşadınız.

Neden mi? Hepsi o lanet olasıca anlatılan, öğretilen mükemmeliyetçi düşünce sistemi yüzünden. Filmlerde izlediğiniz o kadınlara benzemeye çalıştığınızdan kendinizden uzaklaştınız. Mutsuz milyonlarca insan oldunuz.Mutluluğun emek, iyilik olduğu günler hep Alyazmalım lı günlerde kaldı şimdi. Çünkü sizin için mutluluk kadının muhteşem bedeni, bel altı düşünceleriniz ve diğer her ne varsa o. 


25 Ağustos 2015

DUYURU!

ne zamandır yazmadığımı fark edip buraları özledim.
o yüzden gelip iki satır bir şeyler yazayım dedim.
günlerim karmaşa içinde geçtiğinden ne desem yalan olur sayın izleyici.
sizler beni izlemeye devam edin.
işler güçler dolayısıyla yer keşfini anlatamıyorum ama size süper bir tatil yeri anlatacağım.

DUYURU: İÇ YAPMADIĞIM BİR ŞEY YAPIYORUM VE İLK KEZ BLOGUMA BİR YAZAR KABUL EDİYORUM. A KİŞİSİ DE ARTIK BURADA BENİMLE BİRLİKTE YAZACAK. ONU DA OKUMAYA DEVAM EDİNİZ :)

18 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Lalezar Cafe-Beyazıt

Süleymaniye'de çok güzel yerler var gerçekten. Hangi birinden başlayım diye düşünürken, en çok gittiğim mekanı önereyim dedim. Lalezar cafe.

Lalezar Cafe, Süleymaniye camii'sinin ön kapısından girmeden hemen solda yer alan bir mekan. Şu kurufasülyecilerin bitiminde, sur içi gibi bir yerde yer alıyor. Kapısından girer girmez aşağı doğru uzunca bir merdivenden inmeniz gerekiyor.

Her akşam saat 21.00'da eski Türk filmlerini projeksiyonla beyaz perdeye yansıtıyorlar. Filminizi izlerken çayınızı yudumlayabiliyor, dilerseniz nargilenizi içiyorsunuz. Yiyecek olarak patates kızartması ve bizim meşhurumuz olan köfte ekmeği de atlamamam gerekiyor sanırım. Birde dondurmasına hastayım son günlerde. Dondurması da gerçekten güzel. Ayrıca Uludağ Limonata'da buz gibi servis ediliyor. İçmeden olmazlarımdan.

Ben saatlerce oturduğumdan mekanda, her söylediğimden yiyip içiyorum. Toplamda 50TL bırakıyoruz iki kişi en fazla. Daha fazla ödeme yaptığımız olmadı. Bu yüzden tek tek fiyatlarını ne söylesem yalan olur. Fakat cebinizi yakmayacağına emin olabilirsiniz. Özellikle benim gibi Türk filmi aşığı iseniz, akşam güzel bir ortamda hem filminizi izleyip, hem de arkadaşlarınızla rahatça sohbet edebileceğiniz bir mekandır kendisi. Her ne kadar arkadaşlarım bana "Gitme artık oraya yeter!" deseler de, ben gitmeye devam edeceğim. Bence sizde bir gidin. Ha, mekanın kapanış saati 01.01

11 Ağustos 2015

Yerli Üretimin Gururu Vestel!

Çok değerli okuyucum.

Mekan önerilerimin yanına bir de kendini Yerli Üretimin Gururu olarak tanıtan Vestel'i anlatmak isterim. Aslında yerden yere vurmakta isterim. Zira kendileri beni illet ettiler son 3 ayda.

Bildiğiniz üzere 3 ay kadar önce evlendim. 2012 yılında çıkarmış olduğu renkli dolaplarına aşık olduğum Vestel o gün bugündür hep kafamdaydı. Sonra çat diye Retro serisi çıkardı ki, akıllara zarardı. Evim olduğunda aldığım ve aşık olduğum ilk ürünüm kendisiydi.

Beyaz eşya olayına Vestel'den giriş yapınca, tüm beyaz eşyayı oradan almaya karar verdik. Davlunbaz dahil, herşeyi oradan aldık.

Dolabım geldiğinde kapının iç kısmında boyanın çizik olduğunun farkına vardı eşimin annesi. Kurulumu yapan servise bunu söylediğinde fabrikasyon bir hata olabileceği söylendi. Dolabın fotoğrafları çekildi. Merkeze gönderilip gereğinin yapılacağı söylendi. Bizi arayacaklarını eklediler. 1 ay geçti, bir ses gelmedi. Eşim dolabın soğutmadığını farketti. Tekrar servis çağırdık. Gelen adam eğer soğutmasaydı, buzluk kısmının buz kaplayacağını, böyle bir şikayet olmadığına göre soğuttuğunu iddia etti. Adam gittikten 3 gün sonra söylediği oldu ve buzluk kısmı buz kapladı. Tekrar servis çağırdık. Bu kez soğutmadığına ikna oldular. Fakat şu aşamada değişim için yazışmalar sürdüğünden bir şey yapamayacaklarını söylediler, gittiler. Dolabıma derece koyduk. Max soğutması 13 derece oluyor. Yemeklerim bozuluyor, aldığım her şey ekşiyor. Şu an 3 ay geçmiş durumda ve en sonunda aramalarımız ve şikayetlerimiz bir işe yaramış olacak ki, önümüzdeki bir hafta içinde yeni buz dolabını getireceklerini söylediler. Fakat insanın tabi ki inanası gelmiyor. Önümüzdeki hafta ne zaman geleceği belli olmadığından, geleceğine inanamıyorum.

Bitti mi? Elbette bitmedi. Çamaşır makinem'den inanılmaz sesler geliyor yıkama esnasında. Servise bunu söylediğimde 1200 devirlik makineyi 800 devirde çalıştırmamı söyledi. Gerek yokmuş o kadar devire. O yüzden ses yapıyormuş. Devir sorunuymuş. İç haznesi yerinden kopacakmış gibi sesler yapıyor demiş olsam da yine iplenmedim. Baktılar sağına soluna, yine gittiler. Makine her çalıştığında tangır tungur sesler geliyor. Hele bir sıkmaya girişi var ki, sanırsınız THY'nin uçağındayız da iniş takımları açılmış inişe geçiyoruz. 6 motor aynı anda yere ivme kazandırıyor gibi bir ses veriyor. Gel gör ki anlat servise. Yok efenim anlatamıyorum..

Aldığım bulaşık makinesi ise lekeli bırakıyor bardakları. Üzerlerinde su lekesi var hep her ne kadar parlatıcı kullansam da. Tablet deterjan kullandım, jel kullandım yine de olmadı. Üzerinde finish kullanmam gerektiği yazıyor. Finish'in ne kadar deterjanı varsa hepsini denedim fakat bu durum düzelmedi. Bunun için servis çağırmadım ama çağırasım da yok açıkçası. Çünkü gelen servislerinden hiç ama hiç memnun kalmadım.

Gelelim klimamıza. Klimanın takılması tam bir fiyaskoydu. Klimayı kurmaya gelen servis elemanı duvarı delmeye başladı. Sonra duvarın perde duvar olduğunu ve delmesinin çok zor olduğunu söyledi. Ne yapabiliriz dediğimde usta çağırıp özel bir aletle duvarın delinmesi gerektiğini söyledi. Eğer duvarı delerse akşama kadar işi bitmezmiş, eve gidemezmiş bey efendi.Ertesi gün duvarın deldirildikten sonra hemen çağırdığımızda geleceklerini ekledi.Aptal kafam kurulumun ücretsiz olduğunu söylemeyi akıl edemedi. Usta çağırıp delik için 100 TL ödedik. Sonra adamları aradık o gün gelemeyeceklerini iki gün sonra geleceklerini söylediler. Eşim başka yerleri arayarak ertesi gün için randevu aldı. Sonra gelen elemanlar takıp gittiler klimayı. Klimayı çalıştırdık. Yarım saat kadar sonra alt kısmında musluk suyu gibi su akıtmaya başladı. Tekrar çağırdık servisi. Meğersem gelen bey efendi dış hortumu düzgün bağlayamamış. Su tahliyesi eve boşalmış haliyle. En son gelen servis gerçekten bu işin ustasıydı. O yaptıktan sonra bir sorun çıkmadı fakat o açılan koca delik sağolsun, içeriye dün böcek girdi. Bir daha usta çağırtıp, o deliğin kenarlarını kapatmak zorunda kalacağım.

Klimanın kurulumu konusunda şikayetimi belirttim müşteri hizmetlerine. Duvarı delmenin kurulumun içinde olup olmadığını sordum: her türlü alet-edavatla gelmeleri gerekirdi, delmek bizim sorumluluğumuzdu dediler. Şikayetçi olduğumu ve bu konuda yaptırım yapılması gerektiğini söyledim. Şikayet dilekçesi oluşturdular ve hala bir yanıt gelmedi. Benim bildiğim 3 gün içersinde bu tip sorunlara cevap verilir. En azından haksızsak haksızsınız denir.

Diyeceğim o ki; Vestel'den bir ürün alacaksanız eğer kalitesi konusunda oturup bir düşünün. Kalite: verdiğiniz fiyat fazlalığı ile ölçülmez. Almak istediğiniz hizmeti en yüksek seviyede almanız ile ölçülür. Size yardımcı olamayacak bir servisi, müşteri hizmetleri olduğunu göz önünde bulundurun. Size kuruluma gelip, ama ben burayı delemiyorum yeaa gidin bir usta çağırın deldirin de diyebilirler çünkü. Ya da 3 ay buz dolabınızdaki çizik yüzünden değiştireceğiz deyip değiştirmez, bozuk olan kısmını tamir etmez, yemeklerinizin bozulmasına da neden olabilirler. 1200 devirlik makine çıkarıp "ama size gerek yok 800 devirde yıkasanız da yıkanır çamaşırlar" da diyebilirler.

Türk malı, yurdum malı diye aldım. Beni sinir harplerine soktular. Teşekkür etmiyorum efenim.

Not: Fotoğraflar netten alıntıdır.

Yer Keşfi: Erenler Nargile -Beyazıt

Çok değerli izleyiciler tekrar bir yer keşfi ile karşınızdayım.

Burası herkesin kendi hikayesini yazdığı yer: Erenler Nargile. Çorlulu Ali Paşa Medresesinin içine kurulmuş iki cafe'den bir tanesi ve Beyazıt'ın en ünlüsü.

Nargile sever bir insansanız eğer mutlaka buraya gelmişsinizdir. Çünkü buranın naneli elma nargilesi muhteşem. Nargilenin fiyatı 20 TL. Durmaksızın devam eden bir çay servisi bulunmaktadır. Sedirlerle oluşan oturma yerlerinde dip dibe oturarak yanınızdaki insanların muhabbetlerine ortak olabilir, sosyalleşebilirsiniz. Ya da kendi başınıza oturup nargilenizi içebilirsiniz.

Buranın tarihçesi hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Çorlulu Ali Paşa Lale Devri'nde 3. Ahmet zamanında dört yıl kadar sadrazamlık etmiş bir devlet adamıdır. En parlak yıllarında Mimar Davud'a Beyazıt'ta yaptırdığı bu medrese, şu an kapalı Çarşı'dan Çemberlitaş yönüne yürürken solunuzda kalmaktadır. Çorululu Ali Paşa Rus-Osmanlı savaşında başarısız olunca Kefe'ye sürgün edilmiş. Sonrada idam edilmiş. Bunun üzerine bu medrese hep hüzünlü havası ile anılmıştır. Fakat günümüzde restorasyon geçiren mekan, nargilecilik hayatının vazgeçilmezi olmuştur.

Daha medresenin önünden geçerken, sizi kokusuyla karşılar Erenler Nargile. Bir şehir efsanesine göre ise; mekanın ortasında bulunan taşın üzerinde Çorlulu Ali Paşa idam edildikten hemen sonra bir leke çıkmış, iç kısmından dışına doğru göz yaşı şeklinde akmıştır. Restorasyon sonucu kapanan bu lekenin yerinde şimdi balıklar var. Taşın üzerine konumlanmış , huzur veren bir akvaryum yer almaktadır.

Tekrardan mekanın günümüzdeki haline dönecek olursak, elma çayını kesinlikle tavsiye ederim. 2TL'ye servis edilir ve şekersiz içilir. Acıktıysanız yiyecek bir şey bulmanız pek mümkün değil. Daha çok buraya içmeye gelinir. Nargile içersiniz, kahve içersiniz, çay içersiniz. Özellikle Türk Kahvesini dibek şeklinde yapıyorlar. Bolca köpüklü olan bu kahve 5TL değerindedir. Geldiyseniz kesinlikle tavsiye ederim.

Ayrıca girişte sağda bir simitçi abimiz var. Nargile közleri ile simiti ısıtıp satıyor. Oradan simitimizi alıp, içerde çay+simit yapıyoruz. Abimizden isterseniz peynir de satın alabiliyorsunuz. Değmeyin bu üçlünün keyfine. Sıcak çay,sıcak simit ve muhteşem karper peyniri. Aman Allah'ım mutluluktan ölebilirsiniz.

3 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Çınaraltı Kebap

Çok sevgili okuyucum.

Artık gezip, gördüğüm, yediğim tattığım şeylerden daha çok bahsedeceğimi söylemiş miydim? Artık söyledim.

Her neyse. Şimdi ise size Çınaraltı Kebap'tan bahsetmek istiyorum. Yıldız Teknik Üniversitesi-davutpaşa Kampüsünün içinde bulunan bu mekanda iki kez bulundum. İlkinde kavurmalı kaşarlı pide yedim. İkincisinde de. Fiyatlar makul'e yakın. 17 TL pidenin fiyatı. Yanına kola veya ayran alırsanız 3 TL vermeniz gerekiyor. Öncesinde şöyle bir servis karşılıyor sizi.

 İlk gittiğimde tereyağı ve lavaş ekmekte vardı. İkinci de bunları atladılar. Fakat en önemlisi servis ettikleri minik lahmacunu da servis etmediler. Ara saatte gittiğimden olsa gerek. Çünkü kampüs dışında bulunan mekanda o minik lahmacunlardan vardı.

Neyse efenim. Mekanın ambiansı olabildiğince güzel. Bu yüzden size bir de mekan fotoğrafı da çektim. Menünün fotoğrafını çekmedim fakat fiyatlar 17-25 TL arasında değişiyor bilgisini vereyim.
Bu da mekanın web sitesi: http://www.cinaraltikebap.com/