25 Ağustos 2015

DUYURU!

ne zamandır yazmadığımı fark edip buraları özledim.
o yüzden gelip iki satır bir şeyler yazayım dedim.
günlerim karmaşa içinde geçtiğinden ne desem yalan olur sayın izleyici.
sizler beni izlemeye devam edin.
işler güçler dolayısıyla yer keşfini anlatamıyorum ama size süper bir tatil yeri anlatacağım.

DUYURU: İÇ YAPMADIĞIM BİR ŞEY YAPIYORUM VE İLK KEZ BLOGUMA BİR YAZAR KABUL EDİYORUM. A KİŞİSİ DE ARTIK BURADA BENİMLE BİRLİKTE YAZACAK. ONU DA OKUMAYA DEVAM EDİNİZ :)

18 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Lalezar Cafe-Beyazıt

Süleymaniye'de çok güzel yerler var gerçekten. Hangi birinden başlayım diye düşünürken, en çok gittiğim mekanı önereyim dedim. Lalezar cafe.

Lalezar Cafe, Süleymaniye camii'sinin ön kapısından girmeden hemen solda yer alan bir mekan. Şu kurufasülyecilerin bitiminde, sur içi gibi bir yerde yer alıyor. Kapısından girer girmez aşağı doğru uzunca bir merdivenden inmeniz gerekiyor.

Her akşam saat 21.00'da eski Türk filmlerini projeksiyonla beyaz perdeye yansıtıyorlar. Filminizi izlerken çayınızı yudumlayabiliyor, dilerseniz nargilenizi içiyorsunuz. Yiyecek olarak patates kızartması ve bizim meşhurumuz olan köfte ekmeği de atlamamam gerekiyor sanırım. Birde dondurmasına hastayım son günlerde. Dondurması da gerçekten güzel. Ayrıca Uludağ Limonata'da buz gibi servis ediliyor. İçmeden olmazlarımdan.

Ben saatlerce oturduğumdan mekanda, her söylediğimden yiyip içiyorum. Toplamda 50TL bırakıyoruz iki kişi en fazla. Daha fazla ödeme yaptığımız olmadı. Bu yüzden tek tek fiyatlarını ne söylesem yalan olur. Fakat cebinizi yakmayacağına emin olabilirsiniz. Özellikle benim gibi Türk filmi aşığı iseniz, akşam güzel bir ortamda hem filminizi izleyip, hem de arkadaşlarınızla rahatça sohbet edebileceğiniz bir mekandır kendisi. Her ne kadar arkadaşlarım bana "Gitme artık oraya yeter!" deseler de, ben gitmeye devam edeceğim. Bence sizde bir gidin. Ha, mekanın kapanış saati 01.01

11 Ağustos 2015

Yerli Üretimin Gururu Vestel!

Çok değerli okuyucum.

Mekan önerilerimin yanına bir de kendini Yerli Üretimin Gururu olarak tanıtan Vestel'i anlatmak isterim. Aslında yerden yere vurmakta isterim. Zira kendileri beni illet ettiler son 3 ayda.

Bildiğiniz üzere 3 ay kadar önce evlendim. 2012 yılında çıkarmış olduğu renkli dolaplarına aşık olduğum Vestel o gün bugündür hep kafamdaydı. Sonra çat diye Retro serisi çıkardı ki, akıllara zarardı. Evim olduğunda aldığım ve aşık olduğum ilk ürünüm kendisiydi.

Beyaz eşya olayına Vestel'den giriş yapınca, tüm beyaz eşyayı oradan almaya karar verdik. Davlunbaz dahil, herşeyi oradan aldık.

Dolabım geldiğinde kapının iç kısmında boyanın çizik olduğunun farkına vardı eşimin annesi. Kurulumu yapan servise bunu söylediğinde fabrikasyon bir hata olabileceği söylendi. Dolabın fotoğrafları çekildi. Merkeze gönderilip gereğinin yapılacağı söylendi. Bizi arayacaklarını eklediler. 1 ay geçti, bir ses gelmedi. Eşim dolabın soğutmadığını farketti. Tekrar servis çağırdık. Gelen adam eğer soğutmasaydı, buzluk kısmının buz kaplayacağını, böyle bir şikayet olmadığına göre soğuttuğunu iddia etti. Adam gittikten 3 gün sonra söylediği oldu ve buzluk kısmı buz kapladı. Tekrar servis çağırdık. Bu kez soğutmadığına ikna oldular. Fakat şu aşamada değişim için yazışmalar sürdüğünden bir şey yapamayacaklarını söylediler, gittiler. Dolabıma derece koyduk. Max soğutması 13 derece oluyor. Yemeklerim bozuluyor, aldığım her şey ekşiyor. Şu an 3 ay geçmiş durumda ve en sonunda aramalarımız ve şikayetlerimiz bir işe yaramış olacak ki, önümüzdeki bir hafta içinde yeni buz dolabını getireceklerini söylediler. Fakat insanın tabi ki inanası gelmiyor. Önümüzdeki hafta ne zaman geleceği belli olmadığından, geleceğine inanamıyorum.

Bitti mi? Elbette bitmedi. Çamaşır makinem'den inanılmaz sesler geliyor yıkama esnasında. Servise bunu söylediğimde 1200 devirlik makineyi 800 devirde çalıştırmamı söyledi. Gerek yokmuş o kadar devire. O yüzden ses yapıyormuş. Devir sorunuymuş. İç haznesi yerinden kopacakmış gibi sesler yapıyor demiş olsam da yine iplenmedim. Baktılar sağına soluna, yine gittiler. Makine her çalıştığında tangır tungur sesler geliyor. Hele bir sıkmaya girişi var ki, sanırsınız THY'nin uçağındayız da iniş takımları açılmış inişe geçiyoruz. 6 motor aynı anda yere ivme kazandırıyor gibi bir ses veriyor. Gel gör ki anlat servise. Yok efenim anlatamıyorum..

Aldığım bulaşık makinesi ise lekeli bırakıyor bardakları. Üzerlerinde su lekesi var hep her ne kadar parlatıcı kullansam da. Tablet deterjan kullandım, jel kullandım yine de olmadı. Üzerinde finish kullanmam gerektiği yazıyor. Finish'in ne kadar deterjanı varsa hepsini denedim fakat bu durum düzelmedi. Bunun için servis çağırmadım ama çağırasım da yok açıkçası. Çünkü gelen servislerinden hiç ama hiç memnun kalmadım.

Gelelim klimamıza. Klimanın takılması tam bir fiyaskoydu. Klimayı kurmaya gelen servis elemanı duvarı delmeye başladı. Sonra duvarın perde duvar olduğunu ve delmesinin çok zor olduğunu söyledi. Ne yapabiliriz dediğimde usta çağırıp özel bir aletle duvarın delinmesi gerektiğini söyledi. Eğer duvarı delerse akşama kadar işi bitmezmiş, eve gidemezmiş bey efendi.Ertesi gün duvarın deldirildikten sonra hemen çağırdığımızda geleceklerini ekledi.Aptal kafam kurulumun ücretsiz olduğunu söylemeyi akıl edemedi. Usta çağırıp delik için 100 TL ödedik. Sonra adamları aradık o gün gelemeyeceklerini iki gün sonra geleceklerini söylediler. Eşim başka yerleri arayarak ertesi gün için randevu aldı. Sonra gelen elemanlar takıp gittiler klimayı. Klimayı çalıştırdık. Yarım saat kadar sonra alt kısmında musluk suyu gibi su akıtmaya başladı. Tekrar çağırdık servisi. Meğersem gelen bey efendi dış hortumu düzgün bağlayamamış. Su tahliyesi eve boşalmış haliyle. En son gelen servis gerçekten bu işin ustasıydı. O yaptıktan sonra bir sorun çıkmadı fakat o açılan koca delik sağolsun, içeriye dün böcek girdi. Bir daha usta çağırtıp, o deliğin kenarlarını kapatmak zorunda kalacağım.

Klimanın kurulumu konusunda şikayetimi belirttim müşteri hizmetlerine. Duvarı delmenin kurulumun içinde olup olmadığını sordum: her türlü alet-edavatla gelmeleri gerekirdi, delmek bizim sorumluluğumuzdu dediler. Şikayetçi olduğumu ve bu konuda yaptırım yapılması gerektiğini söyledim. Şikayet dilekçesi oluşturdular ve hala bir yanıt gelmedi. Benim bildiğim 3 gün içersinde bu tip sorunlara cevap verilir. En azından haksızsak haksızsınız denir.

Diyeceğim o ki; Vestel'den bir ürün alacaksanız eğer kalitesi konusunda oturup bir düşünün. Kalite: verdiğiniz fiyat fazlalığı ile ölçülmez. Almak istediğiniz hizmeti en yüksek seviyede almanız ile ölçülür. Size yardımcı olamayacak bir servisi, müşteri hizmetleri olduğunu göz önünde bulundurun. Size kuruluma gelip, ama ben burayı delemiyorum yeaa gidin bir usta çağırın deldirin de diyebilirler çünkü. Ya da 3 ay buz dolabınızdaki çizik yüzünden değiştireceğiz deyip değiştirmez, bozuk olan kısmını tamir etmez, yemeklerinizin bozulmasına da neden olabilirler. 1200 devirlik makine çıkarıp "ama size gerek yok 800 devirde yıkasanız da yıkanır çamaşırlar" da diyebilirler.

Türk malı, yurdum malı diye aldım. Beni sinir harplerine soktular. Teşekkür etmiyorum efenim.

Not: Fotoğraflar netten alıntıdır.

Yer Keşfi: Erenler Nargile -Beyazıt

Çok değerli izleyiciler tekrar bir yer keşfi ile karşınızdayım.

Burası herkesin kendi hikayesini yazdığı yer: Erenler Nargile. Çorlulu Ali Paşa Medresesinin içine kurulmuş iki cafe'den bir tanesi ve Beyazıt'ın en ünlüsü.

Nargile sever bir insansanız eğer mutlaka buraya gelmişsinizdir. Çünkü buranın naneli elma nargilesi muhteşem. Nargilenin fiyatı 20 TL. Durmaksızın devam eden bir çay servisi bulunmaktadır. Sedirlerle oluşan oturma yerlerinde dip dibe oturarak yanınızdaki insanların muhabbetlerine ortak olabilir, sosyalleşebilirsiniz. Ya da kendi başınıza oturup nargilenizi içebilirsiniz.

Buranın tarihçesi hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Çorlulu Ali Paşa Lale Devri'nde 3. Ahmet zamanında dört yıl kadar sadrazamlık etmiş bir devlet adamıdır. En parlak yıllarında Mimar Davud'a Beyazıt'ta yaptırdığı bu medrese, şu an kapalı Çarşı'dan Çemberlitaş yönüne yürürken solunuzda kalmaktadır. Çorululu Ali Paşa Rus-Osmanlı savaşında başarısız olunca Kefe'ye sürgün edilmiş. Sonrada idam edilmiş. Bunun üzerine bu medrese hep hüzünlü havası ile anılmıştır. Fakat günümüzde restorasyon geçiren mekan, nargilecilik hayatının vazgeçilmezi olmuştur.

Daha medresenin önünden geçerken, sizi kokusuyla karşılar Erenler Nargile. Bir şehir efsanesine göre ise; mekanın ortasında bulunan taşın üzerinde Çorlulu Ali Paşa idam edildikten hemen sonra bir leke çıkmış, iç kısmından dışına doğru göz yaşı şeklinde akmıştır. Restorasyon sonucu kapanan bu lekenin yerinde şimdi balıklar var. Taşın üzerine konumlanmış , huzur veren bir akvaryum yer almaktadır.

Tekrardan mekanın günümüzdeki haline dönecek olursak, elma çayını kesinlikle tavsiye ederim. 2TL'ye servis edilir ve şekersiz içilir. Acıktıysanız yiyecek bir şey bulmanız pek mümkün değil. Daha çok buraya içmeye gelinir. Nargile içersiniz, kahve içersiniz, çay içersiniz. Özellikle Türk Kahvesini dibek şeklinde yapıyorlar. Bolca köpüklü olan bu kahve 5TL değerindedir. Geldiyseniz kesinlikle tavsiye ederim.

Ayrıca girişte sağda bir simitçi abimiz var. Nargile közleri ile simiti ısıtıp satıyor. Oradan simitimizi alıp, içerde çay+simit yapıyoruz. Abimizden isterseniz peynir de satın alabiliyorsunuz. Değmeyin bu üçlünün keyfine. Sıcak çay,sıcak simit ve muhteşem karper peyniri. Aman Allah'ım mutluluktan ölebilirsiniz.

3 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Çınaraltı Kebap

Çok sevgili okuyucum.

Artık gezip, gördüğüm, yediğim tattığım şeylerden daha çok bahsedeceğimi söylemiş miydim? Artık söyledim.

Her neyse. Şimdi ise size Çınaraltı Kebap'tan bahsetmek istiyorum. Yıldız Teknik Üniversitesi-davutpaşa Kampüsünün içinde bulunan bu mekanda iki kez bulundum. İlkinde kavurmalı kaşarlı pide yedim. İkincisinde de. Fiyatlar makul'e yakın. 17 TL pidenin fiyatı. Yanına kola veya ayran alırsanız 3 TL vermeniz gerekiyor. Öncesinde şöyle bir servis karşılıyor sizi.

 İlk gittiğimde tereyağı ve lavaş ekmekte vardı. İkinci de bunları atladılar. Fakat en önemlisi servis ettikleri minik lahmacunu da servis etmediler. Ara saatte gittiğimden olsa gerek. Çünkü kampüs dışında bulunan mekanda o minik lahmacunlardan vardı.

Neyse efenim. Mekanın ambiansı olabildiğince güzel. Bu yüzden size bir de mekan fotoğrafı da çektim. Menünün fotoğrafını çekmedim fakat fiyatlar 17-25 TL arasında değişiyor bilgisini vereyim.
Bu da mekanın web sitesi: http://www.cinaraltikebap.com/

31 Temmuz 2015

An İtibariyle!

Saat 04.50 oldu ve biz hala çalışıyoruz A kişisiylen. Uyku dediğiniz çalıştıkça kaçıp giden saçma bir şey. Hepsi bu kadar.


26 Temmuz 2015

Ivır Zıvır Part 44

Efenim ne zamandır ıvır zıvır yazmıyordum canım çekti. Oturup yazayım dedim. Sizler okuyun diye yazıyoruz biz bunları.

Son zamanlarda olan her şeyi paralel devlete bağlamadan edemiyorum. Aslına bakarsanız gökten taş yağsa, sebebini yine onlar sanırım. Çünkü başlarında bulunan şahıs sağolsun bizlere öyle beddualar etti ki..

Bunca olayın içinde bazı insanlar var ki ufak şeyler derdinde. Hala kız kavgası yapıp, yok twitleri kopyalama, yok çalma yok laflar sokma falan uğraşıp duruyorlar. Ne gerek var oysa ki.  Yaşanan yaşanmış ve bitmiştir.

Ben geçenlerde Lalezar Cafe'deydim. A kişisi orayı çok seviyor çünkü. Yıllardır gittiği tek yer orası çünkü. Bir kaç gündür peş peşe oradaydık. Artık o kadar içli dışlı olduk ki mekanla, adam çaylardan bir tanesini getirmeyi unuttu. "İçin işte aranızda bölüşün" dedi. Bir ara Alper gidip mutfaktan çayını,limonatasını alıyordu. O derece. İnsanın kendini rahat hissedebileceği, nargilenin tadının ise bir başka olduğu mekanı şiddetle tavsiye ederim. Hem belki ben de oralarda olurum. Akşamları 21.00'da Türk filmi de projeksiyonla duvara yansıtılıyor. Aman Allah'ım mutluluktan ölesi geliyor insanın..

A kişisi yerine Alper diyivermişim. Neyse efenim yılların A kişisini böylelikle tanımış oldunuz siz de. Bu da mekandan fotomuz. Tabi ki biz yokuz.

21 Temmuz 2015

Namaz Kılmayla Başladı Her Şey

19:59 -Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)

5:55 -Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.

4:77 -Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."

24:37 -Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

29:45 -Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.

Demiş Allah kitabında. Benim bunu öğrenmem biraz geç oldu. Yani bize Kur'an hep Arapçasıyla okutuldu. Uzunca bir süre anlayamadığım bu harfleri öğrenmeye çalıştım. Öğrendim de. Okudum. Okudum fakat hiç bir şey anlamadım. İşte Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerden bir tanesi de buydu. Okuyordum, anlamıyordum, anlamadığım için hayatıma bir türlü endekse edemiyordum.

Asr suresinin anlamını okuyunca, aslında her harfin başka bir anlamı olduğunun bilincine vardım. Asr suresinin bu yüzden başka bir anlamı vardır bende. Diğer sureleri öğrenmeye başladım.Namaz kılmaya merak saldım. Sonra namaz kılınca namazın değerini başka bir anladım. Söylediğim duaların anlamını bilince daha fazla zevk aldım..

Anlatmaya çalıştığım, ne dediğinizi bilinçli olarak söyleyince daha güzel, daha huzurlu yaşıyorsunuz. Kur'an da Allah bizim kötülüğümüze hiç bir şey söylemediğini anlayıp, buna ayak uydururak yaşarsanız, dünyada da ahirette de kazanıyorsunuz. Dünyasından eminim fakat ahiretime de Allah a güveniyorum. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.

15 Temmuz 2015

Sevgili'm Günlük!

Çok değerli okuyucum;

Bunca zamandır öyle yada böyle beni takip etmektesindir. Biliyorum sizleri. Beni ciddi manada takip eden izleyicilerimi tek tek tespit edip, ilerde kitap yazdığımda memnun edeceğim.

Neyse, mevzumuz şu an bu değil. Bazı blog yazarlarına bakıyorum da; hayatlarındaki erkekleri öyle bir anlatıyorlar ki, off yani. Tamam anladık. Gerçekten mutlusunuz, gerçekten ayaklarınız yere basmıyor. Fakat bunu bunca ifşa etme neyin nesi? Facebook'ta yapılan paylaşımlara kızıyorken, hiç tanımadığı insanlara hayatlarını ifşa eden blogger'ları atlamak istemedim.

Yaptıkları her bir şeyi anlatan, sevgililerin sürprizlerini gözümüze sokan, yaptıkları evlilik hazırlıklarını anlatan insanlardan falan inanılmaz bıktım. Banane seni istemeye geldiklerinde sunacağın tepsiden, fincandan, hediyeliklerinden? Banane senin sevgilinle yaptığın o gayri meşru tatilinden? Banane senin aşk kokulu öpücüklerinden..

Bu kadar sinirlenmemin bir sebebi ise, insanlar o kadar ifşa etmeye ve edilmeye alıştı ki, ifşa etmediğiniz zaman sizi mutsuz sanıyorlar. Geçenlerde bir arkadaşım tüm iğrenç samimiyetsizliği ve o pislik biçimde takındığı sırıtışıyla "Tatlım sen evlendin ama mutsuzsun galiba, tek bir fotoğraf paylaşmıyorsun Facebookta felan" dedi. "Biz özeliz" dedim. Fakat inanmayan gözlerle baktı gözümün içine.  Çünkü alışılagelmiş bir durum söz konusu. Millet osurunca paylaşmaya alışmış. Ben paylaşmayınca mutsuz oldum.

İşin ilginç kısmına gelecek olursak, mutsuz olmamız mutlu olmamızdan daha çok insanların hoşuna gidiyor. Çünkü mutsuzluktan bir pay çıkarıyorlar nedense. Galiba "ben daha iyi durumdayım neyse" falan diyorlar. Bilmiyorum. Bu yüzden mutluluğu paylaşmamak en güzeli. Varsınlar beni mutsuz sansınlar. Evet, sizler gibi tatillere çıkmadım. Balayı denen Amerikan dayatmasını da yapmadım. Düğün denen batılı özentiliğine dönüşmüş o kimsenin gitmek istemediği, en ince ayrıntısına kadar düşünmeye bayıldığınız o saçmalıktan da yapmadım. Çünkü beynimin kıvrımlarını nikah şekeri seçmekten çok, yapacağım projelere yönlendirip, insanlara nasıl faydalı olurum kısmıyla doldurmayı düşünüyorum.

Her zaman söylüyorum. Bir müslüman için düğün amaç olmamalı, araç olmalı. Amacımız belli projeleri gerçekleştirmek ise eğer, bunu doğru adam/kadınla yol arkadaşlığı kurarak yapmalıyız. Zira hayal kırıklıkları da hep bu tip abartıların sonucudur.

Son olarak, kendinize iyi bakın. Güzelliklerinizi gözümüze sokmayın!

13 Temmuz 2015

Bazen eski şarkıları dinleyip mutlu olursunuz ya, bugün de ben böyle oldum. İşte dinlediğim o şarkı:


7 Temmuz 2015

Ben Buraya Anlattım.


İlk zamanlar yazdığım yazılarımı hatırlıyorum da.. Ne günlerdi onlar. Her bi ayrıntıyı gelip dökerdim yazılarıma. Abartılı şeyler konuştuğum olurdu hep buralarda. Fakat şimdilerde durum hiç de öyle değil maalesef. Neden bilmiyorum, artık eskisi kadar samimi yazamıyorum. Yazdıklarımın gideceği yerler, hiç de güzel şeyler değilmiş gibi.

Millet korkulu ruyasını gelir suya anlatır, bense buraya. İyi zamanlarını da anlatır, bense anlatmıyorum. Kimseye anlatmıyorum. Geçenlerde mutsuzluk içeren yazı yazdığımda eşim 1,5 aylık evli birine yakışmayacak cümleler sarf ettiğimi söyledi. Fakat öyle değil. Benim doğum günümdü.

Doğum günlerimden her zaman inanılmaz ümitli olurum.27. sini kutladığım benim için özel fakat benden başka hiç kimsenin umrunda olmadığı o günü en az 23 kez kutladığımızı hatırlarım. Diğer 4 tanesinin 3 tanesi küçüklüğümden mütevellit hatırlayamadığım, 1 tanesi ise başka bir gün yokmuş gibi o gün evlenen dayım yüzünden kutlayamadığımız doğum günleri.

Elbette her yıl düzenli olarak 3 temmuz da doğum günüm kutlandı. Fakat fazla kontrolcü olduğumdan olacak, pastamın neli olacağına ben karar verdim, hediyelerime ben karar verdim. Hatta bazen hediyelerim doğum günümden 2 hafta önce falan alındı. Babam sürpriz doğum günü hediyeleri alırdı. Artık o da almaz oldu. Büyüdükçe hediyelerimi kendim seçmem istendi. Sonra ise artık pasta bile alınmaz oldu. Sokak pastalarına güvenilmedi, ev pastası yapıldı.Hatta kendi pastamı bile kendim yaptım.

Filmlerdeki gibi bir doğum günüm olsun diye düşünürüm hep. Eve geldiğimde sevdiğim tüm insanları görebileceğim; "Sürprizz" diye patlatılan konfetiler falan.Hepsi kapitalist sistemin dayatılması. Fakatşu sürpriz olayı olabildiğince güzel gözüküyor. Bu yaşıma kadar aldığım tek sürpriz hareket 10 yaşındayken mağaza camında görüp aşık olduğum peluş hayvanı üç gün sonra bana alıp getiren babamınki olmuştu.

Sonrasında olabilecek her şeyi planlayarak yaşamaya alıştığımdan şimdi kontrolsuz ve geleceğini göremediğim durumlara giremiyorum. Mutlaka sonunu algılamalıyım veya yaptığım hareketin sonunu görmeliyim. Kontrollü olmak gerçekten iğrenç bir şey. Sürpriz görmeye görmeye , sürpriz olayından da inanılmaz korkar oldum. Düşünsene bi, aniden hayatın akışında değişiklik gösteren bir durum oluyor ve sen bundan habersizsin. Evine gelip anahtarınla kapını açtığında seni bekleyenin kapalı bir tv, düğmesi açık unutulmuş bir pc, yemeğini yapmanı bekleyen bir ocak olduğunu düşünürken; başka insanlarla karşılaşmak..

Süprizlerle dolu hayatınız var hepinizin, biliyorum. Etrafınızda düşünceli insanlar var, duygusallar.. Düşüncelerinizi önemsiyorlar. Size koskoca partiler düzenlemeseler de, ufak tefek güzellikler yapıyorlar. İşte o insanların değerlerini bilin. Çünkü o insanlar gerçekten çok özeller.

6 Temmuz 2015

Pratik Bilgiler Dikkat!!

Aşağıda okuyacağınız bilgiler olabildiğince pratiklik içerip, hepsi alıntıdır. İhtiyacınız varsa deneyiniz, başarılıysa söyleyiniz lütfen.

1) Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce, vidanın gireceği deliğe renksiz oje damlatın. Vidayı öyle takın.

2) Satın aldığınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika buhara tutun.

3) Makasınızı bilemek istiyorsanız, zımpara kâğıdı kesin.

4) Halıdaki sigara yanıklarından,­ yanık­ y­er­ler üzerinde zımpara kâğıdı ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.

5) Mobilyaların yerlerini değiştirdiğinizde halıların üzerinde iz bırakır. Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin. İzden eser kalmadığını göreceksiniz.

6) Fermuarlı giyeceklerinizi çamaşır makinesine koymadan önce kapalı olup olmadığını kontrol edin. Açıksa zedelenebilirler.

7) Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun. Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

Satın aldığınız plastik ve cam eşyaların üzerine yapıştırılan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve 15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır.

9) Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.

10) Bez pabuçların temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçları bir yastık kılıfının içerisine koyun. Kılıfın ağzını kapayın ve çamaşır makinasında yıkayın. Yeni gibi olacaklardır.

11) Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediğiniz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde etmiş olursunuz.

12) Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onları saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir.
13) Eğer ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda şikâyetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyağı ile ovalayın.

14) Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suyun içerisinde bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.

15) Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız, bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.

16) Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın. Bu işlem ilerde kızartmalarınızın tavaya yapışmasını önleyecektir.

17) Cevizle dost olun. İçindeki yağ beyin hücreleri için çok yararlıdır. Kan şekerini düşürdüğü için şeker hastalarına da uzmanlar tarafından tavsiye edilir.

18) Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.

19) Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup olmadığını anlamak için kızgın yağın içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

20) Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.

KAVUN KOKUSU
Buzdolabındaki kavun kokusu son derece rahatsız edicidir.
Bunu gidermek için, dolaba sirke ile ıslatılmış bir peçete koymanız yeterli olur.

SOĞAN KOKUSU
Pek çok kişi pişmekte olan soğanın kokusundan hayli rahatsız olur.
Bunu önlemenin çok kolay bir yolu var: içine bir-iki karanfil atmak.

TUZLU YEMEK
Yemeğin tuzunu fazla kaçırdıysanız, tencerenin dibine birkaç dilim çiğ patates koyup pişirin. Yemeğin tuzu çekilecektir.

BALIK KOKUSU
Bıçağınızdaki balık kokusunu çıkarmak çok zordur.
Fakat kuru bir beze bir parça karabiber ekerek bıçağınızı iyice ovarsanız hemen çıkar.

BALIK YERKEN KOKUSU ELİNİZE SİNMEMESİ İÇİN
Balığı yemeye başlamadan önce elinizi limonla silerseniz. Elinize balık kokusu sinmez.
Yıkayınca balık kokusunun elinizde olmadığını göreceksiniz. Aslında bıçağınıza da bu yöntemi tatbik edebilirsiniz.

BALIK PİŞİRİRKEN
Balıkları kızartmak üzere yıkadıktan sonra kurulamanızda fayda var.
Bu surette balığın una ve yumurtaya daha iyi bulanmasını sağlamış olursunuz.

KİRLİ ELLER
Eliniz katran gibi yapışkan bir madde ile kirlenmiş olabilir.
Önce vazelinle güzelce silin. Ardında da sabunla yıkayın. Katrandan iz kalmaz.

ÇAMUR LEKESİ
Çamur henüz kurumamış ise, ipekli ve yünlü kumaşlarda iyice kurumaya bırakılmalıdır.
Sonra çamur sert bir fırça ile fırçalanır ve sirke sürülür.

YAPIŞAN BARDAKLAR
Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun.
Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

SÜTÜN TAŞMAMASI İÇİN
Sütü kaynatacağınız tencerenin ağız kısmına sıvı yağ sürerseniz sütün taşmasını önlemiş olursunuz.

ÜTÜ YAPARKEN
Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için, ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun.
Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.

CAM SİLERKEN
Camlarınızı silerken suyun içine biraz tuz koyarsanız hem daha kolay temizlenir hem de tertemiz, pırıl pırıl olur.

SARIMSAK KOKUSU
Ellerdeki sarımsak kokusunu çıkarmak için avucunuza biraz tuz alıp, hafifçe nemlendirdikten sonra iyice ovalayın.
Sabunla da iyice yıkarsanız sarımsak kokusunun çıkmış olduğunu göreceksiniz.

ARI ve SİVRİSİNEK SOKMALARI İÇİN
Kesme şekeri hafif ıslatın, sokulan kısmın üzerine hafifçe bastırın zehiri alır ve kaşınmayı şişmeyi önler.

TER KOKUSU
Ter kokusuna neden olan bakterilerden kurtulmak için pamuğu şekersiz ve alkol bazlı bir ağız gargarası ile ıslatın ve koltuk altlarına sürün.
Koltuk altlarını jiletle yeni temizlediyseniz, bunu denemek için bir gün bekleyin.

28 Haziran 2015

Mezuniyet Töreninize Başlarım!


Yıl oldu 2015 ve bizim miletimiz hala tören peşinde. Önceden üniversite mezuniyeti denen bişeye adapte edildik. Sonrasında lise son da görmeye başladık. Derken geçenlerde ilkokulda böyle bir mezuniyet töreniyle karşılaştık.

Efendime söyleyim. En baştan gireyim mevzuya. "Mezuniyet töreni" denen bir şey yaptılar. Gitsek dert, gitmesek ayrı dert oldu. Adında meymelet yok zaten. "Tören" dediğin şeyin, bu tip bir kutlamanın Türk adetinde yeri var mıdır? Yoktur tabi ki. Dört yıllık okulu duvara, masaya, koluna yazdığı kopyalarla geçen genç, beyninde ufacık bilgilerle mezun oluyor; işsizlik deryasına katılıyor diye bunu çılgınca kutluyoruz ha? Hadi ordan! O çocukta bilgi azlığı ne kadar fazlaysa; sizde de akıl eksikliği o kadar.

Geçenlerde Yıldız Teknik Üniversitesi'ne gittiğimde, ilginç bir kalabalığa şahit oldum. Yaşlıca amcalar, teyzeler, çocuklarının yanında gururla gülümsüyorlardı. Neymiş? Çocukları mezun olmuş. Hadi bakalım. Çıkışta sağda genel kültürden bahsetmeyerek sadece 5 yıl içinde anlatılanlardan anladıkları hakkında bir şeyler yazmalarını istesek; en fazla iki sayfa çıkarabilecek gençlerden bahsediyorum. Sorduğunda tüm bilgilerden yoksun, okuduğu kitaplar izlediği filmlerin çeyrekte çeyreği kadar yer kaplamıyor ki okudukları da hoca zorlamasıyla olan kitaplar.

Bir de ben bu çocuklar için tören yapıyorum. İdareci gerçekten bu mutluluğa ortak mı olmak istiyor, yoksa cüppe kep parası diye keklediği öğrencilerden döner sermayaye para mı aktarıyor? Efenim "Mezuniyet Töreni" denen beyinsizlik örneğinin kapitalist sistemin bir parçası olduğunu anlamam için bunca zamanı beklemem benim de beyinsizler ordusunda çavuş olduğumun göstergesi. Zira mezuniyet törenlerinde adımınızı atsanız para vermeye muhtaçsınız.

İlkokul çocuklarına yapılan törenlere şahit olunca anladım ben bu mevzuyu. Bildiğiniz büyük büyük mekanlar kapatılıp, çocuklara şarkılar türküler söylenip, cüppeler giydiriliyor. Çocuklar eğlensin diye mi sanıyorsunuz? Hayır efenim tüketim toplumu artsın diye. Tüketim toplumun bilincine vardıkça çıldırıyorum resmen. Etrafımda milyonlarca aptal, yalnızca tüketmek üzerine kurgulanmış hayatlarında mutlu olduklarını sanıyorlar. Üretmiyorlar, üretmek için okumuyorlar, okumadan öğrenmeye çalışıyorlar. Öğrenemiyorlar da. Öğrenmedikleri yetmezmiş gibi yıllarca okul sıralarında tükettikleri ailelerini, okulun bitiş törenine davet edip, resmen dalga geçiyorlar.

O okullardan mezun olabilirsiniz. Çok iyi yerlere kapak atıp, çok iyi paralarda kazanabilirsiniz. Marx'ın yabancılaşma kuramına istinaden kapitalist sistemdeki yerinizi "Ürettikleri ürüne yabancılaşma" adı altında alabilirsiniz. Yani başkalarının köpeği olup, aslında hiç ihtiyacınız olmayan şeyleri üretip, başkalarına pazarlayı, satıp, kapitalist sisteme yardımcı olabilirsiniz. Kazandığınız paranın yükseltisi, üretmediğiniz gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bu insanlara,  acizlere, yardıma muhtaçlara ve diğer her türlü insanlık adına bir şey üretmediğiniz gerçeğini de unutturmuyor.

Hadi burdan size söylenirken, aslında kendi acımı dile getiriyorum. Bazen öyle şeyler geliyor ki aklıma, yapabilecek kapasitede olmadığımdan "Bu şekilde ölüp gideceğim ve beynimi toprakta böcekler yiyecek" diye avutuyorum kendimi. İnsanlığa bir faydam olmadı bari hayvanlara olur.

Bilinçlenelim. Bilinçsizleşmeyelim lütfen. Mezun olmakla, yüksek paralarla bu işler olmuyor. Doktor olup kansere, mühendis olup insanlığa, mimar olup çarpık kentleşmeye, avukat olup haksızlığa karşı koymadığınız sürece ne kadar kazanırsanız kazanın, ne kadar mezun olursanız olun hepimiz için boş. Çamur geldik, ot gitmeyelim lütfen!

23 Haziran 2015

Ivır Zıvır Part 44

Vaay 44 olmuşuz. Sanki 44 yaşındaymışım gibi hissettim şu an kendimi. Çok değil az kaldı aslına bakarsanız. Ufak bir kerat cetveli yardımıyla çarpıp toplayıp şu cümleleri kurmak için 18 yılımın kaldığını söylemek isterim. Aman Allah'm bu bir facia.

Aslında her yaş başka güzel. 26 yaşında evlenmeyi planlamıyordum fakat evlendim. Evlendikten sonra herkesin ilk sorusu "Evlilik nasıl?" oldu. Bunun ardından "Alışabildin mi?" Hemen arkasından en önemli soru olan "Yemek yapabiliyor musun" geldi. Derken "Kavga ediyonuz mu" diye soruldu.
Evlilik zor zanaat.

Fon da en sevdiğim şarkılardan bir tanesi Hayko Cepkin- Ben gideyim çalarken insanın buralarda durası gelmiyor hiç. Çünkü bu şarkıyı ne zaman dinlesem, o günün sabahı bir yere yolculuk yapardım. Bugün Şenel'le konuşurken fark ettim. En mutlu olduğum zamanlar bir yerlere giderken ki zamanlardı. Hiç tanımadığım, beni hiç tanımayan ve  muhtemelen ikinci kez görüşemeyeceğimiz insanlarla yaptığım seyahatlar muhteşemdi. Yardım amaçlı gittiğim gezilerden bahsediyorum. Yaşadığım en muhteşem günlerdi o günler. İyi ki de yaşamıştım.

Ben Suriye sınırlarında gezip, insanlarla konuşurken siz buralarda istediğiniz yerlerde istediğiniz şeyleri yiyordunuz muhtemelen. Ben orada bir çikolata için kavga eden çocuklar gördüm. Çoğunun da çikolatanın tadından haberi yoktu. Ambalaj açma sevgisiydi onlarınki. Aç insanlar gördüm. Açıkta kalan insanlar da gördüm. Mubarek bu günlerde hepinizde bir söylem var: "Aç kalanların halini anlamak için oruç tutuyoruz. " Hayır efendim! Öyle bir dünya yok. Çünkü oruç tutma sebebimiz ayetle gayet açık:Ey İman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı. /Bakara183"

Bunun üzerine laf söylenmez sanırım.

Hayırlı iftarlar efenim.

17 Haziran 2015

Bazı İnsanlar Çok Özeller!

İnsan hayatında yüzlerce insan tanıyabiliyor. Öyle ya da böyle geçiyor günler ve bir sürü insanla muhattab oluyorsunuz. Okul hayatını fanatik bir biçimde yaşayan biri olarak söylemeliyim ki; bir sürü insan tanıdım, bir sürü arkadaşlığım oldu. Ama ile başlayacak onlarca cümle kurabilirim buraya fakat eski dostluklarıma ayıp olur. Çünkü hayatıma bir şekilde bulaşmış olan her insanın bende özel bir yeri vardır.

İşte benim için özel olan insanlarda bir tanesi Zeynep. Fotoğraftaki tatlı yanaklı, ortadaki bağyan. Bu hatun benim için çok özel çünkü en özel günlerimde hep yanımda oldu kendisi. Beni istemeye geldiklerinde  bile yanımdaydı bu hatun. "Hayır efenim, kahvenin içine tuz atmıcam" dediğimde "Peki" dedi misal. Çünkü her öneriye "peki" der o. Genellikle öğle yemeklerimizi birlikte yerdik onunla. Aslına bakarsanız, onunla yemek yemeyi o denli çok severdim ki; görür görmez acıktığımı hisseder, "hadi yemeğe" derdim. Tok olsa bile eşlik ederdi bana. Gecenin köründe, sabahın bir ucunda, ya da her hangi bir zaman diliminde arayıp sorabileceğim; günlerce aramasam da bir gün aradığımda "Nerdesin, ben şurdayım atla gel" dediğimde kalkıp geleceğini bildiğim muhteşem dostlarımdan bir tanesi kendisi. Abisiyle yaşıt olduğumdan mütevellit, ablalık sıfatını bana uygun gören, canım kardeşim. Ama gerçek kardeşim. Ailemizin de tatlı kızı. Çünkü ananem O'nu gördüğü günden beri "Hanimiş bizim şeker kızımız, iyi değil mi" diye sorup duruyor. Kesinlikle iyi bizim kızımız ve iyi olmaya her zaman hak ediyor. İyi ki doğdu o, iyi ki var.

Gelelim fotoğrafın sağ alt köşesindeki tatlı kalpli meleğe. Allah'm noolur bugün Elif'i göreyim diye düşündüğüm zamanlar oldu. Muhtemelen moralim bozuktu ve O'nu gördüğümde güleceğimi, eğleneceğimi çok iyi biliyordum. Çünkü eğer yanınızda Elif varsa, asla mutsuz olmanıza imkan yoktu. Beraber gittiğimiz bir kaç galeri'de, sanat evinde falan hep elitliğini konuşturdu. Babasının prensesi, pembe arabası, pembe kusmuğuyla falan her daim bizi güldürmeyi başardı. "Bende yapıcam hayır" cümlelerini asla unutmayacağım misal. Elifin adı Elit olmalıymışta nüfus memuru kocaman bir yanlışlık yapmış. Asaletinin yanı sıra, neşeli sohbetlerinin yeri bende her zaman ayrı kalacak. Dersin ortasında açtığımız Aşk-ı Memnu sahneleri ve Elif'in repliklerini ise unutmak için gerçekten çok uğraşacağım. O diziyi bize sevdirmeyi başardı çünkü. Alt sınıflarla mecburi aldığımız derslerde kulaklarımızın kanaması ise ayrı bir dünyaydı. Her neyseydi, Elif de çok özeldi benim için. Her zaman böyle özel kalacak. Anlatmakla anlatmayı başarabileceğim kadar iyi cümlelerim yok. Seni de iyi ki tanıdım elif insan. Ah elit diyecektim pardon.

Fotoğraftaki tek erkek figürümüz RaifCanHero'ya gelince.. Soyadı gibi kahraman bir arkadaşımızdır o. Raif'in Bağcılar'dan kopup gelen bir sahiplenme ve koruma iç güdüsü vardır . Yardımcıdır, iyi kalplidir. Aslında içkiyi bıraksa, muhteşem bir müslüman da olacaktır ama ben inanıyorum bir gün hacca bile gidecek o. Tamam canım abarttım. Fakat tövbekar olacağı konusunda çok inançlıyım. Raif de Zeynep'e yaptığı video ile anılır.

Fotoğrafta olmayan Şenel vardır bir de. "Ben o fotoğrafta neden yokum ama" dediğini duyar gibiyim. Harbiden neden yoktun sefgülüm orda? Geçen yıllarda oturduğumuz muhabbet dolu günlerimizde en büyük dert ortağımdı. Hala öyle gerçi. Başıma bir iş geldiğimde "Yaa Şenel" diye anlatır da dururum. Ciddi duruşunu sergiler ve mutlaka muhteşem bir çözüm önerisi sunar bana. Ben de dediğini yapar, ve asla pişman olmam. Bizlere verdiği akılların yarısını kendi hayatında yönlendiremez Şenel. Bu yüzden her şeyi sorgulayıcı, düşündürücü bulur. Her şey üzerine çok düşünür, çok eler. Bu yüzden düşüncelerine ve söylediklerine inanılmaz güvenirim. Bir de hakkımda düşündüklerini çat diye yüzüme söyler. "Sen bana şurada şöyle yapmıştın" diye ekler. Bu yüzden aramızda gizli saklı bir şeyler olmaz. Birbirimizin hakkında oturup kurup kurup bir şeyler, üzülmeyiz. Yanında mutlu olurum bu yüzden, rahatımdır. Dediğim gibi sefgülümdür Şenel benim. Annemin de en sevdiği arkadaşlarımdan bir tanesidir. Tatlı kızdır, iyi kızdır ve inşallah o da hep mutlu olacaktır.

Zeynep'in doğum günüsü dolayısıyla çıktığım bu yazıda aslında anlatmak istediğim başka dostlarım da vardı. Fakat şimdilik bu kadar yeter. Herkes kendine iyi davransın, dostlarının da değerlerini bilsin.