31 Temmuz 2015

An İtibariyle!

Saat 04.50 oldu ve biz hala çalışıyoruz A kişisiylen. Uyku dediğiniz çalıştıkça kaçıp giden saçma bir şey. Hepsi bu kadar.


26 Temmuz 2015

Ivır Zıvır Part 44

Efenim ne zamandır ıvır zıvır yazmıyordum canım çekti. Oturup yazayım dedim. Sizler okuyun diye yazıyoruz biz bunları.

Son zamanlarda olan her şeyi paralel devlete bağlamadan edemiyorum. Aslına bakarsanız gökten taş yağsa, sebebini yine onlar sanırım. Çünkü başlarında bulunan şahıs sağolsun bizlere öyle beddualar etti ki..

Bunca olayın içinde bazı insanlar var ki ufak şeyler derdinde. Hala kız kavgası yapıp, yok twitleri kopyalama, yok çalma yok laflar sokma falan uğraşıp duruyorlar. Ne gerek var oysa ki.  Yaşanan yaşanmış ve bitmiştir.

Ben geçenlerde Lalezar Cafe'deydim. A kişisi orayı çok seviyor çünkü. Yıllardır gittiği tek yer orası çünkü. Bir kaç gündür peş peşe oradaydık. Artık o kadar içli dışlı olduk ki mekanla, adam çaylardan bir tanesini getirmeyi unuttu. "İçin işte aranızda bölüşün" dedi. Bir ara Alper gidip mutfaktan çayını,limonatasını alıyordu. O derece. İnsanın kendini rahat hissedebileceği, nargilenin tadının ise bir başka olduğu mekanı şiddetle tavsiye ederim. Hem belki ben de oralarda olurum. Akşamları 21.00'da Türk filmi de projeksiyonla duvara yansıtılıyor. Aman Allah'ım mutluluktan ölesi geliyor insanın..

A kişisi yerine Alper diyivermişim. Neyse efenim yılların A kişisini böylelikle tanımış oldunuz siz de. Bu da mekandan fotomuz. Tabi ki biz yokuz.

21 Temmuz 2015

Namaz Kılmayla Başladı Her Şey

19:59 -Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.)

5:55 -Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.

4:77 -Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez."

24:37 -Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.

29:45 -Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.

Demiş Allah kitabında. Benim bunu öğrenmem biraz geç oldu. Yani bize Kur'an hep Arapçasıyla okutuldu. Uzunca bir süre anlayamadığım bu harfleri öğrenmeye çalıştım. Öğrendim de. Okudum. Okudum fakat hiç bir şey anlamadım. İşte Müslüman'ın yapmaması gereken şeylerden bir tanesi de buydu. Okuyordum, anlamıyordum, anlamadığım için hayatıma bir türlü endekse edemiyordum.

Asr suresinin anlamını okuyunca, aslında her harfin başka bir anlamı olduğunun bilincine vardım. Asr suresinin bu yüzden başka bir anlamı vardır bende. Diğer sureleri öğrenmeye başladım.Namaz kılmaya merak saldım. Sonra namaz kılınca namazın değerini başka bir anladım. Söylediğim duaların anlamını bilince daha fazla zevk aldım..

Anlatmaya çalıştığım, ne dediğinizi bilinçli olarak söyleyince daha güzel, daha huzurlu yaşıyorsunuz. Kur'an da Allah bizim kötülüğümüze hiç bir şey söylemediğini anlayıp, buna ayak uydururak yaşarsanız, dünyada da ahirette de kazanıyorsunuz. Dünyasından eminim fakat ahiretime de Allah a güveniyorum. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar.

15 Temmuz 2015

Sevgili'm Günlük!

Çok değerli okuyucum;

Bunca zamandır öyle yada böyle beni takip etmektesindir. Biliyorum sizleri. Beni ciddi manada takip eden izleyicilerimi tek tek tespit edip, ilerde kitap yazdığımda memnun edeceğim.

Neyse, mevzumuz şu an bu değil. Bazı blog yazarlarına bakıyorum da; hayatlarındaki erkekleri öyle bir anlatıyorlar ki, off yani. Tamam anladık. Gerçekten mutlusunuz, gerçekten ayaklarınız yere basmıyor. Fakat bunu bunca ifşa etme neyin nesi? Facebook'ta yapılan paylaşımlara kızıyorken, hiç tanımadığı insanlara hayatlarını ifşa eden blogger'ları atlamak istemedim.

Yaptıkları her bir şeyi anlatan, sevgililerin sürprizlerini gözümüze sokan, yaptıkları evlilik hazırlıklarını anlatan insanlardan falan inanılmaz bıktım. Banane seni istemeye geldiklerinde sunacağın tepsiden, fincandan, hediyeliklerinden? Banane senin sevgilinle yaptığın o gayri meşru tatilinden? Banane senin aşk kokulu öpücüklerinden..

Bu kadar sinirlenmemin bir sebebi ise, insanlar o kadar ifşa etmeye ve edilmeye alıştı ki, ifşa etmediğiniz zaman sizi mutsuz sanıyorlar. Geçenlerde bir arkadaşım tüm iğrenç samimiyetsizliği ve o pislik biçimde takındığı sırıtışıyla "Tatlım sen evlendin ama mutsuzsun galiba, tek bir fotoğraf paylaşmıyorsun Facebookta felan" dedi. "Biz özeliz" dedim. Fakat inanmayan gözlerle baktı gözümün içine.  Çünkü alışılagelmiş bir durum söz konusu. Millet osurunca paylaşmaya alışmış. Ben paylaşmayınca mutsuz oldum.

İşin ilginç kısmına gelecek olursak, mutsuz olmamız mutlu olmamızdan daha çok insanların hoşuna gidiyor. Çünkü mutsuzluktan bir pay çıkarıyorlar nedense. Galiba "ben daha iyi durumdayım neyse" falan diyorlar. Bilmiyorum. Bu yüzden mutluluğu paylaşmamak en güzeli. Varsınlar beni mutsuz sansınlar. Evet, sizler gibi tatillere çıkmadım. Balayı denen Amerikan dayatmasını da yapmadım. Düğün denen batılı özentiliğine dönüşmüş o kimsenin gitmek istemediği, en ince ayrıntısına kadar düşünmeye bayıldığınız o saçmalıktan da yapmadım. Çünkü beynimin kıvrımlarını nikah şekeri seçmekten çok, yapacağım projelere yönlendirip, insanlara nasıl faydalı olurum kısmıyla doldurmayı düşünüyorum.

Her zaman söylüyorum. Bir müslüman için düğün amaç olmamalı, araç olmalı. Amacımız belli projeleri gerçekleştirmek ise eğer, bunu doğru adam/kadınla yol arkadaşlığı kurarak yapmalıyız. Zira hayal kırıklıkları da hep bu tip abartıların sonucudur.

Son olarak, kendinize iyi bakın. Güzelliklerinizi gözümüze sokmayın!

13 Temmuz 2015

Bazen eski şarkıları dinleyip mutlu olursunuz ya, bugün de ben böyle oldum. İşte dinlediğim o şarkı:


7 Temmuz 2015

Ben Buraya Anlattım.


İlk zamanlar yazdığım yazılarımı hatırlıyorum da.. Ne günlerdi onlar. Her bi ayrıntıyı gelip dökerdim yazılarıma. Abartılı şeyler konuştuğum olurdu hep buralarda. Fakat şimdilerde durum hiç de öyle değil maalesef. Neden bilmiyorum, artık eskisi kadar samimi yazamıyorum. Yazdıklarımın gideceği yerler, hiç de güzel şeyler değilmiş gibi.

Millet korkulu ruyasını gelir suya anlatır, bense buraya. İyi zamanlarını da anlatır, bense anlatmıyorum. Kimseye anlatmıyorum. Geçenlerde mutsuzluk içeren yazı yazdığımda eşim 1,5 aylık evli birine yakışmayacak cümleler sarf ettiğimi söyledi. Fakat öyle değil. Benim doğum günümdü.

Doğum günlerimden her zaman inanılmaz ümitli olurum.27. sini kutladığım benim için özel fakat benden başka hiç kimsenin umrunda olmadığı o günü en az 23 kez kutladığımızı hatırlarım. Diğer 4 tanesinin 3 tanesi küçüklüğümden mütevellit hatırlayamadığım, 1 tanesi ise başka bir gün yokmuş gibi o gün evlenen dayım yüzünden kutlayamadığımız doğum günleri.

Elbette her yıl düzenli olarak 3 temmuz da doğum günüm kutlandı. Fakat fazla kontrolcü olduğumdan olacak, pastamın neli olacağına ben karar verdim, hediyelerime ben karar verdim. Hatta bazen hediyelerim doğum günümden 2 hafta önce falan alındı. Babam sürpriz doğum günü hediyeleri alırdı. Artık o da almaz oldu. Büyüdükçe hediyelerimi kendim seçmem istendi. Sonra ise artık pasta bile alınmaz oldu. Sokak pastalarına güvenilmedi, ev pastası yapıldı.Hatta kendi pastamı bile kendim yaptım.

Filmlerdeki gibi bir doğum günüm olsun diye düşünürüm hep. Eve geldiğimde sevdiğim tüm insanları görebileceğim; "Sürprizz" diye patlatılan konfetiler falan.Hepsi kapitalist sistemin dayatılması. Fakatşu sürpriz olayı olabildiğince güzel gözüküyor. Bu yaşıma kadar aldığım tek sürpriz hareket 10 yaşındayken mağaza camında görüp aşık olduğum peluş hayvanı üç gün sonra bana alıp getiren babamınki olmuştu.

Sonrasında olabilecek her şeyi planlayarak yaşamaya alıştığımdan şimdi kontrolsuz ve geleceğini göremediğim durumlara giremiyorum. Mutlaka sonunu algılamalıyım veya yaptığım hareketin sonunu görmeliyim. Kontrollü olmak gerçekten iğrenç bir şey. Sürpriz görmeye görmeye , sürpriz olayından da inanılmaz korkar oldum. Düşünsene bi, aniden hayatın akışında değişiklik gösteren bir durum oluyor ve sen bundan habersizsin. Evine gelip anahtarınla kapını açtığında seni bekleyenin kapalı bir tv, düğmesi açık unutulmuş bir pc, yemeğini yapmanı bekleyen bir ocak olduğunu düşünürken; başka insanlarla karşılaşmak..

Süprizlerle dolu hayatınız var hepinizin, biliyorum. Etrafınızda düşünceli insanlar var, duygusallar.. Düşüncelerinizi önemsiyorlar. Size koskoca partiler düzenlemeseler de, ufak tefek güzellikler yapıyorlar. İşte o insanların değerlerini bilin. Çünkü o insanlar gerçekten çok özeller.

6 Temmuz 2015

Pratik Bilgiler Dikkat!!

Aşağıda okuyacağınız bilgiler olabildiğince pratiklik içerip, hepsi alıntıdır. İhtiyacınız varsa deneyiniz, başarılıysa söyleyiniz lütfen.

1) Gözlüğünüzün vidası çok çabuk çıkıyorsa vidayı takmadan önce, vidanın gireceği deliğe renksiz oje damlatın. Vidayı öyle takın.

2) Satın aldığınız ayakkabılar ayağınızı sıkıyor ise onları bir kaç dakika buhara tutun.

3) Makasınızı bilemek istiyorsanız, zımpara kâğıdı kesin.

4) Halıdaki sigara yanıklarından,­ yanık­ y­er­ler üzerinde zımpara kâğıdı ile dairesel hareketler yaparak kurtulabilirsiniz.

5) Mobilyaların yerlerini değiştirdiğinizde halıların üzerinde iz bırakır. Bu izleri yok etmek için izlerin üzerine bir parça buz koyun ve erimesini bekleyin. Daha sonra üzerinde elektrik süpürgesini gezdirin. İzden eser kalmadığını göreceksiniz.

6) Fermuarlı giyeceklerinizi çamaşır makinesine koymadan önce kapalı olup olmadığını kontrol edin. Açıksa zedelenebilirler.

7) Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun. Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

Satın aldığınız plastik ve cam eşyaların üzerine yapıştırılan etiketlerden kurtulmak için etiketin üzerine yemeklik margarin sürün ve 15 dakika bekletin. Bir bez ile ovalayıp yıkayın. Üzerinde hiç bir leke ve çizilme oluşmayacaktır.

9) Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun. Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.

10) Bez pabuçların temizlenmesi sorun oluyor ise pabuçları bir yastık kılıfının içerisine koyun. Kılıfın ağzını kapayın ve çamaşır makinasında yıkayın. Yeni gibi olacaklardır.

11) Buz kalıplarınızı su ile doldurmadan önce bölmelere portakal, limon ve dilediğiniz meyve parçacıkları yerleştirirseniz dekoratif buzlar elde etmiş olursunuz.

12) Eğer ayaklarınız çok ısınıp şişiyorsa onları saatlerce sıcak suda bekletmeyin, aksine kolonya ile ovalayın. Bilekleriniz ve ayaklarınız şişmeyecektir.
13) Eğer ayaklarınız çok hassas ise, sıcak havalarda şikâyetleriniz artıyorsa, her sabah bir kaç damla zeytinyağı ile ovalayın.

14) Pamuklu giysilerinizin çekmemesi için ilk yıkamada bir gece soğuk suyun içerisinde bekletin, sonra yıkayın, çekmeyeceklerdir.

15) Dirsek ve topuklarınızın sertleşmesini istemiyorsanız, bir dilim limon ile ovun. Böylece yumuşacık olacaklardır.

16) Yeni bir tava satın aldığınızda ilk önce içinde bir miktar sirke kaynatın. Bu işlem ilerde kızartmalarınızın tavaya yapışmasını önleyecektir.

17) Cevizle dost olun. İçindeki yağ beyin hücreleri için çok yararlıdır. Kan şekerini düşürdüğü için şeker hastalarına da uzmanlar tarafından tavsiye edilir.

18) Duvarınıza çivi çakacağınız zaman işaretlediğiniz yerin üzerine çapraz bant yapıştırın. Çiviyi öyle çakın. Böylece duvarın alçısını çatlatmamış olacaksınız.

19) Kızartma yağını bir kaç kez kullanabilirsiniz. Kullanılır durumda olup olmadığını anlamak için kızgın yağın içerisine bir dilim ekmek atın. Ekmekte kara lekeler oluşmuyorsa kullanabilirsiniz.

20) Cevizlerin kabuklarını kolayca açabilmek için onları bir gece tuzlu suyun içerisinde bekletin. Böylece içleri de dağılmayacaktır.

KAVUN KOKUSU
Buzdolabındaki kavun kokusu son derece rahatsız edicidir.
Bunu gidermek için, dolaba sirke ile ıslatılmış bir peçete koymanız yeterli olur.

SOĞAN KOKUSU
Pek çok kişi pişmekte olan soğanın kokusundan hayli rahatsız olur.
Bunu önlemenin çok kolay bir yolu var: içine bir-iki karanfil atmak.

TUZLU YEMEK
Yemeğin tuzunu fazla kaçırdıysanız, tencerenin dibine birkaç dilim çiğ patates koyup pişirin. Yemeğin tuzu çekilecektir.

BALIK KOKUSU
Bıçağınızdaki balık kokusunu çıkarmak çok zordur.
Fakat kuru bir beze bir parça karabiber ekerek bıçağınızı iyice ovarsanız hemen çıkar.

BALIK YERKEN KOKUSU ELİNİZE SİNMEMESİ İÇİN
Balığı yemeye başlamadan önce elinizi limonla silerseniz. Elinize balık kokusu sinmez.
Yıkayınca balık kokusunun elinizde olmadığını göreceksiniz. Aslında bıçağınıza da bu yöntemi tatbik edebilirsiniz.

BALIK PİŞİRİRKEN
Balıkları kızartmak üzere yıkadıktan sonra kurulamanızda fayda var.
Bu surette balığın una ve yumurtaya daha iyi bulanmasını sağlamış olursunuz.

KİRLİ ELLER
Eliniz katran gibi yapışkan bir madde ile kirlenmiş olabilir.
Önce vazelinle güzelce silin. Ardında da sabunla yıkayın. Katrandan iz kalmaz.

ÇAMUR LEKESİ
Çamur henüz kurumamış ise, ipekli ve yünlü kumaşlarda iyice kurumaya bırakılmalıdır.
Sonra çamur sert bir fırça ile fırçalanır ve sirke sürülür.

YAPIŞAN BARDAKLAR
Üst üste koyduğunuz bardaklar yapışıp çıkmıyorsa bir leğenin içerisine koyun.
Üstteki bardağın içerisine buz koyup leğenin içerisine yavaş yavaş sıcak su koyun. Bardakların kolayca çıktığını göreceksiniz.

SÜTÜN TAŞMAMASI İÇİN
Sütü kaynatacağınız tencerenin ağız kısmına sıvı yağ sürerseniz sütün taşmasını önlemiş olursunuz.

ÜTÜ YAPARKEN
Ütü yapmayı kolaylaştırmak ve süreyi azaltmak için, ütü masasının kılıfının altına alüminyum folyo koyun.
Sıcağı geri yansıtacağından ütü yapmak daha kolay olacaktır.

CAM SİLERKEN
Camlarınızı silerken suyun içine biraz tuz koyarsanız hem daha kolay temizlenir hem de tertemiz, pırıl pırıl olur.

SARIMSAK KOKUSU
Ellerdeki sarımsak kokusunu çıkarmak için avucunuza biraz tuz alıp, hafifçe nemlendirdikten sonra iyice ovalayın.
Sabunla da iyice yıkarsanız sarımsak kokusunun çıkmış olduğunu göreceksiniz.

ARI ve SİVRİSİNEK SOKMALARI İÇİN
Kesme şekeri hafif ıslatın, sokulan kısmın üzerine hafifçe bastırın zehiri alır ve kaşınmayı şişmeyi önler.

TER KOKUSU
Ter kokusuna neden olan bakterilerden kurtulmak için pamuğu şekersiz ve alkol bazlı bir ağız gargarası ile ıslatın ve koltuk altlarına sürün.
Koltuk altlarını jiletle yeni temizlediyseniz, bunu denemek için bir gün bekleyin.

28 Haziran 2015

Mezuniyet Töreninize Başlarım!


Yıl oldu 2015 ve bizim miletimiz hala tören peşinde. Önceden üniversite mezuniyeti denen bişeye adapte edildik. Sonrasında lise son da görmeye başladık. Derken geçenlerde ilkokulda böyle bir mezuniyet töreniyle karşılaştık.

Efendime söyleyim. En baştan gireyim mevzuya. "Mezuniyet töreni" denen bir şey yaptılar. Gitsek dert, gitmesek ayrı dert oldu. Adında meymelet yok zaten. "Tören" dediğin şeyin, bu tip bir kutlamanın Türk adetinde yeri var mıdır? Yoktur tabi ki. Dört yıllık okulu duvara, masaya, koluna yazdığı kopyalarla geçen genç, beyninde ufacık bilgilerle mezun oluyor; işsizlik deryasına katılıyor diye bunu çılgınca kutluyoruz ha? Hadi ordan! O çocukta bilgi azlığı ne kadar fazlaysa; sizde de akıl eksikliği o kadar.

Geçenlerde Yıldız Teknik Üniversitesi'ne gittiğimde, ilginç bir kalabalığa şahit oldum. Yaşlıca amcalar, teyzeler, çocuklarının yanında gururla gülümsüyorlardı. Neymiş? Çocukları mezun olmuş. Hadi bakalım. Çıkışta sağda genel kültürden bahsetmeyerek sadece 5 yıl içinde anlatılanlardan anladıkları hakkında bir şeyler yazmalarını istesek; en fazla iki sayfa çıkarabilecek gençlerden bahsediyorum. Sorduğunda tüm bilgilerden yoksun, okuduğu kitaplar izlediği filmlerin çeyrekte çeyreği kadar yer kaplamıyor ki okudukları da hoca zorlamasıyla olan kitaplar.

Bir de ben bu çocuklar için tören yapıyorum. İdareci gerçekten bu mutluluğa ortak mı olmak istiyor, yoksa cüppe kep parası diye keklediği öğrencilerden döner sermayaye para mı aktarıyor? Efenim "Mezuniyet Töreni" denen beyinsizlik örneğinin kapitalist sistemin bir parçası olduğunu anlamam için bunca zamanı beklemem benim de beyinsizler ordusunda çavuş olduğumun göstergesi. Zira mezuniyet törenlerinde adımınızı atsanız para vermeye muhtaçsınız.

İlkokul çocuklarına yapılan törenlere şahit olunca anladım ben bu mevzuyu. Bildiğiniz büyük büyük mekanlar kapatılıp, çocuklara şarkılar türküler söylenip, cüppeler giydiriliyor. Çocuklar eğlensin diye mi sanıyorsunuz? Hayır efenim tüketim toplumu artsın diye. Tüketim toplumun bilincine vardıkça çıldırıyorum resmen. Etrafımda milyonlarca aptal, yalnızca tüketmek üzerine kurgulanmış hayatlarında mutlu olduklarını sanıyorlar. Üretmiyorlar, üretmek için okumuyorlar, okumadan öğrenmeye çalışıyorlar. Öğrenemiyorlar da. Öğrenmedikleri yetmezmiş gibi yıllarca okul sıralarında tükettikleri ailelerini, okulun bitiş törenine davet edip, resmen dalga geçiyorlar.

O okullardan mezun olabilirsiniz. Çok iyi yerlere kapak atıp, çok iyi paralarda kazanabilirsiniz. Marx'ın yabancılaşma kuramına istinaden kapitalist sistemdeki yerinizi "Ürettikleri ürüne yabancılaşma" adı altında alabilirsiniz. Yani başkalarının köpeği olup, aslında hiç ihtiyacınız olmayan şeyleri üretip, başkalarına pazarlayı, satıp, kapitalist sisteme yardımcı olabilirsiniz. Kazandığınız paranın yükseltisi, üretmediğiniz gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bu insanlara,  acizlere, yardıma muhtaçlara ve diğer her türlü insanlık adına bir şey üretmediğiniz gerçeğini de unutturmuyor.

Hadi burdan size söylenirken, aslında kendi acımı dile getiriyorum. Bazen öyle şeyler geliyor ki aklıma, yapabilecek kapasitede olmadığımdan "Bu şekilde ölüp gideceğim ve beynimi toprakta böcekler yiyecek" diye avutuyorum kendimi. İnsanlığa bir faydam olmadı bari hayvanlara olur.

Bilinçlenelim. Bilinçsizleşmeyelim lütfen. Mezun olmakla, yüksek paralarla bu işler olmuyor. Doktor olup kansere, mühendis olup insanlığa, mimar olup çarpık kentleşmeye, avukat olup haksızlığa karşı koymadığınız sürece ne kadar kazanırsanız kazanın, ne kadar mezun olursanız olun hepimiz için boş. Çamur geldik, ot gitmeyelim lütfen!

23 Haziran 2015

Ivır Zıvır Part 44

Vaay 44 olmuşuz. Sanki 44 yaşındaymışım gibi hissettim şu an kendimi. Çok değil az kaldı aslına bakarsanız. Ufak bir kerat cetveli yardımıyla çarpıp toplayıp şu cümleleri kurmak için 18 yılımın kaldığını söylemek isterim. Aman Allah'm bu bir facia.

Aslında her yaş başka güzel. 26 yaşında evlenmeyi planlamıyordum fakat evlendim. Evlendikten sonra herkesin ilk sorusu "Evlilik nasıl?" oldu. Bunun ardından "Alışabildin mi?" Hemen arkasından en önemli soru olan "Yemek yapabiliyor musun" geldi. Derken "Kavga ediyonuz mu" diye soruldu.
Evlilik zor zanaat.

Fon da en sevdiğim şarkılardan bir tanesi Hayko Cepkin- Ben gideyim çalarken insanın buralarda durası gelmiyor hiç. Çünkü bu şarkıyı ne zaman dinlesem, o günün sabahı bir yere yolculuk yapardım. Bugün Şenel'le konuşurken fark ettim. En mutlu olduğum zamanlar bir yerlere giderken ki zamanlardı. Hiç tanımadığım, beni hiç tanımayan ve  muhtemelen ikinci kez görüşemeyeceğimiz insanlarla yaptığım seyahatlar muhteşemdi. Yardım amaçlı gittiğim gezilerden bahsediyorum. Yaşadığım en muhteşem günlerdi o günler. İyi ki de yaşamıştım.

Ben Suriye sınırlarında gezip, insanlarla konuşurken siz buralarda istediğiniz yerlerde istediğiniz şeyleri yiyordunuz muhtemelen. Ben orada bir çikolata için kavga eden çocuklar gördüm. Çoğunun da çikolatanın tadından haberi yoktu. Ambalaj açma sevgisiydi onlarınki. Aç insanlar gördüm. Açıkta kalan insanlar da gördüm. Mubarek bu günlerde hepinizde bir söylem var: "Aç kalanların halini anlamak için oruç tutuyoruz. " Hayır efendim! Öyle bir dünya yok. Çünkü oruç tutma sebebimiz ayetle gayet açık:Ey İman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı. /Bakara183"

Bunun üzerine laf söylenmez sanırım.

Hayırlı iftarlar efenim.

17 Haziran 2015

Bazı İnsanlar Çok Özeller!

İnsan hayatında yüzlerce insan tanıyabiliyor. Öyle ya da böyle geçiyor günler ve bir sürü insanla muhattab oluyorsunuz. Okul hayatını fanatik bir biçimde yaşayan biri olarak söylemeliyim ki; bir sürü insan tanıdım, bir sürü arkadaşlığım oldu. Ama ile başlayacak onlarca cümle kurabilirim buraya fakat eski dostluklarıma ayıp olur. Çünkü hayatıma bir şekilde bulaşmış olan her insanın bende özel bir yeri vardır.

İşte benim için özel olan insanlarda bir tanesi Zeynep. Fotoğraftaki tatlı yanaklı, ortadaki bağyan. Bu hatun benim için çok özel çünkü en özel günlerimde hep yanımda oldu kendisi. Beni istemeye geldiklerinde  bile yanımdaydı bu hatun. "Hayır efenim, kahvenin içine tuz atmıcam" dediğimde "Peki" dedi misal. Çünkü her öneriye "peki" der o. Genellikle öğle yemeklerimizi birlikte yerdik onunla. Aslına bakarsanız, onunla yemek yemeyi o denli çok severdim ki; görür görmez acıktığımı hisseder, "hadi yemeğe" derdim. Tok olsa bile eşlik ederdi bana. Gecenin köründe, sabahın bir ucunda, ya da her hangi bir zaman diliminde arayıp sorabileceğim; günlerce aramasam da bir gün aradığımda "Nerdesin, ben şurdayım atla gel" dediğimde kalkıp geleceğini bildiğim muhteşem dostlarımdan bir tanesi kendisi. Abisiyle yaşıt olduğumdan mütevellit, ablalık sıfatını bana uygun gören, canım kardeşim. Ama gerçek kardeşim. Ailemizin de tatlı kızı. Çünkü ananem O'nu gördüğü günden beri "Hanimiş bizim şeker kızımız, iyi değil mi" diye sorup duruyor. Kesinlikle iyi bizim kızımız ve iyi olmaya her zaman hak ediyor. İyi ki doğdu o, iyi ki var.

Gelelim fotoğrafın sağ alt köşesindeki tatlı kalpli meleğe. Allah'm noolur bugün Elif'i göreyim diye düşündüğüm zamanlar oldu. Muhtemelen moralim bozuktu ve O'nu gördüğümde güleceğimi, eğleneceğimi çok iyi biliyordum. Çünkü eğer yanınızda Elif varsa, asla mutsuz olmanıza imkan yoktu. Beraber gittiğimiz bir kaç galeri'de, sanat evinde falan hep elitliğini konuşturdu. Babasının prensesi, pembe arabası, pembe kusmuğuyla falan her daim bizi güldürmeyi başardı. "Bende yapıcam hayır" cümlelerini asla unutmayacağım misal. Elifin adı Elit olmalıymışta nüfus memuru kocaman bir yanlışlık yapmış. Asaletinin yanı sıra, neşeli sohbetlerinin yeri bende her zaman ayrı kalacak. Dersin ortasında açtığımız Aşk-ı Memnu sahneleri ve Elif'in repliklerini ise unutmak için gerçekten çok uğraşacağım. O diziyi bize sevdirmeyi başardı çünkü. Alt sınıflarla mecburi aldığımız derslerde kulaklarımızın kanaması ise ayrı bir dünyaydı. Her neyseydi, Elif de çok özeldi benim için. Her zaman böyle özel kalacak. Anlatmakla anlatmayı başarabileceğim kadar iyi cümlelerim yok. Seni de iyi ki tanıdım elif insan. Ah elit diyecektim pardon.

Fotoğraftaki tek erkek figürümüz RaifCanHero'ya gelince.. Soyadı gibi kahraman bir arkadaşımızdır o. Raif'in Bağcılar'dan kopup gelen bir sahiplenme ve koruma iç güdüsü vardır . Yardımcıdır, iyi kalplidir. Aslında içkiyi bıraksa, muhteşem bir müslüman da olacaktır ama ben inanıyorum bir gün hacca bile gidecek o. Tamam canım abarttım. Fakat tövbekar olacağı konusunda çok inançlıyım. Raif de Zeynep'e yaptığı video ile anılır.

Fotoğrafta olmayan Şenel vardır bir de. "Ben o fotoğrafta neden yokum ama" dediğini duyar gibiyim. Harbiden neden yoktun sefgülüm orda? Geçen yıllarda oturduğumuz muhabbet dolu günlerimizde en büyük dert ortağımdı. Hala öyle gerçi. Başıma bir iş geldiğimde "Yaa Şenel" diye anlatır da dururum. Ciddi duruşunu sergiler ve mutlaka muhteşem bir çözüm önerisi sunar bana. Ben de dediğini yapar, ve asla pişman olmam. Bizlere verdiği akılların yarısını kendi hayatında yönlendiremez Şenel. Bu yüzden her şeyi sorgulayıcı, düşündürücü bulur. Her şey üzerine çok düşünür, çok eler. Bu yüzden düşüncelerine ve söylediklerine inanılmaz güvenirim. Bir de hakkımda düşündüklerini çat diye yüzüme söyler. "Sen bana şurada şöyle yapmıştın" diye ekler. Bu yüzden aramızda gizli saklı bir şeyler olmaz. Birbirimizin hakkında oturup kurup kurup bir şeyler, üzülmeyiz. Yanında mutlu olurum bu yüzden, rahatımdır. Dediğim gibi sefgülümdür Şenel benim. Annemin de en sevdiği arkadaşlarımdan bir tanesidir. Tatlı kızdır, iyi kızdır ve inşallah o da hep mutlu olacaktır.

Zeynep'in doğum günüsü dolayısıyla çıktığım bu yazıda aslında anlatmak istediğim başka dostlarım da vardı. Fakat şimdilik bu kadar yeter. Herkes kendine iyi davransın, dostlarının da değerlerini bilsin.

13 Haziran 2015

Monochroma Bir Harika Dostum!

Selam değerli izleyicilerim!

Bu kez bir oyunla karşınızdayım. Beni tanıyanlar oyun manyağı olduğumu NFS'lerle, Fifa'larla büyüdüğümü bilir ki hala Fifa benim için bir numaradır.

Fakat tanıştıracağım bu oyun, yeni bir dünya. Geçenlerde A kişisi oynarken göz ucuyla bakayım dedim. Grafiklerine takıldım önce. Olabildiğince güzel bir çalışma olmuş. Benim gibi karanlıkları seviyorsanız eğer olabildiğince mutlu olacaksınız bu oyunun grafiklerinde. Karanlık ve gri.

Gelelim oyunun konusuna. Oyun iki çocuğun evlerinin önünde uçurtma uçurmasıyla başlıyor. Beraberce uçururken, küçük kardeşin elinden kaçan uçurtmanın peşinden koşuyorlar. Derken maceramız başlıyor. Kayboldukları fabrikadan çıkmaya çalışan kardeşleri olabildiğince zor bulmacalar bekliyor. Çünkü oyunun ilerleyebilmesi o bulmacaları çözmenize bakıyor. Beyin jimnastiği yapmanızı gerektiren bu oyunda, hem düşünüp hem de eğlenebiliyorsunuz. Mesela küçük kardeşin bacağı kırıldığından büyük kardeş onu hep sırtında taşıyor. Belli yerlerde yere bırakması gerekiyor fakat çocuk karanlıktan korktuğu için ışık görünen yerlere bırakıp bulmacayı çözmeye devam etmeniz gerekiyor.

Oyunun müziği ise bir harika! Hatta müziğine inanılmaz hayran kaldım. Fakat gelin gör ki, oyunun sonundan hiç memnun kalmadım. Hayır o oyun öyle bitmemeliydi! Hatta devam etmeli bence.

Son olarak eklemek isterim ki, oyun Türk oyunu. Hemen milliyetçi duygularımız kabardı değil mi? Ben oyunu oynarken cidden mutlu oldum. Üç boyutlu çalışmalar yaptığım şu günlerde,  yapılan bu iş öyle hoşuma gitti ki, yazmadan geçemedim.

Oyun severseniz, bulmacalar çözebiliyorsanız, karanlıktan hoşlanıyorsanız, ince tını eşliğinde oyun oynamak istiyorsanız bu oyunu edinin. Steam hesabı üzerinden edindiğim oyunu şiddetle tavsiye ederim. Sevgiler :)

8 Haziran 2015

Bu Sonuçlara Kimler Ağlamalı

"AK Parti 13 yıl sonra girdiği bir seçimden iktidar olarak çıkamadı. Partileri yüzde 41 oy alarak birinci çıkmasına rağmen, AK Parti'ye gönül verenler sonucu acı ve gözyaşlarıyla karşıladı.

Şu tabloya bakar mısınız?

HDP yüzde 10 barajını yedi düvelin yardımıyla geçmeyi başarı sayıyor! CHP bir önceki seçimlere göre puan kaybetmesini zafer olarak duyuruyor. Hale bakın ki yüzde 41 oy alan AK Parti seçmeni kan ağlıyor.  

Davası ümmet olanın, derdi de böyle büyük oluyor işte!

Sakın bir kaç puanlık oy için ağladıklarını düşünmeyin çünkü, kendilerini ağlatan bir seçimin kaybı değil. Onlar, yenilgi yenilgi büyüyen zafere inanmış bir davanın fertleri. Göklerden gelen değiştirilemez karara kader diyerek iman etmişleri "oy için ağlayanlar" diye küçümserseniz yanılgıya düşersiniz.

Niye ağlıyorlar biliyor musunuz? 

Çünkü Filistin ağlıyor. Gazze, Ramallah, Kudüs, El Halil, Beytüllahim ağlıyor. 

Çünkü Somali ağlıyor. Çünkü Mısır, Irak, Suriye, Arakan ağlıyor. Lübnan, Ürdün, Yemen, Doğu Türkistan ağlıyor...

Dünyanın tüm mazlum müslümanları günlerdir ellerini semaya açmış, dualarla arşı titretiyor,"Türkiye bize sahip çıkan tek ülke. Son umudumuz AK Parti. Onu elimizden alma Allah'ım"diyerek ağlıyordu. 

Türkiye'deki kardeşleri yıllardır ateş ırmaklarında yakılan o mazlumların son umudu ellerinden kaydı diye ağlıyor. Onların hıçkırıklarına eşlik ediyor.

"İktidara geldiğimizde onları Esad'a geri göndereceğiz" diyen Kılıçdaroğlu ile Bahçeli'nin insafsızlığına terkedilen iki milyon Suriyeli'nin çaresizliğine ağlıyor...

Ağlaması gereken onlar değil sizlersiniz oysa ki..

Onlar mazlumların savunucularına, siz zalimlere ve zalimlerin dostlarına oy verdiniz. Onlar Mursi'nin dostlarına, siz Sisi'nin "kan kardeşleri"ne oy verdiniz. Onlar "kardeşçe yaşayalım"diye barış masasına oturanlara, siz "terör yeniden hayat bulsun" diye PKK yandaşlarına oy verdiniz.

Onlar "Yeni şehitler gelmesin, şehit anneleri artmasın" diyenlere, siz 40 bin şehidin katillerine oy verdiniz. Onlar Yasin Börü ve arkadaşlarına, siz Yasin Börü ve arkadaşlarının katillerine oy verdiniz.

Onlar Kur-an'ı Kerim'i okullara yeniden getirenlere, siz Kur'an-ı Kerim'i okullardan kaldırma sözü verenlere oy verdiniz. Onlar inancın simgesi başörtüsünü serbest kılanlara, siz "Başörtülüler sadece merdiven temizliği yapabilir" diyenlere oy verdiniz.

Sizler, din gölgesinde dinsizlik yapan sözde cemaate... Dershaneleri, bankaları ve cemaatleri yaşasın diye ülkeyi ateş topuna çeviren paralellere oy verdiniz. Onlar davası ümmet olanların, siz ise davası himmet olanların peşinden gittiniz.

Bir kardeşimin dediği gibi...

HDP'ye oy verirken aklınıza 40 bin şehit gelmiyor da, AK Parti'ye hırsız derken 3 kuruş para geliyorsa, siz alay ettiklerinizden ne kadar aşağıda olduğunuzu bilememişsiniz zaten. Biliniz ki ağlaması ve utanması gereken sizlersiniz, onlar değil! 

Gördüğü her pisliğe konan sinek misali, her gün bir partiyi destekleyen sizler utanmalısınız, onlar değil! 

Son sözüm davası ümmet olduğu için derdi büyük olan kardeşlerime...

Bilesiniz ki yenilgi olarak gördüğünüz bu sonuç yakın zamanda size yeni zaferlerin kapılarını açacak. 5 gün önceki yazımda ne demiştim size? "Bu seçimi kaybetse dahi bundan böyle her yol AK Parti'ye çıkacak" dememiş miydim?

Kazanını olmayan bir seçimin kaybedeni olmaz. 

Bu ülkede AK Parti'nin yanında olmadığı hiç bir parti, iktidar olamaz. Bırakın iktidar olmayı, koalisyon bile kuramaz! 

AK Parti de liderine, değerlerine ve seçmenlerine aylardır küfür ve hakaret eden partilerle bir koalisyonda yer alacak kadar ilkesiz ve omurgasız bir parti değil! 

AK Parti, bu yapılanları unutup şu an barajı geçen herhangi bir partiyle koalisyon yapması durumunda oyunu haram edecek milyonlarca seçmenle karşı karşıya gelecek.. 

Seçim meydanlarında aylardır koalisyonun zararlarını anlatan bir parti koalisyon için kapı çalarsa, işte tam da o gün kendini bitirir. Bir dönem koalisyonda kalsa bile sonrasında Anavatan ve DYP gibi tabela partisi olur.

Özetle "Yeni Türkiye" yolunda ikinci yarı, asıl şimdi başlıyor! 

Size alaycı bakışlar atıp gülenlerin suratlarındaki o pis sırıtışı silmek hepinizin namus borcu olsun!"


Süleyman Özışık kaynak: internethaber.com

6 Haziran 2015

Dikkat Bu Yazı Önemli!!

"Hiç tanımadığınız biri size Facebook üzerinden arkadaşlık isteği gönderiyor. Bu kişiyi tanımıyorsunuz ancak hoş bir profil resmi olduğu için arkadaşlık isteğini kabul ediyorsunuz.
Kızınızın okuldaki ilk günü. Kızınız yeni elbisesi içinde o kadar sevimli görünüyor ki arkadaşlarınız ve akrabalarınız da onun bu sevimli halini görsün diye kızınızın bir resmini çekip Facebook'a koyuyorsunuz. Kızınızı ilk defa okula bırakırken o kadar gurur duyuyorsunuz ki onun okuluna telefonunuzdan Facebook aracılığı ile Check-in yapıp, yer bildiriminde bulunuyor ve altına şunları yazıyorsunuz: "Kızımın ne kadar büyüdüğüne inanamıyorum. Zaman uçup gidiyor. Kızımla gurur duyuyorum!"
İnsan kaçakçılığı
Bu esnada, üzerinde fazla düşünmeden Facebook arkadaşı olarak eklediğiniz gizemli kişi, kızınızın sevimli elbisesi içindeki resmini cep telefonuna kaydediyor ve dünya çevresindeki yaklaşık 60 farklı yetişkin erkeğe şu notu ekleyerek onun resmini gönderiyor:
Türk kız, Yaş 6
Kahve rengi gözler, Siyah Saçlar.
35,000 Avro

Kızınızın resmini, gümüş bir tepsi içinde, bir insan kaçakçısına verdiğiniz gibi aynı zamanda onun bulunduğu yerin adresini de verdiğinizin farkında mısınız?
Kızınızı okuldan almak üzere saat 4'te okula gittiğinizde onun ortada olmadığını görüyorsunuz. Aslında, daha siz onun okuluna varmadan, kızınız çoktan 43 yaşında bir pedofile yani bir sübyancıya satılmıştı bile. Kızınız şimdi kafasına bir çuval geçirilmiş halde Güney Afrika'ya doğru yola çıkmış durumda.
Tanımadığınız insanları Facebook üzerinde arkadaş olarak eklemeyin!
Sosyal medyayı kullanırken sorumsuzca davranmayın ve sosyal medyanın zararlarının da olabileceğini hesaba katarak hareket edin!
Hayatınız ile ilgili tüm detayları Facebook başta olmak üzere sosyal medya hesaplarınızda paylaşmayın!
Çocuklarınız resimlerini Facebook profil resminiz olarak kullanmayın!
Çocuk ve aile güvenliği için bunu paylaşın!"

2 Haziran 2015

Aidiyet Duygusu

Aidiyat : ait olmak demektir. Aidiyet duygusu olan insanlar ise; bulundukları kurumu insanı veya her ne ise etkileşimde bulundukları; onun tüm yükünü sırtlanmaya hazırdır.

Bu duygu olabildiğince önemli bir duygudur. Özellikle iş yerlerinde insanların kendilerini çalıştıkları kuruma ait hissetmeleri gerekmektedir. Böylelikle bireysel başarı veya parayı düşünmek yerine şirket başarısı ve kazancı için çalışmalar gerçekleştirirler. Bu durumda hem şirket, hem de çalışanları yeterince kazanır.

Hatta aidiyet duygusunu yeterince yükseltmek isteyen iş verenler genellikle şirket çalışanlarına özel bir takım şeyler yaparlar. Bir şirket bunun için tüm şirketin iç duvarlarını , merdiven boşluklarını çalışanlarının boyamasını istemiştir. Böylelikle kendilerini evlerinde hissedecekler, özgürce istedikleri renkleri, istedikleri duvarlara sürecekler ve oradan her geçtiklerinde "işte burası benim eserim" diyerek aidiyet duygusunu oluşturacaklardır.

İş yerini sahiplenen çalışan, iş yerine zeval gelmesin diye daha şevkle çalışacak, attığı adımları daha dikkatlice atacak, başta da söylediğim gibi kendi kazancını değil, şirketin kazancını düşünecektir.

İşte bu yüzden iş verenlerin bu konuda olabildiğince dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü böylelikle iş verenler de iş yapanlar da karşılıklı kazanacaklardır.

Şimdi merak ediyorsun sayın okuyucu, yahu büşra bu yazıyı neden yazdı ki şimdi? Hemen cevap veriyorum, bu yazıyı yazmam bir hocam tarafından istendi. İstemeyerek yazdığımdan olacak ki böyle bir yazı karşınıza çıktı. TEşekkür ederim :)

22 Mayıs 2015

Ben Evlendim!

Selam blog okuyucuları. Böyle bir post girmezsem, kimse benim evlendiğime inanmayacakmış. Duyurmak sünnetmiş. Çünkü evlilik çok kutsal bir mevzuymuş.

Geçen gün evlendim ben. Tam olarak tarihi vermek istemiyorum ki, evlilik yıldönümümde beni hediyelere boğmayın. Evlenmeye karar verdiğim an, karşılaştığım diyaloglar oldukça ilginçti.

-Kim bu şanslı çocuk?
-Nerde tanıştınız?
-Kaç yaşında?
-Kaç kardeşi var?
-Ailesi ne iş yapıyor?
-Mesleği ne?
-Nerede çalışıyor?
-Hangi takımı tutuyor?
-Uzun boylu mu?

Şeklinde cümlelerle karşılaştım. Hepsine teker teker cevap vermekten bıktım bir ara. Biri de çıkıp demedi ki "Namaz kılıyor mu bu çocuk?" diye hayıflanırken bir komşu teyze beni ilk gördüğünde hemen evleneceğimi duyduğunu söyleyip "Namaz kılan bir beydir inşallah" dedi. Evet, dediğimde bana sıkıca sarıldı ve başka hiç bir şey sormadan "Hayırlı olsun canım benim, inan çok sevindim" dedi. Dünyalık onca şeye daldığımız bu günlerde o içten sarılma, o içten temenni ve asıl mevzunun altının çizilmesi olabildiğince beni mutlu etti.

Nasıl Tanıştık?

Cemi-cümlenin ve eminim hepinizin merak ettiği asıl mevzu bu. Biz ortaokulda sınıf arkadaşıydık. Ortaokuldan sonra bir daha hiç karşılaşmadık. Taa ki sosyal medya ile buluşuncaya dek. Facebook'un kurulmasıyla birlikte eski arkadaşlarımızı ekleşip, asla konuşmamazlık asosyalliğini ben de yaşıyordum. Her olayımızı biliyor fakat asla konuşmuyorduk. Taa ki ben bir filmi sevdiğimi paylaşana dek. Filmimiz : "Dövüş Kulubü". Film hakkında muhabbet açıldı, sonra kitap, sonra kitap alışverişi derken işte burdayız. Diyeceğim o ki; kısmetinizin nerede ve nasıl sizi beklediği hiç belli olmuyor.

Takım konusuna gelecek olursak ben koyu olmayan Trabzonspor'luyum, O koyu olmayan Fenerbahçe. İki nefretli takım. O Trabzonsporlu eşyaları kullanmaktan rahatsız olmuyor fakat ben evimize sarı ve lacivertin bir arada bulunduğu en ufak çorap bile girmesine izin vermiyorum. Ona göz yumamam, o kadar da değil!