27 Aralık 2014

Ivır Zıvır Part 33


"Moralim bozuk" "Canım sıkkın" gibi cümleleri sarf ettiğimde, "Noolur anlat, ne oldu, hadi ama" diye üzerime geldikten sonra; zorla da olsa ağzımdan laf alan insan "Amaan, salla. Boşver" dediğinde, ağzını burnunu kırmak istiyorum. Çünkü benim için önemli. Çünkü benim canımı sıkmayı başarmış. Çünkü moralimi bozmuş. Çünkü sallayamıyorum. Sen umursamaz tavırla dinledikten hemen sonra "Bunu mu kafana takıyorsun yea" diye de aşağılıyorsun ya derdimi, heh işte, işte o an hayat daha bir cehennem kesiliyor başıma.

Sanatsal bakış açımızı arttırmak adına Akbank Sanat Beyoğlu'ndaydık. Mutluluktan ölebilirdim. Ama ölmedim. Fakat gerçekten çok mutlu oldum. Cafe'sinden tutun da, kütüphanesine kadar her şeyine aşık oldum. Daha önce Joan Miro'nun sergisinden ağlayarak çıktığımı hatırlıyorsunuzdur. Bu kez, tam benlik bir yerdeydim. Hevesimi alamadım. Tekrar gideceğim. Siz de gidin.  "Dijital Sonrası Tarihçeler: 1960'lar ve 1970'lerin Medya Sanatından Kesitler" Serginin ismi. Sanırım Şubat sonuna kadar orada olacaklar. Girişte ve üst katta sergi alanı. Kısa filmleri asla izlemeyeceğim dediğim anda duvara yansıyan videoart'ın içinde buldum bir an kendimi. Oturup çözümleyecek kadar içine hapsetti beni. Aslında film izlemem yasaktı ve gerçekten bana uygun olmayan bir filmdi. Fakat işte gel gör ki, izledim. Muhteşemdi.

Ve bazen insan kendini ciddi anlamda yalnız hissediyor. Bu da ciddi anlamda sinir bozucu olabiliyor. İşte o an ölümü düşünüyor insan. Doğarken yalnız olan insan, ölürken neden yalnız olmayı istemez ki?

Yer Keşfi:Lotus Kahvaltı Evi-Ortaköy

Selam çok değerli okuyucularım. Size öyle bir mekan tanıtacağım ki, gidip gidebileceğiniz en iyi kahvaltı mekanlarından bir tanesi.

Lotus Kahvaltı Evi. Kendisi Ortaköy'de bulunmaktadır. Ortaköy'ün tam merkezine oturmuş, muhteşem bir mekan. Muhteşemliğini elbette servis ettiği muhteşem şeylerden alıyor. 2 Kişilik serpme kahvaltının içinde: Domates, salatalık, salam, jambon, hindi füme, kavurmalı ekmek, kaşarlı simit, peynir çeşitleri (yaklaşık 5 tane), zeytin çeşitleri, tereyağ, reçel çeşitleri (yaklaşık 3 tane) bal, nutella, eski kaşar, taze kaşar, sigara böreği, Lotus Böreği, Paçanga böreği, incir-ceviz-kayısı, acılı ezme, biber kavurması ve çay.

Yazarken ben yoruldum. Bir sürü de yeşillik mevcuttu bunun yanı sıra. Ekmek kesme tahtası gibi tahtalarla servis edilen malzemelerin kalitesinden kesinlikle kaçınılmamış. Elleri de bayaa bol mekanın. Olabildiğince çok servis ediyorlar. Her şey sıcacık geliyor. Özellikle ekmekler. Hemde kavurmalı ekmekler. Öyle birer dilim değil, bir kaç dilim yer alıyor tahtanın üzerinde.

Mekandayken fotoğrafını çekmiştim masanın. Aynı kadraja tüm masayı alamadığımdan, ciddi sıkıntılar içine girmiştim. Format sonrası telefonumdan kaybolmuş. Bu yüzden nette bulduğum fotoğrafla idare edin. Fiyatlar biraz uçuk olabilir ama lezzet için değer. Ayrıca mekanın şarküteri olduğunu rezarvasyon yapıp, para ödedikten sonra öğrendiğimi de eklemeliyim.

26 Aralık 2014

Can Bonomo ile Rocco'lu Ev Oturması Blogumda Canlı Yayınlanacak!

Her zaman genç, renkli, eğlenceli ve dinamik olanların tercihi Rocco’dan Can Bonomo hayranlarına büyük sürpriz! Ev konserleri konseptiyle, canlı olarak online yayınlanacak olan “Can Bonomo ile Rocco’lu Ev Oturması”, Can Bonomo hayranlarını müziğe doyuracak…

Sıcacık ev ortamında eğlence ve müzik dolu dakikalar sunacak olan Can Bonomo ile “Rocco’lu Ev Oturması” konserlerinin ilki 28 Aralık günü saat 20:30’da gerçekleşecek. Bu benzersiz konser serisine katılmak isteyen Can Bonomo hayranlarının tek yapması gereken ise Rocco’nun Twitter, Facebook, izlesene.com ve Vine hesaplarında gerçekleşecek yarışmaları kazanmak olacak.

Can Bonomo’nun, doğal ev ortamında gerçekleştirdiği ve canlı olarak benim blogumda da izleyebileceğiniz bu konserler için sizleri bol sürprizli ve eğlenceli yarışmalar bekliyor. Can Bonomo hayranları Facebook, Twitter, izlesene.com ve Vine kanallarından duyurumu yapılacak yarışmalara katılarak ev konserlerine katılma şansına sahip olacaklar.  Son konser ise yine bu yarışmaları kazanan bir talihlinin evinde gerçekleşecek. Rocco’nun renkli ve eğlenceli dünyası, gençlerin, yeni ve yaratıcı paylaşımlarıyla daha da renklenecek, Can Bonomo’yla ev oturmaları herkese keyif verecek. “Rocco’lu Ev Oturması” konserleri serisinde Can Bonomo’nun eşsiz performanslarına canlı tanıklık edemeyecek hayranları içinse tüm konserler Rocco’nun izlesene.comFacebook hesapları ve de benim blogum üzerinden online olarak canlı yayınlanacak.

28 Aralık Pazar günü saat 20:30’da aşağıdaki ekranda konseri canlı olarak izlemek için burada buluşalım!


Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Aralık 2014

Kızlar ve Özellikleri

Kızlar.. Kızlarımız.. O kadar klişeyiz ve o kadar klişeyiz ki, neremizden tutup çekip anlatsam bilemiyorum. Fakat inatla erkekler "Biz bu kızları anlayamıyoruz yaa" diye ağlayıp duruyorlar. Anlamadığım, anlamayacak ne var? Kompleks bir yapımız yok. Çok standartız aslında. Kız dediğin;

Trip atar: Trip atmıyorum diyen kız varsa, alnından itinayla öpünüz. Onu camekana koyup Dolmabahçe Sarayı'nda sergileyiniz. Çünkü öyle bir şey yok. Kız trip atar evet, ama bir sor neden atar. Muhtemelen erkek kişisi sinirini bozacak bir hareket yapmıştır. O yüzden trip atılıyordur. Durduk yere hiç bir kız trip atmaz. Muhtemelen "Bugün çok kilo almışsın, uyumadın mı sen, x kişisi hakkında olumsuz bir yorum yaptı" gibi cümleler sarf ettiyseniz, o tribi afiyetle yersiniz anacım. Hiç kusura bakmayın. Dua edin ağzınız burnunuz kırılmadı.

Depresyondadır: Kadın cinsi için yaratılmıştır bu depresyon sanki. Havuz misali "Atla bana" der resmen. Kadınlar da .99 TL'lik indirim kuponları gibi üzerine saldırırlar. Depresyona girmek için milyonlarca sebepleri vardır. Ya 500 gramlık fazlaları (ki her kadının en az 2kg fazlası vardır), ya almak istedikleri ayakkabı, ya da erteledikleri bir iş. Kuaförde son bulan depresyon krizi, kuaför krizi sonucu daha kötü duyguları tetikler. Aynaya bakamayacak durumda olan kadın en çok da bu zamanlar şefkate muhtaçtır. Depresyondaki kadın, hiç bir şey yapmak istemez. Evinden dışarı çıkmaz.

Diyettedir: Kadınlar 7/24 diyette olma özelliğine sahiptirler. Diyette olmayan bir kadın düşünülemez. Diyette olmasına rağmen, fazlaca yiyip, yedikten sonraki pişmanlığını sizden çıkarması kaçınılmaz bir gerçektir. Pazartesi başlanan diyetleri meşhurdur.Cumartesi günleri JAdore önündeki kuyrukları oluşturan kişiler yine aynı kadınlardır.

Kıskanır:"Seven insan kıskanır" cümlesini ant gibi içmiştir. Kıskanmaktan nefret etmekle birlikte kıskanmayı da elden bırakmaz. Fakat kıskandıkça, soğumaya başladığı da koskoca bir gerçektir. Kadın güvenmek istediğinden, kıskanma duygusu üzerine oynanması aptalca olur. Kıskanmak yerine, sonsuz güveni tercih eder çünkü.

Merak Eder: Kadın merak eder. Eğer sizi merak etmiyorsa, umursamadığındandır. Ya da merak edilecek başka bir şeyler vardır. Bu erkekler tarafından rahatsız edici bulunsa da, kızlar tarafından değer unsuru olarak kabul edilir.

Çok Özler: Özleme duygusu olabildiğince kuvvetlidir.

Söylediklerinin Kabul Görmesine Aşıktır: Kadınlar onaylanmayı sever. Söylediği şeyleri kabul etmiyorsanız bile, kabul ediyormuş gibi görünün. 2 gün sonra tatlı dille kendi istediğinizi yaptırabileceğinize emin olabilirsiniz. Öyle de merhametlidir kadınlar.

Yıllar süren araştırmalarım sonucu bu cümlelere vardım. Devamı da var. Çok yakında yazarım yine. Kadınları üzmeyin, sevin, ilgi gösterin. Kadınlar da sizi çok sevsin, ilgi göstersin. Çünkü dünyanın sevgiye gerçekten ihtiyacı var. Allah hepimizin sonunu hayır etsin. Kendinize iyi davranın o halde.

20 Aralık 2014

Yer Keşfi:Şehristan Cafe

Takibimde iseniz, kahvaltıları ne kadar çok sevdiğimi zaten biliyorsunuzdur. Bu yüzden İstanbul'da gezilmedik kahvaltı evi bırakmadık neredeyse A kişisi ile. Bu kez Vildan ile gittik Şehristan Cafe'ye. Bu Cafe, Bakırköy'e bağlı, Marmara Forum'un yanında yer almakta. Şimdi gözlemlerime geçelim.

Öncelikle ulaşım oldukça rahat. Metrobüs ile gidecekseniz, Zeytinburnu durağında inip yürüyorsunuz Marmara Forum'a doğru. Zaten direkt mekanın önüne düşüyorsunuz. Arabanız var ise, park yeri de mevcut. Park gibi bir alana kurulmuş olan mekan, olabildiğince çekici. Nargilenin yanı sıra, okey-tavla gibi oyunlar da mevcut. Tahta yerleri ve tasarımı ile köy yerine gitmişsiniz havasını yaratıyor.

Biz arkadaşımla serpme kahvaltı tercih ettik. Sigara böreklerimiz ve fırın patateslerimiz sıcacık geldi. Bu tip şeylerin sıcak sunulması benim için tercih meselesidir. Ve bir de yumurta vardı. Sanırım 4 yumurta kırmışlardı ve olabildiğince lezzetliydi. Beyaz peynirin ve kaşarın kalın dilimlerle ve çokça servis edilmesi ise olabildiğince güzeldi.

Nargilesini bilmem ama, kahvaltısı ve servisi olabildiğince güzeldi. Et bakımından fakir olan serpme kahvaltıda yalnızca salam dilimleri mevcuttu. Fakat börekle patatesler o kadar lezzetliydi ki, ona pek takılmadık. Zaten Vildan sucuk, salam ve sosis üçlüsünden uzak kaldığı için hepsini afiyetle yedim. Yalnızca serviste beni rahatsız eden konu balın içine atılmış tereyağ dilimleriydi. Çünkü ben tereyağını yalnızca bal ile yemem. Peynirle ve reçelle birlikte de yemeyi çok severim. Bu yüzden ayrı servis edilmesi yanlısıyım.

Sonuç olarak uygun fiyatıyla önerebileceğim bir yer. Dost-arkadaş-sevgili, rahatlıkla tercih ediniz.

Not: Fotoğraflar internet sitesindendir.

19 Aralık 2014

Cemaat Bu Sorulara Cevap Verebilir Mi?

"17/25 Aralık operasyonları yapıldığı günden bu yana yazdığım her yazıdan önce vicdan terazisine çıkıp, kendimi sorguladım.

Yazdığım her satır öncesi, Ergenekon soruşturmasından dolayı içeri alınanlar aklıma geldi. Bu soruşturmada içeri atılan bazı kişilerden 5 yıl sonra özür dilemek zorunda kaldım. Bir kez daha aynı utancı yaşamamak için mümkün mertebe hassas davranmaya çalıştım.

Yaşanan her olay sonrası kendisine hizmet hareketi diyen camianın gazetelerine ve televizyonlarına dikkat kesildim. "Biz her olayda onları suçluyoruz ama, acaba onlar kendilerini nasıl savunuyor?" sorusunun cevabını aradım her seferinde...

Karşıma hep aynı manzara çıktı.

Camiaya hizmet eden tüm yayın organlarının, isnad edilen bütün suçları kabul edercesine yayın yaptıklarına şahit oldum.

Birkaç örnek verecek olursam...

Kavgadan önce Uludere'de devletten yana tavır koyan camianın, kavgadan sonra Uludere'den dolayı AK Parti'yi suçladığını gördüm...

Kavgadan önce Gezi eylemcilerini lanetleyen camianın, kavga sonrası hükümeti yerin dibine soktuğunu ve gezicileri kutsadığını gördüm.

Kavgadan önce gezicilerin camide alkol aldığını iddia eden camiaya bağlı yayın organlarının, kavga sonrası tam tersi yayın yaptığını gördüm.

Kavgadan önce CHP ve MHP gibi partileri yerin dibine sokan camianın, kavga sonrası kapı kapı dolaşarak bu iki parti için oy istediklerini gördüm.

Kavgadan önce tüm yazarlarıyla birlikte Erdoğan'ı yere göğe sığdıramayan elemanlarının, kavga sonrası aynı Erdoğan'a "Diktatör, Yezid, Ebu Cehil" dediğini gördüm.

MİT tırlarına yapılan alçakça operasyonu manşetten övdüklerini, o tırların IŞİD isimli terör örgütüne silah taşıdığı yalanını köpürttüklerini gördüm.

"Hiç birini tanımıyoruz" dedikleri cuntacı polis ve savcılara, "Onlar vatan kahramanı" diyerek methiyeler dizdiklerini gördüm.

Kendi ülkelerini Batı'ya, "Bizim ülkemiz teröristlere silah yardımı yapıyor" yalanıyla şikayet edecek kadar ihanet içinde olduklarını gördüm.

Suriye ile ilgili çok özel toplantıda konuşulan ulusal güvenliği ilgilendiren konuşmaları hiç tereddüt etmeden dünyaya yaydıklarını gördüm.

Sosyal medyada Erdoğan ve çevresindekilerle ilgili belaltı kaset yayınlayan herkese tam destek verdiklerini, bu kasetlerin içeriğinin yayılmasında öncü rolü oynadıklarını gördüm.

Bu listeyi uzattıkça uzatabilirim ama gerek yok.

Demem o ki ne kadar iğrenç iddia, ne kadar yüz kızartıcı mesele, ne kadar ihanet hikayesi ve ne kadar hain var ise cemaat bunların hepsini savunup sahiplenerek bu suçları bizzat kabul etti. Bugün gelinen kötü noktada ise inkar yolunu seçiyor, "Bizim ilgi ve alakamız yok" diyorlar.

Yazının başında da söyledim ya, her yazı öncesi kendimi sorguluyor ve haksızlık yapmamaya gayret gösteriyorum. Ancak aklıma takılan bazı soruları savuşturmayı bir türlü başaramıyorum.

Bu soruların cevabını bilen birileri varsa, beni aydınlatırsa sevinirim.

Soru 1: Yaklaşık 12 yıldır yasadışı dinlemelerden şikayet edip duruyoruz. Ortaya çıkan listelere bakılacak olursa dinlenenlerin sayısı yüzbinleri buldu. Peki siz bu listelerde hiç cemaati savunan bir tek isme rastladınız mı?

Soru 2: Türkiye'de geçtiğimiz 12 yıl içinde şu kadar operasyon yapıldı. Kitabı basılmayan gazeteciler ve bazı farklı cemaat mensupları içeri atıldı. Siz hiç cemaatin yayın organlarında çalışan bir gazeteci veya cemaate bağlı bir şakirt gördünüz mü?

Soru 3: Yüzbinlerce insan kendilerinden himmet adı altında para alındığını iddia edip duruyor. Cemaat bunları almadığını söylüyorsa, bunca dershane, gazete, televizyon, banka, holding ve 14 ülkede faliyet gösteren okullar hangi parayla yapıldı? Yok eğer cemaat bunları aldığını kabul ediyorsa o zaman bu alınan paraların karşılığında kesilen bir fatura ve ödenen bir vergi makbuzu var mı? Var ise niye görmüyoruz? Yok ise vergi kaçırmak da hırsızlık değil midir?

Soru 4: Cemaatin tüm yayın organları son dönemlerde hükümetin vatana ihanet suçu işlediğini, terör örgütü temsilcileriyle ülkeyi bölmek için masaya oturduğunu yazıp duruyor. Eğer durum gerçekten böyle ise yerel seçim döneminde Güneydoğu'da kapı kapı dolaşıp PKK'nın siyasi temsilcisi HDP'ye oy istemek de vatan hainliği değil midir?

Soru 5: Cemaat yaklaşık 12 yıldır iktidarda olan AK Parti'nin yolsuzluk, haksızlık ve hırsızlığına 17 Aralık'tan önce hiç mi şahit olmadı?  2010 ve 2011 yıllarında şahit oldukları yolsuzlukları neden 2013'ün sonunda afişe etti? Dersanelerin kapatılması gündeme gelmese, yolsuzlukların olduğu sizce yine gündeme getirilecek miydi?

Ve cevabını en çok merak ettiğim soruyu cemaati savunanlara sorayım:

Nasıl oldu da 90 yıldır laiklikten asla ve kat'a ödün vermeyen din ve inanç düşmanı CHP'yi bir çırpıda cemaatçi yapmayı başardınız?"

Süleyman Özışık/internethaber

Yazıyı okuduğum zaman ciddi ciddi düşündüm ben de. Ne tamamıyla cemaatçi olabildim, ne de tamamıyla hükümetçi. Din'den başka hiç bir şeye körü körüne bağlanamayan bir yapım var ne de olsa. İnsandır karşımdaki, hata yapmak üzere kurgulanmıştır; hatasız olduğunu asla iddia edemem. Hatasız olduğunu bildiğim bir insanın da her dediğini doğru, her yaptığının arkasında olduğunu da söyleyemem. Bu yazıyı yayınladım ki, cemaatle alakalı soru işaretleri bende de belirdiğindendir. Bir de bunun hükümet tarafını bulup paylaşacağım. Elbette cemaat yazarlarından birinden. Fakat ne kadar paylaşabilirsem bileyim, asla bir tarafta bulunmayacağım. Allah sonumuzu hayır etsin duasından ötesine gitmeyeceğim. İyi günler.

16 Aralık 2014

Ivır Zıvır Part 32


Selam! Yine anlatıyorum, sizler dinliyorsunuz. Amaç bu zaten.

Yarın okulda bir kermes varmış. Bunun için daha önce bir kez denemiş olduğum simit - poğaça dan yapacağım. Eğer güzel olursa, paylaşcam bu kez tarifi sizlerle. Bazı arkadaşlar bundan rahatsız olsa da, güzel oluyor ya. Sizler de sebeplenin.

Paralel ve devlet arasında gelip giden muhabbetten sıkıldım. Kim bilir nereye 4. köprü projesi yapılıyor bu sırada.

Perşembe sabahı çok ilginç bir yere kahvaltıya gideceğiz bir kız arkadaşımla. Aslında A kişisi ile gidecektik fakat kendisi şimdilerde o kadar yoğun ki, görüşemiyoruz bir türlü. İnsan özlemeden edemiyor. Neyse, mevzu bu değil. Mekana gidip, fotoğraflar çekip, yine paylaşacağım sizlerle.

Britney Spears'tan Overprotected dinleyin. Güzel parça

Bu saatte uyumak istiyorum aslında.

Metrobüsler hala çok kalabalık.

Hava bahar havası mı kış havası mı bir karar versin lütfen.

Köri ve soya soslu tavuklar birer can'lar.

En kısa zamanda Jadore'ya gidelim lütfen. Geceleri rüyamda görüyorum yediğim cheese cake'i. Bu cümle tamamen Zeynep arkadaşıma göndermedir!

Sıradaki göndermem de her akşam içki masasını grupta paylaşan arkadaşa gelsin. Sokakta buldukları boş şişeleri bir masaya yığıp "İçiozz biz yeaa" diyorlar. Umarım öyledir. Yoksa, zıkkımın integralini içsinler.

12 Aralık 2014

Bu Bir Eleştiri Yazısıdır. Kalbi Olan Okumasın!


Bugün burada oturup dini konularda ahkam kesmek istedim. Fakat sonra kendime bakıp, doğruluğum hakkında düşündüm. Bir müslümanın başka bir müslümanı eleştirmeye hakkı var mıydı? Ya da onu bırakalım, bir insanın başka bir insanı eleştirmeye hakkı var mıydı? Tabi ki yoktu.

Gel gör ki, kendimi tutamadım. En azından, yapmadığım şeyler hakkında eleştiri yapabilme hakkını edindim hemen. Eleştiriden ziyade, düz mantık kuracağım fakat bu işleri yapanlar elbette eleştiri olarak alacak ve bana kin kusacak. Yapacak bir şey yok. Biz de böyle.

İçki içilmesi konusunda konuşuyorken "O mekan içkiliyse girmem" dedim gayri ihtiyari. "Ben böyle şeylere sinir oluyorum ya, benim için önemli değil içki içilirmiş mi, içilmezmiş mi? Öyle burnu havadılık yapmam" dedi karşı taraf. Hiç düşünmeden "Allah'ın haram kıldığı şeyi, benim de istememiş olmam gayet normal değil mi?" dedim.

Çünkü gayet normal. Allah kitabında açıkça belirtmiş içkinin haram olmasını. Şimdi oturup içki içenlere bir şey dediğim yok. Fakat benim düşünceme saygısızlık ediyorsan, senin dayandığın noktayı merak ederim. Ya benim Allah'ıma, ya da kitabıma inanmıyorsundur. İnanıp, söylenenleri yapmıyorsan; bu senin seçimindir. Fakat, inanıp söylenenleri yapanları aşağılar gibi burnunu kıvırtarak konuşursan işte bu senin suçun olur.

İnsanlar bu dünyaya yanlış yapıp, yanlışlarını düzeltmeye gelmişler.Yanlışını göz göre göre yapıyorsun, biz bişey söylemiyoruz. Sen de benim doğruma karışma.

Her Cuma vakti olduğu gibi bu Cuma'da dedemi arayacaktım ki, iş-güç derken unutuverdim. Akşam aradım."İki tek atıyorum" dedi. "Bu mubarek günde içme" dedim. Dedikten hemen sonra cümlemin üzerinde düşündüm. "Bu mubarek günde içme de, yarın içersin" e kadar giderdi bu cümle. Utandım. Sonra bir türlü toplayamadım cümlemi. Havada asılı kaldı. Haramın günü mü olur dedim o an? Cuma günü mubarekti ama dua etmek için. Günah işlemek için değil kesinlikle.

Dinin çözülmelere başladığı şu günlerden inanılmaz korkuyorum. Allah sonumuzu hayır etsin inşallah. Yıl başına yaklaştığımız şu günlerde içkisiz günler diliyorum hepinize. Madem yıl başı bizim de adetimiz, oturun çekirdek çitleyerek televizyonunuzu seyredin. Vazgeçin Amerikan Hegomanyasından. Ayık olun, kendinizi uyuşturmayın. Yazdıklarıma da alınmayın lütfen. Cümlelerimi tekrar tekrar okuyup, mantıksal hatalarınızın farkına varın yeter. İyi seyirler.

Yer Keşfi:J'adore Chocolatier&Cafe

Merhaba çok değerli dostlar. Şimdi sizlere yeni bir Cafe'nin varlığından bahsedeceğim. Ben mekana gidince "Aman Allah'ım buraya daha önce neden gelmedim ben amaağğ" diye ağladım. Eminim siz de gidince bunu söyleyeceksiniz.

En sevdiği filmlerden bir tanesi Charlie'nin Çikolata Fabrikası olanlardan bir tanesi iseniz, mekan size orayı hiç aratmayacak. Çünkü yiyebileceğiniz her şey çikolatadan. Bol kalorili. Bol kilolu. Mekana giderken kesinlikle yemek yememiş olun ki, tadını alın. Ya da yemekten 3 saat kadar sonra gidin.

Fiyatlar hakkında konuşmam gerekirse 9.50 TL Cheese Cake. Bu güne kadar kesinlikle CheeseCake yememişim diyeceksiniz bunu yedikten sonra. Ağızda dağılan muhteşem bir kreması ve damağınıza tadını yapıştıracak harika çikolata sosu var. İkinci lokmadan sonra "Bu bir dilim bana yetmez yaa" diye düşünebilirsiniz. Fakat çok yanlış düşünüyorsunuz, çünkü çikolata tadı o kadar ağır basıyor ki, bir dilimden fazlasını yiyemezsiniz. Cam şişelerde servis edilen 500ml'lik suyun fiyatı ise 1.5TL. Bardaklar ise rahmetli büyükannemin kesikli bardaklarından. Mekanın içi ise her yönüyle Fransa kokuyor. Müziğinden tutun da karanlık havasına kadar her şey düşünülmüş. Fakat bu yüzden 1 saatten fazla mekanda oturamazsınız. Bunalırsınız.

Fondü yiyen arkadaşlarım da aşklarını dile getirdiler. Yanlış hatırlamıyorsam 2 kişilik fondü fiyatı da 25 TL idi. Meyve yemediğimden tadına bile bakmadım fakat onlar severek yediler.

Çikolata seviyorsanız hemen mekanın adresini de veriyorum:  İstiklal Cad. Emir Nevruz Sok. No:22 Beyoğlu/İstanbul.

Not:Fotoğraflar alıntıdır. Mekanın büyüsünden fotoğraf çekemedik. Fakat masalarda bulunan canlı çiçekleri atlamak istemedim şimdi. Canlı çiçekleri lütfen koparmayınız, kulağınızın arkasına takmayınız notu iliştirilmiş cam masalara değinmeden olmaz.

10 Aralık 2014

Ivır Zıvır Part 31


Google +'da yine yabancıların paylaştığı bir fotoğrafa Türkçe yorum attım. Kadın nazikçe ve değişik ingilizcesiyle "lütfen ingilizce yorumlar yazın" dedi. Aslında Rus'tu. Bir sonraki yorumumu Osmanlıca yazmaya karar verdim bende. Fakat klavyem müsait değil, şükretsin.

Bugün bir mesajla irkildim. F isimli bir hatun olsun. Adını vermek istemiyorum. Biz ona kısaca Filiz diyelim. Filiz adında kaydolan bir hatun selam yazmış. Kaydettiğime göre tanıyorum dedim fakat kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Okuldan olduğunu belirten birkaç harfte yazmışım Allah'tan. "AAa filiz merhaba" dedim. "Beni hatırlamana çok memnun oldum" dedi. Aslında neye benzediği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Bir kermes işinden bahsetti. Çarşamba günü okul içi yardıma ihtiyaçları olduğunu ve görüşmemiz gerektiğini de ekledi. Umarım kızı görünce hatırlarım.

Yarın Sosyal Medya üzerine bir sunum yapacağım. Çalıştığım halde, heyecandan unutacağım yine cümlelerimi. Allah beni yaratırken heyecan tozumu biraz fazla tutmuş anlaşılan.

Bugün trafik inanılmaz fazlaydı. İnanmayacaksınız belki ama metrobüs trafiğinden bahsediyorum. Bildiğiniz durdu metrobüsler. Yolcu indi-bindi olayı yüzünden hemde. Çok kötüydü. Hayır derse geç kalınca da "metrobüste trafik vardı" dediğinizde millet size yalan söylemiş edasıyla bakıyor.

Facebook'ta sevgilisi ile ortak hesabı olmasa, iyi kız aslında.

Türkiye insani yardımda dünya birincisi olmuş. En sonunda iyi bir şey de iyi bir şey olduk. Allah razı olsun.

Kefaret filmini izledim. Üzerine yazmak isterdim fakat neden o kadar yüksek puanlar aldığını bulamadığımdan yazamadım. Yine sevemedim bir kült filmi. Ben benimle ne yapacağım böyle?

8 Aralık 2014

Mutluluğun formülünü veriyorum!


"500 kişi bir seminerdeydi. Birden konuşmacı durdu ve bir grup çalışması yapmaya karar verdi. Herkese bir balon vererek başladı. Herkes gazlı kalemle balonuna adını yazmalıydı. Sonra bütün balonlar toplandı ve bir odaya kapatıldı.
Katılımcılar odaya alındı ve 5 dakika içinde üzerine isimlerini yazdıkları balonu bulmaları söylendi. Herkes deli gibi kendi adını aramaya başladı, insanlar çarpıştılar, bir birlerini ittirdiler, tamamen bir kaos ortamı oluştu.
5 dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamamıştı.

Konuşmacı bu sefer herkesin bir balon almasını ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyledi. Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştu.
Konuşmacı dedi ki: "Yaşamımızda bunu görüyoruz. Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor. Bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Onlara mutluluk verin; sizinki size gelir. Ve insanların yaşam amacı da budur.. Mutluluğun peşinden gitmek." 

|Tiffany Moore

7 Aralık 2014

Yeni Yıla Girerken.

İnsan yeni yıla girerken nedense geçmiş yılını sorguluyor. Geçen yılın bu zamanlarını, hayallerini ve yaptıklarını. Misal benim hayallerim çok başkaydı, şimdi çok başka.

Bu yıl yurt dışındaki bir yardım programına katılıp, hasta olup, ölmeyi planlıyordum ben mesela. Neyse ki öyle bir şey olmadı. Çünkü yıl sonumdaki hesap, yıl boyunca tutmadı.

O zamanlar a kişisi defterini tamamen kapamıştım. Beni olabildiğince sinirlendirmişti. Kim derdi ki şimdi böyle olacak diye. Ama oluyordu işte.

Büyükbabamı kaybettim, hemen ardından bir hafta içinde büyükannemi. Olabildiğince acılı başladık biz bu yıla.

Sonra daha da geçmişi hatırladım. 2000'e girerken aman milenyum dediler, yok öyle yok böyle. O kadar çok abartıldı ki 2000 sabahı uçan arabalar göreceğimi sanıyordum camdan bakınca. Baktım ki her şey yine standart. Lanet olası zaman. Su gibi olduğunun haricinde hiç bir şey öğretmedi bize.

2000 yılına girerken duyduğum hayal kırıklığından olacak ki, bu yıl hiç bir plan yapmıyorum. Çünkü ne zaman yapmaya kalksam, bir şeyler oluyor. Yaşayıp göreceğiz fakat dileğim; her şey gönlünüzce olsun 2015 yılında. Ne kadar iyilik, güzellik varsa, hepsini hayırlısı ile yaşayalım. Bu yıl ruya gibi geçsin her biriniz için. Kendinize iyi davranın madem.

5 Aralık 2014

Ben Devlet Yöneticisi Olsaydım Eğer..

Şimdi I wish'lerle dolu bir kaç cümle okuyacaksınız ve şu an ki durumunuza şükredeceksiniz. Neden mi?

Çünkü ben devlet yöneticisi olsaydım Büşra isminde olan herkesin ismini değiştirmesi için yasa çıkarırdım. Bir daha asla kimse kızına Büşra ismini takamazdı. (ismimi bunca çok seviyorum ve bunca fazla olmasına dayanamıyorum)

Ben devlet yöneticisi olsaydım, sokakta sigara içilmesin diye sigaranın ticaretine veya devlete bir şekilde sokulmasına izin vermezdim.

Ben devlet yöneticisi olsaydım vergi kaçaklığını önlemek için yeni bir sistem geliştirir, herkese kazandığının belli bir kısmını ödetme, ödemediyse çok büyük cezalara çarptırma yasasını getirirdim.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, bir adam öldürdüyseniz, sizi de öldürmekle cezalandırırdım. Tecavüz ettiyseniz, bir daha tecavüz edemeyecek duruma gelmenizi sağlardım. Hırsızlık yaptıysanız, parmaklarınızı keserdim.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, Kasımpaşa trafiğini çözümlemek için yer altına yollar yapardım. Denize yakın olduğundan böyle bir şey yapamazdım. Bu yüzden Mecidiyeköy viyadüğü gibi yolu Şişhane'ye bağlardım. Aynı şeyleri tüm trafiği kült olmuş güzergahlara uygulardım.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, hala oturduğum yerde otururdum. Arabam da olmazdı.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, sinema filmlerini ülkemize gösterime sokmadan önce kendi seçmiş olduğum jüri üyesi değerlendirmesine tabi tutardım. Terbiyesiz sahneleri kesip 120 dakikalık filmi 90 dakika gösterime sokardım.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, aptal diziler yerine akıl geliştirici programları televizyonlara zorunlu tutardım. Dizi filmlerde ise, aldatma, entrika gibi olumsuz örnek oluşturabilecek hiç bir şeye izin vermezdim.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, müzik-sanat evlerini daha ucuza kiralatır, bunun için ayrı bir bütçe çıkarırdım. Özel yarışmalar düzenler, genç yeteneklere olanaklar sağlardım.

Ben devlet yöneticisi olsaydım dini kuralları baz alarak devleti yönetmeye çalışırdım. Fakat dini kullanmazdım.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, eğitim sistemini kökten değiştirirdim. İnsanlara insanların öğrendiği bir kaç kitabı öğretmesi için para vermezdim. Yani öğretmen-öğrenci ilişkisini ortadan kaldırırdım. Herkesin öğrenci olduğu ve öğrenmeye doymadığı yeni bir sistem oluştururdum. Böylelikle durmadan ar-ge çalışmalarım olurdu ve bunun için de ayrı bir bütçe oluştururdum.

Ben devlet yöneticisi olsaydım, suç işleyenlere ıslahat çalışması yapardım. Onlara yeni eğitimler vererek vatana millete faydalı insanlar olma hissini aşılardım. Ciddi psikoterapilerin uygulanmasını ve suç eğilimlerini kaldırmayı denerdim.

Ben devlet yöneticisi olsaydım ki asla olmak istemedim, eminim hepimiz çok mutlu insanlar olurduk. İyi ki de olmadım. Çünkü eğer ben devlet yöneticisi olsaydım, öldüğümde tüm sorumlusu olduğum devlet ve millet tarafından yargılandıktan/hakları helalleştikten sonra kendi yaptıklarım için sorguya çekilecektim. Hele ki şu okuduklarınızdan sonra, iyi ki de devlet yöneticisi olmadım dedim. Kendimden korktum. Kendi yönetimimden korkarak, halime şükrettim.

Şükretmek için sebep bulmanız dileğiyle.

2 Aralık 2014

Farketmez Demeyin, Çok Farkeder!


Farketmez kelimesinin sözlük anlamı yok sayın izleyici. Fakat gelin görün ki, metafiziksel anlamı olabildiğince büyük.

Birine tercih etmesi gereken bir şey söylediğinizde "Farketmez" diyorsa, bu aptallığındandır. En azından benim için böyle. Tercih edemeyecek kadar sığ bir insandır bu. Karar verip, ayrım yapabilecek kapasiteye henüz ulaşmamıştır. Alıp onu yerden yere vurasım gelir. Olmadı ağzını burnunu kırasım gelir ki "farketmez" kelimesini bir daha kullanmasın.

Bazı insanlara göre "Farketmez" kelimesi hoşgörü belirtisidir. Hayır efendim değildir. Ayırt edemediğinizi yüzümüze tokat gibi çarpan, aptallık belirtisidir. Çünkü bir çayı şekerli mi şekersiz mi alacağınız soruluyorsa bunun cevabı farketmez olamaz.  Ya da çayı ince belli bardakta mı, kupa da mı içeceksiniz diye soruyorlarsa, bunun cevabı da farketmez olmaz. Çünkü çok fark eder. Eğer kupa da içiyorsanız, içi görülen kupa mı yoksa içi görünmeyen kupada mı içeceğiniz çok fark eder.

İnsan bu hayata gönderilmişse, seçimler yapıp, nedenleri sonuçlara bağlayabilsin diyedir. Seçim yapamıyorsa bir insan, benim için değeri 0'ın altında eksilerde seyreder. Eğer size iki seçenek veriliyorsa, bunlardan bir tanesini seçebilecek kadar iq seviyesine sahip olmalısınız. Nereye gidelim? deniyorsa farketmez diyebilirsiniz. Yani size soru soruluyorsa ve gerçekten fark etmiyorsa. İşte o zaman hoşgörü kelimesi olur farketmez. Fakat ortada iki seçenek varsa, bir tanesini seçmek bu kadar mı zor? Bu kadar mı zor da aptal maskesinin yerini alan farketmezin arkasına saklanıyorsunuz?

Hadi! Şimdiden sonra biri size iki seçenek sunduğunda farketmez deyin de göreyim. Aman görmeyim. Cidden dövesim geliyor. Zor tutuyorum kendimi. Bak yine sinirlendim.

1 Aralık 2014

Depresyondaysam Kurtulmalıyım.


Depresyona girdim. Girme sebebim kesinlikle havalar. Havaya bir bakıyorum, karanlık, sisli ve puslu. Tüm heyecanımı, sevincimi çekip alıyor paratoner misali. Nefes alırken zorlanıyorum çoğunlukla. Çok fazla uyuyor, çok az uyanıyorum. Okula bile gitmiyorum uzun zamandır.

Bu akşam eve dönerken bir okulun önünden geçtim. Birden okulu özlediğimi hissettim. Yarın gitmeliyim dedim. Fakat bu geçici bir kurtuluş depresyondan. Öncelikle depresyonun nedenlerini belirleyelim.

Yaptığınız fakat asla yapmam dediğiniz şeyler sonucu yaşadığınız bilişsel uyumsuzluk.
Havaların soğuk, karlı, puslu ve belirsiz olması.
Yapmanız gereken fakat bir türlü yapamadığınız şeylerin birikmesi.
Ödevler, insanlarla iyi geçim, herkese zaman ayırabilme kapasitesi.
Zamanın çok hızla geçmesi ve insanların sizden beklentileri.

Depresyonun sonuçlarına gelelim.

Mide ağrıları, bulantıları.
Halsizlik, hiç bir şey yapmama durumu.
Erkenden uyuyup, tüm gece yatakla cebelleşme. Sonra sabah tekrar uyku hali.
Aşırı isteksizlik.
Kimseyle konuşamama, içine kapanma, asosyallik.
Can sıkıntısı yüzünden milletle papaz olma.
Kafa karışıklığı ve aşırı unutkanlık
Plan yapamama, yapılsa da planların tutmaması.

Şimdi gelelim depresyonun çözümüne.

İşte o bende yok. Hadi, dağılalım şimdi. Ben sümüklü mendilimle oturup bir köşede ağlarım.