24 Ekim 2014

Bıktık Beklentilerinizden!

Beklenti kelimesinin anlamını bilmem ama, hissettirdiklerini çok iyi anlıyorum. Kim başlattıysa bu durumu, ona sağlam laflar ediyorum şu an. Çünkü;



Doğarsın, ne zaman anlamlı bakacaksın diye beklerler..
Anlamlı bakarsın, ne zaman yürüyeceksin diye beklerler..
İlk adımını atarsın, ne zaman konuşacaksın diye beklerler..
Konuşursun, ne zaman susacaksın diye beklerler..
Susarsın, ne zaman ilkokula gideceksin diye beklerler..
İlkokul biter, ne zaman liseyi bitirecek diye beklerler..
Lise biter, ne zaman üniversiteyi kazanacaksın diye beklerler..
Üniversiteyi kazanırsın, ne zaman bitecek diye beklerler..
Üniversiteyi bitirirsin, ne zaman aşık olacaksın diye beklerler..
Aşık olursun, ne zaman nişanlanacaksın diye beklerler..
Nişanlanırsın, ne zaman evleneceksin diye beklerler..
Evlenirsin, ne zaman çocuk yapacaksın diye beklerler..
Çocuk yaparsın, ne zaman diğerini yapacaksın diye beklerler..
Diğer çocuğunu da yaparsın, onu ne zaman okula göndereceksin diye beklerler..
Çocuğunu okula gönderirsin, ne zaman okulu bitecek diye beklerler..
Okulunu bitirirsin, ne zaman askere gidecek diye beklerler..
Askerliğini bitirirsin, ne zaman iş bulacak diye beklerler..
İşini bulursun, ne zaman evlenecek diye beklerler..
Evlendirirsin, ne zaman torunun olacak diye beklerler..
Torunun olur, ne zaman emekli olacaksın diye beklerler..
Emekli olursun, ne zaman öleceksin diye bekler..
Ölürsün, ne zaman geri döneceksin diye bekler şu tüm bekleşenler..

Hayatımız hep başkalarının beklentileri üzerine kurguluyken, biz nasıl mutlu olacağız şimdi söyle bana? 

Hadi gel o halde, mutluluğumuzu beklentilerin üzerine kurgulayalım.

23 Ekim 2014

Anlamsız.

Anlamsız yazıyorsanız, ne düşündüğünüzü anlayamamanızdan kaynaklanır. Neye kızdığınızı veya neye kırıldığınızı bilmezsiniz. Yalan mıdır canınızı sıkan yoksa yaşanılan abest durum mudur bilmezsiniz. İşte o an;


Küfretmek güzeldir bazen ama içinizden. Kafanızdaki karmaşıklıklara birer birer son verirken; uyumak en iyi çözümdür belki. Uyursanız geçer, uyanıksanız uyanmanız gereken bir şeyler daha gelir. 

Hatalara eklenen hataların yanı sıra, anlamsızlığın içeriğinde debelendiğin acının etkisiyle; lanet okur musun tüm küfürlere? Yoksa lanet okur musun seni küfre?

20 Ekim 2014

Ayrılık Sonrası Cümleleri

Şimdi size ayrılık hallerinden bahsedeceğim. Neden böyle bir yazı yazma gereği duydum? Çünkü sevgilisinden ayrılan kişilerin sayısı olabildiğince artmakta. 

"Hakkında konuşmak istemiyorum" diyorsa ayrılan kişi, bilin ki çok ağrılı ve sancılı bir ilişkiden çıkmıştır. Muhtemelen kavga etmişler, artık gına getirtmiştir karşı taraf. Bir kaç kez barışıp ayrılmış da olabilirler. Tekrar barışma kapıları açık olduğundan üzerine konuşmak istemez x kişisi.

"Birlikte karar verdik" Bitsin artık diyen taraf büyük ihtimalle karşı taraftır. Ya da bu taraf ayrılsak mı diye lafı ortaya atar atmaz diğeri atlamıştır. Sonra birlikte karar aldık adını alır bu. Bu çiftler bir daha birbirlerinin yüzüne bakmazlar. 

"Tekmeyi yedim" En kendinden emin konuşan tiptir. Aslında en doğrucu Davut'tur da diyebiliriz. Erkektir muhtemelen. Kız durduk yere, aniden ya da daha iyisini bulduğundan tekmeyi koyar. Bir sabah uyandığınızda size mesaj atmaz. Öğlene doğru arar ve bitti der. Görüşmeye bile tenezzül etmez. İşte tekmeyi yemek budur.

"Aldatıldım, terkettim" Bu cümleyi en çok da biz kızdan duyarız ne yazık ki.. Aldatılmanın dereceleri olduğundan olsa gerek tekrar barışmaları muhtemeldir. Çok ağlak, sümüklü olan tipimiz durmadan dert yanar. Bu tip insanlarla fazla takılmamak gerekir. Çünkü herkese ve her şeye karşı aşırı temkinli, yer yer psikopat olup sizin ilişkinizi de saçma sapan değerlendirmelere alacaktır.

"Buraya kadarmış,denedik olmadı işte" Karşılıklı tanışma üzerine kurulan ilişki de birlikte alınan karar sonucu ayrılıktır. İlk zamanlar boşlukta olsanız da sonra tekrar eski yaşantınıza dönmeniz zor olmaz. Zaten tanıma amaçlı bir ilişki olduğundan bu kişilerden zarar gelmez. Tekrar birleşme, arkadaşlık kurma gibi bir planları da olmaz. Neden? denediler olmadı çünkü. 

"Çok seviyordum aslında ama birden bitti." Terkedilen erkeklerden duyulur bu söz. Aşırı rahatlığı ve sevgisini gösterememesi ile yuvarladığı ilişkinin ardından her daim yas durumundadır. Uzun sürelidir ilişkisi. Her yerde, her zaman onu düşünür. Yer yer aradığı da görülür. Diğer taraf çağrı atsa kapısında sabahlayacak tiptir. Tehlikelidir kendisi, yaklaşmamak gerekir.

"Bitti." üzerine söyleyecek cümle bırakmayan sihirli sözcüktür. Ağzını bıçak açmayan tiplerin aşklarının büyüklüğü altında eziliverirsiniz. Üzerine konuşmak istemezler. Tekrar başlama ihtimalleri yüksek ihtimalle yoktur. O zaman "bitti". Bi kaç cümle daha gelirse, ekleriz tabi :)

19 Ekim 2014

Sihirli Mantar..

Halüsinojen özellikteki bu mantar çeşitleri, içeriğindeki zehirli madde sebebiyle tüketildiğinde uyuşturucu etkisi yapar. Bu gibi mantarların bilinçsizce tüketimi ölümle sonuçlanabilecek zehirlenmelere yol açabilir. Hollanda ve ingiltere gibi Avrupa ülkelerinde serbest olan Sihirli Mantar kullanımı, ülkemizde yasal değildir..

Teknik bilgiden sonra devam ediyorum : Bu mantardan yiyenler belli bi süre için tribe giriyorlar.. He trip ne demek derseniz; "içinden kolayca çıkılamayan tek yönlü bir ruh hali içine girmek, bir düşünceye ve bununla bağlantılı bir hissiyata kilitlenmek, tek yönlü ve boyutlu düşündüğünün farkında olsan bile bu çıkmazdan çıkamamak" (uludağ sözlük)..

Yani kısacası hayal dünyasında yaşamak;beynin belli uzuvlarının uyuşmasını sağlamak amacıyla tüketilen bir maddedir bu mantar çeşidimiz.. Açıkcası her türlü uyuşukluğa uyuşturmaya karşı olan bi insanım.. Tribal bi hayatta yaşamaktansa hiç yaşamamayı tercih ederim.. İnanıyorum ki, sorunlar uyuşturularak değil, üzerine gidilerek çözülür ve korkak insanların tercihidir bu tip uyuşturucu maddeler.. Kaçıp kurtulduğunu sansalar da içinde bulundukları suyu bulandırmaktan başka bi işe yaramaz yaptıkları.. Sorunları göremez olurlar ama sadece kendilerini kandırırlar.. Yaşadıkları fosiptik çukuru; bedenlerini çürütüyordur halbuki..

Çok yakın olmasa da bi arkadaşını bu melet sayesinde kaybetmiş bi insan olarak, karşıyım.. Gençlerin kullanmasına özellikle çok karşıyım. Gençler neden önemlidir? Çünkü kanımız damarımızda durmaz, tazeyiz daha.. Ne gerek var kendimizi erkenden çürütmeye.. Beynimizi uyuşturmak yerine başka şeylere çalıştırabilmeyi başarırsak; herşey çok daha güzel olacak...
1-Uyuşturucu maddelerden uzak durun
2-Uyuşturucu kullananlar; sizleri yargılamıyorum; yakın zaman da vazgeçin..
3-Her şeyin başı meraktır, kötü şeyleri değil, iyi şeyleri merak edin..
4-Tribe girmeyi doğru anlamında kullanmıyoruz artık,bilgilenin.

18 Ekim 2014

Polaroid Makineler!

Sizi bilmem ama benim aşığı olduğum makinelerdir bu polaroid makineler. Çocukluğumdan beri fotoğraf çekme merakım hep oldu. Merakımın kökeni,büyükbabamın kökeninden gelmiş olsa da; yaşadığım ufak bir anıya kadar da dayanır. 

4 yaşımdayken ailecek Gülhane Parkı'nda geziniyorduk. Turist çiftte o gün gezmek için orayı seçmişlerdi. Bizi ailece görünce çok beğenmişler. Bir fotoğrafımızı çekmek istemişlerdi. Babamın bacağı kadar boyumla, babamın dibine girmiştim. Abim de annemin yanına geçti hemen. Poza girdik. Adam fotoğrafımızı çekti, sonra bana siyah bir kağıt uzattı. Eliyle sallamam gerektiğini anlatmaya çalıştı fakat anlayamadım. Yanağımdan makas alıp, elimden tutarak salladı. Sonra fotoğrafın belirginleşmeye başladığını gördüm. Önce inanılmaz korktum. Sonra daha da korktum yüzümü görünce. Aniden belirdi fotoğraf. Muhteşem bir mantıktı o yaşta karşıma çıkan. Zira bizim zamanımızda elimizde iphone'lar falan yoktu. Böyle bir şey günümüzde herhangi birinin atomu parçalamasına eş değerdi.

O gün bu gündür o makineden hep istedim. Elimde lensleriyle takıldığım profosyonel makinem de o tadı vermiyor bir türlü. Derken Fujifilm imdadıma yetişti. Hani beni izlemeyi seven, sevindirmek isteyen bir takipçim hediye etmek ister diye böyle bir yazı yazdım. Tamam burası şakaydı. En kısa zamanda -ki bu zaman bayaa bir ileri tarihe tekabül ediyor- edineceğim kendisinden. Edinip, fotoğraf çekeniniz varsa, paylaşınız. Çocukluğumu yad etmek istiyorum. Teşekkürler.

Pek Yakında!


Ne zamandır film hakkında yazmadığımın bilincine varıp, çıkar çıkmaz sinemaya koştuğum "Pek Yakında" filmini yerden yere vurayım dedim. Vuracağım, Cem abi'm hiç kusura bakmasın. Çünkü beklentimin altını üstüne getirdi. Beni ağlamaklı etti sinema koltuklarının kapanıp açılır sandalyelerinde. Olacak iş miydi bu ha, Cem abi sana soruyorum.

Film hakkında söyleyeceklerime başlamadan önce eklemem gerekiyor ki; filmi izledikten sonra ki beklediğim oldu: "beklenen etkiyi bırakmadı film". Çünkü neden? Çünkü hepimiz Cem Yılmaz'ın bizi güldürmesine alışığız. Fakat o ünlü caps'lerin de söylediği gibi: "Bu kez güldürmedi."

İşin ilginç kısmına gelecek olursak eğer, filmin türünün komedi olması. Hani yanına duygusal, romantik ne bileyim dram falan olsaymış daha bir sağlam dururmuş. Hatta bir Cmylmz markası olan duysal-i romantik-i komedik falan da olabilirmiş. Fakat olmamış. Komedi denilip geçilmiş. İkonik göstergeler ile gayet iyi anlatılmış bazı şeyler fakat gel gör ki, tatmin edici değildi.

Ben filmin senaryosuna atıp tutacak kadar iyi bir senarist olsaydım, şu an burada değil; Hollywood'da kahvemi yudumlarken yeni film yapımcımla muhabbette olurdum. Fakat işte değilim. Yani Cmylmz'ı eleştirmek için öyle bir yerde olmam gerektiğine inanıyorum en azından. Gel gör ki, içimdeki şeytan da susmuyor hani. Senaryo da sıkıntı yoktu fakat sen psikolojiden az çok anlarsın dedi. Cem Yılmaz neden filmlerinde hep aile babası olamayan, arkadaş tarafından sevilme oranı arttıkça ailesi tarafından dışlanan ve itelenmiş bir insan profili çiziyor? Hayır bakıyoruz magazinlere falan, gayet iyi baba ve eş profili çiziyor kendisi. Nedir bu ıssız adam göndermeleri? Ben eşi olsaydım Cem Yılmaz'ın bildiğin tribe falan girerdim. "Ayy böyle bi hayat mı istiyosun, defol git o zaman" falan deyip, kezo tribimin diplerine kadar iner, "iyy zaten evlendiğim kadın bu mu inanamıyorum" tepkisini alır, çocuğun velayeti konusunda tartışmalara girerdim. Allah'ım kendimden utandım şu an. Neden? İşte bunlar hep filmde beni rahatsız eden şeylerden.

Mutlu aile ilişkileri ile kurgulanmış, komik filmler yapılmayacak mı acaba? Hani temiz mizahın olduğu, Hababam Sınıfında olduğu gibi; küfürün bile ağza çok yakıştığı filmleri göremeyeceğiz mi bir daha? Bir daha ve bir daha izleyebileceğimiz filmlerimiz ne zaman olacak acaba? 

Tüm ağlaklığımdan sonra son bir açıklama: bu bir eleştiri yazısı değil farkındaysanız. Söylemek istediğim tek cümle var bu film hakkında: Cem Yılmaz'ı afişte görüpte gülmeye, eğlenmeye gideceğiz diye gitmeyin filme. Ailece gidin, mutlu olun, sonra çıkınca da birbirinize sımsıkı sarılın. Asla da bırakmayın lütfen.

12 Ekim 2014

Hayatımız Trolleniyor!


Yeni medyanın gelmesi ile birlikte lugatlarımıza yeni kelimeler girmiş oldu. Bunlardan bir tanesi de "troll". Trollenmek, trollemek gibi çekim ekleri de alıyor kendisi. Oturup çekiştiriyoruz yani bizim olmayan kelimeyi sağından solundan. Fakat gel gör ki troll kelimesini Türkçeleştirmek istediğimde tam olarak anlamını vermiyor gibi. Anlamına baktığımızda "Zarf atmak,Yem atmak" gibi bir şeydir. Fakat bizim kullandığımız anlam ise hayatınızı hack'lemektir. Ah yine yabancı kelime söyledim.

Olayı kısa tanımamam gerekirse (-ki ıvır zıvır enstitüsünün yegane kuralıdır bu; ne söylüyorsan çat diye söyleyeceksindir, kısa kesip dikkatleri dağıtmayacaksındır.) entelektüel bir şeyler söylediğinizde konuyla alakası olmayan cümleler kurup, sizin söylediklerinizin içine eden insana "troll" denir. Siz eğer böyle bir insanın davranışına maruz kaldıysanız "trollenmişsiniz" demektir. Fakat siz öyle bir hareket yaptıysanız; söylenenleri anlamayıp çok başka bir şey çıkarıp, bir de çok bilmiş bilmiş laflar ettiyseniz "trollemiş" olursunuz. İnternette ise bu insanlar ezik, aptal,saf ve toplumdan dışlanmış insanlar olarak görülür. 

Gel gör ki, hayatı trollenen insanlarla şahit oluyorum son zamanlarda. Adam yurt dışında bir yerlere kadar gitmiş, muhteşem fotoğraflar çekmiş. Ama hani fotoğrafa baktığınız da içiniz akıyor. Böyle kalkıp gideyim diyorsunuz, o derece muhteşem bir şey. Facebook'ta paylaşayım da, beğenilerim artınca kendimi bir şey sanayım diyor. Bir iki yorum, beğeniler falan muhteşem. Derken alta akraba bir teyze kadın "Yavrum oralara gidip de bizleri unutma, yaptığım dolmalar işe yaramış, ay ne kadar büyümüşsün, ne zaman bu kadar oldun, boklu bezlerini bilirim ben" gibi cümleler yazarsa işte o zaman trollendiniz. İşin kötü kısmı ise, trolleyen teyzeyi benzetebilecek durumda değilsinizdir. Hani arkadaş ortamında olsa, aşağılayıp, dışlayabilir, dalga geçebilirsiniz fakat işte teyzeye bunu yapamazsınız. Cümlelerin sonundaki gülümseme "Ah eklediğinde, seni kabul eden beynime .." anlamına gelir.

Ya da bir mekanda check-in yaparsınız. Yapmanızın sebebi, arkadaşlarınız sizi görsün de,kıskansınlar. İşte yakın olan gelsin, uzak olan "bir daha beraber gidelim" desindir. Fakat o muhteşem, konuyla alakası olmayan evli barklı akraba insanınız çıkar "Vaayyy buralara kadar geliyorsun da, bir uğramıyorsun. Sen çok değiştin zaten" yorumuyla tüm havanızın içine eder.  O yorumun üzerine hiç bir arkadaşınız da yorum yapmaz zaten. Rezillik diz boyu.

Hayır trol işini sadece yaşlı teyzeler, akrabalar yapmaz. Anne babanızdan izinsiz bir yerlerdeyseniz "Eve gelince görüşürüz" yazarlar misal. Halbuki sen gezi parkında düşüncelerini savunuyorsundur. Onun altında ne beyin fırtınaları çıkacaktır normalde fakat tüm muhabbeti bıçak gibi kesen bir ana-baba vardır karşıda. Bunu gören arkadaşlar şaka niyetine altına gülerler en fazla. Sen de eve gidince görürsün zaten!

Bir de trol ruhlu arkadaşlar vardır. Söylediğiniz konuları beyin harici her yerlerinden anlayıp, tüm anlamın içine eder, ettiği yetmiyormuş gibi millete de laf yetiştirir. Hani evini bilseniz (ki muhtemelen biliyorsunuzdur) gidip öldüreseniz gelir. Ki böyle olaylar da olur hani. Yazdığı üç cümleyle dayak yiyen insanlar da vardır. Aslında takmayın bu trolleri. Onlar tatlı insanlar. Sizin yazdığınız üç cümlelik ingilizceye takarlar, -de leri ayrı yazmamanıza laf sokarlar. Aslında orada anlam önemlidir fakat onların kafa troll'e çalıştığından, anlamı algılayamazlar. Siz bu insanlara ve sizi rezil etme çabalarına "he" deyip geçiniz. Zira aklı başında bir kullanıcı, troll ne demek bilir ve buna göre davranır.

Hadi kendinize iyi bakın. Yine yerden yere vurdum sizi, iyisiniz!

9 Ekim 2014

Günlük-4

Sevgili günlük!

Bugün yazacaklarım beni bağlar, bağlasa da ben yine durmam! Duman dinliyorum evet.Bazen Duman dinliyorum bazen de Bana bir saz verin diyen can bonomo. Sonra oturup every way that i can diyen sertap erener e atlıyorum. harflerde küçük-büyük uyumuna da dikkat etmiyorum. bir de buradan yakar mısınız?

yakar mısınız dedim aklıma geldi. sigara denen illeti bırakmanız için başka ne yapmak gerekiyor. gerçekten çok kötü kokuyor bu illet. bazıları çekilebilir yine bir derece. ama bugün yanımdan geçen abi ne içiyoduysa, o kadar kötü kokuyordu ki; tüm duman soluk boruma gelip yapıştı. Kusmuk gibi bir tad bıraktı. Hayır içiyorsun, madem o kadar kötü bir marka seçtin, bari bir yere sin, orada iç. hiç olmazsa etrafa rahatsızlık verme ama dimi? Nerdeee??

Nerdeyi bırakalım şimdi. bir de nargile var. onun kokusu muhteşem. bir de fazla içince baş dönmesi yapıyor. dizlerde boşalma. kafa bir güzel oluyor ki sormayın. bana sinir yapıyor, o ayrı. bu yüzden bundan da uzak durun lütfen. çok zararlı. sigaradan da çok. aman diyim

He bir de muhteşem bir gününüz vardır, ve o gününüze elinde kocaman poşetle komiklik katan bir insan. Neyse efenim, çok tatlı olabiliyorlar bazen. çocuklar da çok tatlılar zaten. bazı çocuklar daha da tatlılar. çantasını yeni alan çocuklar hele, daha bir tatlılar. poşetinin içine bakıp bakıp gülümseyen, mutluluğunu boşluğa doğru paylaşan çocuklar, daha bir tatlılar. sonra aldıkları eşyaları düşünüp gülmeleri ise ayrı bir şekerdir. Neyse efendimdir. Öyledir yani.

Eve dönerken ortaokul arkadaşım Fazileti görmem ise ayrı bir güzeldi. Hem de bebeğiyle birlikte. Minik Alperen'i pusette de olsa gördüm ya, artık ölsem de gam yemem. Bir çirkin ki sormayın. Maşallah'ı binlerce kez olsun, Allah analı babalı büyütüp, mürüvetini de görmemizi nasip etsin. Puseti bir elimizle tutup, sıkıca sarıldık fasomla. Sonra kulağına "Biz bu hallere düşecek insan mıydık? kim derdi bir elimizle çocuğunu tutup ayak üstü muhabet edicez" diye fısıldadım. yine gülüştük. insan beraber büyüdüğü dostuyla, yaşadığı onca şeyi bir kenara bırakıp, bebeğin büyüsüne kapılınca, işte böyle muhteşem hissediyor. arkadaşıma nasılsın diye sormayı akıl edemeden "Bebeğin nasıl, kaç aylık oldu" diye başlayan bir sürü cümle sorduysam eğer, biz büyüdük be güzelim. Gerçekten büyüdük. 

8 Ekim 2014

Akıl Hastanesi Fotoğrafları by Georgeo

Georgeo Georgiou'nun çekmiş olduğu fotoğraflara şahit olacaksınız şimdi. Ben hepsine baktıktan hemen sonra "işte bu!" dedim. Yapmak istediğim işlerden bir tanesi de bu. Daha önce tamirhanede günlük bir çalışma yapmıştım. Onu da ilerleyen postlarda sizlerle paylaşacağım. Şimdiki hedefim hastane, sonrasında ise ruh ve sinir hastalıkları olmalı. Güzel şeylerden çok etkileyici şeyler çekmeyi seven yapınız varsa; ilgilenin derim.































Kaynakça: Georgeo Georgiou

7 Ekim 2014

Buz.


Bilir misiniz bilmem ama Buz diye bir grup vardır. Solistleri doktordur. Asistanlıktan uzmanlığa bir türlü geçememiştir fakat güzel şarkılar yazar. Misal;

"Yalnızlık, çok acı.. Tam da sen, ben olmuşken.
Pişmanlık, her şeyi anlatmaya yetmez.
Yalnızlık, sus payı.. Yok olmak var oldukça.
Aptallık, her zaman kalbin donuklaşması."

Sanırım bazen insan böyle hissediyor. Ve şu an çok bazen.

Bazı zamanların bazılarında çok bazen yaşanan bazı olayların ışığında bazı anlamsız kararlar verip, bazı yanlış yollara saptığınız oluyor mu? Olmamalı. Fakat oluyor işte. Sonra da pişman oluyorsunuz fakat işte yapmış bulunuyorsunuz. Özlediğiniz şeyler oluyor. Anlatmak istediğiniz binlerce şey. Fakat hiç birini dile getiremiyorsunuz.

Ben boğazdaki düğümle tüm vucudu yanan çocukla tanışmıştım. Bugün onu tekrar hissettim. Sanki benim de tüm vücudum yanmış gibiydi. 

En ilginç mevzuların ortalık yerlerinde oturup kaldık ya. İstemsiz şarkılar dinler oldum. Neden bilmiyorum ama Tarkan'ın ve Eminem'in tüm şarkılarını dinleyebiliyorum.Tarkan'ın Uyan şarkısını Orhan Gencebay ile söylemesine rağmen sevdim.  Eminem ise bu işin piri olmalı. Sarı saçlı kız Emine.

Hayır, asla normal olduğumu iddia etmedim... Fakat normal tepkilere maruz kala kala, normal bir şeyler bekledim. İçimdeki lanet olası merak duygusu, korku filmlerinde ses duyduğunda inatla karanlığa doğru yürüyen aptal sarışınların ki ile bire bir örtüşüyor. Çünkü ben de o kadar geri zekalıyım. Çünkü hala iq seviyem ayakabı numarama eşit. Çünkü hala, mal gibi sevgiye inanıyorum. Çünkü hala bağlılık var bende. Çünkü hala aptal gibi bir hayat birleştiyse bir yerde, orada kalır sanıyorum. Çünkü hala iyi insanların varlığına inanıyorum. Çünkü hala kötü insanların önünde sonunda cezalandırılacağını biliyorum. Çünkü hala sevginin sonsuz, saygının yüksek, umursamanın ise doruklarında yaşıyorum. Çünkü hala eski arkadaşlarımı aramıyorum. Çünkü hala kabuğumun içinde debelenip duruyorum. Çünkü hala ...

Çünkü hala..

6 Ekim 2014

Batıl İnanç Sorunsalı!

İnanç sisteminin vazgeçilmezi "batıl" olayı. Nerden gelmiş? Kimin nesi? Kitabı mı var bu olayın? Hepsine bi sonuç çıkarmak yerine olayın farklı yönlerinden bahsetmek istiyorum..

Hani herkesin söylediği batıl inançlardan bi tanesi >> Merdiven altından geçme! Anlamı: kafana herhangi bişey düşebilir. Günümüzde bu: inşaat alanına yakın yerlerden geçme. Aslında bana bakarsanız, duvar diplerinden bile yürürken dikkat edin, kafanıza her an saksı düşebilir..

Siyah kedi, kırılan ayna.. İkisi de korku filmlerinin başrolleri.. Ama bi türlü çözemedim. Ulan sevimli bi kediden neden korkulur? Geceleri kedilere şştlenmez bile, cinlerle bağlantıları olabilirmiş. Sonra musallat mevzu. Peki ya ayna? Geçenlerde ayna önünde namaz kılınmaz dedi babanem. Merak ettim, geçtim aynanın önünde namaz kıldım. Işıkları da kapadım. Ne mi oldu? Aynadaki yansımam dikkatimi dağıttı.. Dikkat dağılmasın diye. Yoksa "aynalar" filmiylen bi alakası yok..

Türbelere mum dikmek, bez çaput bağlamak.. Akıl fikir dağıtılırken, nerede olduğunu merak bile etmediğim insan müsvetteleri sağolsunlar :) Yahu, mum dikmeyle olcak iş mi bu?

Akmerkezin o fiskiyeli havuzuna para atıp dilek tutanlar da var mesela. Sadece Akmerkez değil, bi su birikintisi bulsun, hanım teyzeye yeter. Suya para atıp hayalleri gerçek olabilecek var mı bea?_

Baykuşun ötmesi iyi değildir. Hemen kötüye yorulur. Ne yapmak lazım? Bizim köydeki evin etrafında ne kadar baykuş varsa toplatmalı, hepsini gagası japon yapıştırıcısıyla yapıştırılmalı. Böylece o kötü olay gerçekleşmez! Bacaya da konabilir, o zaman da evden ölü çıkcak korkusu sarabilir herkesi?

13 rakamı uğursuz. Özellikle de cuma.. Hele de mart'sa.. En sevdiğim insanlardan bi tanesi tam da bu tarihte doğdu. Adam da öle bi şans var ki; istediği üniversiteye 30 puan az alarak girdi. Hani uğursuzluk??

Kısa boylu kadını uğursuz sayanlardan tutun da: kuş sağından geçerse hayırlı birisi olursun, ayakkabın ters çıkarsa evden ölü çıkar'a kadar devam eder bu iş..

Eyh gidi geçmişlerim, kocakarılarım. Siz öldünüz,öldünüz de namınız yürüyor maşallah.. Takmamak lazım böyle şeylere ama takanlarımız da var mesela. Benim kankam; boynundaki bi kolyenin ona uğur getirdiğini bu yüzden asla çıkarmayacağını söylüyor. Birisi aynı kalemle yıllardır öss ye giriyor. Hala niye kazanamadı? kendisi de bilmiyor. Ama o kalem uğurlu..

Eee var mı batıl inanç hakkında ekleyecekleriniz?

Vicdani Rahatsızlık Filmi: Makinist!

Selam dostlar. Geç izlememe hayıflandığım bir filmden bahsetmek istiyorum ki, kendisini siz de izlemediyseniz izleyin. Eğer psikolojik gerilimlerden hoşlanıyorsanız.



Makinist filmi 2004 yılında İspanya menşei'li bir filmdir. Filmi Brad Anderson yönetirken senaryosunu da Scott Kosar yazdı. Başrolünü ise Christian Bale tek başına üstlenmiş.

Bir fabrikada torna ustası olarak çalışan Trevor Reznik'in hikayesini izleyeceğiniz filmde uykusuzluk ve başa açılan belalara da şahit olacaksınız. Yaklaşık bir yıldır uyuyamayan Reznik, dikkat eksikliği yüzünden arkadaşının kolunun kopmasına neden olmuştur. Bunun üzerine bütün çalışma arkadaşları Reznik'e karşı cephe alırlar. Reznik arkadaşları tarafından dışlanınca, uykusuzluğun da sonucu olarak paranoyak hikayeler ve halüsilasyonlar görür.

Uykusuzluk sonucu iskeleti andıran bir vucuda da sahip olan Reznik, herkes tarafından komploya itildiğini düşünür. Fakat filmin sonunda anlayacağızdır ki, bunların hepsi birer vicdan hesaplaşmasıdır.

Filminiz bittiğinde şok olmayı ve etkisinde kalmayı seviyorsanız, bu film tam da sizlik diyebilirim. Sıkıcı olmayan senaryosuyla olabildiğince akıcı. Filme çeşitli yarışmalarda 7 ödül verilmiş zamanında. Christian Bale ise bu film için 82 kilodan 54 kiloya düşmüş. Filmi izlerken zayıflığından inanılmaz tiksineceksiniz. İşin ilginç kısmı ise filmin senaryosunda başrolün 45 kilo olması planlanmış. Fakat yine de Christian Bale'nin vermiş olduğu 28 kilo, rekor kitaplarına geçmiş.En ilginci ise filmin afişlerindeki "El Maquinista" ise Fight Club ile Momento filmlerinin bir karışımı imiş.


2 Ekim 2014

İstek!

Bayramlarda küsler barışsın, aramayan insanlar arasın, görüşmeyenler görüşsün. Küslükler ve diğerleri ortadan kalksın.

Son olarak: İyi bayramlarınız olsun!

1 Ekim 2014

Ivır Zıvır Part 23

Bazen bazı insanlar sinir bozmaktan başka bir işe yaramıyor. Hele ki ay'ın konumu yengecin üzerindeyken. Efenim çok sinirliyim ve tüm sinirimi ayın durumuna bağlıyorum. Dokunsanız parçalıcam. Dokunsanız sinirden ağlıcam. Bunlar hep ay'dan. Ölsem de bitse.

İzlemem gereken filmlerin listesini yaptım. 2'dir izleyip yazmıyorum. Aşkolsun bana.

İzlediğim filmlerin de kritiklerini yazıcam bir ara, belki yarın yazarım. Kesinlikle yazarım. İşim bu. Sanırım "yazmak" fiili erkek olsaydı, hiç düşünmeden evlenirdim onunla. Sonra beraber sabahtan akşama kadar yazardık. 

Bir de peyniri çok seviyorum. Her türünü. Ne olsa yerim.

Bir de çikolatadan nefret ediyorum. Eski günlerimde aşıkken, şimdilerde nefret ediyor olmam benim aslında ne kadar da dengesiz olduğumun göstergesi. Düşünsene, krizlere girip çikolata yiyen insan, şimdilerde çikolata yedikten yarım saat sonra onu kusuyor. O derece nefret ediyor. Tadı da bir garip geliyor hani. Demek ki neymiş? Neyse ney.

Her 3 arkadaşımdan 2'si işsiz. İşsizlik başa bela. Depresyonları da öyle. Depresif insanları sevmeme sebebim ise, depresyonun bünyeme edindiği yer. Yani aynı kutuplar birbirini itiyor dostum. Yapacak bir şey yok. Mutlu insanlar görmek istiyorum etrafımda. Mutlu olur musunuz hemen? Yoksa ben sizi mutlu etmek için elimden geleni yapmaya çalışıp kendimi heder edicem.

Duman-Aman Aman şarkısı ile Yürek şarkısı bende kıyasıya rekabette. İkisini de çok seviyorum fakat hangisi daha çok bilemiyorum. Bu ikisini kendi içimde yarıştırma sebebimin mallığını düşünmekte size kalsın. (Burada yazar kesinlikle kendisine hakaret ediyor)

Erkekler kadınlara ilgi göstermiyor, ondan sonra terkedilince "kadın beni terketti" diye depresyonlara giriyor. Bir arkadaşım aradı az önce, erkek arkadaşını terkedeceğini söyledi. Akıl almak için aramış. Ne kadar doğru bir adres değil mi? "Bu konuda verecek aklım yok ama sen içinden geleni yap" dedim. Çünkü ilgisizlikten bunalmış ve ağlak bir kadın vardı karşımda. Ağlayan kadın da olsa, erkekte olsa hoşuma gitmiyor. Ağlatmayın birbirinizi.

Bugün Muhittin adında bir çizgi karakter yaptım. Sizleri de tanıştırayım. Kendisi üç boyutlu bir animasyon olacak. Yerim onu ben.

Hayat bize güzel di değil mi? Artık değil!

Rakamsal"

1.

Ben seni en çok bugün terk etmek istedim. Seni delice severken ölümle evlendim. 

2.

Hayallerimden çok senleyim. Senden çok hayallerimle. Hayalimdeki senle. Sensiz hayalimle. Sensizliğin sessizliğiyle. İşte hep bu yüzden en çok bugün terk ettim.

3.

Nereye geldik lan biz? Kimsenin olmadığı bir yer sandığımız fakat aslında herkesin içinde dolaştığı o iğrenç yer. Yalnızlık..

4.

Ne kadar "biz başkaysak" o kadar birbirimizin aynısı.,

5.

Oturup ağladığımda, anlatacak bir şeylerimin yokluğundasın.. Hadi sus şimdi! Çünkü ben bugün.

6.

En sevdiğim rakamdayım şu an. Kafka'nın yeri ise bir başka bende. Zaten anlamazsın ki. Anlatamam ki. Dönüşüm'ün sıcaklığındaki böceğim. Analog fotoğraftaki sepya çizgi. Yağlı boyanın fırça darbesi. Müziğin notasının çubuğu. Anlaşılmazım.

7.

Artık biz diye bir şey yoksa, sizden bahsedebilir miyiz? Ben ve senin kesişimi olan siz. Bizin karşıtı, sizin içseli. Hayır ama, anlamadın..

8.

Anlaşılmayan rakamların birleşimindeki cos' olsaydık. Cosinüs müydü o? Neyse neydi. Zaten matematikten hep nefret etmiştim. İlk matematik hocamdan da. Ortaokulda kalmasına rağmen, hala nefret etmiştim.

9.

Uyurken dişleri sıkmanın manası ne? Neyse ne, kime ne? Yo hayır, sinirli değilim ben.

10.

Bunların hepsi aslında bir hayal, birer hikaye. Kafamda kurguladığım lanet bir oyun. Odamdaki duvarlardan dışarı taşamayacak kadar kurgusal. O kadar masal. O kadar muhteşem ve sen.. İşte o ayrı bir hikaye.