15 Eylül 2014

Ayaklarımın Altı!

Bazı yerler ayakların altına alınma ile başlar. Bendeki hastalıkta bu olsa gerek. Gittiğim yerlerde sevdiğim yerleri ayaklarımın altına alabilmek için en yüksek tepeyi bulmaya çalışırım. Sonra manzarayı ayağımın altına alırım. Yapabildiklerimi paylaşmaya çalışacağım o halde.!

Ankara'yı ayaklarımın altına aldım.

Bursa'yı ayaklarımın altına aldım.

Of'u ayaklarımın altına aldım.

Rize'yi ayaklarımın altına aldım.

Mecidiyeköy'ü ayaklarımın altına aldım.

Trabzon'u ayaklarımın altına aldım.

Trabzonspor'u ayaklarımın altına aldım.

14 Eylül 2014

Günlük-2

Günlerim ahlanıp vahlanmalarla geçiyor. Oturup anlatsam, derdimi dağlara anlatsam, dağlar eriyip karışsa denizlere, denizler buharlaşıp kaybolsa keşke. Ya da hiç birisiyle uğraşmadan, beni kaybetse. Zaten olacağı o. Düşünmekten ya kanser olursun, ya kanser. Üçüncü şıkkın imkansızlığını kendime sunuyorum.

Evimde değil de, sağda solda kalıyorum şimdilerde. Eve dönesim de yok işin kötü olan kısmı. Şu an bulunduğum yerlerden memnunum. Ama içim içime sığmıyor. Çoğunlukla derin bir uykuya dalıyorum. Sonra aniden uyanıyorum. Sonra oturup ağlıyorum. Sinirden mi, sinirsizlikten mi bilmiyorum. Ağlayıp içimi döktüğümde sanki herşey sıfırlanıyor.. Sonra ertesi gün yine aynı.

İnsanın derdini paylaşabileceği dostlarının olması çok güzel fakat olmayınca böyle oluyor sanırım. Hiç olmadığım kadar yalnızım bu konuda. Anlatabileceğim, paylaşıp ağlayabileceğim bir dostum yok yanımda. Son günlerde beklemediğim şeylerle imtihan oluyorum.

Neyse efenim. Siz benim dertlerimle dertlenmeyin. İş falan arıyorum part time. Grafiker gibi

Derinlik

Benim için fotoğraflarda derinlik önemli. Fotoğraflarda değil aslında, normalde de öyle.


Not: Fotoğrafın tüm telif hakları bana aittir, çalıp çırpmayınız. Amaan çalınacak foto değil ama alıcam yine de derseniz, haber veriniz. :)

12 Eylül 2014

Neden Biter?


İlişkilerin neden bittiğine dair bir kaç cümle okudum, paylaşmak istedim:

"Neden bitti biliyor musun?
İnanmaya gücüm kalmadığı için bitti.
Ne olursa olsun her defasında peşinden geldiğim için bitti.
İncittiğin yerler daha geçmedi diye bitti.
Senden vazgeçmem sandığın için bitti.
Uğruna gösterdiğim sabrı anlamadığın için bitti.
Seviyorum dediğin ama sevginin uğruna hiçbir şey yapmayacağını gördüğüm için bitti.
BİTTİ, zor oldu ama bitti."

Sanırım bitişlerin sebebi hep yıpranışlar. Sanırım bitişlerin sebebi, söylenilen yalanlar, dönen dolaplar, güvensizlikler, değer bilmemeler, değeri anlamamalar. En önemlisi, vazgeçtiklerinizin bilincine varılmaması. Sanırım bunlar. 

İşin en kötüsü de nedir sayın izleyici bilir misin? Bitti dedikten sonra devamının gelemeyecek olması. Öldü der gibi. 

Mutsuzluk

Mutsuzluktan ölür mü ki insan? Ölür. Abd'de Michigan Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya göre mutsuzluk insanları öldürüyor. Kalp krizine neden olarak hemde.

Eğer öyle olsaydı, ben ölürdüm dediğinizi duyar gibiyim. Kalp krizi midir, sıkıntısı mıdır nedir bilmiyorum fakat, işte onu ben dün hissettim. Mutsuzluktan kalbim avuçlarımın içinde çırpınıp durdu. Gidip yüzümü yıkadım, sinirimi atmak için elimden geleni yaptım, ardıma koymadım. 

Eminim böyle anların olmuştur sayın okuyucu. İstemediğin, beklemediğin bir durumla sen de karşı karşıya gelmişsindir. Neye uğradığını şaşırmışsındır belki sen de. Sonra oturup ağlamışsındır. Ağlamışsınsa geçmiştir belki. 

Asla tanıyamadığım Osman abi'nin de söylediği gibi "Geçecektir".  Mutsuzluklar da geçer. Umudun olsun yeter. 

Yada kalben "Bu da geçer ya hu" desek? 

9 Eylül 2014

Yardım!

Çok değerli blogger'lar

Sitemin sağ kısmında g+ followers kısmından sonraki yer titriyor. Bir kaç blog da daha karşılaşmıştım fakat sonra görmedim. Şimdi aynı durum benim de başımda var. Sorunun çözümünü bilen varsa lütfen yorum olarak anlatsın. Şimdiden teşekkürler

8 Eylül 2014

Ivır zıvır part 20


Selam dostlar. Bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım. Bugün nelerden bahsetsem bilemedim. Yazarsam bilirim dedim, başladım!

Mecidiyeköy'deki iş kazasını duydunuz mu? Duymuşsunuzdur. Bunun üzerine ne yapacağız? Oradan ev satın almayacak mıyız paramız varsa, yoksa kazayı geçiren işçilerin ailelerine yardım mı yapacağız? Bir şey söyleyim mi, şimdi sosyal medyada atıp tutanlar, yarın bu olayı unutacaklar. Geçen gün Mecidiyeköy'den geçerken o yapılara bakıp iç geçirmiştim. Ali Sami Yen varken de sevmiyordum, şimdi de sevmiyorum burayı dedim. Koskoca bir şehir parkı olmalıydı orada. Mecidiyeköy'ün ortalık yerinde bir park?! Düşünebiliyor musunuz. Sonra o viyadüğün altı, gökyüzüne boyanmalıydı. Viyadüğün altından geçerken de gökyüzü görmeliydik. Bu tip düşüncelere itilmişken, binaların kenarından sarkan "Önce iş güvenliği" pankartını gördüm. İş güvenliği için bir şirketle anlaşılmış ve adamlar da reklamlarını pankartla asmışlardı. O an "yeni bir iş imkanı, düşünsene her yapılan yapıya iş güvenliği satıyorsun. Korkuluklar, halatlar ve diğerleri" dedim o an. Hatta ciddi ciddi öyle bir atılım yapmayı düşündüm ki, dün öyle bir olay yaşandı. Sanırım oturduğumuz yerden bu olayları çözemeyeceğiz. Sistemin ciddi çöküşleri var, ve biz bir yerlerinden tutup kaldırma ile yükümlüyüz. Müslümansak böyle.

Gün geçmiyor ki bir evliliğe ilginç bir şekilde davet edilmeyelim. Whatsapp'tan davet edildikten sonra, Instagram'da bir fotoğrafa etiketlendik. Davetiye fotoğrafında her şey açıktı ve bekleniyorduk. Davetliyim anlayacağınız, tabi yerseniz.

İnsanları algılamakta çoğunlukla sorun yaşıyorum. Yaşadıkları şeyleri göze sokmaya inanılmaz meraklılar. Geçen gün bir arkadaşımı etkiletlemiş arkadaşı. Şok oldum. Bir odanın içinde bir sürü beyaz çarşafa sarılmış paket vardı. Üzerleri kırmızı kurdele ile bağlıydı. Kızcağız ortalık yerinde durmuş, ellerini kavuşturmuş, aptal bir gülümseme edinmiş, açıklama olarak "Sonunda bohçalar da gidiyor" demiş, tüm arkadaş,sülale, tanıdık kim varsa etiketlemiş. Orada yazar ne anlatmak istemiş, anlamadım. Bohçaların gitmesine olan sevincini mi paylaşmak istemiş? Hadi ordan. İyi de bize ne?

Yatak odalarını paylaşanlardan tutun da, evlilik sabahı kahvaltı sofrasını paylaşana kadar. Paylaşım meraklılığı yüzünden şehir şehir, ülke ülke gezenlere ne demeli? Sanırsın ki tv programı yapıyor da , her gittiği yerde para kazanıyor. Yok öyle bir şey.  Çılgınlar gibi para harcayan asalak gençler, birbirini dürtme, içki masalarını paylaşma,  gece hayatlarını insanların gözüne sokma peşindeyken; biz daha çok işçi katillerine göz yumarız. Çünkü okuyan gençlerimiz bilinçsiz ve aptal. Asalak yetişen, yeni medyanın elinde olduğunu sanarak her geçen gün kölesi olan gençlerimiz ile biz daha çok halatlar koparırız. Herkes için para önemli. Herkes için birilerine gösteriş yapmak önemli. Birileriyle bir şeyler paylaşmak, hava atmak önemli. Peki ya insanlık? Yardımseverlik? Dostluk? Mağrurluk? Yüz kızarması? Nerede bu duygular? Hepsi geçmişimizde mi kaldı azizim. Müslümansak eğer, bu böyle olmamalı.!

5 Eylül 2014

Son 3200 Engeli Olmadan Tweet Silme Programı

Merhaba Arkadaşlar. Twitter'da çok online bir insansanız ben gibi; binleri, hatta milyonları geçen twit sayınız vardır. Muhtemelen bundan utanıyorsunuzdur. Şimdi sizlere kendimin de kullanmış olduğu ve çok memnun olduğum bir programı önereceğim. Program sayesinde tüm twitlerinizi görebilir, silebilirsiniz. Biliyorsunuzdur mutlaka, twitter son 3200 twite kadar izin veriyordu. Fakat bu programla bendeki her şey gitti. Yazının tamamı "Candan blog" a aittir. Zaten sonunda linki de mevcut. Buyrunuz:

Toplu Tweet Silme – Tüm Tweetleri Birkaç Dakikada Silin

Toplu olarak tweet silmek istediğinizde yapmanız gerekenleri adım adım yazacağım, zor bir kısım yok zaten.
1) http://martani.github.io/Twitter-Archive-Eraser/ adresini açın, sol tarafta Download Installeryazan butona tıklayın. Programın yükleme dosyası bilgisayarınıza indirilecek.
2) Programı yükledikten sonra çalıştırın. Aşağıdaki ekran karşınıza gelecek. Bu adımda programa Twitter hesabınıza erişim izni veriyorsunuz, böylece program arşivinizden tespit edilen tweetlerin toplu silme işlemini gerçekleştirebilecek.
Burada Sign In butonuna bastığınızda açılan internet penceresinde Twitter tarafından onayınız istenecek, siz onay verdikten sonra Twitter size 7 haneli bir doğrulama kodu gösterecek. Bu 7 haneli kodu bilgisayarınıza yüklediğiniz uygulamaya girdiğinizde yükleme ve yetkilendirme işlemi tamamlanmış olacak.
Uygulama şifremi görebilecek mi?
Hayır. Twitter’ın doğrulama sistemi size ve uygulamaya özel bir doğrulama kodu oluşturuyor ve şifreniz uygulamayla paylaşılmıyor. Size verilen doğrulama kodunu sadece bu programı yetkilendirmek için kullanılan geçici bir şifre olarak görebilirsiniz.
3) Bu adımda Twitter Arşivi’nizi uygulamaya yüklemeniz gerekecek. Bu konuda bilgi sahibi değilseniz, öncelikle Twitter Arşivi İndirme konusunda yazdığım makaleyi inceleyebilirsiniz. İndirdiğiniz Twitter Arşivi’nin .zip uzantılı sıkıştırılmış dosyasını masaüstüne çıkartın. Programda Step 2 başlıklı sayfada Add Files butonuna tıklayarak[Arşivinizin_olduğu_dizin]/data/js/tweets konumundaki tweet dosyalarını programa tanıtın. Burada dosyalar dönemlere bölünmüş şekilde bulunurlar. Dönemleri çoklu seçim ile seçebilirsiniz.
4) Üstteki adımı uyguladığınızda tweetlerinizi programa tanıtmış oldunuz. Varsayılan olarak tüm tweetler silinme için işaretlenmiş durumdalar. Uygulama içerisindeki filtreleri kullanarak çeşitli tweetleri bulabilir ve istediğiniz tweet’in silinme için işaretini kaldırabilirsiniz. İşareti kaldırdığınızda o tweet silinmez. Erase Selected Tweets butonu, programda seçili olan tüm tweetleri Twitter hesabınızdan siler ve retweetleri kaldırır.
İşlem bu kadar.

Unutmayın!

Tweet silme işleminin geri dönüşü yok. Arşiv olarak tüm tweetlerinizi bilgisayarınıza indirmiş dahi olsanız, Twitter geri yükleme gibi bir seçenek sunmadığı için bir tweetiniz bir defa silinirse bunun geri dönüşü mümkün değil.

Kaynakça: http://www.candanblog.com/toplu-tweet-silme-son-3200-siniri-yok/

1 Eylül 2014

Ben Kimim?

Merhaba ile başlayan cümleleri hiç sevmediğim halde kullanırım. Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide dengede dururken aniden dengesini kaybedecek gibi yaşamaya çalışmaktayım. Öğrenciyim, öğretmenim, yazarım, okurum, anlatırım, dinlerim, severim. Çok fazla eleştirir, eleştirdikçe eleştirdiklerimi yaparım. Hayat felsefem "Derler ki bazı hayatlar zaman için bağlıdır birbirine,çağlar içinde yankı bulan eski bir çağrı ile zincirlidir ötekine"

İletişim için buraya adres ve telefon numarası yazmak gerekirken, hiç profosyonel olmayan;

hayalmeyal.buschra@gmail.com

https://twitter.com/bsrabayram

http://ask.fm/bsrabayramm

Google + Büşra Bayram

adreslerden bana ulaşabilirsiniz. İstediğinizi sorup,öğrenebilirsiniz. 

30 Ağustos 2014

Ivır Zıvır Part 19

İnsan kendini kıskanır mı? Bence kıskanır. Nerden mi biliyorum. Kendimden.

Son zamanlar çok ilginç şeyler yaşarken hep "asla yapmam" dediğim her şeyi yapıyorum. Aman bana, amanlar bana.

Online oyun olmasaydı, şimdilerde zamanımı neyle öldürürdüm, hiç bir fikrim yok. Tüm zamanımı çalan Payday kurucularına selamlarımı gönderiyorum. Gece ruyamda bile oyun oynuyor haldeyim.

Film izlemek deseniz, o bir fena. American Hustle'ı üç gündür izliyorum ve hala bitiremedim. 

Hala Cehennem Melekleri'ne gidemedim.

Depresyona girip çıkmayı başaramayan bir bünyem var. Bunlar hep olanlar.

Adam Lambert'in şarkılarını seviyorum. Bana Placebo'yu hatırlatıyor. Neyse ikisi de gay zaten. Belki illimunati ile de bir bağlantıları olabilir, bilmiyorum.

Baş ucu kitabım olmadan günler geçiriyorum. Ama ne yalan söyleyim, daha mutluyum. Çünkü diyanet işleri hocalarının yasakladığı Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Mealini okuyorum. Neden yasakladıkları hakkında hiç bir fikrim yok ama açıklamalar oldukça hoşuma gidiyor. Kendisi Arabistan kralının biz Türkler için özel olarak çevirttiği yapım. Bulursanız, okuyun. Bulamazsanız hacca giden bir kişiden isteyin. Zaten bedava dağıtılıyor.

Tasarım kafası falan da hiç kalmadı bende. Bu günlerde ben ben değilim. Bana dokunmayan yılan da bin yaşasın lütfen.

28 Ağustos 2014

Selam!

Merhaba, size hikayemi anlatmak istiyorum.

Aşağıda okuduklarınız tamamen deli saçması, uydurma olaylardır. Çoğunlukla kendimi kendimle konuşurken buluyorum çünkü. Bunları size ben yazdığıma göre, söylediklerime itibar etmeyiniz.

Ben çok ufak yaşlarda çalışmaya başlayan bir insanım. Normalde benim gibi insanlar pek sevilmez, dışlanır, hor görülür. Çünkü yüksek zümreli etrafımız. Herkes üniversite mezunu. Herkes Oxford görmüş. Beni sorarsan 12 yaşında bir terzinin yanında işe başlayan, mankafalı bir kızım. 


İlkokulu okuduktan sonra, iş hayatına atılayım dedim. Aslında bunu ben demedim. Etrafımdaki insanlar söylediler. Annem ve babam diyemiyorum onlara. Belki fiziksel olarak böyle bir şeyi hak ediyorlardır fakat ruhsal olarak asla yanımda/arkamda olmadılar. Beni "olması gereken, olmasa da olur" bir varlık adleddiler. Olsun. Annem de babam da var, "çok şükür."


Ufak yaşta çalışmaya başlamanın sınırı yok. Para kazanmanın da. Soranlara "ilkokul mezunu insanın neler yapabileceğini tahmin bile edemezsiniz" diyorum fakat söylediklerim hakkında en ufak bir bilgim yok. Çünkü genellikle televizyon dizilerinden öğrendiğim hayatları yaşarım. Aşık olmayı, patatese; sevmeyi lahanaya; nefret etmeyi de acı bibere benzetirim. Benim için hayat bu kadar düz'dür. 


Düz gittiğim yollardan bahsedeyim biraz da. Belli bir yaşa geldiğimde evlenip, çoluğa çocuğa karışacağımdır. Bu yaş benim için 19. Çünkü şu an 18 yaşındayım. Umarım evde kalmam. Çünkü evde kalmak çok kötü bir şey. Bunu dizilerden öğrenmedim. Komşu teyzeler, her fırsatta beynime sokup durdular. Benim hayatım yaşayıp, evlenip, çocuk doğurup, çocuğumu evlendirip, torun mürüvetini gördükten hemen sonra ölmeye endeksli. Sizinkileri bilmem.  Banane etrafta olup bitenlerden? Bu kadar abartmanıza gerek yok hem. Dizilerde aşık olunuyo ne güzel.


Kafamdaki karmaşıklığın kusuruna bakmayın. Cehaletime verin. Ama gerçekten öyle. Çünkü okuduğum tek kitap hayat bilgisi kitabı ile sınırlı. Pek bilgi aldığım da söylenemez. 
Hayır yani bu yazdıklarımı okurken "Ne saçmalıyor bu kız?" demedin mi? Dedin tabi ki. Ben de dedim. Yazının sahibi kız amma gerzekmiş dedim. Neden dedim? Çünkü günümüz şartları bunu bize öğretti. Öğretilmiş yaşantımızda, öğretilmiş öğretilerle birlikte yaşlanıp giderken "Özgürüm ben yeaaa, anarşistim" diye gezinen aptal insanlarımızdan olmayın. Çünkü ne kadar "Ben öyle yapmam yaa" desekte, o yapmam dediğimiz şeylerin tam da ortalık yerinde buluyoruz kendimizi. 

Hayat size güzel değil mi plazalardan gecikondudaki okumamış, itilmiş insanlara bakan? Markalı hayatınızda, şaşalarınızla gezen o saçma günleriniz; aşağıladığınız o insanların paralelinde. Bilin istedim.

26 Ağustos 2014

Yazamıyorum.

Yaklaşık yarım saattir oturduğum pc başında iki kelime yazamadım. Aptalca şeyler okudum, aptalca şeyler izledim. Güldüm. Aptalca güldüm. Sonra oturdum ağladım. Çünkü bu ben değilim. Kesinlikle ben değilim.

Bana anlatabileceğim hikayelerinizi yazın. En azından dinlerim. Sonra oturur yine ağlarım. Çünkü bu ben değilim.

23 Ağustos 2014

İyi uykular.

Bugün size yalnızca Franz Kafka'dan bir görsel paylaşacağım. O size her şeyi anlatacak.

19 Ağustos 2014

Karanlıkta Korku Filmi İzlemeyin!

Bugün aldığım bir habere göre, bu durum olabildiğince korkutucu. Neden mi? Anlatıyorum.

Korku filmleri, insanları korkutma amacı güden, yer yer geren, gerdikçe sinirlendiren, sinirlendirdikçe adrenelinin artmasına sebep olan yapımlardır. Özellikle karanlıkta izlendiğinde, daha büyük tepkilere yol açacağı düşünülür. Bu yüzden çoğunlukla karanlıkta izlenir.

Karanlıkta izlenilen filme daha yakın olduğunuz hissine kapılırsınız. Fakat aniden yüzünüze vuran o ışıklar, sizi yerinizden hoplatırken aynı zamanda beyninizdeki sarmal yapıya da ani tepkiler verir. Bu tepkiler sarmal yapının etrafında dolanırken, beyninize zarar verir. Bu zararın çapı büyüdükçe epilepsi olma olasılığınız artar. Bu yüzden sinemada film izlemek, olabildiğince zararlıdır. Yani her gün, bir kaç seans izlemek. Abartmamak. Sinema ortamını eve taşımak, ışıkları kapatmak da öyle zararlıdır. Beyni ve gözleri yorar.

Az önce okuduklarınız teknik bilgiydi. Şimdi pratiğe geçiyorum. Kuzenimin arkadaşı bir kaç arkadaşını toplayıp korku filmi seansı yapmışlar. Işıkları kapatıp, nevaleyi hazırlamışlar. Bizim bu arkadaş zeytini ağzına atarken, nasıl bir teknik varsa kendisinde, yere düşürmüş. Sonra eliyle yeri yoklamış. Koskoca hamam böceğini eline alıp,ısırmış. Acı bir tad almış bundan. Fakat ne olduğunu algılayamamış. Arkadaşlarına dönüp "Lan nası zeytin bu, beni zehirliyonuz mu" diye bağırmış. Ağzındaki ekşimsi tad o kadar keskinmiş ki, ışıkları açmışlar. Adam eline bir bakmış ki, hamamböceğinin kalan yarısı. Yüzü reaksiyona girmiş. Ağzı uyuşmuş. Konuşamaz hale gelmiş. Hemen eczaneye koşmuşlar. "Habala hubala" demiş. Eczacı içti sanıp "Ne diyosun sen be?" diye terslemiş. "Böcek yedim" diyebilmiş zorlukla. Eczacı "Defol git başımdan gece gece" demiş.

Sonra bütün vucudunda kabarıklar oluşmuş. Yaklaşık 1 hafta hiç bir şey yiyememiş. Epey bir zorluk çekmiş anlayacağınız. Ne diyorduk? Karanlıkta korku filmi izlemiyoruz. Hem o zaman daha az korkuyorsunuz.

17 Ağustos 2014

Bu Bir Trabzon Hatıratı


Beni okuyan bilir, Trabzon'luyum. Neresinden olduğunu söylemeyeceğim. Çünkü "Trabzon" deyince yamuk oturuyorsam  saygım gereği ayaklanır, kendimi düzeltir, sesimi kalınlaştırırım. Fakat neresinden dediğinizde de o derece üzülür, sıkılır, söylemeden kaçıp gidesim gelir. Çünkü olduğum yerin özelliklerini taşımamama rağmen, taşıyormuşum gibi bir his kaplar karşımdaki insanı. İşte bunu sevmem ben.

Trabzon denince aklınıza burnu kocaman komik mi komik, Temel'ler, Dursun'lar, Ahmet'ler, Ömer'ler, Fadime'ler, Ayşe'ler, Asiye'ler gelmeli. Bu isimler bir çok kez karşınıza çıkar çünkü. Gerçekten de komiktirler. Gerçekten de içtendirler.

Bu yıl sanki bir daha gelmeyecekmişim gibi gezdim Trabzon'u. Her karışını sanırım. Hatta uzun sokak ve altında bulunan sokaktan o kadar çok geçtim ki, bir an durup kendi kendime "Lan yoksa bir korku filminde miyim? Aynı iki sokak arasında sıkışıp kaldım da haberim mi yok" dedim. Yan tarafımda duran adam konuşmama kulak misafiri olacak ki "Hau meydanda bir park var, git orada dinlen, başuna güneş geçmiş" dedi.

O iki sokakta bulamadığım Yapı Kredi'ye ne demeli. Tek başınıza da olsanız, Trabzon sokaklarında asla yalnız değilsinizdir. Bir yerlere bakınıyorsanız, sesli düşünüyorsanız falan, mutlaka sizin lafınıza atlayan bir yurdum insanı vardır. Bende gayet boş bulunarak "Nerde bu Yapı Kredi yahu" dedim. Köşe başında büfe sahibi amca bir hışımla kalkarak yanıma geldi "Hau evi görüy misun? Heh işte o sokaktan içeri gir abisi, sonra sağa dondüğünde görcesun." dedi.Gülümsedim, teşekkür ettim..

Anneme, "İnsanlara yer sormaya korkuyorum. Çünkü bu adamlar kolundan tutup, gideceğin yere götürürler seni" dedi. Nitekim öyle de oldu. Babamın arabayı park ettiği yeri bulamadığımdan telefonla kendisine ulaşmaya çalıştım. Telefonda konuşurken "Nerdesin ya, bulamıyorum işte, orası neresi" falan derken adamın teki yanımda durdu. Biraz daha konuşmamızı dinleyip "Ver hau telefonu bana" dedi. Babamla iki çift laf ettikten sonra babam bana "Otogar'a gel madem" deyip kapadı. Park ettiği yerde arabayı bulamayan ben, otogara nasıl gideceğimi de bilmiyordum tabi. Az önceki adama otogara nasıl gidebileceğimi sordum. Adam Kamil Koç'un servis şoförüymüş. "Atla araca, otogara gidiyoruz zaten" dedi. Araçta bir sürü insan olmasına rağmen bir İstanbul'lu bu olayı İstanbul'da yaşasaydı, o araca asla binmezdi. Beyninde milyonlarca tilki gezer, tilkilerden biri "bunların hepsi komplo, aslında senin böbreğini çalacaklar" derdi mutlaka. Fakat Trabzon'daysınız, bu gayet normal bir olaydı. Otostopla bir çok yere gidildiği akla gelince, hemen atladım araca.

Otogara geldik nitekim. İndik. Adama gidip "Borcumuz ne kadar" diye de sormayı ihmal etmedik. Adam durdu "Ne borcu abisi, sen yeter ki buluşacağın insanları bul. Nerdelermiş" dedi. Ben de x yerdelermiş dedim. "Bak şurda, ben de oraya gidiyorum" dedi ve o yere kadar annemle bana eşlik etti. 

İşte Trabzon böyle bir yerdi.. Yardımın ve hoşgörünün olduğu bir yer. Hee bir de umursamazlık orada hiç yok. Aksine inanılmaz bir şekilde yardımseverlik ve etrafında olan olaylara  karşı duyarlılık var. İşte bu yüzden seviyorum oraları.

Hadi gidelim yine. Ama bu kez birlikte. Bu son cümleyi sana yazdım,oku.