30 Kasım 2013

Bir Kaç Replik Yazayım Ben!

"Ben sandım ki; o da sever beni belki, kalbine sokar beni orada uyur kalırım." (Chapter 27)


"+Peki ya aşk nedir sence? 
-Abartı. Biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiçbir farkı yok." (Şeytanın Avukatı)


"Seni sevdiğimi ikna etmek için daha ne kadar gururumun üstünde tepineyim bilemiyorum." (People Like Us)


"Seviyorsan belli et gerizekalı"


"Duygusuz olmanın en güzel yanı mantıklı düşünebilmek."


"+Özlüyor musun? 
-Fazla değil sadece her saniye." 
(Le Huitième Jour)


"+Beni gerçekten sevdiğini nerden bileceğim? 
-Bilemezsin. Kimse bilemez ki. Bilse zaten kimse kimseye yaklaşmazdı." 
(Wasted Youth)


"+Ne istiyorsun sen benden?
-Sadece sana sarılıp uyumak istiyorum." 
(The Decoy Bride)


"-Belki de aradı ama görmedim ya da araba çarptı. 
+Ya da aramadı. Çünkü seni bir daha görmek, ilgisini çekmiyor." 
(Going the Distance)


"+İki yanlış bir doğru yapmaz. 
-Ya ikimiz doğruysak diğer herkes yanlışsa?" (Arizona Dream)


"+Onu unutmalısın.
-Gözlerini kapadığında dünya yok oluyor mu? Bu da öyle bi şey. Unuttum diyorsun ama o yok olmuyor." (Memento)


"+İnsanların hep kötü yanlarını görüyorsun.
-İnsanlar kötü de ondan!" (New Girl)


+Sana uzaktan vurgundum. Çok saçma biliyorum. 
-Anlatmaya devam et sonra noldu? 
+Seni tanıdım. Beni senden kurtardın. (One Day)


(Sosyal medya derlemesidir)

29 Kasım 2013

İnsan Yükü Ağırdır Demiştin, Sen Benim Kanatlarımsın..

Babam ve Oğlum, Issız Adam, Dedemin İnsanları gibi filmleriyle büyük ilgi toplayan Çağan Irmak’ın, senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği ve eleştirmenlerden tam not alan “Tamam Mıyız?” vizyonda!

Hayatta hiçbir şey tesadüf değil, her şeyin bir sebebi var.. Tıpkı Temmuz ve İhsan’ın yollarının mucizelerle kesişmesi gibi..

Hayatındaki seçimleri Temmuz’u babası ile karşı karşıya getirir, maddi hiçbir destek beklemeksizin kendi hayatını yaşamak isteyen ve evinden ayrılan Temmuz, ruhunu meslek olarak seçtiği heykeltıraşlıkla arındırır. Hayatını devam ettirmek için çocuk romanları için çizerlik yapan Temmuz’un hayatı, sevgilisinden aldığı bir e-mail ile allak bullak olur. Sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenen Temmuz aynı zamanda da işini kaybetmiştir .Hayatı ile yüzleşen Temmuz, dibe vurmuş, yaşama küsmüştür. İhsan ise, bedensel dezavantajı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır.  Gerçekleştiremeyeceği hayallerinin yanı sıra annesinin sırtında bir yük olmaktan da mutsuz olan İhsan’ın kurtuluşu ile ilgili tek bir fikri vardır. Ta ki Temmuz’la karşılaşana dek.. Temmuz ve İhsan hayatlarının çöküşünde, dibe vurdukları bir anda karşılaşır ve bu karşılaşma Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı  ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa, başlangıca sürükler. . Farklı iki yaşamın birleşmesine sebep olan bu tesadüfî buluşma Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesine ve hiç tanımadığı bir ailenin içine sokacaktır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

26 Kasım 2013

Bu Yazı Ağırlıkla Depresyon İçerir!

Yapmam gereken trilyonla iş varken ve kafam milyonlarca parçaya bölünmüşken neredesin Firuze? Zaten Hades'in kulakları da eşek kulağıymış. İzlediğim filmlerin bir çoğu da uydurmaymış. Tanıdığım ve önem gösterdiğim ne kadar insan varsa hepsi de yalanmış!

Verdiğiniz değerlere lanet etmeye başladığınızda depresyona giriyorsunuz. Ben hep depresif durumda olma sebebimi sonunda buldum. "Sonunda" buldum. En sonunda. Ne acı değil mi? Sona gelince buldum. Buldum delisi de oldum utanmadan. Değer veremez olmaktan da korkmuyorum. O zaman daha az mı acırım, acıtırım ne? Hadi ama.

Bu kadar karmaşanın içinden çıkacak bir yol olsa, eminim bir çöplüğe falan çıkardı. Tıpkı Kemal Sunal'ın Hababam tiplemesinde müdürün odasına çıkan tünel gibi. Tünellerin ve labirentlerin içinde karmaşaya sürüklenirken bir elin çekip almasının duacısıyım şimdilerde. Diyorum ya, dua et. Geçsin hepsi. 

25 Kasım 2013

Bu Yazı Ağırlıkla Tim Burton İçerir

Tim Burton'dan korktuğum kadar izlemeyi de seviyorum. O yüzden Sinefesto'da bu konuyu yazdım. Okumak istersen linki:  http://www.sinefesto.com/bu-yazi-agirlikla-tim-burton-icerir.html

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.


Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;

http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=CXJMYYYTD4C

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Kasım 2013

Ivır Zıvır*1

Yeniden başladık ya! Anlatıyorum.. O halde varım. 

Ciddi manada sıkıntılı günlerdeyim sayın okuyucu. Benim için dua et. Adımı, soyadımı biliyorsun. Lütfen ada-soyada olsun. Bir karmaşıklığa kurban gitmeyelim.

Söylemek istediğim milyonlarca kelime varken işi dalgaya vurup, suskunlukların arkasına saklanıyorum. iticiliğin dibindeyim zaten. Çoğunlukla inanılmaz bir sevgi ile inanılmaz bir nefret arasındayım. Depresiflik ve diğerleri falan her şey halt etmiş.

Sen tut, bi sürü insana bi sürü yerde bi sürü plan yap. Biri beni asiste etsin ağlaklığı içindeyim bir de. Gönüllü stajyer arıyorum. Para falan veremem. Kimse kusura bakmasın. Ama böyle benim her dakikamı asiste ederseniz, üstesinden gelemeyeceğiniz iş yoktur. O derece de gelecek garantiliyim.

Durun, daha fazla saçmalarsam kendimden soğuyacağım. Fakat özlemişim la yazmayı! 

Merak Ediyorum!

Bir arkadaşımı arıyorum, ne zamandır görüşemedik kendisiyle. Kayboldu. Şimdi adını buraya yazacağım fakat o asla ismimi paylaşma ben önemli biriyim demişti. Hayır şeytan diyor paylaş,rezil et elaleme. Fakat yok. Paylaşmayacağıma dair söz vermiştim. Geçen gün aldığım bir yorumda onun olduğunu fark edip aklıma geldi. Neredeydi bunca zaman? Eğer okuyorsa bunu, "Şuradaydım, şöyleydi, böyleydi falan" yazsın. Merak ettim ben. Ki yapmam böyle şeyler genelde.

23 Kasım 2013

Tamam Be Döndüm!

Tüm baskılara dayanamazken hafta sonu Pucca'nın yazısını görüp ağlamak istedim. Blog hayatını bırakan tek kişi değildim anlaşılan. Ya da Pucca yazısını bana yazmıştı. Aslında bu o kadar da ilginç değildi. Daha ilginç şeyler geldi başıma.!

Beni okuduğundan haberim bile olmayan insanlar "Neden yazmıyorsun ya" sorusunu yöneltip durdular. Sonra eklediler "Sen yazmalısın." Ben yazmalıyım evet. Ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Dalga geçiyorum sanıyorsun belki ama öyle. 5 yaşımdayken babamın eve papağan getirmesi ile başladım yazmaya. Okuma bilmeden yazdım. Aldım papağanımı karşıma, konuşmayı öğrensin diye hikayeler anlattım, romanlar yazdım. Elimde saçma bir kitapla kafamdan bi'sürü şey uydurdum. Derken yazmayı öğrendim ve yazdım..

Blogumu kapadım dediğimde okurlarımdan aldığım tepkilerin haricinde evde de bir tepki oluştu. Annem "Sen yazmadan edemezsin, hayırdır, başka bi'şey mi var" sorularıyla sıkıştırdı beni. Kardeşim "Sen yazamazsan ölürsün" ile tehdit etti. Zira salonda otururken aniden "Yazım geldi" deyip çişi gelmiş insanın sıkışıklığında bilgisayarın açılmasını bekleyen bir insanım ben.

Neden mi vazgeçtim yazmaktan? Korktuğumdan. O kadar çok atarlı yazıyorum ve o kadar çok insanın bundan etkilenmesini sağlıyorum ki.. Ben kimim ki korkusuna girdim. İnsanları yönlendirmek ve yalnızca kırmak için yazdığımın bilincine vardım. Kim bilir buralardan kimleri kırdım, kimlerin canını yaktım kurduğum cümlelerimle.

Sonra bir ara veresim geldi. Yazamamaktan korktum. Ciddi manada yazamadım bir ara. Aşk dersin, sevgi dersin ne dersen dersin ama durdu işte kafam bir an. Kafamın içinde gezip duran bir tümörden şüpheliyim fakat şimdilik umrumda değil. en azından rahatsız ediciliği yok henüz. 

Anlayacağın, ben geri döndüm! Özledin mi bilmiyorum ama ben ciddi manada özledim yazmayı. Ve en önemlisi, sen alın diye yazmıyorum bunları. Sen eğlen,öğren biraz da belki ders çıkarmak istersin diye yazıyorum. Kırıl diye değil. 

Bu yüzden geçmişimden 10 tane yazıyı geri döndürüp, yeni bir sayfa açma kararı aldım. Artık daha dikkatli olacağıma emin olabilirsin. Olamayadabilirsin. :) 

16 Kasım 2013

DUYURU!

Sevgili okuyucu!

Duyduğuma göre, kiminiz düşünmüşsünüz ki "Davetli Okuyucular Yalnızca Okuyabiliyor, Bizler Kimiz Kİ" Hayır efenim, öyle bi'şey yok. Ben Dükkanı Kapatıyoruz Derken Çok Ciddiydim. Diyeceğim o ki, harbiden kapadık dükkanı. Ne zaman dönerim, döner miyim bilmiyorum. Beni izlemeye;

https://twitter.com/bsrabayram

Google +

Veya;      http://www.sinefesto.com/  dan devam edebilirsiniz.

Çok teşekkür ederim. Ben sizleri izlemeye devam edeceğim!

11 Kasım 2013

Sona Doğru Yaklaşırken Herşey Zorlaşır

J.C. Chandor’un yönettiği “Sona Doğru” filmi Hint Okyanusu’nda tek başına yelkenlisi ile seyahat eden adamın hikayesini ele alıyor.


Koskoca okyanusta yatının bir konteynıra çarpması ile hasar görmesi üzerine kamarasına sular dolan adamın soğuk kanlılığı ile başlıyorsunuz filme. Telsiz, radyo gibi tüm elektronik ekipmanlarının suyun etkisiyle bozulmasıyla okyanusun ortasında bir yaşam mücadelesi içinde buluyorsunuz kendinizi. Filmin tek oyuncusu var, o da Robert Redfort. Kırışık elleri, eskimiş cildi ile gözünüzü o kadar yoruyor ki, bu adamı bu okyanusun ortasına ne fırlattıysa sağlam bir hikayedir diyorsunuz. Açıkçası film boyunca adamı okyanusa sürükleyen bir hikayeye bağlanacağını bekledim. Fakat siz bu hataya düşmeyin. Çünkü filmin öyle bir senaryosu yok. Muhtemelen filmi aynı zamanda yöneten J.C. Chandor yazarken olabildiğince büyük bir depresyondaydı.
image004Yalnızlık, terkedilmişlik ve kaybolmuşluk duygularının yanı sıra,çaresizliği de iliğinize kadar hissedeceksiniz. Hayatınızdan çalınan 109 dakikayı umursamazsanız. Gemiyi ve denizi seviyorsanız ve uzun zaman uzak kaldıysanız, özleminizi gidermeniz için muhteşem bir film. Aksi takdir de aksiyon bekliyorsanız veya bir hikaye, boş yere beklemeyin.
Filmin sonunda okyanusa yelkenli ile açılmanın pek de akıllıca bir şey olmadığını anlayacak, yalnızlıktan sıkılacak, stresli sahnelerin etkisinde biraz da olsa kalacak, boğulmalı sahnelerde nefesinizi tutacak, koskoca yelkenlinin ters dönmesi üzerine adamın elleriyle çevirmesine şaşıracak ve ilginç bir ölüm bekleyeceksiniz. Fakat emin olun şu söylediklerimin bir çoğundan da aksini yaşayacaksınız. Tek kişilik filmlerden hoşlanıyorsanız, hayat mücadelesini filmle bağdaştırabilecekseniz bu filme gidin. Aksi takdir de, girmeden önce bir düşünün derim.
Basın gösteriminde izlediğim filmin vizyon tarihi 15 Kasım.

27 Ekim 2013

Bir Kadın Bir Adamın Hayatını Ne kadar Mahvedebilir Ki?



Hiç bunu düşündünüz mü? Ben düşünmedim. Fakat düşünmeme sebep olacak bir film izledim "Muhteşem Gastby". Bir aşk filmi izlemeyi beklemiyordum. Türüne, oyuncularına veya yönetmenine bakmadan izlediğim film, beni kesinlikle hayal kırıklığına uğratmadı.

Muhteşem Gastby filmi, dram ve aşk türünü içinde barındırıyor. Beni tanıyorsan, aşk filmlerinden köşe bucak kaçtığımı biliyorsundur zaten. Fakat bundan kaçamadım. Çünkü adamın aşkı o kadar büyük ve o kadar etkileyiciydi ki. Gerçek hayatta olsaydı böyle büyük bir aşk.. Ah keşke olsaydı.

Adam sevdikçe değerlenen bir kadın mı düşünürsün karşında, yoksa aşık olduğu kadının aptallığına ağlar mısın orasını bilemem. Fakat filmde Gastby sırılsıklam bir aşık, geçen 5 yıla rağmen hala eski sevgilisinin kendisini sevdiğine inanan bir adam. Aynı zamanda da hırslı, sinirli ve umut konusunda olabildiğince yetenekli. Bizim kaybettiğimiz şeyden bahsediyoruz "umut". Umut ne zor bulunuyor değil mi? Fakat filmimizin başrolü Gastby aşık olduğu kadının kendisini parası olmadığı ve kazanıncaya dek bekleyemediğinden evlendiğini bildiği halde hala kendisine aşık olduğuna inanan bir adam. Evli olan kadının çocuğu bile var fakat bu Gastby ile yasak ilişkisini durdurabilecek bir neden değil. Kadının kocası zaten karısını aldatma konusunda ise ihtisas yapmış. Tüm bunlara ek olarak kocasını aldatırken içi titremeyen kadın, olabildiğince aptal, kişiliksiz, içine kapanık,kararsız ve parıltılı evler-partiler için kendini satacak kadar berbat bir tip.

Kişilik soyutlamasından sonra eklemek istediğim ise Gastby'nin her cümlesinde "Eski Dostum" demesinde ilginç bir çekicilik söz konusu. Anlatıcı rolünde ise kadının kuzeni yer alıyor ki Spider-man rolü ile kendisine tutulduğum Tobey Maguire. Gastby'e karşı konulmaz bir hayranlık duyuyor film boyunca. Zengin insanları kast ederek "Onların hepsi yozlaşmış, sen onlardan daha değerlisin" diyerek paradan da önemli şeylerin olduğunu görebilen muhteşem bir sosyal mesaj da içeriyor film. İhtişamlı hayatları öyle berbat gösteriyor, gözünüze sokuyor ki; izlerken o hayatlardan sizler de sıkılıyorsunuz.

Aşk olayının sonucu asla mutlu bitmez,işte bu yüzden sevmem filmlerini de. Nitekim bu filmden de mutlu bir son beklemeyin. Ya da bekleyin. Çünkü Bay Gastby filmin sonunda yıllardır istediği ve umudunu kurduğu şeyi alacak. Sonunu söyleyip tüm hayalleriniz kırdığımı sanmayın. Zira mutlu sonlar her zaman mutlu olmak zorunda değildir!

İyi Seyirler Dilerim.

26 Ekim 2013

Yerçekimini ayaklarımın altına aldım!


Gravity filminden bahsediyorum sayın izleyici. Alfanso Cuaron'un yönettiği filmi 3d seçeneği ile izleyin mutlaka. Amaaan kadının teki gökyüzünde süzülüp gidiyor diye bir ön yargınız varsa aman deyim, kırın onu!

"Yerçekimi" filminin Sandra Bullock'a Oscar getirebilme ihtimali hakkında haberler düşünce sistemimize, inanılmaz meraklandım filme karşı. Bugün gidip salonu ayaklarımın altına almayı da ihmal etmedim. Beklediğim uzay filmi sıkıcılığından çok ama çok başka yerde film. İnanılmaz gerilimli. Dişlerinizi sıkmanıza sebep oluyor. Bir ara koltuğa çakılıp kalıyorsunuz. 

Sandra Bullock'a Oscar getirecek bu film kesinlikle. Muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. George Clooney'de oynuyor diye atlamayın filme. Zira 25. dakikalardan itibaren kendisini göremiyoruz. Görsekte hayal-meyal. Fakat havasını katabilmeyi başarmış filme. Miss gibi Clooney'de kokuyor hani filmin sonuna kadar. 

Filmde beni benden alan replik ise, Sandra Bullock ölüme en yaklaştığı yerde "İnsanlar bir gün öleceklerini biliyorlar. Fakat ben bugün öleceğim. Bugün öleceğini bilmek berbat bi'şey" gibi kelimelerin sonuna "Keşke dua etseydim. Ben hiç dua etmedim ki, bana kimse dua etmeyi öğretmedi." diye eklemiş olması. Kesinlikle tüm duyularınızı harekete geçiren bir sahne -ki kaçırmayın.

3d'nin vermiş olduğu muhteşem efektlere hiç girmeyeceğim. Zira filmde 3d'den kesinlikle sakınılmamış. Normalde 3d diye gittiğim filmlerden 3-5 yerde gördüğüm efektleri, burada çoğunlukla görmüş oldum. Filmin sonunda ise yere basmanın, yer çekiminin ve en önemlisi nefes almanın değerini iliklerinize kadar duyumsuyorsunuz. Özellikle dünyanın dışardan görünüşü, sessizlik, güven, sakinlik, korku, gerilim ve diğer bir sürü şeyi hissetmek istiyorsanız mutlaka gidin. Televizyona düşüp, reklam aralarında filmi izlemeye bırakmayın. Zira bu film sinemada seyredilir! 

İyi Seyirler Dilerim.

15 Ekim 2013

Seviyorsan git söyle bence!


Seven insanların sevgilerini dile getirememeleri kadar can sıkıcı bir durum daha var mıdır şu iki günlük dünya da? Yoktur! Emin ol yoktur? Dedik ya, 2 günlük dünya.. Söylemek için neyi bekliyorsun?!

Son günlerde inanılmaz "Seviyorsan git söyle bence" cümlelerini ettim ki, artık gına geldi. Fakat kızlar gidip söylemesin. Sonra ilerde "Sen peşime düşmüştün, sen arkamdan az koşmamıştın hani, kaç takla attın sayamadım" tarzında saçma şakalara maruz kalabilirsiniz. Eğer gururlu bir hatunsanız *ki öyle olmalısınız* yapmayın bunu!

Kadın kısmısı sevgisini içine atmalı. Erkek adım atmadıkça söylememeli. İster buna gurur deyin, isterseniz başka bi'şey. Fakat kadının gidip adama "Ya ben seni seviyorum, aşığım, ölüyorum senin için" demesi ne kadar büyük bir bayağılıksa, erkeğin aynı cümleleri sarf etmesi o kadar güzeldir, çekicidir, duygusaldır.

Eli ayağı düzgün bir adamsan (-ki bu karşındaki kıza bağlı, yani kızın hedef kitlesine uygunluk gösteriyorsan) ufak ilgilerle kız kısmının gönlünü alırsın. Eğer ilginde aşırıya kaçarsan, o kızla evlenebilirsin bile. Fakat ilgisiz, alakasız, "seviyorum" demeye bile çekingen bir yapın varsa; özür dilerim "You're loser". 

"Loser" kelimesinin bence Türkçe'de karşılığı yok. Fakat en yakın anlamında kullanıyorum "Ezik"sin gülüm. Geçmiş olsun.

Mevzuyu nereye bağlayacaktık? Eğer bir hatunu seviyorsanız gidin söyleyin. Harbi harbi, içinizden geçen tüm cümlelerle gözlerinin içine bakarak söylerseniz; kaybedeceğiniz hiç bi'şeyiniz olmaz. Söylemezseniz söylemediğiniz kelimeler için pişman olursunuz. Söyleyip ters etki alırsınız ilk zamanlar acıtır fakat az zaman geçince arkadaşlarınızla dalga geçeceğiniz bir konunuz olur -ki kendinizle dalga geçmeniz hep daha çekici olmuştur.

Kızlar! Eğer bir erkeği seviyorsanız; ağır abla olun. Öyle hafif hareketlerde bulunmayın. Zira arkanızdan "Beni kandırdı bacaksız" şeklinde cümleler bile duyuyoruz ki hem cinsiniz olarak ben utanıyorum.

Eee kimi seviyosunuz şimdi? Hala duruyo musunuz? Ohhoo.

29 Eylül 2013

İzlenmemesi Gereken Filmler-1

Çok değerli okurlar, film severler. Eminim bir filmi izledikten sonra ağlamaya yakın bir noktaya gelecek kadar pişman olmuşsunuzdur. Ben de oldum. Hem de bir çok kez. Sonra bunları listeleme kararı aldım. İlk listemi sizlerle paylaşıyorum. Zevkler ve renkler diyeceksiniz belki fakat hayal kırıklığı yaşadığım filmlerden nacizane uzak durmanızı tavsiye edebilirim sanırım.

old-boy-2
"İhtiyar Delikanlı"
Oh Dae Soo adında bir adamın günün birinde kaçırılıp 15 yıl boyunca eski bir hücrede tutuklu kalması ile film başlar. Aniden bir gün dışarı çıkan adama hiç bir açıklama yapılmamıştır. Yıllardır neden orada yaşadığını bilmeden uyandığı çatı katında üzerinde pahalı kıyafetler, cep telefonu ve parası vardır. Bunu kendine yaşatanları bulup intikam almak için düştüğü yollarda, aslında her şeyin bir oyun olduğunun farkına varır. Buraya kadar her şey güzel fakat en sonunda kendi kızıyla içinde bulunduğu komplo ve bunun aptalca sebebine o kadar sinir oluyorsunuz ki; etkilenmenin yanı sıra inanılmaz pişman da oluyorsunuz.


"Annemi öldürdüm"
Fransız Xavier Dolan'ın yazıp yönettiği filmde eşcinsellerin sıkıntılarına değinilmek istenmiş fakat filmde yalnızca bir ergenin annesi ile çatışmasına tanık oluyorsunuz. Hatta anne o kadar haklı geliyor ki gözünüze, filmi izleme amacınızı aşıyor. Boşa zaman kaybı diyebileceğimiz filmin tek iyi yanı, belgesel tadında olan sahne geçişleri.

"This is The End"
Arkadaşların toplanıp parti yaptığı sırada kopan kıyametin anlatıldığı film komedi türüne ait. Fakat "Gelin kolaysa gülün" diyecek kadar da vasat. Gülebilecek bir kaç sahne haricinde bir sürü müstehcen diyaloğun arasında kalmanız, sizi sinema salonundan çekip çıkarabilir. Canınızın acıyacağı tek nokta ise o sevdiğiniz oyuncuları o halde görmek olsa gerek. Kısıtlı kaynaklarla geçinmeye çalışmalarındaki aptallıkları ise deli edecek seviyede.
changeling-sahtekar

"Sahtekar"
Angelina Jolie'nin başrolünü üstlendiği film; tek başına çocuğunu büyütmeye çalışan annenin çocuğunun kaçırılması ile başlıyor. Çok heyecanlı başlayan film ortalarında inanılmaz sıkıyor sizi. Bir sürü bürokrasi engeliyle karşılaşacağınız senaryosunda; annenin eline başka bir çocuğun verilmesi ve sizin çocuğunuz diye kandırılması gibi komik bir yerden de devam ediyor. Öyle ki, annesi 6 ay kadar önce kaybettiği çocuğunu duvara yaslayıp, "Ama bunun boyu kısalmış,bakın şu kadardı" diye göstermesi ile kendinizi aptal yerine konmuş bile hissedebilirsiniz. Fakat asıl izlememeniz için en önemli nedeni söyleyim.. 141 dakika boyunca izlediğiniz filmde aradığınız çocuk sonunda da bulunmuyor. Yaşanmış bir hikaye olarak başlayan filmin sonunda geçen cümlelerde bile "Artık annesinin umudu vardı" şeklinde geçmesi, zaman kaybınızı destekler nitelikte olacaktır.

"Mezarına Tüküreceğim"
Korku filmlerinde mutlu ayrılmak, "İliklerime kadar korktum" diyebilmenin zorluğunu inanın çok iyi bilirim. Fakat bu filmde izleyeceğiniz vahşet ve insanlık dışı muameleler sizi izlediğinize pişman edecek. İnsanın insana yapmış olduğu bu denli berbat hareketlerin "korku" unsuru yerine gerilimi hak ettiği müstehak. Fakat işte konu olsun, anlamlı bir film olsun derseniz emin olun öyle bir şey yok filmde. Tek başına dağın başına giden bir yazarın 5 kişi tarafından yaşadığı şiddet neticesinde kendisine ölmüş süsü verip, yaşadıklarının mislini yaşatmasını izleyeceksiniz. Kısasa kısasın yer aldığı filmde yalnızca vahşet var. İzlemeye değmez.

"Kehanet"

Bir ilkokuldaki öğrencilerin geleceği hayallerinde nasıl canlandırdıklarını tanımlayıp bunu bir kapsüle koymalarını istemeleri ile başlayan film, 50 yıl sonra o kapsülü çıkaran öğrencilerden Caleb Koestler'in astrofizik profosörü olan babasının içindeki kağıtta elli yıl boyunca yaşanan felaketlerin tarihleri ve ölen kişi sayılarını gösterdiğini keşfetmesi ile devam eder. Fakat bu keşif filmde hiç bir işe yaramaz. Zira her nedense kıyamet kopar ve ufak Caleb'i ve bir kız arkadaşını uzaylılar alıp götürür. Nedense bindikleri uçakta babalarına yer yoktur. Ya da bu ne saçma bir kıyamet anlayışıdır. Ya da o kadar muhteşem akan filmin sonu bu kadar berbat olmak zorunda mıdır?
lanetli-kan-26-nisan-da-vizyon-da-4379222_4915_o

"Lanetli Kan"
India adında bir genç kızın babasının ölümü ile başlayan film, amcasının yanlarına gelmesi ile devam eder. Yıllardır tanımadığı amcasının babasını öldürdüğünü anlayan kızın, babasına o kadar bağlıyken hiç bir tepki vermemesi ve hatta amcasıyla ilginç bir ilişki kurması ise senaryonun en büyük aptal boşluğu bence. Başta bir yap boz gibi başlayan filmin parçalarını birleştirdiğinizde ise hiç tatmin olmayacağınıza emin olabilirsiniz. Lanetli kana sahip olan ufak ve temiz kızın amcasını görünce kanının depreşmesi gibi saçma konulara harcayacak vaktimiz olmasın dostlar. Ama sanatsal filmlerden çok iyi anlarım, filmin alt mesajlarını çok iyi anlarım diyorsanız bu film sizin için biçilmiş kaftan.

"Git Başımdan"

İlk çocuğunun doğumuna yetişmeye çalışan Peter'ın Ethan Tremblay ile karşılaşması ile değişen hikayesi ilk başlarda olabildiğince eğlenceli gibi. Fakat filmde hiç bir hareket olmadığını ve kendini tekrar eden saniyelerle, saf duygular, yüksek sinir katsayısı ile sıkıcı dakikalar sizi bekleyecek. Felekten bir geceye benzemeye çalışan film, izlenmemesi gereken filmlerden bir tanesi.