yaşanmış hikayeler sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster
yaşanmış hikayeler sorgusu için yayınlar tarihe göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Alaka düzeyine göre sırala Tüm yayınları göster

30 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler - 7

Daha önce mutlaka yazmışımdır. Fakat yine yazmak istedim. Bu hikaye benim başımdan geçen bir hikayedir. Mutlulukla okumanız dileğiyle paylaştım, buyrunuz :)


"Ayakkabım yok diye üzülüyordum, ta ki ayaksız bir adam görene dek." Arap Özdeyişi

Şükürsüz insanlarız vesselam. İlla başımıza kötü bi'şey gelecek ki, geçmişteki o güzel anlarımızı özleyelim. Evet, hep bir özlem içindeyiz. Ya geçmişe ya da geleceğe. Aslında bugünü yaşıyoruz ve özlem içinde kaçırıyoruz içinde bulunduğumuz anı.

Şimdi kafama dank eden bir konuyu dile getireyim hazır parmaklarım değmişken. Efendim, ben bir organizasyon dolayısıyla yetim çocuklarla birlikte oldum. "Baba" kavramını çok daha damarlarımda hissetmiş olsam da; anlatacağım mevzu çok farklı boyutu. Somali'li çocuklarla birlikteydik. Bir hemşire arkadaş edindim organizasyon sonucu. İyi de anlaştık. Kendisi çok bilgili ve bir o kadar da samimiydi. Tabi yardımseverliği ve Allah rızası zihniyetini de söylemeden geçemeyeceğim..

Beraber yolculuk yapıyorduk. Sanırım Bursa'ya gidiyorduk. Aylardan Haziran'ı Temmuz'a bağlayan o sıcak günler. Nasıl sıcak var Allah'ım. Sanki beynimin içi kaynıyor gibiydi. Sıcakla buluşan yolculuk sıkıntısı ve tanımadığım insanlarla epeyce bunaldım. Yanımdaki koltukta oturuyordu yardımsever hemşire. Çantasından bi'kaç bi'şey çıkardı, bana uzattı. Yedik. Yememle birlikte susadığımı hissettim. Çantamdan suyumu çıkardım bende. Bir yudum aldım. Sıcacıktı. Kaynar değildi fakat sıcacıktı işte. Ben de yaz/kış buz gibi su içmeyi seven insan. "İyyy, bu ne yaaa?!" dedim refleks sonucu.

Hemşire gayet düzgün bir ses tonuyla konuşmaya başladı. Beni kırmamak için sarfettiği o ince cümleleri, o bakışlarındaki anlamı görmeniz gerekiyordu. Muazzamdı. "Ben Somali'ye de gönüllü hemşire olarak gitmiştim." dedi. Aniden dikkat kesildim. Yalnızca yan koltuğumda oturan organizasyon arkadaşımdı. Muhabbetimiz de yoktu "Merhaba"dan öte. Ne anlatacak diye merak ettim. Sanırım oradaki hastalardan bahsedecekti.. Devam etti:

"Somali çok enteresan bir yer. Çok geri kalmış demek geri kalmış ülkelere ayıp olur sanırım. Bizim kurum gitmeden önce su kuyuları da yokmuş. Bir çok su kuyusu açıldı. Açıldı fakat orada böyle su yok. Çamurlu, isli bir su. Hani yağmur yağarda bazen şebekeden öyle bulanık bir su akar ya onun gibi birşey." Hemen atıldım: "İçme suyu mu o yani?" Cevapladı: "İçme suyu mu? Tabi ki öyle. Zaten el yıkama suyu bulamıyorsun. Ben sabah namazında aldığım abdest ile akşama kadar nasıl sabrederdim. Su olmadığı için çoğunlukla teyemmüm de ediyorduk. Ya da ufak su şişelerimiz vardı. Benim görev yaptığım hastane de çeşmelerden su o kadar cılız akardı ki.. Temiz de değildi zaten. Kaldığım otelinki nazaran daha iyiydi. O yüzden orada hallederdim her işimi."

İçimden öyle şeyler geçiyordu ki o an. Az önce verdiğim tepkiden bırakın utanmayı; yerin dibine girip tüm mağmalarda yanasım, en son çekirdeğe selam çakasım geldi. Sanki oralara gitmişim gibi de suratım kızardı. Beni utandırdığını hissedecek ki biraz sustu. Devam etmesini istedim. Anlattıkça vicdan muhasebesi yapıyor, su bulamayan insanlar varken beğenmediğim şeyleri aklımdan geçiriyordum. Almak istediğim o saçma varlıkları. Aslında hiç ihtiyacım olmadığı, sırf almak için alacaklarımı. Ya da moda diye alıpta giymediğim elbiseleri. Elbiseye kadar gidemiyorum oralar için. Zira "su" söz konusu.. Su bulamıyorlar ki elbise düşünsünler.

"Orada çok kilo verdim. Şişmandım ben daha çokça. Tabi hastalandım da. Yaklaşık 15 gün kendimi bilmeden yatmışım." Muzipçe gülümseyerek ekledi "Sözde biz yardıma gittik. İstanbul'a döndüğümde ailemle görüşmeden önce 7 gün daha yattım. Beni o halde görseler bir daha gitmeme izin vermezlerdi. Gitmek istiyorum. Çünkü harika duygular hissediyorsun. İhtiyacı olan insanlara yardım için sebep oluyorsun. En önemlisi, işe yaradığını hissediyorsun. He bir de suyun ne kadar önemli olduğunu. Buraya gelince musluğu açıp altına soktum hemen kendimi. Şebeke suyu içtim, inanabiliyor musun? Asla içmezdim normalde. Ah ne kadar da lezzetliymiş."

Ah evet, ne kadar da lezzetliydi. Biz öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, televizyonda bize neler gösterilip, neler empoze ediliyorsa ona inanıyoruz. Ona güveniyoruz. Halbuki öyle hayatlar, öyle sıkıntılar var ki.. Hiç birini bilmiyoruz ki üzülelim. Görmüyoruz. Çünkü kör ediliyoruz markalarla, filmlerle, alışverişlerle.. En önemlisi şükretmiyoruz. Görebildiğimiz gözlerimize, yürüyebildiğimiz ayaklarımıza, konuşabildiğimiz ağzımıza, duyabildiğimiz kulaklarımıza, içebildiğimiz sularımıza. 

Bir yerden duymuştum: "Mutlu olmak istiyorsan, kendinden alçaktakilere bakacaksın; yüksektekilere değil." O halde şükür Ya'Rabbim.

19 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler - 6

Evet sayın okuyucu. Şimdi sizlere bir arkadaşımın kendi ağzından anlattığı hikayeyi sunuyorum. Ben okudukça sinir oldum, bu kadarı da fazla dedim. Ama naparsınız, bazı şeyler yaşanıyor işte.. Buyrun o halde:

Uzun olacak ama okunmaya değer hikayeler uzun olur.
Size bir aşık olduğum, bir de sevdiğim kızı anlatacağım. İsim vermek istemiyorum çünkü yazı yayılırsa cevap hakkı doğacak ve ben bir daha onlarla uğraşmak istemiyorum. Umarım bu yazdıklarım genç erkeklere ibret olur.

Aşık olduğum kız ile otobüste tanıştık. Yanına oturmuştum ve kitap okuyordum. Birkaç defa bana iyi akşamlar dileyip indiği olmuştu otobüsten. Bir türlü tanışma fırsatı bulamamıştım ve açıkçası pek de ilgilenmiyordum. (Korkak olduğumdan) Kitap okurken kız beni dirseğiyle dürttü ve dimi dedi. Ben de hee evet öyledir dedim. Ayakta duran bir arkadaşla konuşurlarken sohbete beni bu şekilde dahil etti. (O arkadaşla hala görüşürüz ve sıkı dostuzdur) Eski Şişli adliyesinin önünde otobüsten indik ve telefon numaraları alınmış oldu.

İlk zamanlar kız beni hep arardı. Konuşurduk. Otobüste öyle bir muhabbet ederdik ki indiğimizde bile bir süre ayakta dikilir, muhabbeti bitirmeye gayret ederdik. Hatta bazen eve kadar yürüdüğümüz de olurdu. (Kağıthane merkezden Hamidiye Mahallesine)
Bu süre zarfında kıza aşık oldum tabi. Günlerim onun hayaliyle geçerdi diyebilirim. 6. Hissim olmuştu. Bir yere gittiğimde orada olacağını adım gibi bilirdim çünkü onu hissederdim.
Zaman zaman uzaklaştığımız da olurdu. Ben onu nereye davet etsem gelmek bilmezdi. Hep bir işi çıkardı. Ben de aptal aşık olduğum için inanırdım.

Yalın’ın konserine gidecektim ve kendisini davet etme amacıyla değil, en sonunda hayalim gerçekleşiyor babında konuyu açtım. Aaa ne güzel ben de geleyim dedi. Artık huyunu bildiğim için saatime baktım (8:35) ve dedim ki saat 2 gibi vazgeçer. Hatta emin misin bile demiştim. Tabi ben havalarda uçuyorum sonunda bir yere gidebileceğiz diye. İçimde kuşku var ama bastırmaya çalışıyorum. Her şeyi ayarlamışım. Biletler, ulaşım vs. Bu sefer olacak dedim. Çalıştığım ofiste herkes biliyor, hadi yine iyisin diyorlar. Cuma günü namazdan geldim, ofiste yemeğe oturdum ve mesaj geldi.

Kız gelemeyeceğini ve benim eğlenceme bakmamı söyledi. Çevremde bir sürü kişi var, yemek masası dolu öyle bir sinirlendim ki masaya vurdum lanet olsun diye bağırdım. Yemeği bıraktım, yazdıklarım ilk günkü gibi aklımda. “Senin benimle eğlendiğin kadar eğleneceğimi sanmıyorum. Benimle sakın bir daha konuşma. Hep aynısını yapıyorsun. Yettin artık.” Mesaj attı. Cevap vermedim. Tam 1 ay küs kaldık. Karşılaşıyoruz yüzüne bile bakmıyorum. Onu sosyal medyada da silmiştim. Silince takibe aldı. Ne yazsam beğeniyor falan. Doğum günümde profilinde bir şiir paylaşmıştı ve tam da beni anlatıyordu. Mesaj attım yarın sabah otobüste görüşelim diye. Küs kaldığımız sürede facebook hesabı matem yerine dönmüştü. Ertesi sabah geldi, işaret ettim, yanıma oturdu. Özür diledi. Neden özür dilediğinin farkında mısın dedim. Evet dedi. Bir daha olursa yüzümü görmezsin dedim. Tamam dedi.

Bu olayın ertesinde bir gün Kerem müze kart al ikimize gezelim dedi. Gittim 1 saat sırada dikildim kartı aldım ikimiz için de. Tahmin edin ne oldu? E hadi gidelim dedim, sen kendin de gidebilirsin çocuk değilsin Kerem dedi. (Egona s.çayım senin) Kendim gittim gezdim müzeleri. O sözünden sonra bir süre sessiz kalmayı tercih ettim.

Hem sever hem nefret eder hale gelmiştim. Bulunduğum ilçede bir siyasi partinin gençlik grubuna katıldığını ve benim de gelmemi istediğini söyleyen bir mesaj aldım. Gittim. Ben gruba girdim, o gruptan çıktı. (Yine dalgasını geçmişti ama çok güzel insanlar tanıdım)
Bir gün evime giderken otobüste yanımda ayakta duran bir kız düşecekti ve onu kolundan tuttum. Salı günü kolundan tuttum ve Cuma günü dayağını yedim. Dişlerim kırıldı, kolunu tuttuğum elimi kestiler ve hakaretlerin ardı arkası kesilmiyordu. Tam yarım saat 3 kişiden bu yaptığım iyiliğin dayağını yedim. Hiçbirini tanımıyorum ve beni takip edip bir yerde kıstırıp dövmüşlerdi. Ayağa kalkıp polis karakoluna doğru yolumu tuttum. O sırada aşık olduğum kızın kardeşi gördü beni. Lanet ettim o güne, lanet. Dedim sakın çağırma ablanı, sen de git evine, ben kendi başımın çaresine bakarım. Geldi, beni o halde gördü. Yüzüm şişmiş, her tarafım kan içinde. Yüzüme pansuman yaptı, kendi elleriyle sildi. O akşam nefretim dindi ona karşı. Bir daha deneyeyim dedim.

Bir akşam bir program vardı kültür merkezinde. Dedim araba var bende seni eve bırakayım. Tamam dedi. Gidiyoruz, telefon açtı arkadaşlarına yoldayım geliyorum diye. Bana dedi beni şuraya bırak. Bıraktığım yerde bir minibüs, içinde 3 tane erkek ve geldiğimde öğreniyorum. Üstüme yürüdüler kim bu diye. Size anlattım ya dayak yiyen çocuk dedi. Evet o benim dedim ve arabaya hızlıca atlayıp gittim. İnanın o akşam tüm ilçe kullandığım arabanın asfalttaki lastik seslerini duymuştur. Sinirden bir hal oldum. Direksiyonu yumrukluyorum. Eve geldim annem o kız dimi dedi. Evet dedim. Olayı anlatmadan bana şunu dedi “oğlum o kızdan sana eş olmaz” . İşte o an gözlerim açıldı ve ertesi sabah son bir konuşma ve onu yere batırma için bekledim. Otobüste karşılaştık. Yanına oturdum ve hiç konuşmadım. Otobüsten indik. Konuşucam ve sen dinleyeceksin dedim.

Nereye davet etsem önce geleceğini söylüyorsun sonra dalga geçiyorsun. Seni sinema, tiyatro, sohbet, müze tarzı şeylere davet ettim her seferinde kimi zaman sen gidelim dediğin halde dalga geçer gibi kıvırıyorsun. Bak kızım ben seni seviyorum, bunu sana hep belli ettim ama sen dalganı geçtin durdun. 2.5 sene git gel git gel yetti artık. Anneni babanı öne sürdün izin vermediler diye, annen ve baban gecenin bir vaktinde Taksim’de bir erkekle barda olmana izin verdiler mi?( Senin onu görmemen lazımdı dedi, facebookta o fotoğrafları benden gizlemişti) Ya da saat 23:35 de biten maç için bir erkekle olmana da mı izin verdiler!( Evet dedi, yalan söylüyorsun dedim, sustu) Ben senin gibi bir yalancı ve ikiyüzlü ile bir daha konuşmak istemiyorum, hayatımdan çık git dedim. Kerem özür dilerim dedi, ağladı. Ben senin artık yedeğin değilim, defol git dedim. O günden sonra o kızla ilişiğimi kestim.

Şunu da belirteyim kız TERAZİ burcu idi. Uzak durun!

Evlendi, gitti.

Bundan sonra kızlara karşı inanılmaz derecede önyargılı yaklaşıyorum. Konuşmuyorum. Birine yardım ettim dayağını yedim ve mahkeme 2.5 sene sürdü. Haklı olduğum halde ceza almadan ellerini kollarını sallaya sallaya gittiler. Birini sevdim ve benimle oynadı durdu. Kimsenin yüzüne bile bakmak istemiyorum. O derece.

Sonra sevdiğim kız ile tanıştım.
Facebookta arkadaş değiliz ama o benim paylaşımlarıma ilgi gösteriyor. Kızı ekledim, konuştuk. Sohbetler güzel gidiyor, alttan alta hoşlanma belirtileri gösteriyor. İkimiz de yaralıyız. Ben hala unutamamışım aşık olduğum kızın kazıklarını ve inanılmaz derecede güvensizim. Kız beni bir mekana kahve içmeye davet etti gitmedim. Dedim istediğim yere gelirsen, istediğim zamanda o zaman buluşuruz dedim. Kız o haftasonu Düzce’ye gitti okuluna. 1 ay beklicem kızı. Aslında bu daveti çevirerek kıza ayıp ettim ama güvenemiyorum. Davam sürüyor, tehditler alıyorum, bir oyun da olabilir diye düşünmüştüm.

Tuzla’dan dönerken bir otobüs durağında ilk kez onu aradım ve konuştuk. İkimiz de birbirimizin sesini ilk kez o zaman duyduk ve bir heyecan var. Kız o konuşmadan sonra ben bu çocukla evlenirim demiş. Arkadaşları itiraf etmişti.

Kız geldi. Pazar sabahı otobüs durağında buluştuk. Eminönü’ne gittik ordan Bostancı sahil. Vapurda kız omzunu başıma yasladı. El ele gidiyoruz. Bir sohbet, bir muhabbet inanılmaz eğleniyoruz. Tüm sahili dolandık. Çiçekçi teyze beni 50 TL çarptı. Kendince fal baktı, evlilik gözüküyor dedi. Biz gülüyoruz tabi. O günden sonra aramızdaki şeye bir ad koyduk ve tam 3 sene sürdü. Ablasıyla tanıştım, Düzce’ye gittim arkadaşlarıyla tanıştım, annemle, babamla, kardeşlerimle tanıştırdım, patronumla tanıştırdım, akrabalarımdan bazıları bile biliyordu kızı. Niyetim ciddi idi.

Seviyordum. Sabah Düzce’ye gidip onu görüyordum, akşamına İstanbul’a dönüyordum. Sayısını hatırlamıyorum kaç kere gittiğimin. Ona da aşık olmuştum. Okul balosu oldu. İşten çıkmışım. Cebimde 5 kuruş param yok. Gitmem elzem. Gitmesem kız beni tavana asar. Babamdan utana sıkıla istediğim para ile kıza Cevahir’in önündeki çiçekçiden çiçek aldım, metrobüs, tramvay ile otogara geçtim, otobüse bindim ve Düzce’ye yanına gittim. Bir erkek yüzlerce kişinin gözü önünde çiçek götürüyor. Bunu ancak seven bir erkek yapar. Aptal bir aşık yapar. O derece seviyorum yani.

Bu 3 yıllık süre zarfında kız benim sözümü bir kere bile dinlemedi desem garip gelir değil mi? İşine geleni dinledi, işine gelmeyeni dinlemedi. Zamanla düzelir diye hep erteledim durdum kimi sorunları. Ailesi beni 3.senesinde öğrendi. O öğrenmeden sonra kızda bir değişimler oldu. Beni çok zorluyordu. Yeni bir yerde işe başlamışım. 100 kere aradı, mesajlar vs. Resmen bıktırmak için uğraşıyor. Rica minnet yeni bir işe başladım, lütfen bırak işimi yapayım diyorum. İnat üstüne inat, o telefon açılacak vs. Kapat lanet telefonu dedim ama akşamına oklavayı yiyicem hissediyorum.

Akşam oldu. Otobüste karşılıklı oturuyoruz. Yanımda kız var. Nasıl oturulacağını, kalkılacağını bilen birisiyim ve kendisi tarafından bir zamanlar tescil edilmiş adamlık belgem var. Sen kimseye bakmazsın Kerem belgesi. Onaylı. Noter yemin etti o derece. Yorgunum biraz gözlerimi dinlendireyim konuşuruz dedim. Gözlerimi kapattım. Her zaman kullandığım otobüs hattı. Bacağımı dürtüyor, çek o bacağını diye bağırıyor. Otobüste herkes bize baktı. Kıza bacağın değdi diyor. Öyle bir şey yok tabii ki. Beni yerin dibine batırmak için trip ve kıskançlık kasıyor. O gün bitti dedim.

Ben 3 sene boyunca aileme kızı anlattım, ailem istemedi siz onu tanımıyorsunuz dedim ve mücadele ettim. Defalarca beni ailenle tanıştır dedim, tanıştırmadı. Ailesi bizi öğrendi. Babanla konuşayım, evlenelim işte dedim. Ailesi beni öğrendikten sonra bana dünyayı dar etti. Annesi bana tipsiz demiş, kız kardeşi benim için daha iyisini bulursun demiş (kızkardeşine okulunda bir dersten 100 aldırdım, ders malzemesi götürdüm, yardımcı oldum) bunları telefonuna bakınca gördüm ve hiçbir şey demediğini de gördüm. Beni hiç dinlemiyordu artık. Ailesine karşı eziliyordu. Tanışayım dedim. Dinletemedim. Bunları düşününce ve o otobüsteki kıskançlık hareketi de gelince bitirdim.

O günden sonra (9 Şubat) birkaç ay onunla hiç konuşmadım. Ona ait ne varsa attım. Unutmaya çalıştım. Tabi bu sırada onu rüyamda görüyorum, hala seviyorum ama çok incinmişim. Gidemiyorum.

Bu noktadan sonra bir kız silah nasıl doldurulursa öyle doldurulur arkadaşlar.
Aylar sonra kıza mesaj attım. Konuşmak istediğimi söyledim. Gayet saygı ve sevgi kuralları çerçevesinde konuşmaya çalışıyorum ama karşımda başka bir insan var artık. Noter tescilli adamlığım arkadaşlarının dolduruşuyla yerini şerefsiz, adi, yüzsüz, ikiyüzlü gibi şeylere bırakmış artık. Annem haklıymış, adam değilmişsin. Ben güçlüyüm, mutluyum vs. Kız öyle bir yazıyor ki makinalı tüfek gibi. Eline silah verseler benden kurtulacak o derece nefret etmiş. Ben alttan alıyorum, konuşalım, olmuyor böyle, sen de unutamadın beni falan diyorum. Kız diyor ki ben seni unuttum, çoktan sildim, sen kimsin vs. Sen Fettah Can-Olan Bize Oldu şarkısını dinle dedi. Şarkı başka diyor, kız başka diyor.

Denedim. Seviyorum, 3 yıldan sonra neden ayrıldık hiç düşündün mü dedim. Senin yüzünden dedi. Yine ben, yine ben arkadaş. Sonra kıza gelişine yapıştırdım tabi. Seni ailem, akrabalarım biliyordu. Babamla da tanıştın. Seninle beyaz eşya bile baktık. Ben seninle evlilik planları yaptım, sen ailen öğrendikten sonra benden uzaklaştın. Elin sözüne geldin, benim sözüme değil. Beni hiç dinlemedin. Sonra kalktın benim gibi birisine otobüste sapık muamelesi yaptın. Bana sahip çıkmadın. Bundan ayrıldık kızım dedim. O da sen hiçbir şey yapmadın. Hiçsin sen. Yoksun. Daha ne konuşuyorsun yüzsüz dedi.

Bakın benim de hatalarım oldu. Olmadı değil. Özür dilemesini bildim. Kimse ile karşılaştırmadım. O her seferinde şunun erkek arkadaşı şunu yapmış sen neden yapmıyorsun demesini bildi. İstanbul’dan Düzce’ye çiçekle gidecek kadar sevdim, sen bir hiçsin dedi. Ailesiyle tanışmak için can attım, oyaladı durdu. Arkadaşları bana bir yüzükle gelirse hazır değilim, evet diyemem dediğini anlatmıştı.
İşin özü şu ki çok uzatmayın arkadaşlar. İlişki sarpa sarıyor. Birileri araya giriyor ve size karşı cephe alabiliyor en sevdiğiniz. Kızlar hep dışarı bakar. Özenir. Sizden elinizdekinden hep bir fazlasını yapmanızı bekler. Ben şartlarımı yeterince zorladığımı düşünüyorum. Sırf gönlü olsun diye haksız olsa bile benim özür dilediğim zamanlar bile oldu. Yapmayın. Burnunu sürtün. Egosunu tavan yaptırmayın. Vazgeçilmez olduğu hissini vermeyin. Sizi kaybedebileceğini düşünsün.

Bu iki ilişkiden sonra kızlar hakkında gözüm öyle bir açıldı ki kimseyle konuşamıyorum J
Halinden, hareketinden ego kastığını, oyalamak, dalga geçmek amacıyla yaklaşanı anlıyorum ve ne yazık ki geneli oyun derdinde.

Son bir uyarı ile yazımı sonlandırayım.
Ailenize söyleyin ve evlenin kardeşim. Bundan gayrısı hep kalp kırıklığıdır. Gerçi ailem bana evlen artık diyor ama kızlardan öyle bir soğumuşum ki sakın diyorum.
Saygılarımla.


10 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler-5

Bugün sizlere efsane bir aşk hikayesi ile merhaba diyorum. Bu hikayeyi anlatan kişiye isimsiz mi yazayım, isimle mi paylaşayım diye sormadım. Ama bazı şeyler saklı kalmalı ha? Buyrun o halde, 

Uzun zaman önceydi. Üniversiteye başladığım yıl. Zaten o zamanlarda herkeste yeni insanlar tanıma hevesi oluyor, gerçi ben her daim arkadaş canlısı bir tip olmuşumdur. İlk günlerdi bir ders ya da sınıfla ilgili bir sorunum vardı. Kiminle konuşacağımı bilemeden bakınıyordum etrafa, sonra yanıma o geldi. Elini uzatıp adını söyledi. Sorunumu çözdükten sonra ise "ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa beni bulabilirsin." Dedi, gerçekten her sorunum olduğunda çözdü. Söylediğinde ciddiydi, Okulun tanıtım ekibi yada her neyse onlardan biriydi işte. Ondan sonra çok fazla insanla tanıştım. Okul başkanları, tıp fakültesi öğrencileri, ya da kızların okulda en yakışıklı bulduğu adamlar. Hepsiyle bir bir tanıştım ama hiçbiri üzerimde aynı etkiyi oluşturmadı.

Günler geçmeye başladı, okula, arkadaşlarıma, ona alışmaya başladım. Yüzünü görmediğim her gün benim için işkenceye dönüyordu. Sınıf arkadaşlarım bile benim bu tek taraflı aşkımdan nasiplerini alıyorlardı. Ben ciddiydim, hayatımın aşkını bulmuştum. Alay konusu dahi olmuştum, onun geldiğini görünce birden ayağa fırlıyordum, hala sebebini bilmiyorum. Onunla her şekilde iletişimde olmaya vardım. Okulda konuşuyorduk, facebookta konuşuyorduk ara sıra telefonda konuşuyorduk. Bir şekilde iletişimimiz günden güne artıyordu. Onun dahil olduğu abuk subuk okul gezilerine katılıyordum, arkadaşlarımı da sürüklüyordum. Şehirler arası bir geziye dahi katıldım onunla olmak için. Otobüste herkes uyuduğunda  koridorun bittiği uçta şoförün yanındaki boşlukta oturan onun yanına gittim. Her zamanki gibi içimi ısıta ısıta bakmıştı gözlerimin içine. Tabi ki şehirler arası yolun soğuğundan da eser kalmamıştı içimde. Koluna girip omzuna yattım. Dedim ya aramız hep iyiydi ama birer arkadaş olarak. Gözlerimi kapattığımı görünce konuşmasına sessiz sessiz ama coşkulu bir biçimde devam etti. O zamanlar her şeyi onunla beraber yaşayabiliyordum. Ne garip bambaşka birisi sevinirken ben de içimde hissedebiliyordum. Şimdilerde hiç böyle olmuyor. O yolculuk hayatımın en güzel anlarını barındırır yani.

Geçen zaman içinde okulda herkes bizi tanır hale gelmişti. Tabi benim tek taraflı aşkımda gayet aşikardı ancak 40 senelik evliler gibi atışıp durmamızdan birlikte olmasak dahi sürekli yan yana gezmelerimizden insanlar da anlayamıyordu tam olarak hatta yıllar sonra öğrendiğime göre arkadaşları bile sorup duruyormuş "neden sevgili değilsiniz? Beğenmiyor musun? İstemiyor musun?" Diye onlara bile bir cevap verememiş. Bana da vermedi zaten.

Ben yine böyle aşık aşık ortalarda dolaşırken doğum günü geldi çattı. Tam da sınav zamanı. Çok heyecanlıyım tabi, hafta sonu geçmiş, pazartesi geçmiş görememişim öyle internetten kutlayamam doğum gününü sarıldım telefona aradım hemen. Mutluluktan ağlayacağım nasıl tatlı konuşuyor. Telefonu kapatıp göğsüme bastırdım. Bu adam dedim, benim aşık olduğum adam.
Beş dakika sonrasında Facebook'ta ilişkisini ilan ettiğini gördüm. Okulda bir kez rastladığım bir kızla. Sonrasında onu aldattığını öğrendiğimiz bir kızla. 

Yıkıldım. 

Toparlanmam aylarımı aldı. Bu yolda bana aşık olan başka bir adamın kalbini dahi kırdım. Ama vazgeçemedim. Taki bir gün kalbimi çok derinden kırıncaya kadar. Hala ne yaptığının farkında bile değil.

Benimse hala onu gördüğümde içim titriyor. Artık karşılaşmıyoruz bile ama benim kişisel tarihimin en büyük yenilgisi olarak kayıtlara geçmiş halde. 

9 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler-4

Evet sayın okuyucu. Yine çok ilginç bir hikaye ile karşınızdayım. İsmini vermek istemeyen bir arkadaşımız tarafından paylaşılan bu yazının belli bir kısmını biliyordum zaten. Fakat okuyunca tekrar etkilenmeden edemedim :/ Bir de siz buyrun:

Ağustos-Eylül 2008. Şubeleri olan özel bir şirkette 2. yılımdı. Ruhsal anlamda çalkantılı bir dönemdeydim, birine ihtiyacım vardı. Bana kollarını açsın, sığınağım olsun, beni anlasın, sevsin istediğim birine. O sıralar bir rüyamda bir adam görüdüm ama yüzünü bir türlü göremedim. İşte O'nunla tanışmamız da bu rüyanın peşi sıra oldu. Ben merkezde çalışıyordum O ise şubede. Haftada bir yüzünü görüp, hemen her gün raporlar sebebiyle sesini duyduğum biri. İş dışında hiçbir muhabbetimin olmadığı, sadece adını bildiğim personelden öte biri değil. Sonra işimin en yoğun olduğu bir gün bir eşek şakası yaptı ve işimin aksamasına neden oldu. Çok sinirlenmiştim ama o benim sinirlenmemi komik bulmuştu. Yaptığı şeyden zevk almış ve amacına ulaşmış gibiydi. Ve amacına ulaşmıştı da, onu farketmemi sağlamıştı. Bütün akşam hatta gece mailleştik. Ertesi gün adıma cam fanus içinde sarı güller gelmişti. Eşek şakasının telafisi için. İşte böyle başladık. Bir ay boyunca birbirimize bey/hanım diye hitap ettik. Bir ayın sonunda bir bayram sabahı bana ilk kez "Aşkım" diye hitap ettiğinde hayatımın en büyük hediyesini almıştım. Beni kendine aşık etti ve onun da bana aşık olduğunu gözlerinde görebiliyordum. Görüşmeye başladıktan yaklaşık 2 ay sonra bir gün, nar suyu içerken beklemediğim bir anda bana evlenme teklif etti. Tereddütsüz anında kabul ettim. 

İşte yıkım bundan sonra başladı. Ailem özellikle de annem bu birlikteliğe karşıydı. Annemle aramızda büyük bir çatışma başlamıştı. Annemin davranışları O'nu da etkiliyordu. İster istemez annemden soğuyordu. Bu çatışmanın cepheleri çoğalmaya başladı. Annem ve O. Annem ve ben. İki tarafı idare etmeye çalışırken arada ben. İşin tuhafı O'nun ailesi beni öyle bir bağrına basmış, öyle sevmiştik ki birbirimizi O'nun ailesinden biri oluvermiştim. Sonra O'ndan hayatımı derinden etkileyecek teklif geldi. "Gizlice evlenelim." Bunu da tereddüt etmeden kabul ettim.

Şubat 2009. Herkesten gizli evlendik. Ama hiç evlenmemişiz gibi nikahtan sonra evlerimize döndük. Bir hafta sonra cesaretimi toplayıp aileme söyledim, o da söyledi. Kıyamet koptu. Annem bunu da kabul etmedi. Ayrılmamız için diretti. Direndik. İkimizin ailesi dışında kimse öğrenmedi nikah yaptığımızı. Hiçbir şey olmamış gibi söz, nişan, düğün sürecine girmeyi kabul ettirdik aileme. Ama annem ısrarcıydı, pes etmedi. Nisan 2009 annem kazandı. Yaklaşık 1,5 yıl, yanımda aileden biri olmadan dışarı çıkamam yasaktı. Telefonsuz, internetsiz 1 yıl geçirdim. Aylarca kimseyle konuşmadım, konuştuğum zamanlarda ağzımdan çıkan tek söz "Baba dayanamıyorum artık, O'nu çok özlüyorum." oldu. O yıl depresyon tedavisi gördüm. 

Mayıs 2010. Boşandık. Onu gördüğüm sonra yer mahkeme salonuydu. Benden nefret ediyordu. Ve ben herkesi O'nu unuttuğuma ve artık iyi olduğuma inandırdım. 

Haziran 2011. Bütün cesaretimi toplayıp O'nunla iletişime geçtim. Beden hala nefret ediyordu ve bir başkasıyla evlenmek üzereydi. Artık O'nu içimden terketmem gerektiğine karar verdim. 

Eylül 2012. Başka biriyle evlendim ama imzayı attığım anda hayatımın en büyük hatasını yaptığımı anladım. Eşimi sevmiyordum. Vicdanımı biraz olsun rahatlatan tek şey evlenmeden önce onun bunu bilmesiydi. Ama onu sevmiyor oluşumun bir bedeli vardı. Hayatımı cehenneme çevirerek bana bu bedeli ödetti. Cinsel ve psikolojik şiddet uygulayarak 3 ayda beni intihar noktasına kadar getirdi ve beni evden kovdu. 

Aralık 2012. Baba evine geri döndüm.

Şubat 2013. Evlenmemiş olmasını dileyerek O'nunla tekrar iletişime geçtim. Evlenmişti, üstelik baba bile olmuştu ve benden hala nefret ediyordu. 

Nisan 2013. Bu kez o benimle iletişime geçti. Psikolojik olarak ikimiz de berbat haldeydik ve henüz hesaplaşmamıştık. (Ve asla tam anlamıyla hesaplaşamayacaktık, çünkü ikimiz de çok şey kaybetmiştik ve bunun için birbirimizi suçluyorduk.) 

Haziran 2016. Bu tarihe kadar benim için aşık bir sevgili dışında her şey oldu. Arkadaş, dost, abi, baba.. En zor zamanlarımda sığınağım, sırdaşım, hüznüme ve sevincime ortak. O olmasaydı girdiğim bunalımdan asla kurtulamazdım. Bu bir aldatma hikayesi değildi. Kötü giden bir evliliği olsa da o eşine daima sadıktı. Ve ben de onun evliliğine.. Geçmişte aşık birer sevgili olmayı başaramamıştık fakat zemini sağlam olmasa da dost kalmayı başarabilmiştik. Ama bu dostluk artık acı veriyordu. Çünkü dile getirmesek de içten içe birbirimizi hala aşkla sevdiğimizi biliyorduk. Birinin buna bir son vermesi gerekiyordu. Bana o fırsatı verdiği anda ben de kullandım ve yine ben terk eden bırakıp giden, o ise terk edilen oldu. 

Şimdilerde benden yine nefret ediyor olmalı. 
Sağlık olsun. 

8 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler - 3

Evet sayın okuyucular. Şimdi sizlere Moustache rumuzlu bir arkadaşımızın hikayesini paylaşıyorum. Heyecanla okudum,ve şok ile bitirdim. Ve buyrun:


Birden pencereme vuran arabanın farının ışığı adeta yatak odamı aydınlatmıştı. Ben de
eşimin geç geldiği günlerden biri olduğu için uyur uyanık arası yatağımda durmaya devam
ettim. Anahtar sesinin duyulmasıyla siyah parlak kundurasının topukları parke
merdivenleriyle ses çıkartmamak için adeta yarışıyordu ama ne yazık ki bu sesle daha da
irkilip yastığımdan hafifçe başımı kaldırıp doğrulunca eşimi gördüm. Geniş omuzlarına tam
oturmuş ceketini gördüğümde bir kez daha iyi ki ona aşık olmuşum derken bir yandan da
aklıma son zamanlardaki ilgisizliği gelmiş ve öylece bakakalmıştım ona. Önce ceketini sonra
kravatını ardından gömleğini çıkardı. O sırada ona duyduğum haz giderek artarken bir kez
daha bana karşı o olumsuz tavrı takınacağını düşünerek o hissimi ondan gizledim.
Odadan çıktı. Her zamanki gibi gidip kızımıza öpücük kondurup geri geldi. Döndüğünde
gözlerini sanki bir saniye daha kapalı tutsa ağlayacak gibiydi.

Küçük bir öpücük de bana kondurdu fakat zorlama bir öpücük gibiydi
benimki;samimiyetsiz,gereksiz... Dudakları sadece dudaklarıma dokunmuştu. Öpmemişti
aslında beni... Sanki öpmek istiyor ama içinden gelmiyor gibiydi...

Sabah olduğunda onu işe kızımı da okula gönderdim. Rutin işlerimi yaparken gece olanları
sürekli aklımdan çıkaramıyor ve defalarca aynı şeyi izliyordum. Artık karar vermiştim. Beni
aldatiyordu kesin.

Bir dönem issiz kalmıştı ve tam ümidi kesip eşimin ailesinin yanına taşınmaya karar
vermişken bir anda şuan çalıştığı işi bulmuştu. Bu iş yerinin patronun bir kadın olması benim
canımı ne kadar sıksa da katlanmak zorundaydım. Fakat kadından en ufak bir şüphe
duymamıştım.

Bir gün eve bir ayakkabı gelmişti. Ama 41 numara. Eşimin pek de zevki olmayan bu
ayakkabının onun olamayacağını ayrıca eşimin ayak numarasının 43 olduğunu söyleyerek
ayakkabıyı geri yolladım.Ertesi gün yeni alınmış bir saatin faturası,başka bir gün akıldan
numara girerek atılan mesajlar... Patronuyla yaşadığı ilişkilerini sanırım eline yüzüne
bulaştırmışlardı. 

Ertesi gün eşimle konuşup medeni bir şekilde ayrılmaya karar verdim. Bir sürü neden
saydım. Bir sürü şey söyledim,saatlerce dil döktüm. Cevabı ise sadece “tamam” olmuştu.
Kızımızla oturup ona olan biteni anlattık. Bunun bir eksiklik değil hatta onun için artı bir
durum olduğundan,istediğin zaman her ikimizde de kalabileceğini söyledik.

Eşim, hayatında biri olduğunu evi terk edeceği gün söyledi. Aslında pek şaşırmadım çünkü
tahmin ediyordum. Bunun üzerine önce kızım ve babasının vedaslamasi isteyip onu hafta
sonu tatili için ablama yolladım. Babasının evden ayrılışını görmesin istedim. Ardından
patronunu arayarak eve gelmesini rica ettim. Kadın gayet rahat bir şekilde kabul etti
davetimi. Yüzsüz bir kadın olduğunu düşündüğüm sırada eşim valizini hazırlamış
merdivenlerden iniyordu. Salonda da kendine ait birtakım eşyaları aldı. Kapıya yöneldiği
sırada patron da tam arabasını park etmiş eve doğru geliyordu.

Eşim şaşkın bir şekilde kapıdan çıkarken patronu eşimin elindeki valizi görerek şaşkınlık
içindeydi.

O sırada evin önüne bir araba daha geldi. Tam olarak içinde kimin oturduğu görünmüyordu.
Fakat aynı şirketten olduğu plakadan anlaşılıyordu. Eşim bana giderken “özür dilerim ben bu
insanı seviyorum” diyerek ilk önce bagaja valizi koydu. Ardından kapıyı açıp ön koltuğa
oturdu.Araba yavaş yavaş ilerken benim içim içimi kemiriyor beni tercih ettiği kişiyi hem
merak ediyor hem de çok kızıyordum.

Araba biraz daha ilerleyince önce cam yavaş yavaş açıldı. Ardından şöfor koltuğundan bir el
uzandı. İşte an boğazım kurudu,nefes alamadım,kalp atışım la tüm bedenim de hareket
ediyordu...

Çünkü camdan uzanan el beyaz gömlekli,siyah çizgili ceketi olan,kolunda kalın gümüş bir
saat olan erkek eliydi...

7 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler - 2

Merhaba çok değerli okuyucu. Aşk hikayeleri serimize devam ediyoruz. Çok tatlı bir arkadaşımın başından geçen yeni bir hikaye ile karşınızdayım. Fazla söze gerek yok, buyrun:

Aslında nasıl başlanır bilemiyorum. Ben pek aşık olamayan, aşkı çok derin yaşayabilmiş biri değildim. Hani şu tek derdi kariyer olan evlenmeyi düşünmüyorum diyen kadınlardandım. Evlilik denildiğinde köşe bucak kaçan...

Ta ki Yeni bir okula başlayana kadar.

Yeni bir okul heyecanı ile kendi halimde gidip gelirken okula o çıktı karşıma. İlk kez okulun girişinde karşılaştık el sıkıştık, o gün benim mutsuzluğumun ilk günüymüş. Bilemedim. Her şey çok normal bir şekilde ilerledi, o bana yazdı ben ona tanıştık.

Aslında Herkes beni uyarmıştı. Onu tanıyan tüm insanlar. Ona güvenilmez demişlerdi, o seni üzer...
Yaşayıp görmek istedim. Onu iliklerime kadar yaşamak istedim. Belki de yanlış tanıtmıştır kendini belki de o mavi gözlü bir melektir dedim.

Aşk öyle pat diye gelir derlerdi pis pis sırıtır geçerdim.
Öyleymiş.
Konuştukça anladım ki o benim hayatımın erkeği. "İşte bu" dediğim kişi. Hayatıma hayat katabilecek tek insan.

Ve aşık oldum. Aşık olmak ne kelime sevdim ben onu SEVDİM.

Çok mutlu 4 ay geçirdim. Belki hayatımın en mutlu 4 ayıydı. Ve ömrümün sonuna kadar hatırlayıp acıdan gebereceğim 4 ay.

Evlenmem derken, onunla aynı evi paylaşmayı istedim.

Ben Ne olduğunu anlayamadan ...

Kopmalar başladı. Birden bire o mavi gözlü melek, umursamaz bir canavara dönüştü.

Çok uğraşmama rağmen olmadı eskiye dönemedik.

beni Adeta bir prenses gibi el üstünde tutarken birden çekiverdi o eli. Yere yapıştım. Yapıştım ve orada kaldım.

Mecburdum çünkü mutsuzdum.

O umursamaz oldu ben de nedenini anlayamadığı için her gece ağlayan bir zavallı oldum.
Ayrıldık. Ayrıldım.
Beni umursamadığı zamanlarda zaten umursadığı biri varmış.
Köpek gibi severken ayrılmak zorunda kalmak nasıl bir duygu hiç tattınız mı?
Aylar sonra umursamazlığın nedenini öğrendim.
Zaten hayatında 6 yıldır başka bir kız varmış.
Ben ikinci kızmışım.
Bıçak yedim sırtımın sol tarafından.
Neden aşık oldum? Neden ilk aşkımı böyle bir adamla harcadım.
Hayatımdaki en büyük hayal kırıklığımı işte o zaman yaşadım.

Üstünden 2 yıl geçti neredeyse ... o hala o kızla birlikte. Ben ? Ben o günden sonra bir daha kimseyi sevemedim.
İki günce önce hayat bana dur dedi daha senin sınavın bitmedi. Biriyle tanıştım. İki sene sonra ilk kez birinden hoşlandım.
Adı "onunkiyle" aynı...

6 Ocak 2017

Yaşanmış Hikayeler -1

Evet, bekledim bekledim ve beklediğime değdi. İşte size ilginç bir hayal kırıklıklı aşk hikayesi. Umarım keyif alırsınız. Sizler de hikayenizi yayınlamak istiyorsanız, bana ulaşabilirsiniz. Ha bu arada ismini vermek istemeyen izleyicinin ismini ben dahi bilmiyorum, fakat olsun. Yayınlayacağım dedim, yayınlayacağım!  

Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi kazanamayınca bir boşluğa düşmüştüm. Oldukça büyük bir boşluktu benim için. Ne yapacağım diye düşünürken, internette bazı forum sitelerine takılmaya başladım. bir forum sitesinde tanıdım onu. Onu değil aslında, yazdıklarını... Gerçekten harika yazıyordu. Her cümlesi, her kelimesi ile bana hitap ediyordu diyebilirim. Her dediğini takip etmeye, her söylediğini okumaya ve cevap vermeye başladım. Cevaplarım ile ilgisini çekmiş olacağım ki, bana mesaj attı. O zamanlar msn var tabi, msn den konuşmanın daha kolay olacağını söyledi.

Msn ile ekleştikten sonra saatlerce konuşmaya başladık. Konuşmaları beni oldukça etkiliyordu. Artık o kadar birbirimizle içli dışlı olmuştuk ki, evde bir sıkıntım olsa gidip hemen onunla konuşup derdimi paylaşmak istiyordum. O ise okuldaki arkadaşlarının hiç birinin kendisini anlamadığından, anlatsa anlayamayacaklarından dem vuruyordu. Keşke sınıf arkadaşım olsaydın ile başlayan cümleler sarf ediyordu. O öyle konuştukça içim daha bir hoş oluyordu...

Aradan epey zaman geçti. Aylarca böyle msn üzerinden konuştuk. Artık görünüşünü gerçekten çok merak ediyordum fakat hiç bir şey söyleyemiyordum. En sonunda nasıl göründüğünü merak ettiğimi söyledim. Sanki bunu bekliyormuş gibi hemen fotoğrafını gönderdi bana. Gerçekten harika gözüküyordu. Onu gördükten sonra elim ayağıma dolaştı. Günlerce konuştuğum kişinin fotoğraftaki olduğuna inanamaz olmuştum. Nedense aklımda hep itici, sinir bozucu, şişman, asosyal bir tip imajı vardı. En azından anlattıklarından onu çıkarmıştım. Fakat alakası yoktu. O kadar yakışıklıydı ki... Boyunun uzunluğunu anlayabilmem için arkadaşları ile olan fotoğrafını da yolladı sonra. Uzun boylu, yapılı ve herkesin yakışıklı diyebileceği bir insandı kendisi. 

Sonra artık eskisi gibi konuşamaz olmuştum. Fotoğraftan aşık olmak ne kadar da saçma bir şeydi böyle. Yazdığında elim ayağıma dolaşıyor, ne yapacağımı şaşırıyordum. Aylardır konuşmamızdan ve her şeyimizi paylaşmamızdan ileri gelen bir online sevgililik durumu da söz konusuydu sanki. Fakat aramızda tek sorun vardı, onun henüz beni görmemiş olması... Artık o da beni görmek istiyordu. Durmadan fotoğraf istedi. Ben de utandım. Beni beğenmeyeceğine o kadar emindim ki, asla göndermeyeceğim dedim. Sanırım son konuşmamız da o olmuştu. 

Ondan sonra bir daha hiç konuşmadık. Yalnızca adımı biliyordu fakat ben onun her şeyini biliyordum. Aradan iki gün geçti, gerçekten içim acımaya başladı. Artık konuşacak kimsem yokmuş gibiydi. Zaten yeterince arkadaşım yoktu, şimdi hepten yalnız kalmış gibiydim...

Kafamı dağıtmak için bir alışveriş merkezine gittim. Bilirsin işte kadınlar kafa dağıtmak için hemen alışverişe çıkar. Kapıdan girdiğim an gördüm onları. Online aşık olduğum insan karşımdaydı. Benim ben olduğumu bilmiyordu fakat o kadar dikkatli bakmıştım ki yüzüne, "ne oluyor be" der gibi iğrenç bir biçimde baktı bana. Sonra yanındaki kıza dönüp sımsıkı sarıldı, öptü. Evet, sevgilisiydi. Uzun süredir sevgilisi olduğu da kesindi. Kız "söz vermiştin hani şuraya gidecektik" dedi. El ele tutuşup ben hiç olmamışım gibi gittiler. Arkasından bakakaldım. Aldatıldım mı, aldatmaya sebep mi oldum bilmiyorum ama kendimi iğrenç hissettim. Aşk mıydı, sanmıyorum. Fakat her neydiyse, beni çok üzmüştü o dönem. O kadar üzülmüştüm ki, o yıl deli gibi üniversite sınavına çalışıp başka bir şehirde üniversite kazandım. 

Yıllar sonra tekrar gördüm onu. Bana neden bilmiyorum, çok dikkatlice baktı, sanki yıllar önce gördüğünü hatırlar gibiydi. Fakat hiç bir şey hissetmedim. Sanırım o anlık bir şeydi. Yanından hızlıca geçip gittim. Ama hep hatırlarım o kızla hallerini. Ve neden sonra, o aslında herhangi biriydi, internette bulduğu bir fotoğrafı göndermişti diye de düşünürüm.