28 Ekim 2016

21. YÜZYIL İNSANI OLARAK MÜLTECİ SORUNUNA BAKIŞ AÇIM

Çok değerli dostlar. Bugün sizlere arkadaşım Bedirhan'ın yazısını paylaşmak istiyorum. Düşüncelerine kesinlikle katılmakla birlikte, farkı bir bakış açısı geliştirmeniz dileğiyle paylaşıyorum. Ellerine sağlık yüreği güzel Bedirhan

************

Adım Bedirhan,  Elazığlı düşük gelirli bir ailenin en küçük bireyiyim. Üniversite mezunuyum,  apolitik bir insanım. Siyasetten,  ekonomiden,  rasyonel şeylerden daha çok hümanist  olaylar ve maneviyat ile ilgileniyorum. Hayattaki en değerli olayın sanat olduğunu düşünüyorum.  Ben A partisi için hiç bir şey yapmam, daha çok para kazanmak için at yarışı gibi kendime hayatı  zehir etmem, kendimi etiketlemem, örneğin; sağdan da alırım soldan da .... Yeter ki insani olsun. Ne de olsa insan olmak zor zanaat.

Dediğim gibi insanlığa inanıyorum, gözümün önünde kimsenin ezilmesini, hor görülmesini istemiyorum...Hangi milletten olursa olsun, hangi görüşten olursa olsun insani şartlar içinde yaşayabilsin ve haksızlığa uğramasın. Kimse haksızlık karşısında susmasın, evet herkes sevgi, barış çerçevesi içinde yaşasın ancak haksızlıklara susmasın, haksızlığın önüne geçmek için gerekirse kendini feda etsin, herkesi karşısına alsın.. Kısacası herkes kapısının önünü süpürse dahi kafidir.

Bugün yine kendimi zalimce eleştirdirdiğim bir günümdeyim. 21. yüzyıldayım, azami şartlarda yaşıyorum, barınacak bir evim var, masa başı bir işte çalışıyorum ve faturalarım ile kiramı ödeyebiliyorum. (İşimi sevmiyorum ancak mezun ve işsiz arkadaşlarımı görünce derin bir nefes alıyorum ardından onlar için hayatın zorluklarını düşünüp kederleniyorum.) Bugün dünyanın en büyük sorunu nedir sizce? Bunu kendime sordum, Ortadoğu'daki savaşlar, Afrika ülkelerindeki susuzluk ve açlık, gelişmiş ülkelerin bencilliği petrol sevdası ve kendilerini  dışarıya kapamaları,  bazı toplumların ütopik ve efsanevi dünya senaryoları, eğitimsizlik, hastalık derecesindeki  milliyetçilik, siyasi liderlerin kişisel bunalımlarının bedelini yönettikleri toplumun ödemesi, hastalıklar özelikle kanser, ekolojik dengenin bozulması, doğaya saygısızlık, insanlığın elden gitmesi, kapitalizmin insan ruhunu hafifletmesi ve maddeye  olan düşkünlük, sosyal medyanın duyguları emmesi, gerçekliğin kaybolması... hangisi?
Şahsi fikrim uzun süredir devam eden Afrika'daki açlık ve su sorunu, bunun için UNICEF'e küçük bir bağışta bulundum,  sularının içine beyaz bir toz atılıyor ve o toz suyu arıtıyor içilebilecek kıvama getiriyor. Maaşımla geçimimi sağlıyorum bir bölümü ile kendimi geliştirmek için çeşitli kurslara katılıyorum, kalan küçük bölümü ile de yardım etmek istiyorum. Bunun  için bir çok araştırma yapıyorum. Kendimi geliştirmek için daha çok pay harcıyorum çünkü ben ne kadar gelişirsem dünyaya o kadar katkı sağlayabilirim. Varlıklı kimseler ya da orta gelirli aileler bilirim çıkarcıdır insan psikolojisi, ettiğiniz yardımlar bir çocuğun hayatında bir basamak oluşturursa çoçuk o basamağı çıkarsa sizde yukarı çıkarsınız. Yardım değil aslında bir basamaktır o. Kendimize yaptığımız bir yatırımdır. Ancak en çok vicdanı yönü ile övünen bu toplum bu özelliğini kaybediyor.Unutmayın  bir fast food markasındaki bir menü parasıyla bile yardım yapılabiliyor.

Esenyurt'ta oturuyorum, merkeze uzak, daha çok alt gelir grubu ailelerin oturduğu bir yerde. Afrika'nın çeşitli ülkelerinden, Ortadoğu ülkelerinden her yerden insan var. Ve benim içimi kemiren bazen insanlığımdan utanmama sebep olan sahnelerle karşı karşıya kalıyorum. Yalın ayak dolaşan, okula gitmesi gereken yerde dilenmeye, karnını doyurmak için sinirli kızgın gözlerin içine bakan esmer, kirli mülteci çocuklar....

Kirliler evet barınma problemleri var, karınları aç arkadaşlar ötesi var mı? Hiç açlıkla sınandınız mı? İnanın çok zordur.
Ama bugün bir esnaf o koca yaba gibi elleriyle bir tanesine vurdu. O güzelim yanağının sızını içimde hissettim. İnsanlığa tapan ben o adama neler yapmak istedim bilemezsiniz. "Bu pislikleri o kamplara kilitleseler ya annasını....." dedi.

Biraz baktım, elimden bir şey gelmedi, çocuk hızla uzaklaştı o sözleri duymadı, duysa belki anlamazdı, belki Türkçe'de bilmiyordu. O çocuğa acıyın diye yazmıyorum bir insana acımak da utanç verici bir şey. Toplumda yanlış bilinen Suriyeli Mülteci bakış açısı var bu yazıyı onu düzeltmeye katkı sağlamak için yazıyorum. 

1)NEDEN KAMPLARDA KALMIYORLAR?

O adi herifin sorusunu yanıtlamak isterim. O kamplarda aslında Suriye'yi bu güne getiren mezhep çatışmaları var. Çoğu Suriyeli için güvenli değil. Muhalif Suriyelilerde orada karşıt görüşlülerde orada. Alevi olanlar kimliklerini gizliyor ancak kamplarda kimsenin bilmediği tedirgin bir hava mevcut. Bunu o bölgelerde yaşayan arkadaşlarımdan bizzat öğrendim. Kesinliği yok ancak bir çok araştırmacıda bu konuya çalışmalarında değinmiş. 5 tane şehirde 20 kamp mevcut bu kamplarda 250 bin civarı Suriyeli yaşıyor. Türkiye'deki Suriyeli nüfusu son rakamlara göre 2 milyon 523 bin. Yer sıkıntısı var hatta arkadaşımın dediğine göre kampların önünde çadır kurmuş yaşayan aileler var. Ayrıca kamplar sınıra çok yakın, mülteciler sınırdan uzak bir yerde barındırılmalı BMMYK ( Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği) göre kural böyle.

2) KİRA FİYATLARINI ARTTIRDILAR VE  SAATLİK ÇALIŞAN İŞÇİ FİYATLARINI DÜŞÜRDÜLER  !

Bu konu hakkında şunu yazmak istiyorum ve empati yapın, ne olur sonuna kadar empati yapın. Savaştan kaçmışım, dilini bilmediğin, kültürüne yabancı olduğum bir ülkede cebimde beş para yok. Ama ben dandik bir eve değerinin beş katı kira ödemek isteyip, saati 20 liraya (Örnektir bu rakam reel değildir.) çalışmak varken 5 liraya çalışmak isteyeceğim.  Neden böyle bir şey isteyeyim. Yani ülkemizdeki Suriyeli mülteciler neden bunu istesin arkadaşlar?

3) EĞİTİMLERİ NE OLCAK?

Mülteciler arasında çok sayıda Suriyeli öğretmen var. Bir müfredata göre sistem hazırlanır ve o çocuklar sokaklardan toparlanıp eğitim almaları sağlanır. Eğer bu çocukları sokaklarda dolaşmaya ve o kızgın saldırgan büyüklerden azar yemeye devam ederlerse küçük küçük çeteler kurulur ve şiddet eğilimleri baş gezer. Ne ekersen onu biçersin misali. Zaten travma yaşamış çocuklar, her 3 çocuktan biri şiddet görmüş durumda. Araştırmaya göre her 3 çocuktan biri ailesinden birini kaybetmiş. Bu çocukları daha fazla karanlığa hapsedemeyiz.  O çocukları mendil uzattıkları için azarlamak yerine eğitimleri için bir kuruluşa bağışta bulunabiliriz. Asla para verip mendil almayın, onlara para vermeyin sonra bu yolu tercih edecek onlar ve aileleri. Onun yerine çantanızda onlar için bir meyve saklayın, yiyecek bir şey ısmarlayın. Bir çorap, bir ayakkabı, ne varsa çantanızda manevi değeri olan ve onların içini ısıtan bir şey....

4) BU SURİYELİLER NASIL TÜRKİYE'YE AYAK UYDURACAK?

Adaptasyon sorunu için ülkede  geleceğe dönük eğitimler yaratmalı. Ülkemizdeki başarılı İSMEK kurumu gibi. Ülkemiz zaten (maalesef ki Suriye'den hallice) çok uzak bir kültür değil Suriyeliler için. Eğitimler ile illerdeki toplumsal iletişim sorunu ortadan kaldırılmalı. Bu konuda en büyük hata sığınmacı politikamızda gizli. Suriye'den göç edenlere mülteci demiyor sadece misafir olduklarını söylüyorlar. BMMYK'da ( Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği) misafirlik adı altında bir terminoloji söz konusu değil. Misafir değil bu insanlar apaçık mülteciler. Yoksa sulara kendilerini neden bıraksınlar? Neden ölümü göze alıp kaçsınlar? Ya peki Aylan bebek?  Gerçekle yüzleşmeli ülke ve ileriye dönük sığınmacı politikaları izlenmeli. Suriye'de savaşın biteceği tarih belli değil, hem yeni gelen rejimin adaptasyon sürecini de ele alırsak misafir  yanlış bir tabir. Ancak ülkemdeki mülteci anlayışını eksik bulmama rağmen destekliyorum. Kapılarını Avrupalı sözde gelişmiş ülkeler  gibi kapatmadı. Hatta çok çirkin bir olay yaşandı yakın zamanda. Türkiye'ye "sen mültecileri ülkende tut  sana şu kadar para verelim bize yaklaştırma" gibi rezilce tekliflerde bulunuldu. Almanya bu rezil teklifin başrolüydü. Bir Avrupalı olsam bu verilen karardan utanç duyardım ve rahatsızlık hissederdim. Eminim rahatsız olan bir çok kişi vardır.

Son olarak ülkemizde yapılan araştırmalara göre Türkiye'de yaşanan  1 milyon 340 bin 573 suç olayının Suriyeliler  5 bin 727'sine karıştı. Suriyelilerin, "adli olaylara karışma" oranı 2013 için yüzde 0,43 (on binde kırk üç) olarak açıklandı. Bu son araştırma rakamları.
Eyüp'te Ramazan ayında Suriyeli bir grup genç tarafından etrafım sarıldı param istendi. Ancak ben bütün savaştan kaçan insanları suçlamadım.
Kendimi bu konuda hiç bir şey yapmamak ile suçlarken bu yazıyı yazmak istedim. Eğer iki kişi dahi okuyup yazıdaki ana mesajı alır ve yanlış bir mülteci bakış açısına sahipse ve bu bakışın açısını düzeltirse çok mutlu olacağım.

Lütfen bir damlanın okyanusu karışması ile olanları araştırın....

4 yorum:

  1. Sözün bittiği yer, gayrimüslim zaten gayrimüslim, Filistin'li o büyük lider Şeyh Ahmet Yasin Ümmet'i Muhammed'i Rabbine şikayet etmişti zaten...Hesabımız çetin olacak, buna inanıyorum...:(

    YanıtlaSil
  2. İmkân olsa da tüm mazlum Müslümanlar Ülkemize gelebilse, Allah'ın izni ile hepsine bakar bu aziz millet, ekmeğimizi onlarla paylaşmak bizim için en büyük mutluluktur, petrolden ve kandan beslenen şeytanîleşmiş, dünyanın geçici oyuncaklarına teslim olmuş aşağılık ruhların canı cehenneme...:(

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..