31 Aralık 2015

2015 Yılı

Bu yıl ne oldu ne bitti bilmiyorum ama umarım geçen yıldan çok daha iyi şeyler olur önümüzdeki yıl. Özet geçemeyeceğim, çünkü iyisini kötüsünü ayırt edemez oldum hayat.! Kendinize iyi bakın.

29 Aralık 2015

MURPHY KANUNLARI VE YASALARI

Amerikalı bir mühendis olan Edward A. Murphy tarafından ortaya çıkarılan özdeyişlere ”Murphy kanunları’‘ diyoruz. Kuralların ortaya çıkışı 1949’lara dayanıyor. O dönem askeriyede mühendis bir yüzbaşı olarak görev yapan Murphy, bir çarpışma testinde her seferinde hata çıkmasına sinirleniyor ve hata yapan elemana ithafen ”Bir işi yanlış yapmanın bir yolu varsa eğer bu adam onu mutlaka bulur”  diyor. Ve bu lafından sonra takım arkadaşı olan John Stapp tarafından meşhur edilmesi süreci başlıyor. John Stapp, Murphy’nin bu laflarını kendi arkadaş ortamlarında esprili bir dille dile getiriyor ve kendi aralarında ”Murphy Kanunları” diye bir oluşum yaratmaya başlıyorlar. Daha sonra John Strapp, çarpışma testi projesi için röportaj verdiğinde; ”Yıllardır yaptığımız testlerin güvenilirliğini Murphy kanunlarının bize gösterdiği sonuçlara borçluyuz” demiştir. Ve böylelikle Murphy kanunları dünya genelinde yaygınlaşmıştır.

Murphy kanunlarından bazıları ise şunlar;

”Tabiat ana daima hatanın yanındadır.”

”Aptalların bile yapamayacağı bir şey yoktur, çünkü onlar da dahidir.”

”Üzerine reçel sürdüğünüz ekmek yere düştüğünde, her zaman reçelli yüzü yere dönük olacaktır.”

”Ekmeğe süreceğiniz tereyağıyla ekmeğin sertliği doğru orantılıdır.”

”Çözülen her bir problem, yeni problemler yaratır.”

”Bozuk bir alet tamire geldiğinde mutlaka çalışır.”

”Bir şeyin yanlış gitme olasılığı varsa yanlış gider.”

”Kendinden emin olmadığın zaman ikna edici konuş.”

”Kestirme, iki nokta arasındaki en uzun yoldur.”

”Herkesin zengin olmak için yürümeyen bir planı vardır.”

”Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.”

”Hiçbir şey göründüğü kadar iyi değildir.”

”Hayattaki güzel şeyler ya kanun dışı, ya ahlak dışı ya da şişmanlatıcıdır.”

”Popüler olan kişi sevilmemeye mahkumdur.”

”Radyoyu ne zaman açarsanız açın, sevdiğiniz şarkının bitiş melodilerini duyarsınız.”

”Yanlış numara hiç meşgul çalmaz.”

”Siz banyoya girmeden asla telefonunuz çalmaz.”

”İnsanlar hep gerçekleri ararlar, fakat hep kendi doğrularına göre yaşarlar.”

”Anlamıyorsanız çok açıktır.”

”Her şey mükemmel gidiyorsa, mutlaka bir yerde bir terslik vardır.”

Murphy, kendi kanunlarının yanı sıra savaş, aşk, evlilik vb. konularda da bir çok yasa ortaya atmıştır. O yasalardan bazıları ise şöyle;

”Düşman menziline girdi diye sevinme, sen de onun menzilindesin.”

”Savaşta ilk önce ölenler hiç korkmayanlardır. Onları en çok korkanlar takip eder.”

”Fark edilmediğinizi düşündüğünüz zamanlarda, herkes tarafından izleniyorsunuzdur.”

”Pimi çektiğiniz an, Bay El Bombası artık arkadaşınız değildir.”

”Bir bölgeyi güvenlik altına aldıysan, bunu düşmanına söylemeyi unutma.”

”Öldürmek, unutmaktan kolaydır.”

”Dost ateşi dostu da öldürebilir.”

”Bütün iyiler biriyle çıkar.”

”Eğer bir kişi biriyle çıkmıyorsa bir nedeni vardır.”

”Birinin seni sevme oranı, senin onu sevme oranının tamamen tersidir.”

”Her hareket düşündüğünüzün tam tersi bir reaksiyon ortaya çıkartır.”

”Para aşkı satın alamaz ama seni çok iyi bir pozisyona getirir.”

”Senin ona yaklaştığın an, onun başka birini bulduğu andır.”

”Eğer gerçek olabilecek kadar mümkün gözüküyorsa, mümkün değildir.”

”Evliliğe başlamak, bitirmekten daha kolaydır.”

”Evlilik, güzel bir ilişkiyi bitirmenin en kısa yoludur.”

”Evli bir çiftin aynı konuda ”evet” dediği son yer nikah masasıdır.”

”Aşkın gözü kör olabilir ama evlilik insanın gözünü açar.”

”Çiftlerden ilk önce uyuyan her zaman en çok horlayandır.”

”Erkek, eğer karısında bir hata bulamıyorsa boşanmış demektir.”

”İyi bir kavga en başarılı doğum kontrol yöntemidir.”


-Alıntıdır-

27 Aralık 2015

Ah şu kadınlar

Eğer bir kadın sizi umursamıyorsa,umursadığı başka birisi var demektir.

Eğer bir kadın ağlıyorsa işte o zaman yapabileceği bir şey kalmamış demektir.

Eğer bir kadın sizi kıskanıyorsa,çok seviyordur,paylaşmak istemiyordur.

Eğer bir kadın sizin üzerinize çok düşüyorsa, size bişey olacağından korkuyordur.

Eğer bir kadını sinirlendirmişseniz,işte o kadının yapacaklarından korkun. Çünkü bir kadın asla canını acıtanı acıtmadan bırakmaz.

Ya da bazı inançlı kadınlar sıkıntılarını yaratıcısına anlatır ve ona havale eder durumu. Çünkü o hep en güzelini ve adaletlisini yapar

23 Aralık 2015

Ivır Zıvır Part 48

Merhaba dostlar. Bugün de tek bir konuda uzmanlaşamadan her şeyden bahsedeceğim.

Adidas'tan aldığım ayakkabılarım fos çıktı. Bu konu hakkında ayrıca yazı yazacağım. Çünkü mevzuyu tüketici heyetine kadar getirmeyi düşünüyorum. O derece agresif bir durum söz konusu.

Odtü haberlerini okudukça eğitim sistemine lanet ediyorum. O kadar saçma bir sistemimiz var ki Odtü gibi adının dünyaca bilinmesi gereken teknolojik ilerleme kaydedecek okul ve öğrencilerin isimlerini hep yaptıkları eylemlerle, vandallıklarla ve benzeri saçma sapan hareketlerle duyuyoruz. Hayır, hakkınızı arayın tabi ama düzgün arayın. Ararken, biraz da oralarda bulunmanızın sebebini hakkıyla yerine getirin. Pardon, hak'^tan hukuktan ve özgürlükten anlar mısınız siz? Zira anlasaydınız, namaz kılan insanlara saldırmazdınız.

Star Wars denen illet Bim'e kadar düşmüşken insanların sevgisine hala anlam veremiyorum. Geçenlerde biri bir tivitinde bahsetmişti: Star Wars hakkında tek bildiğim milleti florasanla dövmeleri. Filmi izlemeye başlayıp,dayanamayıp yarısında kapatan bir insanım ben. Florasandan öteye geçemedi benim için. Abartmayın bu kadar, kapitalist sistemin Allah belasını versin.

Dün akşam Kandil gecesiydi. Dinimizde kandil gecesi var mı, yok mu tartışmalarını bir kenara bırakarak yine tüm arkadaş milletimize gerek mesajla, gerek whatsapp'tan, gerek tivitlerle, gerek feysbuktan falan hep kutladık. Hepimiz çok samimiyiz çünkü.

Samimi olanlardan bir kaçı da başörtüsünün üzerine kış günü güneş gözlüğü takan ablalarımız. Şallarını öylesine örten, saçlarını aralardan göstermeyi nimet sayan, yaptıkları her iyiliği gözümüze sokan, yaptıkları her işi paylaşan ve aslında hiç bir şey bilmeyip, biliyormuşcasına dağları delen insanlar.. Ah onların samimiyeti bir başka..

Son oynadığım oyun hakkında konuşmak istiyorum, aslında konuşmamı video halinde vereceğim size. Oyunu oynarken videosunu çekip, paylaşacağım, merak etmeyin. Oyunun adı: "The War of Mine" Oyun açılışta: "Modern savaşta hiç bir sebep olmaksızın köpekler gibi öleceksiniz" diyen Ernest Hemingway'in sözüyle başlıyor. Emin olun oyunda da köpekler gibi yaşıyoruz. Aslına bakarsanız yüksek binalarda istif olan hayatımız, bize ne sunulursa onu salyalarımız aka aka kabul edişimiz, bel altı olaylara ve durumlara olan düşkünlüğümüz falan hep köpekliğimizin belirtileri değil mi zaten? Hadi bir polyanna çıkıp hayvandan tek farkımızın düşünebilmemiz olduğunu söylesin. Peki gerçekten düşünebiliyor muyuz sizce?

Ben bıktım her bir şeyden. Bunca sistemin köpeği olmaktan. Eminim sizlerde bıktınız fakat daha da kötü şeyler oluyor bu yuvarlaklığı bile kabullenememiş, kutuplardan hafifçe basık; ekvatordan şişkin dünyamızda!

Dün tüm blog dünyası olarak ani bir haberle sarsıldık. Sergül Kato'nun (Yolun Neresindeyim Ben Blog Sahibesi) küçük Efsun'u hayatını kaybetti. Okuyunca şok yaşadım,bir kaç dakika inanmak istemedim ve hala inanmak istemiyorum. Allah'tan rahmet,kalanlara da sabır diliyorum.

Ölüm'ün üzerine, söyleyecek hiç bir sözümüz kalmadı.

22 Aralık 2015

Yeni Yıl İçin Alınabilecek En Güzel Hediye

Şimdi yazının başlığına bakıp hemen uçak, araba, sonsuz para diyeceğimi düşünüyorsunuz biliyorum ama bu sefer başka bir hediyeden bahsedeceğim. Yılbaşı yaklaşırken evde aile üyeleri tarafından gizli gizli işler çevrilmeye başlar. Herkes kendi hediyesini en güvenli yere saklamaya çalışır aynı zamanda diğerlerinin hediyelerini bulmaya çalışır. Bu yıl evde yılbaşı için hediyemi biraz erken buldum. Gardırobun en arkasında hışırdayan bir torba içerisinde hediye saklanırsa olmaz.

Neyse ben şu hediye kısmına geçeyim. Daha gelmeyen yılbaşının hediyesi: Oral-B şarjlı diş fırçası. Denemeye çekiniyordum ama hediye gelince keşke daha önce alsaymışım dedim kendi kendime.



Oral-B, profesyonel diş temizleme aletlerinden esinlenerek tasarlamış bu şarjlı diş fırçaları ile mükemmel bir temizlik deneyimi sunuyor. Diş plaklarını temizlemekte manuel fırçalardan çok daha etkili bir sonuç veriyor, ilk kullanımdan sonra bile daha önce sanki hiç bu kadar iyi dişlerimi fırçalamamışım gibi hissettim. Üç boyutlu oynar başlık sayesindeyse normal bir fırçanın yapamayacağı kadar hareket edip, normalde ihmal ettiğimiz ulaşamadığımız yerlere bile ulaşıyor. Fırça başlıkları dişleri tamamen sararak birçok noktaya temas ediyor ve muhteşem sonuçlar almamı sağlıyor.

Ağız bakımına çok önem veren birisi olarak bu benim için en iyi yılbaşı hediyesi oldu. Siz de yeni yılda sevdiklerinize Oral-B şarjlı diş fırçası hediye ederek onları mutlu edebilirsiniz.

Ürünleri incelemek ve yılbaşı indiriminden yararlanmak için tıklayınızBu arada, Burcu Esmersoy'lu videosunu da paylaşmadan duramadım :)




Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Aralık 2015

Kebapzade Restaurant-Göreme

Çok değerli okurlarım, sizleri yine bir mekan için rahatsız etmekteyim.

Bildiğiniz üzere geçen ay Kapadokya gezimiz olmuştu. Gezide bir çok video çektim fakat ilk video çekimlerim olduğundan olacak ki, burada sizlerle paylaşmaya değer bir şey bulamadım maalesef. Bu yüzden başka bir gezide mutlaka tanıtımımı yapacağım.

Mevzu bu değil zaten. Gezimiz süresince bir çok yerde yedik içtik, fakat Kebapzade gibisini görmedik! Aslına bakarsanız Kapadokya'da dikkatimi çeken tek şey para oldu. Yani orada utanmasalar soluduğunuz hava için bile bir fiyat çıkaracaklar karşınıza. Bu mekan da onlardan bir tanesi.. Fakat gelin görün ki, en kötüsü diyebilirim.

Beni okuyan bilir, ciddi manada sinirlenmedikçe, kötülemem mekanları. Fakat burası gerçekten sinir bozucuydu. 6 kişilik arkadaş grubuyla mekana oturduk. Oturduktan sonra kızlar olarak tuvalete gittik. Zira öncesinde atv'ye binmiştik ve üstümüz başımız çamur olmuştu. Biz lavabodayken masaya tüm restaurantlarda gelen ön servisler gelmiş. İşte bilirsiniz, minci peynir gibi peynir, tereyağı, sıcak pide veya lavaş, soslu ikramlar. Bazıları bunlara meze der ama ben meze demekten pek hoşlanmam. Gelen serviste sıcak lavaş gibi bir ekmek varmış ufaktan. Tabii yemişler biz gelene kadar. Biz gelince de çok aç olduğumuzdan garsona dönüp lavaş istediğimizi söyledik. Fakat sonraki ikram edilecek olan lavaşların da paralı olduğu söylendi.

Ben bunca zamandır, evden çok sokakta yemek yiyen bir insan olarak böyle bir şey görmedim. Hepimiz şok olduk. Ekmek getirin bari dedik ki, dört beş minik ekmeklerden servis ettiler. Garsonların suratı hep asık ve servis edilen yemekler 3 kişilik olmasına rağmen tek kişilik gibi. Haaa fiyatlara gelecek olursak, boğaz yemeğiyle eş değer.

Mescidinin olması dışında hiç bir şeyden memnun kalmadığım, 10 liralık yemeğe 50 lira verdiğim (temsilidir) Göreme'nin en gidilmemesi gereken mekanlarından benim için..

Bunun haricinde eklemem gerekirse, Göreme'ye gidip mutlaka atv'ye binin. Atv ile gezi, yaptığımız gezinin en muhteşem olayıydı. Bunun haricinde ekleyebileceğim bir şey yok.

14 Aralık 2015

Eminönü-Saray Muhallebicisi

Merhaba sayın okuyucu.

Her zaman önünden geçtiğiniz fakat belki de bir türlü kahvaltısına nail olmadığınız Saray Muhallebicisindeydim geçen gün. Tabii ki kahvaltı için.

Sabah erken vakitte evden çıkmak zorunda olduğum ve işlerimi 12'ye doğru bitirdiğim için kahvaltı yapamamıştım. Bu benim için ölüm demekti ve Eminönü'ye vardığımda artık gözlerim kararmaya başlıyordu. Aniden gözüme çarptı Saray Muhallebicisi. Hemen içeri girdim ve kahvaltı tabağı istedim.

Kahvaltı tabağını çektim aynen. Sunumu çok hoşuma gitti. Ve inanması güçtür belki sizin için fakat tüm tabağı silip süpürdüm salatalıklar hariç. Çünkü salatalık yemeyi sevmiyorum ben. Yani hıyar halk deyimiyle.

Kahvaltı tabağının fiyatı bir çay dahil 17,5 lira. Eğer tekrar çay isterseniz 1,5 lira daha veriyorsunuz. Ben istedim. Çünkü kuru kuru gitmiyor bu melet :) Neyse efenim, gerek temizlik bakımından, gerek sunum bakımından ve gerekse hizmet bakımından mekana puanım 9. Çünkü peynirden çalmamışlar. Peyniri bol tutmuşlar.

Görseli de paylaşayım, sizler için de bir fikir olsun. Olur da yolunuz Emiönü'ne düşerse -ki bence düşer; bir deneyin derim kahvaltısını. Sokakta poğaça ,simit yemekten çok daha iyidir, eminim.

13 Aralık 2015

Başörtüsü Takılmalı Mı?


Fanatik olmasam da, ciddi manada takip ettiğim ve söylediklerine düşünerek hak verdiğim ender hocalardandır Nouman Ali Khan. Arap olup, ingilizce ile dünyaya açılan öğreticilerden bir tanesidir. Her zaman söylerim, birileri bir şey anlattığında o şeyi yeni duymuş ve öğrenmişsem; o kişi benim hocamdır.Neyse,bu mevzuya başka bir gün döneceğim.

Nouman Ali Khan bugün yayınlanan videosunda kendisine gelen bir mailden bahsetmiş. Öyle şok içinde kalmış ki.. Bir hanımdan gelen mailde "dinde başörtüsü yok, kuran da öyle bir ayet geçmiyor" demiş. Khan, böyle bir şeyi okumayı hiç beklemediğini ve gerçekten çok şaşırdığını söylemiş. Fakat daha büyük bir hayrete yaptığı araştırma sonucu düşmüş. Çünkü o hanım gibi düşünen bir çok insan varmış. Ah keşke bir de bizim ülkemizi görse.. Bir ara ciddi ciddi bu tartışılmıştı çünkü. Neyse, ilerde bununla ilgili bir konuşma yapacağını açıklamış fakat dille ilgili sıkıntıları anlatmış. Tabii eklemiş bir de, dinimizde her şeyde olduğu gibi örtünmek de bir tercihtir ve bu konuda kimse kimseyi zorlayamaz.

Gelelim Kur'an da geçen başörtüsü ayetine. Nur Suresi 31.ayet: (diyanet işleri çevirisi ile): Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

Khan bu konuda şöyle diyor: "Arapça o kadar harika bir dil ki "baş örtme" anlamına gelen bile 9 farklı kelime var. Onlardan yalnızca biri "مغغر , مقنع " خمار gibi birçok kelime var. Eğer yüzü kapıyorsan farklı bir kelime kullanılıyor,göğse kadarsa farklı bir kelime vs. Uzunluklarına göre farklı kelimeler kullanılıyor. Kur'an da kullanılan kelime خمار mesela. Biz genelde halk arasında hicab (حجب) deriz. Aslında hicabın başörtüsü anlamı yok, hicab "bir engel, set " anlamında. Duvara da hicab denilebilir mesela. Bir perdeye hicab denilebilir. Zamanla başörtüsü yerine kullanılmış fakat ne Kuran'da bu anlamda geçiyor, ne de klasik Arapça'da bunu bu anlamda kullanılmış. Kuran'da geçen kelime ise خمار. Bu kelimeyle ilgili güzel bir şey var ki, o da kelimenin başı örtmek anlamını bizzat taşıması. Başı ve daha fazlasını örtmek. 
İslamdan önce de kullanılmış bir kelime. Erkekler de خمار takarlarmış. Sarıkları bele kadar uzanacak derece uzunsa ona da خمار derlerdi. Kadınların arasında da değişik modalar vardı. Bazıları at kuyrukları ile birleştirip arkaya saldıkları bir örtü tarzı bir şey takarlardı başlarına. Yani öne değil de arkaya salarlardı örtülerini. Buna da خمار denirdi. Kur'an-ı Kerim de arkalarına değil, önlerine salmaları söylüyor, göğüslerine kadar. Yani himarın kalacak ama yalnızca değişiklik olarak onunla önünü de kapatman gerekiyor. Çünkü himar kelimesi zaten başını kapatmak anlamını içeriyordu. Belli bir uzunluğu olmalıydı.Kelimenin anlamında var zaten,İslami anlamından bile bahsetmiyoruz şu anda. Bu mana zaten kelimenin içinde var ama maalesef bazı mealler bu ayeti "örtülerini göğüslerinin üstüne alsınlar" diye çevirmişler. Halbuki "örtü" bir şal olabilir, herhangi bir elbise olabilir. Baş örtmek anlamına gelmiyor o şekilde açıkçası. Tüm bu kafa karışıklığının esas dile çok dikkat edilmemesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ve bir çok meal çalışmasının bu konuyu çok basite alıyorlar ve bizler de böylece kendimizce kesin sonuçlara varmaya başlıyoruz. Tüm bunları anlatsan bile insanlar -sen kim oluyorsun da beni buna yapmaya zorluyorsun diyebiliyor. Oysa ben kimseyi bir şeyi yapmaya zorlayacak konumda değilim. Ama en azından insanların Kur'an da geçen kelimenin bu olduğunu ve bu anlama geldiğini bilmelerini istiyorum. Eğer başka bir kanıt varsa elinde dinlemek isterim" diyor.

Bu konuda var olan tartışmalara bir son vereceğine inanıyorum. Zira annem Arabistan'dan Türkçe'ye bir Arap şeyhi tarafından çevrilmiş olan bir Kur'an getirmişti. Gerçekten de bazı yerlerde farklılıklar olduğunu gözlemlemiştim. Kesinlikle kafa karışıklılıkları dile tam olarak hakim olmamızdan kaynaklanıyor. Fakat bu, "Kur'an da öyle bir şey yok" gibi kesin yargılar vermemize de olanak sağlamamalı. Çünkü var olan ikinci bir şey de "Onlara benzememek". İki kadını veya adamı yan yana koyduğunuzda Müslüman olduğu ayrımının bilincine varabilmek. 

Bir de böyle bir tartışma ortamında bir arkadaşım tartışmayı durdurup "O halde sen de bana başı açık gezmelisin, saçlarını savurmalısın ya da bunun gibi başın açık şekilde gezilmesi gereken ayeti göster" demişti. Sonuçta Kur'an bir öğreticiydi. Özellikle kadınların yaşam tarzı için özel bölümleri vardı. Tabii erkeklerinde.. Ah dur şimdi erkeklere yüklenesim geldi. Onlar gelip şimdi burada hiç bıdı bıdı yapmasınlar. Önce siz müslüman gibi davranın, müslüman gibi olun, müslüman gibi yaşayın, sonra gelin kadını eleştirin. 

Çok değerli bir arkadaşımın da dediği gibi: "Ne zaman ki pazardan aldığım meyveler eve geldiğimde çürük çıkmazsa, işte o zaman müslüman bir ülkede yaşadığıma inanacağım." Tamam dağılalım artık.

Ha bir de bizi öcü gibi görmeyin ya. Ya da cennetlik, hiç hata yapmayan insanlarmışız gibi davranmayın. Falsoları bulup, sağda solda yayınlamayın. Çünkü örtünsün veya örtünmesin; kadın kadındır. Hatası kendinedir, seçimi de kendine. Burada yazılan yazının amacı Kur'an da geçen kelimenin Arapça anlamı ve eğer varsa yanlış bilinen bir şey düzeltilmesidir. Saygılar.

11 Aralık 2015

Eğitim Fakültesi Sorunsalı

Bildiğiniz üzere son zamanlarda formasyon alanında olabildiğince büyük adımlar atıldı. Artık formasyon denilen şey sertifika adı altında okullar tarafından dağıtılır oldu. Her okul kendi öğrencilerine öncelik tanımak üzere kurgulandı. Son kararla kontenjanların da okullar tarafından belirleneceği ve bu yüzden arttırılacağı da bildirildi.

Gelin görün ki, takip ettiğim bazı forumlarda, facebook gruplarında bu konu olabildiğince aşağılandı. Zira eğitim fakültesinde okuyan insanlar verilen formasyonu kendi haklarına saldırı olarak nitelendirdiler. Sanki formasyonu alan her insana "tamam hadi gel, artık sen şu okulda öğretmensin"demişler gibi bir kuyruk acısı ortaya çıktı.

Bizim komşu teyzenin oğlu eğitim fakülteli. Eğitim konusunda o kadar iyi ki, anlatmakla bitiremiyordu komşu teyze. Yaklaşık 10 yıldır kpss ye girmiş fakat bir türlü bir yere yerleşememiş. kendisi. Aslına bakarsanız biz hep sanıyorduk ki eğitim fakültelerinde verilen eğitim gerçekten muhteşem. Fakat kpss ayrı bir dünya sonuçta. Neyse abimiz kazanamamış bir türlü, o yüzden evde özel ders vermeye başlamış haklı olarak. Sonuçta eğitim fakültesinden çıkıp kimyager olamazsınız değil mi? Neyse, ders verdiği öğrenci adamın aşağılamalarına dayanamayıp; annesine şikayet etmiş adamı. Annesi de gelip adamın annesine şikayet etmiş. Adamın annesi de gelip oğluna söylenip durmuş. Adam dönmüş "Ben eğitim fakültesinde okudum, öğrencinin nasıl eğitileceğini senden öğrenecek değilim" demiş. Kadın hak vermiş doğal olarak. Sonra gözünden bir damla yaş akmış ve çocuğuyla gurur duymuş. Fakat öğrencisi olan çocuk bir daha gelmemiş evlerine.

Bilen bilir, bilmeyene göğsümü gere gere söylerim ki ben kendimi bildim bileli okuyorum. Ufak bir hesaplamayla farkına vardım ki 20 yıldır okuyormuşum. 20 yıldır kaç tane hocam oldu, kaç öğretmenle muhatap oldum hiç bilmiyorum. Öğretmenlik dediğiniz olayın "öğretme" eylemini yapabilecek insanlara verilmesi düşüncesindeyim. Yani eğitim fakültesinde okudunuz diye, öğretmen olamıyorsunuz sayın çok bilmiş fakülteli. O eğitimi almış olmanız, sizi o eğitimi verebilecek niteliğe getirmiyor maalesef. Tıpkı formasyon alan bir 4 yıllık üniversite mezunu gibi. İnsanın içinde gerçekten öğretme eylemi varsa ve zamanında eğitim fakültesine gidememişse, formasyon alabiliyor olması sizin zorunuza gidiyor olmamalı. Zira hepimiz aynı yollardan geçiyoruz. Hepimiz ortak şartlarda yarışıyoruz ki bunun adına da kpss diyorlar. Sen formasyon aldın, hadi geç şöyle denmiyor. Puanına ek puan da gelmiyor.

Eğitim fakültesinde okuyup, eğitim alamayan öğretmenlere sözüm. Sizler öğrencilere hiç bir şey öğretemezken, ezikliğinizi formasyon alacaklardan çıkarmayın. Benim gibi bölümünün eğitim fakültesi olmayanlar ne yapacaklar peki? Liselerdeki grafik derslerine resim öğretmenleri mi girecek? Onların işi tuvalle, bilgisayarla değil oysa ki?!

Atıp tutmalarınızdan vazgeçin. Oturun kpss'nize çalışın. Ve hatta eğitim fakültelerini kapasın devlet, öğretmen olmak isteyen gitsin formasyonunu alsın, sonra öğretmen olsun paşa paşa. Bunca eğitim fakültesinden çıkan insan; hayatlarını tek bir mesleğe adamasın ki, öyle olduğunu da hiç sanmıyorum.

10 Aralık 2015

Mutluluğun Formülünü Söyleyin Lütfen!

"Dediler ki;Mutlu olmak için mutlu etmek yeter dediler.."

Üçnoktabir bir şarkısında söylüyordu bunu. Her zaman bu felsefeyi edindiğimden olacak ki, ben de ayrı bir yeri vardı bu şarkının. İlerleyen bir yerlerde "Tekrar gözden geçirdim, yalan söylemişler" diyor. İşte şu an bana uyan kısım da bu

Biri artık çıkıp mutlu olmayı anlatabilir mi gerçekten? Bu insanlar neden bu kadar mutlu veya bazı insanlar neden bu kadar mutsuz?

6 Aralık 2015

Aslında Konumuz Makas Eller’in Aşkı

Bazı filmlerde bilinçaltınıza öyle bir aşk göndermesi yapılır ki, filmi bitirince “O neydi öyle ya?” diye sorarsınız kendinize. Aşk temasını bu şekilde gönderen filmlerin hiç birinde muhafazakarlığınızı rahatsız edecek sahneler de olmaz. Zaten etkileyici olan da budur. Hissederek aşık olmak… “Makas Eller”de izleyebilirsiniz bunu rahatlıkla!
Tim Burton yapımından bahsedeceğim sizlere, evet. Makas Eller 1990 yapımı bir film olmakla birlikte günümüzde hiç sıkılmadan izlenecek bir yapıda. Bana sorarsanız bir klasik. İzlemeyenin dövülmesi gerektiği tipten bir film. Aileye yönelik çekilmiş bu filmin türü komedi,dram,macera ve romantizm. Yani içinde bir sürü duyguyu barındırıyor. Aile duygularının ve muhteşem bir aile bağlılığının yanı sıra, dostluk ilişkilerine de yer verilmiş. Aile yapısının bozulmaya başladığı günlerde izlenmeli!
edward-scissorhands-poster1Tim Burton’un vazgeçilmezi Johnny Depp’i tekrar görüyoruz sahnede. Elbette muhteşem oyunculuğunu da. Bir bilim adamı tarafından yapılan Edward (Johnny Depp) karakteri, robottan çok insani özellikler taşıyor. Tek bir farkla; o da makas elleri. Makas ve bıçaklardan oluşan elleri ile muhteşem yaratıcılığını pekiştiren Edward; bahçe işleri, köpek kırpma işlemleri ve hatta kadınların saç kesimine kadar bir çok işe yarıyor. Tabi buraya gelene kadar Peg Boggs ile tanışmasını anlatmalıyım sanırım. Peg Avon temsilcisi bir bayandır ve çevresinde hiç arkadaşı yoktur. Ailesi ile mutlu bir yaşam sürdürmektedir. Hiç satış yapamayan Pegg, kasabanın az dışarısında bulunan Edward’ın evine de uğrar. Günlük satış limitini doldurmak için girdiği evde Edward ile tanışan Pegg, annelik duygusu ile onu orada yalnız bırakamaz ve evine getirir. Edward’ın makas elleri ile yaptığı muhteşem tasarımlar o kadar göz doldurur ki, televizyon kanalına bile çıkar. Evin kızı Kim’e aşık olan Edward’ın, Kim’in sevgilisi yüzünden başı belaya girer. Tüm hayatı o dakikadan sonra değişir.
Film akıcılığı ile başınızı döndürürken hep içinizde bir yerlere dokunacağı ilginç halleri de var. Evin babası muhteşem ve asla sinirlenmeyen ideal bir baba iken, anne korumacı ve sevgi dolu bir kalbe sahip. Evin kızı Kim ise, şımarıklığını ve boş vermişliğini Edward’a olan sevgisi ile yenen bir genç kız. Evin oğlu Kevin, için ise, filme dahil olmayan bir karakter diyebiliriz.
Edward, yüzündeki çiziklerle ve soluk benizi, az konuşması,ilginç tarzı ile önce korkutucu, sonra sevdirici bir role sahip. Özellikle Kim ile bir konuşma sonrasında sinirlerinin bozulup sağa sola saldırdığı sahneyi dikkatle izlemenizi tavsiye ederim. Her ne kadar robot olsa da, kıskançlığın vermiş olduğu o hırçınlık muhteşem bir biçimde resmedilmiş. Filmin sonlarına doğru Kim Edward’a olan aşkını anlayınca “Sarıl bana” der, “Bunu yapamam” diyen bir ağlamaklı ses tonu ile karşılaşır ki, benim favori sahnem budur. “Dokunmak isteyipte dokunamama” duygusunu illiklerinize kadar hissedip, iç acısı çekeceksiniz. Ve tabi Kim’in “Seni Seviyorum” dedikten sonra ki “Edward” tepkisi de görülmeye değer.
İzlediğim en iyi aşk filmlerinden bir tanesi “Makas Eller”. İlginç karakteri ile kasabada önce çok sevilen, üzerine atılan bir hata ile yerin dibine geçirilen bir adamın hikayesi. Tıpkı günümüzde bir çok insana yapıldığı gibi. Yaptığınız tek hata, tüm geçmişinizdeki güzel şeyleri silip süpürür. O halde filmden belki de çıkarmamız gereken ders “Hata yapmamaya bakın millet!”tir.

4 Aralık 2015

Soğukkanlı Olabilmek?!

Soğukkanlı olmak: olaylar karşısında düşüncelerini kontrol edebilme yetisine sahip olmak, tedbiri elden bırakmamak.

Yani bana göre bu durum böyle. Soğukkanlı olabilmeyi başaran insanları gördükçe gıpta ediyorum. Sinsi sinsi kıskanıyorum da. Çünkü bu adamlar, uçan tek boynuzlu at görseler "olsun uçsun, gitsin bak ne güzel" derler. Ya da bir yerde bir şey olduğunda asla soğukanlılıklarını bırakmazlar. Mesela birini arayıpta ulaşamadıklarında "şarjı bitmiştir, telefonunu bir yerde unutmuştur, görünce arar mutlaka" derler. Hatta ileri seviyeleri vardır ki bunların ne kadar geç kalırsanız kalın gideceğiniz yere "Nasıl olsa gelecektir" deyip aramaz bile.

Fakat gel gör beni bir de. Aradığım kişiye ulaşamayınca aklıma gelen en iyi ihtimal "ölmüştür" oluyor. Eğer kızsa ve akşam vaktiyse aklıma gelenleri buraya yazmaya çekiniyorum, o derece. Erkekse eğer mutlaka trafik kazası geçirmiştir ve polisler ambulaslarla dolu bir amerikan filmi edası tem otoyolunun üzerine serilmiştir. Etrafta siren sesleri vardır ve o kişinin telefonu muhtemelen bir yere uçmuş ve orada cılız cılız ötüyordur. Sonra senaryomun devamında polisin telefonu açması vardır. Muhtemelen telefonun geç açılma sebebi de kesinlikle aradığım kişinin tuvalette olması değil, polisin telefonu açınca ne söyleyeceğini düşünmesindendir. Polis telefonu eline alır ve "alo" der. Bazen telefonun ucunda bu senaryoya öyle bir kaptırırım ki kendimi, karşımdakinin alo'sunu tanıyamam. Çünkü beklediğim aradığım kişi değil, senaryomda yer alan polistir.

Dün okuduğum kitapta gördüm. Ufak yaşta ciddi travma geçiren insanların bu tip kaygı sorunları normalmiş. Ailenizden birini kaybetmeniz veya yaşadığınız terkedilme, boşanma gibi şeyler küçük yaştaki çocukları kaygı yönünde olumsuz etkileyebilirmiş.Sanırım bana da bu oldu. Kaybetme korkusu iliklerime onca işledi ki, sevdiğim insanları arayıp kontrol etme isteğine bir türlü engel olamadım. Kontrol etmek derken, sadece iyi olup olmadığına.. Nefes alıp almadığına.. Mutlu olup olmadığına..
Her nedense 3 saatlik bir boşluk hayatımdaki o kişinin olumsuz bir durumda olmasını düşündürüyor bana. Misal bazen iş yoğunluğundan,sevdiğim insanları arayamaz oluyorum gün içinde. Aniden aklıma düşüyorlar ve arayıp nasıl olduklarını öğrenmediğim için kendime kızıyorum. Ya onlar kötü bir durumdaysalar ve şu an ölümle kalım arasında gidip geliyorlarsa ve ben burada boş beleş işler peşindeysem? Aklımdaki tek düşünce o oluyor o an. İnanılmaz bir suçluluk duygusu geliyor içime. Hemen telefona sarılıyorum. Son görülmeye bakıyorum önce. Eğer yakın bir saatse, suçluluk duygum kayboluyor. Çünkü hastanede elinde telefonla watzapa giremez diye düşünüyorum. Fakat yine de arayıp iyi olduğundan emin oluyorum.

Bu kesinlikle baş edilmesi çok zor bi durum. Etrafımdakilerden çok beni yıpratıyor. Arkadaşıma ulaşamadığımda annesini, babasını arayan bir insanım sonuçta. Benden bu konuda her şey bekleyebilirsiniz. Abime ulaşamayınca polisleri devreye soktuğumuz da olmuştur hani.Bu yüzdendir ki, hani girişte bahsettiğim soğuk kanlı insanları inanılmaz seviyorum. Çok değil, azcık bana da bulaştırsalar o güzellikten. O rahatlıktan.. O huzurdan.. Hayır bir de bir insan nasıl benim kadar geri zekalı olabiliyor da sorununu bu kadar iyi biliyorken, bir türlü çözüm oluşturamıyor. Fiziksel olarak kalp sıkışması, terleme ve hatta mide bulantısına kadar giden bir yol çiziyor.Hayır işte, tuvaletteymiş, banyodaymış, telefonu evde unutmuş, şarjı bitmiş. Sok şunu kafana! Soğuk kanlı ol.

Birinin elini kopuk görünce, ya da buna benzer bir sürü şeye şahit olduğum halde göremediğim şeylere karşı olan bu kaygıma varsa bir çözümünüz beklerim. Son olarak,soğukkanlı insanlar seviyorum sizleri. Sizler iyi ki varsınız. Arada etrafımda olup yüreğime su serptiğiniz için özellikle.

Görsel internetten alıntıdır.

2 Aralık 2015

Ivır Zıvır Part 48

Çok değerli okuyucu, bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım.


Bugün can dostum iki arkadaşım geldi evime. Çok eğlendik.

Kendime çalışma odasında çalışma masası ayarladım.Sözde çalışacaktım fakat gelin görün ki oturmuşluğum yok. Otursam da 3 saat kalkmışlığım yok.  Hayır yani nedir bu tembellik?

Tembellik dedim de aklıma geldi. Gerçekten son zamanlarda inanılmaz bir tembellik var içimde. Yatıp uyusam da uyanmasam modundayım. Hatta böyle günlerce uyuyabilirmişim gibi geliyor. Her neyse.

A kişisi (eşim olur kendisi) hala yazı yazmamakta inatçı. Kaldıracağım yazarlar grubundan onu istiyor sanırım. Yazdıklarımı da okumaz oldu. Evlenmeden önce böyle miydi? Yorumların noktasına kadar okurdu. Şimdi oku diye yalvarsam okumuyor. Evlenince neden değişiyor ki bağzı şeyler? Bağzı bağzı üzülüyor insan tabi.

Evlilik dedim de, hala evlilik olayımı anlatmadığımın farkına vardım. Merak da etmiyor kimse zaten. Evlendik bitti di mi?

Babamı yine özledim.

Kapadokya hakkında yazı yazacağım. Hatta sürpriz bir video da hazırlayacağım.Bekleyin anacım.