16 Ekim 2015

İşsizlik!

İşsizlik hakkında ekşisözlükte okuduğum şu yoruma hayran oldum. Aynen kopyalayıp yapıştırdım. Günahı yazanın boynuna :))



"Merhaba. ben 27 yaşındayım, adım b. evde oturmayayım diye 5 yaşında anaokuluna başladım. evde oyun oynasam ya da doya doya televizyon izlesem ya da en güzeli sabahtan akşama kadar mahallede koştursam da olurdu ama anaokulu diye bir kurum vardı ve ailem oraya yolladı. yine ben 5 yaşında sıkıntıdan okuma yazmayı çözmüştüm ama ilkokul diye bir şey yaratıldığı, beş yıl boyunca çocukları oyalamak için bir bina yapıldığı için oraya gönderildim. ilkokul birinci sınıfı bitirdiğimde basit bir şekilde matematik anlatmayı beceremeyen babam sayesinde iki bilinmeyenli denklem çözebiliyordum. ilkokulun beş yılı boyunca acayip sıkıldım. bu beş yılda defalarca dizimi kanattım, blok fülüt çalmayı öğrendim, bir kere gözümü yardım, kabakulak ve su çiçeği geçirdim, düzgün olmayan yazımı bir türlü düzeltemedim. onun dışında çok sıkıldım. bir de evde ailemin dinden hiç bahsetmemesi fakat okuldaki çocukların sürekli "allah karanlıktaki karıncayı bile görür" demesi yüzünden paranoyak oldum. bir ara babamın düşüncelerimi okuyabildiğini düşünüp yaramazlık yapamıyordum. ha bir de ilkokul beşte harket enerjisinin ısı enerjisine dönüşümünü anlatmak için kaydıraktan kayan ve poposu yanan çocuk örneğini verdiğim için dayak yedim.

ilkokul dört ve beşinci sınıflarda anadolu lisesi sınavına hazırlandım. çünkü iyi iş bulabilmek için iyi üniversiteye gitmek, iyi üniversiteye gidebilmek için de iyi liseye gitmek gerekiyordu. çocukluğumu ders çalışarak geçirdim. ilkokuldan sonar hazırlık okudum. bak o güzeldi. sonra ortaokul ve lise. bozulmayan sırayla ve aynı kelimelerle selçuklular, osmanlı ve cumhuriyet tarihleri öğrendim. liseden mezun olduğumda ikinci dünya savaşı hakkında hiçbir şey bilmediğim gibi birinci dünya savaşı da benim için bir sırp milliyetçisinin frand ferdinand'ı öldürmesinden ibaretti. bol bol dua ezberledim, saçma sapan matematik problemleri çözdüm, üçgenin iç açılarını ve dış açılarını ezberlemem yetmiyormuş gibi onyedigenin bir dış açısını hesaplayabiliyordum. blok fülüt çalmaya devam ettim. sandıktan takla attım. mercekte kırılan mum ışığının iz düşümünü buldum filan. bunlar hep iyi bir üniversite ve akabinden gelecek iyi iş hayatı, bol para içindi.

hayatımın en ergen yıllarını ders çalışarak geçirdiğim için manyak bir ergen oldum. çılgın gibi test çözdüm. trigonometri, türev, integral öğrenmeye çalıştım. beceremedim çünkü çok sıkılıyordum. üniversiteyi kazandım. ilerde iyi bir iş bulabilmek için anorganik kimya dersini geçmem gerekiyordu ve bunun için periyodik cetveli ezberledim. sonra sülfürik asitle elimi yaktım. bir keresinde organik kimya laboratuarında astım krizim tuttuğu için profesörden azar işttim. haklıydı, astımım varsa niye bu bölümü okuyordum? ama kimya bölümünde ne okunur, kimya mezunu ne iş yapar bilmeden o bölüme girmiştim işte. zar zor mezun oldum üniversiteden, tca siklusunu ve karbondioksitin molekül orbital şemasını çizmeyi ezberleyerek.

yaşım 24'ü bulduğundan artık ne iş yapmak istediğimi biliyordum ve yüksek lisansa başladım. genetik bölümünü kazandım, kanser çalışmak için heyecanla okula gittim tezlerin dağıtıldığı gün. maya çalışması verdiler bana. "kanser?" dedim, "maya da iyidir" dediler. yüksek lisansı bıraktım.

iş aramaya başladım sonra. istanbul'da 1+1 bir ev ve sadece elektrik faturasını karşılamaya yetecek işler teklif ettiler uzunca bir süre. halbuki ben 24 yaşıma kadar iyi bir iş bulabilmek için franz ferdinand'ı, tca siklusunu ezberlemiştim. blok fülüt bile çalmıştım! bari doğalgaz faturamı da ödeyebilseydim!

bir süre sonra tüm faturalarımı da ödeyebileceğim bir iş buldum. çünkü hak etmiştim bence. en çok sandıktan takla atarken haketmiştim! iki yıl oldu. iki yıldır allahıma çok şükür faturalarımı ödüyorum. iki yıl oldu, iki yıldır mobbing yaşıyorum. iki yıl oldu, iki yılda defalarca hıçkıra hıçkıra ağlayarak çıktım ofisten. iki yıl oldu, iki yıldır nefret ederek geliyorum işe.

merhaba, ben b. birkaç ay sonra 28 yaşımı bitirecek ve 29. yılımdan gün almaya başlayacağım. 5 yaşından beri iyi bir iş bulabilmek için saçma sapan işler yapıyorum, ama mutsuzluktan ölüyorum. hem badminton oynamayı öğrendiğim hem de ikinci dil olarak öğrenmeye çalıştığım almanca ile "ich bin acht un zwanzig jahre alt" demeyi becerebildiğim halde hayatımın 2/7'sinde geç uyanabilmek ve kahve içmeye gidebilmek için hayatımın geri kalan 5/7'sinden nefret ediyorum.

merhaba, intihar edelim mi?"

8 yorum:

  1. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi bozuk eğitim sistemimiz ve ileride iyi bir iş sahibi olma uğruna çocuklarımızın düştükleri durum.

    YanıtlaSil
  2. Ne acıdır ki her birimiz aynı yollardan geçiyoruz. Keşke bu anlayamayacağımız bir paylaşım olsaydı...

    YanıtlaSil
  3. Yaa bunun bi de - her Allah'ın günü elin SAYGI terbiye görmemiş çocuklarına laf anlatmaya çalışıp, akşam eve gelip yemek yapıp kendi sefil çocuklarına haksız yere bağırıp yatmadan Onbeş Dakka "dur bi ig ye bakayım"deyip de milletin İtalya'da İNGİLTERE'DE aldığı havaları kıskanmaktan ölürken yaşlanma - modeli var:(( yazarken yoruldum , yaşarken ne kadar yorulduğumu sen anla....

    YanıtlaSil
  4. çok iyi bir yazı bu. çok doğru ya. işkence öğrenciliğin okul kısmı sonra da işsizlik veya böle bi işkence yine. koyayım bloguma bu yazıyı :)

    YanıtlaSil
  5. Her Allahın günü yaşadıklımın özeti.

    YanıtlaSil
  6. Ve sonuç tam da öyle pek azımız mutlu olduğumuz işlerdeyiz belki de.
    Çalışırken sırf faturalarını ödeyebilmek ihtiyaçlarını karşıyabilmek uğruna pek çok şeye eyvallah diyip boynumu büküyoruz. Bunun için miydi bunca çaba demekten kim alabiliyorki kendini?

    YanıtlaSil
  7. Tam da şu zamanlarda içimde olduğum ruh halini özetlemiş.. Farksız değiliz, hiçbirimiz..

    YanıtlaSil
  8. o kadar tanıdık ki bunlar! sırf iyi bir işe sahip olmak için küçük yaşlardan debelenmeler, ama gerçekte yeteneğinin ne olduğuna ve ne istediğine odaklanamadan ders çalışarak geçen seneler...sonrasında mutsuz geçen bir ömür... 2 iş değiştirdim, 3. işimde çalışıyorum, mutsuz bir ömür geçirmeyeceğim diye direndim!
    3 ay londrada yaşadım yakın zamanda ve eğitim sistemlerine hayran kaldım, küçük yaşlardan itibaren yetenekler ve istekler doğrultusunda bir yönlendirme mevcut. bir de kültür meselesi sanırım, biz mutluluktan çok, iyi bir iş ve kazancı ön planda tutuyoruz toplum olarak. orda ise çocuklar genelde liseden sonra üniversiteye başlamadan 1 sene ara veriyorlarmış, kendilerini tanımak, ne istediklerini anlamak için. bu 1 senede de dünya turu yapıyorlar ve cvlerinde de kullanmak üzere hayır işlerinde çalışıyorlarmış! dünya turu için para da lazım, zenginlerin çocukları yapıyolardır diye düşünmüştüm ama öyle değilmiş, ufak bir bütçeyle ve gittikleri yerlerde de kısa süreli çalışmalarla gerçekleştiriyorlarmış bunu! ben liseden sonra aileme kendimi tanımak istiyorum bana 1 sene müsade edin desem nolurdu acaba?!:)
    çok uzattım kaçıyorum:) deep sayesinde buldum sizi:)
    sevgiler...

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..