9 Kasım 2014

Sahte İhtiyaçlarımızın Kölesi Olmak?!

Ah sayın izleyici. Son günlerde araştırma konumun derinliklerine inerken kapitalist sisteme giydirmelere doyamadan, geldim buraya da anlatayım derdimi dedim. Mevzumuz kültür. Tüketmekten bıkmadığımız o kültür: tüketim kültürü.

Kültür kelimesinin latinceden geldiğini ve "hayvan yetiştirme", "toprağı ekip biçme" anlamlarını taşıdığını biliyor muydunuz? Şimdi "ben çok kültürlü bir insanım" dediğinizde tekrar düşünün. Bunun yanı sıra, kapitalist sistemin bize yedirmeye çalıştığı kültürü de afiyetle yediğimizi söylemek istiyorum üzülerek. Şimdi "ben antikapitalist müslümanım" diyenlerin hepsi susabilir mi?

Devir kapitalist sistemin köpekliği devri. Şimdi kimse antikapitalistim diyip ortaya çıkmasın. Cahilliğinizi aleni ortaya dökmeyin. Bundan yıllar önce kurulmuş Frankfurt Okulu'nda bu mevzular bir güzel tartışılmış. Ortaya "Kültür endüstrisi" tanımı atılmış. Buna göre kültür endüstrisi bilinç manipilasyonu yapmaktadır. Yani kitleleri yeniden biçimlendirmekte, hiç bir sapmaya tahamül etmemektedir. Kurdukları yeni sistemle toplumdaki bireylerin bilinçlerinin daha da gerilemesine sebep olur. Bunu ne ile mi yapar? Sahte ihtiyaçlar yaratarak. Sahte ihtiyaçları uyandırarak kapitalist sistemin üretimlerine yönelik tüketimler ortaya çıkarır. Aslında taleplerimiz arzları uyandırmaz yani. Kapitalist sistem ne ürettiyse "Sizin buna ihtiyacınız var, bundan almalısınız, bunu almazsanız siz siz olmazsınız" bilincini yükler. Elbette benim de içinde bulunduğum reklam endüstrisi ile yapar bunu.
Bir de üzerine sahte bireysellik yükler. "Size özel ürettik, sizin için, sadece size" gibi yaftalar koyar. Gündelik işlerinizi iğrenç, monoton gibi gösterip ürettikleri şeylerle size kaçış sağlayacağını vaad eder. Aslında hepimiz kapitalist sisteme salyaları akan köpekler misali kapılırız.

Adorno saolsun, bir çok söz söylemiştir bu konuda. Belki Frankfurt okulu pozitivizme karşı gelir fakat kültür endüstrisi gibi çok doğru bir yapı da bulmuştur. Sistemin bize yedirmeye çalıştığı sahte ihtiyaçlara ulaşamazsak eğer sıkıntı, saldırganlık,sefalet içinde yaşıyor gibi oluruz. Elinizde iphone 4 varsa ve 5 çıktığı halde almadıysanız, siz kesinlikle mutlu bir insan değilsiniz. Çünkü daha yenisi ve kapitalist sisteme göre daha muhteşemi sizin elinizde yoktur. Bu yüzden muhteşem hissetmenize de sebep yoktur.

Kültür endüstrisi çağında yaşadığımız şu günlerde kimse mutlu değil. Kimse elindekinin değerini bilmiyor, elindekiyle şükretmiyor. Şükretme duygusunu da eziklik olarak görüyor. Elindeki evle, arabayla,  çantayla, telefonla, ayakkabıyla ya da para kuvveti ile alınan ne varsa hiç biriyle mutlu değil. Çünkü endüstri durmadan yenilerini bize yaftalıyor. Çünkü endüstri durmadan üretip, bize sahte ihtiyaçları manipüle ediyor. Kesinlikle en başta söylediğimiz gibi bir sürü hayvanı istediği gibi yetiştiriyor. Koskoca bir bahçesi var ve istediğini üretip, istediğini bize satıyor. Biz de aklımız sıra seçim yaptığımızı ve istediğimizi aldığımızı sanıyoruz. Peki neden onu istiyoruz? Çünkü reklam da gördük. Neden onu istedik? Çünkü sanatçı denilen insanın elinde vardı. Neden onu istedik? Çünkü kaliteli dediler. Peki ama neden?

Hangimiz için tablet gerçekten gerçek bir ihtiyaç? Önce hediye olarak verilen tabletler, tabi ki düşük modellerde olur. Düşük modelde istediklerini yapamayan insan, daha iyisine daha çok para vererek sahip olur. Aslında en başta ihtiyacı olmayan şeye, ihtiyacı olduğuna inanır ve satın alır. Uyuşturucuya alıştırmak gibidir ihtiyaç hiyearşisine alıştırılmak.

Fakat en can alıcı yere geliyorum şimdi. Cebimizdeki paramızı aldılar, yetti mi? Yemedi. Şimdi iş insanlığımıza uzandı. Filmlerle, dizilerle kültürümüzü endüstriyelleştiriyorlar. Çekilen dizilerle yine bilinçaltımızı aptallaştırıyorlar. Bu kez kültürel çözülmeler yaşıyoruz. Artık komşu kadına yan gözle bakmak diye bir duygunun varlığını biliyoruz. Aldatmak ve aldatılmaktan inanılmaz korkuyoruz. Çünkü izlediğimiz filmlerde aldatılma duygusu öyle bir anlatılıyor ki, bilinçaltımıza iğne oyası gibi işleniyor. Yarın öbür gün karşımıza çıkacak diye ödümüz kopuyor ya da biz böyle bir şeyin varlığına inandırılıyoruz. Aldatma bu kadar aleni televizyonlarda yokken, aldatma dolayısıyla bu kadar insan boşanmıyordu, ayrılmıyordu. Hiç soruyor musunuz kendinize, bunca insan neden ayrılıyor? İzledikleri filmlerin bilinçaltına gönderdiği etkiyle tabi ki.

Bizler müslüman insanlarız oysa ki. Biz de karıya kocaya ihanet olmaz. Anneye babaya saygısızlık olmaz. Yalan asla olmaz. Bu tip bir sürü şeyin olmadığı bir dine mensupken televizyonlarımızda, dizilerimizde bizim kültürümüzle alakası olmayan bir sürü şeye maruz kalıyoruz. Neden? Çünkü tüketim kültürü artık birbirimizi de tüketmemizi istiyor. İnsanlar birbirlerini tükettikçe daha da mutsuz olacak, mutsuz olan insana sahte ihtiyaçlarla mutluluk sağlanacak. "Sevgilin mi aldattı, git Starbucks ta bir kahve iç, kendine gel. hem de orada ortam var, sıcak ortamda başkasını bul" diyecek sana kapitalist sistem.

Bu konuda o kadar kusasım var ki, anlatmalara doyamıyorum. Bu sektörün içinde olmaktan memnunum. Çünkü ben size ihtiyacınız olmayan şeyleri pazarlamayacağım. Daha doğrusu dikkatli olmaya çalışacağım. Lütfen siz de ihtiyacınız olmayan şeylerin ihtiyacınız olmasına izin vermeyin. Antikapitalist müslüman olamazsınız evet ama duyarlı bir müslüman olursunuz. İzlediğiniz filmlere dikkat edin, aldığınız eşyalara dikkat edin, kullanmayacağınız şeylere dikkat edin. En çok da insanı ilişkilere dikkat edin. Tüketim toplumunun insanları tüketmenize yol açmasına izin vermeyin! Çünkü para ile her şey alabilirsiniz fakat, sevdiğiniz ve kaybettiğiniz insanları tekrar alamazsınız. 

Eğer bu yazıyı tamamen okuduysanız, azcık da olsa bilinçlendiğinizi umuyorum. Şükretme duygusuna bir de buradan bakın diyorum. 

10 yorum:

  1. Şükretmenin eziklik olarak görüleceği hiç aklıma gelmemişti. Benim içinse hayatımda daha da çoğaltmaya ve oğluma da öğretmeye çalıştığım bi şey.
    Ayrıca tüketim çılgınlığı konusunda söylediklerine de üzülerek katılıyorum. Eline sağlık. İyi pazarlar... :)

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim. geçenlerde bi blogger yazmıştı, olabildiğince üzülmüştüm. konuya akademik yaklaşmak istedim ben de :)

    Size de iyi pazarlar :)

    YanıtlaSil
  3. Artık karakterimizi de oblar belirliyor bence fabrikada ürün üretir gibi nesil yetiştiriyorlar.Kendi antikapitalist müslüman olarak tanımlamasam da bu duruma tamamen karşıyım.Artık din sevgi hoşgörü olarak değil de bağnazlık olarak görülüyor.Hep yetiştirme tarzı yüzünden.Yazık gercekten düşündükçe sinirleniyor insan.

    YanıtlaSil
  4. kesinlikle sinir bozucu bir durum olmaya başladı. ne yazık ki çok kötü durumdayız hepimiz :()

    YanıtlaSil
  5. Kesinlikle soylediginiz herseye katilouorum.Ayrica insanlara mutlulugu bir ilah olarak gosterip onun icin hersey yapilmali dusuncesini de vermeye calisiyorlar maalesef...herseye daha dikkat etmemiz gerek...

    YanıtlaSil
  6. çok teşekkür ederim rana sultan :)

    YanıtlaSil
  7. Son zamanlarda okudugum en iyi yazılardan...

    YanıtlaSil
  8. yanlız olmadığımı bilmek iyi geldi :)

    YanıtlaSil
  9. Siz şükrediceksiniz ki zenginin huzuru bozulmasin...

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..