26 Eylül 2014

Ivır Zıvır Part 22


Son günlerde çok ilginç şeyler olmakta. Hayat zaten çok ilginç değil mi?

Evli olan bir arkadaşım "Tasarımcıyım diyorsun ama evimi gelip bir tasarlamadın" diye sitem etti. İki dakika kadar düşündükten hemen sonra "Renkli koltuklar ve renkli el izlerinin bulunduğu bir duvar düşünüyorum salonuna" dedim. Aslında bu kendi salonum için hayalimdi. Tepkisini merak ettim. "Olmaz öyle şey, iyyy boşver, istemem" dedi. Böylelikle evime gelecek olan misafirlerin tepkisini de öğrenmiş oldum. Açıkçası umrumda da değil hani. Krem rengü duvarlardan, kahverengi vitrinlerden, 12 kişilik koskoca masalardan falan gına geldi. Tasarım diyorsanız eğer durum böyle. Hiç kimsede olmayan, özel şeyler olmalı. Normal dışı, ya da çok normal. En azından bizim için.

Bugün vapurda birisi şemsiyesini unuttu. Peşinden koştum fakat yakalayamadım. Şemsiyeyi de yerinden almadım neyse ki. Artık vapur sahiplerine kaldı. Ama yine de elimden geleni yaptım.

Yine elimden tüm geleni uyandırmak için de yaptım, o da olmadı. Bu günler bana kara mizah resmen.

Saçak Golden Teras Cafe'den kahvaltı satın aldım. Grupanya ile satın aldığım kahvaltı için rezervasyon yaptırmam gerekiyordu. Aradım, telefonun kullanım dışı olduğu söylendi. Şansa bakın ki bugün Mimar Sinan Cafe'de arkadaşla kahvaltıya gittik. Gitmişken yakın olan Saçak Golden'a da uğrayalım rezervasyonumu yaptırayım dedim. Gittiğimde adam mekanın kötü durumda olduğunu, müşteri çekemediklerini, bu yüzden açık büfe kahvaltı servisinin kaldırıldığını söyledi. Ödemeyi yaptığımı ve paramı nasıl geri alabileceğimi sordum, ya da başka bir çözüm varsa önermelerini söyledim. Yapabilecekleri bir şey olmadığını söylediler. Mevzuyu Grupanya'ya belirttim. Ne olacağını ciddi manada merak ediyorum. Dedim ya, bugün bana karamizah.

Kahvaltı severliğim hep kafama iş açıyor zaten. Yine geçenlerde Taşlıhan Restaurant'a rezervasyon yaptırdım. Sonra öğrendim ki, mekan dünyanın öbür ucu. Dünyanın olmasa bile İstanbul'un öbür ucu. Anadolu Kavağı diye geçiyor fakat Karadeniz'e kıyısı olan bir yer. Oraya da nasıl gideceğimi hiç bilmiyorum. Dedim ya, bu günler böyle ilginç.

Neyse efenim, bugün gezmelere doyamadık okuldan bir arkadaşla. Hatta ismini de yazayım da meşhur olsun: Vildan. Bayaa çılgınca şeyler yaptık. Mimar Sinan Cafe'de kahvaltı, Beyazıt-Sahaflar çarşısında kitap alış-verişi, Eminönü'ye kadar tramvay yolundan yürüyüş, Marmaray ile Üsküdar'a geçip kızkulesi karşısında yağmur altında kahve içip,vapurla eve dönüş. Evet evet, bugün gezmelere doyamadık. Uzun zamandır gezmemiştim.

Gezmek dedim de, Vildan'ın kilo takıntısı var. Adım sayar diye bir şey indirmiş telefonuna, ciddi ciddi adımlarımızı sayıyordu. En son baktığımızda 9850'ydi ve henüz günün yarısındaydık. İkimiz de yürümeyi seviyorduk. Fakat bana sorarsanız kilo vermek için yürümeye ihtiyacınız yok. Ekmeği ve şekeri kesin kilolar ciddi ciddi gidiyor. Yok efenim kahvaltıda ekmek yemeden olmaz diyorsanız bir daha düşünün. Çünkü oluyor. Tecrübe ile sabit. 3 gün sonrası alışıyorsunuz. 15 günde 3 kilo veren birini tanıyorum. Deneyin, kaybınız olmaz.

1 yorum:

  1. merhaba blogunuzu yeni keşfettim. yazılarınız hoşuma gitti. bir arkadaşla dertleşir gibi yazmışsınız hiç sıkılmadan okudum :) banada beklerim www.beauthingsforme.blogspot.com

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..