26 Nisan 2014

Ben olsam bunu okumazdım!


"Ben sana mecburum, bilemezsin.
İçimi seninle ısıtıyorum..

Aylardan kasımdı,üşüyorduk
Ağacın biri bulvarda ölüyordu.

Elimden tut yoksa düşeceğim,
Yağmur götürecek yoksa beni..
Kimi sevsem sensin."

Demiş ya hani bir zamanlar Attila İlhan. Doğru demiş.

Bir sanatçı, bir yazar, yaratma gücünü güzel yapıtlar ortaya koyabileceğine olan inancını yitirdiği zaman işi ona buna sataşmaya döküyor. Aslında ne sanatçıyım, ne de yazar. Sadece yazıyorum. Sen de buradaysan, sadece okuyorsun. Okuyorsun da ne anlıyorsun?

Sana şimdi çektiğim sıkıntıları anlatsam misal. Sen beni aklı beş karış havada sanırsın, bense yer kabuğuna yaklaşmış olmanın verdiği sıcaklıkla bunalmış. Hem de o kadar bunalmış ki, artık her şeyden vazgeçmiş. Her şeyi boşvermiş. Boş vermenin vermiş olduğu o ilginç buhranın içinde debelenip dururken, oturup tüm sinirimi ondan bundan çıkaran eski moda sanatçılardan biri olmak istiyorum! 

Hadi ama. Hani en sevdiğim filmlerden bi'tanesinde ilham perisini kaltağa benzetir ya. Yine filmden örnek verdim. Tamam ıvırlı zıvırlı yazmaya devam etmem lazım..

Misal bugün viyadüğün altında beklerken durup düşündüm. Sadece otobüs bekliyordum aslında diğer tüm insanlar gibi. Önce diğer insanlara baktım kısa süreli. Kadının birinin elinde çocuk arabası, içinde zırlayan bir bebek, yan tarafta 5 yaşlarında bir çocuk daha. Muhteşem bir zamanlama yapmış diye düşündüm önce. Çocuklar arası yaş farkı falan ideal. Sonra bundan hikaye çıkmaz deyip, diğer tarafta bulunan durağın dibine yapışmış adama takıldı gözüm. Adam yaşlıcaydı. Baktım. Ama hakkında hiç bi'şey gelmedi aklıma. 2 kız daha vardı gençten. Onlar hakkında da düşünemedim. Nerede o eski hikayelerim derken birden tepemizde bulunan viyadüğe takıldı gözüm. Şimdi şuradan bir araba uçsa üstüme diye düşündüm..

Arabanın altında kalarak ölmek ne kadar da enteresan olurdu? Normalde araba ezerdi, ölürdün. Bu gayet doğaldı. Ama metrelerce tepeden üstüne düşen araba sonucu ölmek pek de havalı olurdu. Ertesi gün ki manşetleri düşündüm. Hafifçe gülümsedim. "Facia:5 ölü" gibi ciddi bir başlıkta atılabilirdi "Arabanın altında fecice can verdi " de. E bundan bize neydi? Sonra ben ölünce arkamdan ağlayacak insanları düşündüm. Oldukça fazla olduklarına inancım sonsuzdu fakat, aslında cenazemde kimse olmayacaktı. Muhtemelen parçalarımı da adli tıpta bulunan arkadaşlar toplamaya çalışacaktı. Düşünsene, ömrü boyunca 1000 parçalık puzzle ı bitirme hayali olan bir kız, puzzle olmuş toplanıyor. Araba mı bu?

Aslında parçalarım değerliydi benim. Yani bundan yıllar önce, ehliyet alırken öyleydi. Adam bana gayet ciddi bir biçimde "Organlarınızı bağışlamak ister misiniz" demişti. İlk o an düşündüm bağışlamayı. Sonra ehliyetin arkasına çentik atsam, bu geçerli olur mu diye sordum. Eğer öyle yaparsanız, ailenizden izin almak zorunda kalırız, bu belgeyi imzalayın dediler, fakat imzalamadım. Sadece ehliyet arkasına çentik attım. Belgeyi imzalarsanız, organ bağışı olduğundan, fişinizi erkenden çekerler diye bir duyum aldım sonra. En büyük korkum da bu hani. Makinelere bağlı kalıpta,ölümümü ailemin beklediği, mirasımın muhabbetinin döndüğü o günlerde tek vasiyetim var: benim fişimi çekmeyin. 

Eee, bu kadar uzunca yazıp, sonunda bir yere bağlamıyorsa bu kız, doğru yerdesin dostum: ıvır zıvır enstitüsü. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bi sesin çıksın..