30 Kasım 2013

Bir Kaç Replik Yazayım Ben!

"Ben sandım ki; o da sever beni belki, kalbine sokar beni orada uyur kalırım." (Chapter 27)


"+Peki ya aşk nedir sence? 
-Abartı. Biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiçbir farkı yok." (Şeytanın Avukatı)


"Seni sevdiğimi ikna etmek için daha ne kadar gururumun üstünde tepineyim bilemiyorum." (People Like Us)


"Seviyorsan belli et gerizekalı"


"Duygusuz olmanın en güzel yanı mantıklı düşünebilmek."


"+Özlüyor musun? 
-Fazla değil sadece her saniye." 
(Le Huitième Jour)


"+Beni gerçekten sevdiğini nerden bileceğim? 
-Bilemezsin. Kimse bilemez ki. Bilse zaten kimse kimseye yaklaşmazdı." 
(Wasted Youth)


"+Ne istiyorsun sen benden?
-Sadece sana sarılıp uyumak istiyorum." 
(The Decoy Bride)


"-Belki de aradı ama görmedim ya da araba çarptı. 
+Ya da aramadı. Çünkü seni bir daha görmek, ilgisini çekmiyor." 
(Going the Distance)


"+İki yanlış bir doğru yapmaz. 
-Ya ikimiz doğruysak diğer herkes yanlışsa?" (Arizona Dream)


"+Onu unutmalısın.
-Gözlerini kapadığında dünya yok oluyor mu? Bu da öyle bi şey. Unuttum diyorsun ama o yok olmuyor." (Memento)


"+İnsanların hep kötü yanlarını görüyorsun.
-İnsanlar kötü de ondan!" (New Girl)


+Sana uzaktan vurgundum. Çok saçma biliyorum. 
-Anlatmaya devam et sonra noldu? 
+Seni tanıdım. Beni senden kurtardın. (One Day)


(Sosyal medya derlemesidir)

29 Kasım 2013

İnsan Yükü Ağırdır Demiştin, Sen Benim Kanatlarımsın..

Babam ve Oğlum, Issız Adam, Dedemin İnsanları gibi filmleriyle büyük ilgi toplayan Çağan Irmak’ın, senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği ve eleştirmenlerden tam not alan “Tamam Mıyız?” vizyonda!

Hayatta hiçbir şey tesadüf değil, her şeyin bir sebebi var.. Tıpkı Temmuz ve İhsan’ın yollarının mucizelerle kesişmesi gibi..

Hayatındaki seçimleri Temmuz’u babası ile karşı karşıya getirir, maddi hiçbir destek beklemeksizin kendi hayatını yaşamak isteyen ve evinden ayrılan Temmuz, ruhunu meslek olarak seçtiği heykeltıraşlıkla arındırır. Hayatını devam ettirmek için çocuk romanları için çizerlik yapan Temmuz’un hayatı, sevgilisinden aldığı bir e-mail ile allak bullak olur. Sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenen Temmuz aynı zamanda da işini kaybetmiştir .Hayatı ile yüzleşen Temmuz, dibe vurmuş, yaşama küsmüştür. İhsan ise, bedensel dezavantajı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır.  Gerçekleştiremeyeceği hayallerinin yanı sıra annesinin sırtında bir yük olmaktan da mutsuz olan İhsan’ın kurtuluşu ile ilgili tek bir fikri vardır. Ta ki Temmuz’la karşılaşana dek.. Temmuz ve İhsan hayatlarının çöküşünde, dibe vurdukları bir anda karşılaşır ve bu karşılaşma Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı  ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa, başlangıca sürükler. . Farklı iki yaşamın birleşmesine sebep olan bu tesadüfî buluşma Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesine ve hiç tanımadığı bir ailenin içine sokacaktır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

26 Kasım 2013

Bu Yazı Ağırlıkla Depresyon İçerir!

Yapmam gereken trilyonla iş varken ve kafam milyonlarca parçaya bölünmüşken neredesin Firuze? Zaten Hades'in kulakları da eşek kulağıymış. İzlediğim filmlerin bir çoğu da uydurmaymış. Tanıdığım ve önem gösterdiğim ne kadar insan varsa hepsi de yalanmış!

Verdiğiniz değerlere lanet etmeye başladığınızda depresyona giriyorsunuz. Ben hep depresif durumda olma sebebimi sonunda buldum. "Sonunda" buldum. En sonunda. Ne acı değil mi? Sona gelince buldum. Buldum delisi de oldum utanmadan. Değer veremez olmaktan da korkmuyorum. O zaman daha az mı acırım, acıtırım ne? Hadi ama.

Bu kadar karmaşanın içinden çıkacak bir yol olsa, eminim bir çöplüğe falan çıkardı. Tıpkı Kemal Sunal'ın Hababam tiplemesinde müdürün odasına çıkan tünel gibi. Tünellerin ve labirentlerin içinde karmaşaya sürüklenirken bir elin çekip almasının duacısıyım şimdilerde. Diyorum ya, dua et. Geçsin hepsi. 

25 Kasım 2013

Bu Yazı Ağırlıkla Tim Burton İçerir

Tim Burton'dan korktuğum kadar izlemeyi de seviyorum. O yüzden Sinefesto'da bu konuyu yazdım. Okumak istersen linki:  http://www.sinefesto.com/bu-yazi-agirlikla-tim-burton-icerir.html

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.


Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;

http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=CXJMYYYTD4C

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Kasım 2013

Ivır Zıvır*1

Yeniden başladık ya! Anlatıyorum.. O halde varım. 

Ciddi manada sıkıntılı günlerdeyim sayın okuyucu. Benim için dua et. Adımı, soyadımı biliyorsun. Lütfen ada-soyada olsun. Bir karmaşıklığa kurban gitmeyelim.

Söylemek istediğim milyonlarca kelime varken işi dalgaya vurup, suskunlukların arkasına saklanıyorum. iticiliğin dibindeyim zaten. Çoğunlukla inanılmaz bir sevgi ile inanılmaz bir nefret arasındayım. Depresiflik ve diğerleri falan her şey halt etmiş.

Sen tut, bi sürü insana bi sürü yerde bi sürü plan yap. Biri beni asiste etsin ağlaklığı içindeyim bir de. Gönüllü stajyer arıyorum. Para falan veremem. Kimse kusura bakmasın. Ama böyle benim her dakikamı asiste ederseniz, üstesinden gelemeyeceğiniz iş yoktur. O derece de gelecek garantiliyim.

Durun, daha fazla saçmalarsam kendimden soğuyacağım. Fakat özlemişim la yazmayı! 

Merak Ediyorum!

Bir arkadaşımı arıyorum, ne zamandır görüşemedik kendisiyle. Kayboldu. Şimdi adını buraya yazacağım fakat o asla ismimi paylaşma ben önemli biriyim demişti. Hayır şeytan diyor paylaş,rezil et elaleme. Fakat yok. Paylaşmayacağıma dair söz vermiştim. Geçen gün aldığım bir yorumda onun olduğunu fark edip aklıma geldi. Neredeydi bunca zaman? Eğer okuyorsa bunu, "Şuradaydım, şöyleydi, böyleydi falan" yazsın. Merak ettim ben. Ki yapmam böyle şeyler genelde.

23 Kasım 2013

Tamam Be Döndüm!

Tüm baskılara dayanamazken hafta sonu Pucca'nın yazısını görüp ağlamak istedim. Blog hayatını bırakan tek kişi değildim anlaşılan. Ya da Pucca yazısını bana yazmıştı. Aslında bu o kadar da ilginç değildi. Daha ilginç şeyler geldi başıma.!

Beni okuduğundan haberim bile olmayan insanlar "Neden yazmıyorsun ya" sorusunu yöneltip durdular. Sonra eklediler "Sen yazmalısın." Ben yazmalıyım evet. Ben kendimi bildim bileli yazıyorum. Dalga geçiyorum sanıyorsun belki ama öyle. 5 yaşımdayken babamın eve papağan getirmesi ile başladım yazmaya. Okuma bilmeden yazdım. Aldım papağanımı karşıma, konuşmayı öğrensin diye hikayeler anlattım, romanlar yazdım. Elimde saçma bir kitapla kafamdan bi'sürü şey uydurdum. Derken yazmayı öğrendim ve yazdım..

Blogumu kapadım dediğimde okurlarımdan aldığım tepkilerin haricinde evde de bir tepki oluştu. Annem "Sen yazmadan edemezsin, hayırdır, başka bi'şey mi var" sorularıyla sıkıştırdı beni. Kardeşim "Sen yazamazsan ölürsün" ile tehdit etti. Zira salonda otururken aniden "Yazım geldi" deyip çişi gelmiş insanın sıkışıklığında bilgisayarın açılmasını bekleyen bir insanım ben.

Neden mi vazgeçtim yazmaktan? Korktuğumdan. O kadar çok atarlı yazıyorum ve o kadar çok insanın bundan etkilenmesini sağlıyorum ki.. Ben kimim ki korkusuna girdim. İnsanları yönlendirmek ve yalnızca kırmak için yazdığımın bilincine vardım. Kim bilir buralardan kimleri kırdım, kimlerin canını yaktım kurduğum cümlelerimle.

Sonra bir ara veresim geldi. Yazamamaktan korktum. Ciddi manada yazamadım bir ara. Aşk dersin, sevgi dersin ne dersen dersin ama durdu işte kafam bir an. Kafamın içinde gezip duran bir tümörden şüpheliyim fakat şimdilik umrumda değil. en azından rahatsız ediciliği yok henüz. 

Anlayacağın, ben geri döndüm! Özledin mi bilmiyorum ama ben ciddi manada özledim yazmayı. Ve en önemlisi, sen alın diye yazmıyorum bunları. Sen eğlen,öğren biraz da belki ders çıkarmak istersin diye yazıyorum. Kırıl diye değil. 

Bu yüzden geçmişimden 10 tane yazıyı geri döndürüp, yeni bir sayfa açma kararı aldım. Artık daha dikkatli olacağıma emin olabilirsin. Olamayadabilirsin. :) 

16 Kasım 2013

DUYURU!

Sevgili okuyucu!

Duyduğuma göre, kiminiz düşünmüşsünüz ki "Davetli Okuyucular Yalnızca Okuyabiliyor, Bizler Kimiz Kİ" Hayır efenim, öyle bi'şey yok. Ben Dükkanı Kapatıyoruz Derken Çok Ciddiydim. Diyeceğim o ki, harbiden kapadık dükkanı. Ne zaman dönerim, döner miyim bilmiyorum. Beni izlemeye;

https://twitter.com/bsrabayram

Google +

Veya;      http://www.sinefesto.com/  dan devam edebilirsiniz.

Çok teşekkür ederim. Ben sizleri izlemeye devam edeceğim!

11 Kasım 2013

Sona Doğru Yaklaşırken Herşey Zorlaşır

J.C. Chandor’un yönettiği “Sona Doğru” filmi Hint Okyanusu’nda tek başına yelkenlisi ile seyahat eden adamın hikayesini ele alıyor.


Koskoca okyanusta yatının bir konteynıra çarpması ile hasar görmesi üzerine kamarasına sular dolan adamın soğuk kanlılığı ile başlıyorsunuz filme. Telsiz, radyo gibi tüm elektronik ekipmanlarının suyun etkisiyle bozulmasıyla okyanusun ortasında bir yaşam mücadelesi içinde buluyorsunuz kendinizi. Filmin tek oyuncusu var, o da Robert Redfort. Kırışık elleri, eskimiş cildi ile gözünüzü o kadar yoruyor ki, bu adamı bu okyanusun ortasına ne fırlattıysa sağlam bir hikayedir diyorsunuz. Açıkçası film boyunca adamı okyanusa sürükleyen bir hikayeye bağlanacağını bekledim. Fakat siz bu hataya düşmeyin. Çünkü filmin öyle bir senaryosu yok. Muhtemelen filmi aynı zamanda yöneten J.C. Chandor yazarken olabildiğince büyük bir depresyondaydı.
image004Yalnızlık, terkedilmişlik ve kaybolmuşluk duygularının yanı sıra,çaresizliği de iliğinize kadar hissedeceksiniz. Hayatınızdan çalınan 109 dakikayı umursamazsanız. Gemiyi ve denizi seviyorsanız ve uzun zaman uzak kaldıysanız, özleminizi gidermeniz için muhteşem bir film. Aksi takdir de aksiyon bekliyorsanız veya bir hikaye, boş yere beklemeyin.
Filmin sonunda okyanusa yelkenli ile açılmanın pek de akıllıca bir şey olmadığını anlayacak, yalnızlıktan sıkılacak, stresli sahnelerin etkisinde biraz da olsa kalacak, boğulmalı sahnelerde nefesinizi tutacak, koskoca yelkenlinin ters dönmesi üzerine adamın elleriyle çevirmesine şaşıracak ve ilginç bir ölüm bekleyeceksiniz. Fakat emin olun şu söylediklerimin bir çoğundan da aksini yaşayacaksınız. Tek kişilik filmlerden hoşlanıyorsanız, hayat mücadelesini filmle bağdaştırabilecekseniz bu filme gidin. Aksi takdir de, girmeden önce bir düşünün derim.
Basın gösteriminde izlediğim filmin vizyon tarihi 15 Kasım.