17 Aralık 2013

Bıktık Artık Türk-Yunan Aşklarından!

Türk-Yunan ilişkilerinin bir iyileşip, bir kötüleşmesini fırsat bilen yapımcıların ele aldığı konudur bu aşk mevzusu. Konu eğer aşk ise, mutlaka bir gideri vardır diye düşünüyor olacaklar ki; aynı konuları tekrar tekrar izletmekten bıkmıyorlar.

Sürgün filmine gitmeden önce sağlam bir aşk hikayesi izleyeceğim diye düşünüyorsanız eğer üst paragraftaki yazımı okuyup, buna göre değerlendirin filmi. Zira sağlam bir hikaye söz konusu değil maalesef. Türk olması yetmezmiş gibi bir de üzerine fakir olan oğlumuzun, Rum asıllı Yunan uyruklu zengin babanın kızına aşık olması üzerine süregelen bir hikaye ile karşılaşacaksınız.
surgun-film-afisi-2013Sürgün filmi, Kıbrıs harekatı zamanlarını ve Yunan asıllı insanların sınır dışı edilmesini konu alan, olaylara tek bir pencereden bakan sığ bir film olmuş. Filmin başında hangi tarihte geçtiğini not düşmek kimsenin aklına gelmemiş sanırım. Ya da “Hadi bakalım siz bulun!” şeklinde dalga da geçilmiş olabilir. Tıpkı bir çok Rumca olduğunu sandığım konuşmanın alt yazısının yazılmaması gibi… Filmin ikinci yarısından sonra tenezül edipte bir kaç cümleyi Türkçe altyazı olarak geçmişler. İlk yarıdaki muhabbetlerin ise bir çoğu havada asılı kalmış durumda bende şu an. Çünkü Rumca bilmiyorum.
Filmin yapımcılığını Türker İnanoğlu üstlenirken, Tolgahan Sayışman, Saadet Aksoy, Mahir Günşıray ve Ruhsar Öcal’ı başrollerde görüyoruz. Filmde göze çarpan ve iyi ki var dediğimiz insan Mahir Günşıray. Muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. Diğer oyuncularda ise dizi oyunculuğunun kokusu o kadar keskin ki, dizi mi izliyorsunuz film mi anlayamıyorsunuz. Zaten senaryo o kadar uzun tutulmuş ki, bu filmin dizisi olur diye beklentiye de girebilirsiniz. Gereksiz uzatmalar ve gereksiz ayrıntılara maruz kalabiliyorsunuz.
Filmin tek yönlü bakış açısına dönecek olursak, dini açıdan yalnızca Hristyanlığın gösterildiği, imamın oğlunun bile içki masasına oturduğu yetmezmiş gibi “şerefe” diye kadeh kaldırması göze sokulmuş. Bu olay örgüsü içinde yalnızca eğlenerek izlenen tek sahne müslüman gençlerin kliseye girme konusundaki sıkıntısı. O da gayet iyi asimile edilmiş, korkmayın.
Ayrıca Sürgün filminin çoğu sahnesi bizi başka filmlere bağladı. Özellikle fabrikasını devretmek zorunda kalan Mahir Günşıray’ın fabrikada işçileri ile helalleşip vedalaşma sahnesi tıpkı Schneider’in Listesi gibi. Siyah beyaz yapsalarmış o sahneleri bir an Shneider’ı izliyoruz diyebilirdik. Zaten Türk-Yunan aşkı, diziler gibi kokuyorken gencin nehri geçip dönerken yakalanması da hiç şaşırtmayan bir durum. Filmin bir yerlerde şaşırırım belki diye beklerken aniden biten ilginç ve bir o kadar da bana göre anlamsız sonu ile şaşırabilirsiniz elbet.
Basın gösteriminde izlediğim filmin vizyon tarihi ise 20 Aralık Cuma.

2 yorum:

  1. yeşilçam senaryolarını bırakmak lazım.. iyi filmler yapıyoruz artık ama bu hikaye biraz sıradan kalıyor artık,çok bilindik, tabi nasıl işlendiğini izlemek lazım..

    YanıtlaSil
  2. inan izlesen sinirden ağlarsın. yazımda ele almadığım bir sürü mevzu var. misal sürgün olayını ağlaklıkla sunmuşlar fakat babası sürgün edilir edilmez, akşamında kızını Türk gencinin koynuna sokmuşlar. o sahne kadar berbat bir sahne izledim mi bilmiyorum.

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..